T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2025/1878 KARAR NO:2025/1940 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:27/06/2024 NUMARASI:2024/267 Esas - 2024/448 Karar DAVANIN KONUSU:Yargılamanın iadesi- Alacak (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) Taraflar arasındaki yargılamanın yenilenmesi talebinin ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerl…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2025/1878 KARAR NO:2025/1940 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:27/06/2024 NUMARASI:2024/267 Esas - 2024/448 Karar DAVANIN KONUSU:Yargılamanın iadesi- Alacak (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) Taraflar arasındaki yargılamanın yenilenmesi talebinin ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle yargılamanın iadesi talebinin reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekilinin 16/04/2024 tarihli iade-i muhakeme talepli dilekçesinde özetle; Gönen Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/10 E. Sayılı dosyası ile diğer alacaklara yönelik olarak dava açıldığını ve anılan davanın 07/11/2019 tarihli gerekçeli kararının, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 2020/484 E., 2022/1452 K. ve 19/09/2022 tarihli ilamı ile onandığını , temyiz talebi üzerine Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2022/8249 E., 2023/3278 K. ve 21.11.2023 tarihinde kesinleşerek 6.01.2024 tarihinde vekile e-tebliğ edildiğini, iş bu davanın taraflarının, konusu ve sebebi ile mahkemede görülmekte olan davanın tarafları, delilleri, konusu ve sebebinin aynı olduğunu, Yargıtay, 21.11.2023 tarihinde verdiği bu kararla Gönen Asliye Hukuk Mahkemesi ve mahkeme kararının aksine, protokollerin kayıtsız ve şartsız imzalanmadığını aksine şarta dayalı imzalandığını ve her 3 protokolün de geçerli olduğunu, dolayısıyla ... (sehven 08.09.2009 olarak belirtilse de) tarihli protokolün ... tarihli protokolü geçersiz kılmadığını, protokolün geçmişe dayalı tüm borçları kapsamayıp sadece ... sayılı dosyası kapsamındaki bono karşılığı olduğunu ve bu bono alacağının ... ve ... tarihli protokollere aktarıldığının kabul etmiş olduğunu, buna karşın, Gönen Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davanın konusunun, 500.000 USD bedelli bono olduğundan ve söz konusu bonoya açık atıfla protokoller kapsamında kaldığından davanın reddedildiğini ancak protokollerin geçerliliğini koruduğundan protokollerin tahsilini talep hakkı doğduğunu, bu halde, her ne kadar mahkemede açılan davada, "protokolü imzalayan tüm taraflar birbirlerini kayıtsız ve şartsız ibra ettikleri nazara alınarak açılan davanın reddine karar verilmiş" olsa da Yargıtay'ın 21.11.2023 tarihinde verdiği kararla 08.12.2009 tarihinde davacının davaya konu icra dosyasındaki alacağından feragat ettiği, icra takibinden davacının protokol kapsamında feragat ettiği kesinleştiğini, yine, bu protokoller kapsamına sadece protokolde açık bilgileri ve atfı bulunan 500.000 USD bedelli bononun (Gönen İcra Müdürlüğünün 2009/1853 E) dahil edilebileceğinin de anılı Yargıtay ilamıyla kesinleştiğini, buna karşın, mahkeme huzurundaki davaya konu 1.500.000 USD bedelli bononun da bu protokoller kapsamında değerlendirildiğini ve kayıtsız şartsız ibra olduğundan bahisle davanın reddedildiğini, açıklanan sebeplerle, Yargıtay'ın 21.11.2023 tarihinde verdiği ilamla mahkemenin kesinleşen kararının tamamen çeliştiğini, mahkemece davaya konu 1.500.000 USD bedelli bononun protokoller kapsamında kaldığından ve kayıtsız şartsız ibrayı tarafları kabul ettiğinden bahisle davanın reddine karar verilmiş ise de, söz konusu protokolleri davalı muris vekilinin bizzat kendisinin tanzim ettiğini ikrar ettiğini yine Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşen kararında taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu davaya konu 1.500.000 USD bedelli bononun hukuka aykırı şekilde ele geçirilmediği ve bilirkişi raporuyla da bu iddianın tamamen çürütüldüğünü ve taraflar arasında ayrıca 500.000 USD bedelli bir bononun daha olduğu ancak edimlerin yerine getirilip getirilmediği hususun hukuk mahkemelerinin konusu olduğunun belirtildiğini, bu halde, Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2014/89 E. ve 20/03/2015 tarihli kesinleşen ilamı da dikkate alınarak; İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/48 Esas- 2017/752 Karar sayılı ve 05.10.2017 tarihli kararına karşı HMK'nın 375/ğ bendi gereğince yargılamanın iadesi talebinin kabulüne karar verilmesini, yargılamanın iadesi ve adli yardım isteminin kabulü ile kesinleşmiş mahkeme kararının kaldırılarak, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Gönen AHM'nin 2028/10 E. Sayılı dosyası tarafları , delilleri, konusu ve sebebi aynıdır iddiasında bulunulsa da AHM kararı Gönen İD 2019/1853 sayılı dosyasnıda takibe konulan 2003 tanzim tarihli 500.000 USD bedelli senede ilişkindir.HMK 375 1-ğ gereği karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hüküm ile ortadan kaldırıldığı iddiası ile yargılamanın iadesi talep edilmiş ve buna dayanak olarak da Davalı, mahkememiz dosyasında ticari ilişki bulunmadığı, senedin zorla kasadan alınıp doldurulduğu iddia etmiş ise de açığa izanın kötüye kullanılması davasında (bandırma AğCM 2014/89) murisin senedi bizzat tanzim ettiğini kabul etmemesini göstermiş ise de; zaten bu hususun mahkememiz kararında davanın reddi gerekçesi yapılmamış olmakla bu açıdan iade şartının oluşmadığı anlaşılmıştır.HMK 375/1-ı gereği tarafları konusu ve sebebi aynı olan iknici davada öncekine aykırı bir hüküm verilmiş olması yargılamanın iadesi talebinin nedeni yapılmış ve buna dayanak olarak da ; Gönen AHM 2028/10 esas sayılı dosyada verilen karar ile mahkemeniz kararı gerekçe olarak birbirine aykırı olduğu, AHM kararındaki gibi protokoller kayıtsız ve şartsız imzanmamış olduğu şarta dayalı olduğunun sabit olduğu hususları gösterilmiş ise de; AHM kararında 4. Sayfada protokollerin bozucu geciktirici şarta bağlı diğer protokolünde taliki şarta bağlı olduğu yazılı ise de; yine AHM kararı 6. Sayfasında kayıtsız şartsız İBRA ettikleri yazılı olup, AHM kararı ile bizim kararımız İBRA hususuna ilişkin bir çelişki içermemektedir çünkü farklı olan 7 tarihli ilk protokol olup, AHM kararı ilk protokolün 8 tarihli protokol ile değiştirildiği sonucuna vardığı gibi, nihai kararını 7 tarihli ikinci protokol olan davanın tarafları ile bir kısım aile üyeleri arasında imzalanan protokole dayandırmış olup, davacının yargılamanın iadesinde ileri sürdüğü her üç protokolde geçerli olduğu, 8 tarihli protokolün 7 tarihli protokolü geçersiz kılmadığı iddia edilmiş ise de; AHM kararı 7 tarihli ilk protokolün 8 tarihli protokol ile değiştirilen adete ortadan kaldıran protokol olduğunu gerekçesinde yazmıştır. AHM dosyası ile protokolün geçmişe yönelik tüm borçları kapsamayıp sadece Gönen İD 2009/1853 sayılı takip dosyasını kapsadığının sabit olduğunu iddia etmiş ise de; 7 tarihli ilk protokol sadece Gönen İD 2009/1853 sayılı takip dosyasına ilişkin ise de AHM kararın gerekçesinde kararın zaten 7 tarihli 1. Protokole dayalı olmayıp 7 tarihli 2. Protokole dayanıldığı açıkça ifade edilmiştir. 7 tarihli 2. Protokol de sadece Gönen İD 2009/1853 sayılı takip dosyasına ilişkin olmadığı protokol içeriğinde ”ellerinde bulunana…tüm icra takipleri…” ibareleri ile açık olup, AHM kararının onanmasına ilişkin Yargıtay kararında da davacının iddia ettiği bu sınırlamaya ilişkin bir kabul de bulunmamaktadır. Yargıtay elbette o davanın konusu olan bononun protokol kapsamında feragat edildiğini beyan etmesi, protokolün kapsamının sadece bu olduğu şeklinde anlaşılamaz.HMK 375 1-h maddesi gereği karar tesir eden hile davranış yargılamanını iadesi gerekçesi yapılıp bu kapsamda mahkememiz dosyasında, dava dosyamıza konu senedin de protokol kapsamında kaldığını savunmak bile hileli davranış olduğu iddia edilmiş ise de, savunma hakkı kapsamında kalan ve sonuçta da haklı görülün bu hususun nasıl iade gerekçesi talebi olduğu anlamlandırılamamıştır.Tanıklara karşı hile tehdit uygulandığı iddia edilmiş ise de; söz konusu tanıklar mahkememiz dosyasındaki tanıklar olmayıp tanıklar AHM dosyasındaki tanıkları olduğu gibi, kararımız tanık beyanlarına dayalı olmayıp, protokollerin değerlendirilmesine dayalıdır.Mahkememiz kararında da bahsedilen İHM kararını veren hakiminin tehdit edildiği iddiası açısında ise; mahkememiz kararı İHM kararına dayalı olmayıp, protokollerin değerlendirilmesine dayalıdır. Kararımız da İHM kararından bahsedilmesinin nedeni İHM kararında da aynı sonuca vardığını belirtmek içindir. Ayrıca bu durum İHM kararının yargılamanın yenilenmesi ile kaldırılması için gerekçe olabilir iken mahkememiz dosyası açısından yargılamanın iadesine karar verilmiş bir İHM kararı olmadığından etkisi bulunamaz. İHM kararı için yargılamanın yenilenmesine karar verilse dahi, İHM kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği gibi ayrıca İHM kararından mahkememiz kararında bahsedilme gerekçesi yukarına anlatıldığı gibi olmakla bu durum mahkememiz dosyası açısından yargılamanın iadesi nedeni olamayacağı anlaşıldığından..." gerekçesiyle, ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olmadığından yargılamanın iadesi talebinin reddine, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Kararın hukuka aykırı olduğunu, mahkeme tarafından Gönen Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşmiş kararı ile mahkeme kararının protokolleri kapsamında bir çelişki yaratmadığının ileri sürüldüğünü ancak hukuka aykırı olduğunu, önceki yargılamada 07.12.2009 tarihli protokolün geçmişe yönelik tüm belgeleri kapsadığının kabul edildiğini buna rağmen aynı taraflar arasında benzer sebeplere dayalı olarak verilen yeni hükümde protokolü yalnızca ... sayılı takip dosyasına konu 500.000,00 USD bedelli bono için geçerli olduğunun tespit edildiğini aynı taraflar ve aynı olaylar için çelişkili iki kesin hüküm bulunduğunu, HMK 375/1-ı bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesinin gerektiren hayati bir gerekçe teşkil ettiğini, davacı ile davalıların murisi arasında 07.12.2009 ve 08.12.2019 tarihli protokolle imzalandığını, icra takibine konu bononun protokol kapsamında kaldığının anlaşıldığını, somut olayda 2012/1434 Esas sayılı icra takibinin protokol tarihinden sonra başlatılmış olduğunu, feragat edilmiş kapsamda olmadığını, Gönen Asliye Hukuk Mahkemesi dosyasının Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin kararı uyarınca kesinleştiğini, tüm protokollerin yalnızca 500.00,00 USD bedelli bono karşılığında geçerli olduğunu, kesinleşmiş hükmün, protokollerin 1.500,00 USD bedelli senetle hiçbir ilgisinin olmadığını, söz konusu senede ilişkin alacağın protokol kapsamında feragat edilmediğini kesin olarak ortaya koyduğunu, HMK 375/1-h bendi gereğince açık hile teşkil ettiğini, davalıların protokollerin hiçbir maddesini yerine getirmediğini, 17 yıldır hakların ihlal edildiğini, Yargıtay 15 ceza Dairesinde vurgulandığı üzere içeriği taraflarca ikrar edilen protokol başlıklı belgeler dikkate alındığında suçun unsurlarının oluşmadığının kesin hükümle tespit edildiğini, hukuki güvenlik ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, tehdit altında verilen icra hukuk mahkemesi kararına dayanılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia ederek ,her iki kararın karşılaştırılmasını, tarafları konu ve sebebi aynı olmasına rağmen verilen hükümlerin birbiri ile çeliştiğini bu nedenle HMK 375/1-ı kapsamında çelişik kesin hükümden dolayı kararın kaldırılmasını, yargılamanın yenilenmesini talebinin kabulü ile 1.500.000,00 USD'lik senedin ibra kapsamında bulunmadığının tespitine, haksız şekilde hükmedilen 300.000,00 USD icra inkar tazminatının kaldırılmasına ve İİK 257 maddesi gereğince ihtiyati haciz taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, kıymetli evraktan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin davanın reddine dair kesinleşen karara karşı HMK'nın 374 vd. hükümleri uyarınca yargılamanın iadesi talebine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda yargılamanın iadesi için aranan HMK'nın 379/1-h-ı maddesindeki yasal koşul gerçekleşmediğinden yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Yargılamanın iadesine konu olan karar, İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/48 Esas- 2017/752 Karar sayılı ve 05.10.2017 tarihli kararıdır. Söz konusu dosyada, davacı tarafça 01.10.2007 keşide, 01.10.2009 vade tarihli 1.500.000,00 USD bononun verildiğini, bedelin ödenmemesi üzerine icra takibi başlatıldığını, davalı itirazının Gönen İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/36 Esas, 2013/29 Karar sayılı ilamı ile kabul edilerek takibin durdurulmasına karar verildiğini, verilen kararın hukuka aykırı olduğu gibi bono altında imzaya da itiraz edilmediğini, bedelin ödendiğinin ispat edilemediğini iddia ederek, bono bedeli olan 1.500.000,00 USD'nin tahsilini talep ettiği, İstanbul 17. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.06.2014 tarihli 2014/68 Esas, 2014/276 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/8897 Esas. 2016/477 Karar ve 19.01.2016 tarihli ilamı ile "...Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının işbu davaya dayanak bonoya dayalı olarak davalı aleyhine icra takibi başlattığı, davalının itirazı üzerine yargılama yapan Gönen İcra Hukuk Mahkemesi'nce verilen Yargıtay'ca onanan kararda, taraflar arasında imzalanan 07.12.2009 tarihli protokol ile geçmişe yönelik tüm alacak ve borç ilişkilerinin sona erdirildiğinin, dava konusu bononun da bu protokolden önce düzenlendiğinin, dolayısıyla bu belgenin de hükümsüz kaldığının açıklandığı, her ne kadar icra hukuk mahkemesi kararı kesin hüküm oluşturmaz ise de anılan kararın gözardı edilemeyecek kadar önemli bir delil olduğu, ayrıca gerçekten de taraflar arasında imzalanan 07.12.2009 tarihli protokolde, protokoldeki tarafların ellerinde bulunan boş, ıslak imzalı belgeleri geri vereceklerinin, protokol tarihine kadar birbirleri aleyhine yapmış oldukları tüm icra takiplerinden ve tüm yasal işlemlerden feragat ettiklerinin ve birbirlerini ibra ettiklerinin düzenlendiği, protokolün geçerli bulunduğu, tarafların birbirlerini serbest iradeleri ile ibra ettikleri gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.6100 sayılı HMK’nın 1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi, kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar, kamu düzenine ilişkin olup mahkemece resen gözetilmesi gerekmektedir. Dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesi uyarınca tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Aynı Kanun'un 5. maddesinde ise ticari davaların dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği ve asliye ticaret mahkemesi ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu hüküm altına alınmıştır.Somut olayda davacı tarafça, bonoya dayalı alacağın davalıdan tahsili talep edilmiş olup bono, 6102 sayılı Kanun'un 776. vd. maddelerinde düzenlenmiş olduğundan işbu dava yukarıda anılan hüküm uyarınca mutlak ticari davadır. Bu durumda mahkemece, davanın asliye ticaret mahkemesinin görevine girdiği gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir..." gerekçesiyle bozulduğu, mahkemenin 2017/48 Esas, 2017/752 Karar 05.10.2017 tarihli kararı ile "...Davacı tarafça ... takip sayılı dosyası ile davalı hakkında dava konusu bonoya ilişkin icra takibi yapmıştır.Davalı takip üzerine Gönen İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/36 Esas sayılı dosyasında yapmış olduğu itirazla takibin İİK'nin 170/a maddesi uyarınca iptalini, takibe konu belge bono vasfında değilse taraflar arasındaki protokol uyarınca takibin iptalini talep etmiştir.Gönen İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/36 Esas - 2013/29 Karar sayılı dosyası nezdinde taraflar arasındaki protokol dikkate alınarak "takibe konu senet 01/10/2007 düzenleme ve 01/10/2009 vade tarihli olup, düzenleme ve vade tarihi itibariyle 07/12/2009 tarihli protokolden öncedir. Protokol uyarınca taraflar arasında ıslak imzalı belgelerin bir birlerine iadesi gerekeceğinden, takip konusu senetlerin vade ve düzenleme tarihi göz önüne alındığında iadesi gereken belgelerdendir. Protokolde senede açık atıf yoksa da, alacaklı tarafından takip konusu senedin vade tarihinide kapsar şekilde 07/12/2009 tarihinden öncesi için borçlunun icra edildiği görülmektedir. Bu tür ibra geçerli olup Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 23.09.2008 tarih ve 2008/1275 Esas-2008/16116 Karar sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Nitekim davacı borçlu yine bu protokole dayanarak borcu bulunmadığına dair başka bir alacaklıya karşı İstanbul İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/735 Esas sayılı dosyasında açtığı davada kabul edilmiş olup hüküm Yargıtayca onanmıştır. Bu nedenlerle davacı borçlunun borca itirazının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekmiştir." gerekçesi ile davayı kabul etmiştir. Gönen İcra Hukuk Mahkemesinin vermiş olduğu karar Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10/09/2013 tarih 2013/19840 Esas ve 2013/27997 Karar sayılı ilamı ile onanmıştır. Taraf iddiaları, davaya konu 01/10/2009 tarihli bono, 07/12/2009 tarihli protokol, Gönen İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/36 Esas Sayılı dosyası ve tüm dosya kapsamından;Gönen İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/36 Esas - 2013/29 Karar sayılı dosyası ile verilen karar ve kararın temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10/09/2013 tarih 2013/19840 Esas ve 2013/27997 Karar sayılı ilamı ile yukarıda bahsedildiği gibi onanmıştır.Gönen İcra Hukuk Mahkemesince verilen ve kesinleşen karar her ne kadar takip hukukuna ilişkin kesin karar olup maddi hukuka ilişkin değilse de, davacının alacağına dayanak olarak gösterdiği bono, 01/10/2007 keşide 01/10/2009 vadeli olup, taraflar arasında imzalanan protokol ise 07/12/2009 tarihlidir. Protokol tarihi, bononun keşide ve vade tarihinden sonradır. Davalı tarafça protokol altındaki imzaya itirazda bulunulmamıştır. Protokolde her ne kadar davaya konu bonoda vade, keşide ve miktar olarak açıkça bahsedilmemişse de dosyaya sunulan protokolden de görüleceği üzere "taraflar olarak ellerinde bilgilerine ait bulunan boş, ıslak imzalı belgeleri geri iade edeceklerini, bu tarihe kadar birbirleri aleyhine yapmış oldukları tüm icra takiplerinde ve tüm yasal işlemlerde, yasal şikayetlerinden feragat ettiklerini, birbirlerini gayri kabulü rücu ibra ettiklerini, kabul ve beyan ederler." denilmek suretiyle protokolü imzalayan tüm taraflar birbirlerini kayıtsız ve şartsız ibra ettikleri nazara alınarak açılan davanın reddine karar verilmiş olduğu..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/3100 Esas, 2020/346 Karar ve 14.01.2020 tarihli kararı ile onandığı, davacı tarafın karar düzeltme isteminin reddedildiği anlaşılmaktadır.Davacı ve dava dışı ..., ... ve ...'ın nitelikli dolandırıcılık suçu nedeniyle Bandırma Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/89 Esas, 2015/92 Karar ve 20.03.2015 tarihli kararı ile sanıkların beratine karar verildiği, beraat kararına davalı katılan vekili ile birlikte sanıkların müdafilerinin vekalet ücreti ile ilgili temyiz istemi üzerine Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 2019/5295 Esas, 2020/6247 Karar ve 22.06.2020 tarihli kararı ile; "...Hükümden sonra 12/04/2017 tarihinde vefat eden katılan ... ile sanık ...’nin kardeş oldukları, sanık ...’un sanık...'nin eşi ve sanık ...’in de bu sanıkların oğlu olduğu, sanıkların, katılan tarafından 1980'li yıllarda boş belgeye imza atılıp da resmi işlemlerde kullanılması amacıyla babası ...’a verilen belgeyi babasının ölümünden sonra saklandığı kooperatif kasasından haksız bir şekilde ele geçirdikleri, daha sonra söz konusu belgeyi katılanın 1.500.000 Amerikan Doları borçlu olarak göründüğü bonoya dönüştürerek kambiyo senetlerine mahsus icra takibine koydukları ve bu şekilde kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanıkların savunmaları, katılan ve tanık beyanları, bilirkişi ve kriminal raporları, hukuk ve ceza mahkemelerinin, icra dairesinin, C.Başsavcılığının soruşturma dosya ve karar örnekleri ile tüm dosya kapsamına göre; içeriği taraflarca ikrar edilen “PROTOKOL” başlıklı 07/12/2009 tarihli belgeler dikkate alındığında, taraflar arasında ticari ilişki nedeniyle alacak ve borç meselesi bulunduğu cihetle müsnet suçun unsurlarının oluşmadığı, kendisini aynı vekille temsil ettiren sanıklar lehine tek vekalet ücreti takdir edilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunun anlaşılması karşısında, bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.Yapılan yargılama sonunda, müsnet suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, beraat kararlarının hukuka aykırı olduğuna, müsnet suçun unsurlarının oluştuğuna, eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulduğuna, delillerin takdirinde hata edildiğine yönelik..." gerekçeleri ile kararın onandığı, davacı tarafça Gönen Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/10 Esas, 2019/850 Karar sayılı dosyasında 05.01.2018 tarihinde, davalı aleyhine Gönen İcra Müdürlüğünün... sayılı dosyası üzerinden tanzim tarihi 2003, vade tarihi 05.01.2008 olan 500.000,00 USD bedelli bono ile ilgili Gönen İcra Hukuk Mahkemesinde davalı tarafından borca ve imzaya itiraz davası açıldığı, imzanın borçluya ait olduğunun tespit edildiği, her iki tarafın da tüm davalardan feragat edileceğinin taahhüt edilerek protokoller imzalandığını, karşı tarafın üzerine düşen edimlerini yerine getirmediğini bunun üzerine 16.12.2013 tarihinde protokollerin iptal edildiği yönünde ihtarname keşide edildiğini belirterek alacağın tahsili istemine dair dava açtığı, mahkemece 07.11.2019 tarihli karar ile halen geçerliliğini koruyan 07.12.2009 tarihli protokole göre tarafların ellerinde birbirlerine ait bulunan boş, ıslak imzalı belgelerin geri iade edecekleri bu tarihe kadar birbirleri aleyhine yapmış oldukları tüm icra takiplerinden tüm yasal işlemlerden şikayetlerden feragat ettiklerini, dava konusu istemin dayanağında ibra kapsamında kaldığı, borcun sona erdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, söz konusu kararın Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022/8249 Esas, 2023/3278 Karar ve 21.11.2023 tarihli ilamı ile; "...Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle dava dosyasının incelenmesinde; davacı ile davalıların murisi arasında ... ile 07.12.2009 ve 08.09.2009 tarihli protokoller imzalandığı yine 07.12.2009 tarihli diğer bir protokolde de davacı ve davalıların murisi dışında kişilerin de imzalarının yer aldığı, söz konusu bu protokol de tarafların birbirlerini ibra ettikleri, 08.12.2009 tarihinde davacının davaya konu icra dosyasındaki alacağından feragat ettiği, icra takibinden davacının protokol kapsamında feragat ettiği, icra takibine konu bononun protokol kapsamında kaldığı anlaşıldığından, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir..." gerekçesiyle onandığı; yargılamanın iadesi talep edilen 1.500.000,00 USD bedelli senedin elle düzenlenmiş davalı tarafın imzası ile birlikte tanık olarak yer alan dava dışı ... ve ... ve ... imzalarının yer aldığı, söz konusu bononun ... senet olarak düzenlendiği, senette 1 Ekim 2009 tarihinde ...'a veya emrine 1.500.000,00 ABD doları ödeyeceği ihtilaf halinde yetkili mahkemelerin ... olduğunu şimdiden kabul ederim ifadelerinin yer aldığı, davacı tarafça dava tarihinden önce ...Müdürlüğünde 1.500.000,00 USD asıl alacakla birlikte ferileri toplamı 2.146.931,50 USD alacağın tahsili amacı ile 08.06.2012 tarihinde kambiyo senetlerine özgü icra takibi başlattığı, başlatılan icra takibine karşı davalı tarafça Gönen İcra Hukuk Mahkemesine açılan dava sonucunda icra takibinin durdurulması sebebi ile yargılamanın yenilenmesini talep ettiği dava dosyasında bono bedelinin tahsiline dair alacak davasını açmış olduğu, 500.000,00 USD bedelli bono bedeline dair Gönen Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davanın reddi ve Yargıtay tarafından kararın onanması üzerine kesinleşen hükmün gerekçesi ile mahkeme gerekçesinin aykırı olduğu iddiasına dayanarak HMK 375/- ı bendi gereğince ve (h) bendi gereğince yargılamanın iadesini talep etmiş olduğu anlaşılmıştır. Yargılamanın iadesi, HMK'nın 374 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya yeniden bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın iadesidir. Yargılamanın iadesi, olağanüstü bir kanun yoludur. Ancak kesinleşmiş bir karara karşı başvurulabilir. Yargılamanın iadesi sebepleri HMK'nın 375. maddede sınırlı şekilde sayılmıştır. Bunlar dışındaki bir sebepten dolayı yargılamanın iadesi yoluna gidilemez.HMK 375.maddenin 1-(h) ve (ı) bentlerinde yargılamanın iadesi sebepleri olarak; " (h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması." düzenlemesi yer almaktadır. Somut olay davacı iddiaları bu madde kapsamında değerlendirildiğinde; davalı tarafça Gönen İcra Hukuk Mahkemesi hâkiminin tehdit edildiği, muris hakkında iddianame düzenlendiği bu hususun basına yansıdığı, mahkemenin kesin hüküm teşkil etmeyen Gönen İcra Hukuk Mahkemesi kararını delil ve gerekçe göstererek huzurdaki davanın reddine karar verildiğini iddia etmiş ise de yargılamanın geçirmiş olduğu safahat ve dava dışı hâkim ile adliyede bulunan görevli hâkim ve savcı beyanları sonucunda gerçekleştirilen yargılamalar kapsamında iddiasının somut olayda yargılamanın yenilenmesini gerektirir mahiyette olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki böyle bir iddia, tehditin söz konusu olduğu iddia edilen dosyada ileri sürülebilecektir. Diğer bir husus ise Gönen Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen ve kesinleşen karar ile mahkeme kararının birbiri ile çelişkili olması, önceki tarihli karara aykırı bir hüküm verilmiş olmasına ilişkindir. Her iki dava dosyasına konu bonolar farklı olduğu gibi gerekçeleri ise aynı sonuca ilişkindir. Yargılamanın iadesi talebine konu her iki dava dosyasındaki bonolar ve bono miktarları farklı olduğu gibi temel olarak kararlar arasında herhangi bir aykırılık da mevcut değildir.Davacı vekilinin iddia etmiş olduğu yargılamanın iadesi sebepleri yerinde olmadığından, ilk derece mahkemesince HMK'nın 379. maddesi uyarınca yapılan ön inceleme sonucunda, yargılamanın iadesi koşullarının mevcut olmadığı gerekçesiyle verilen ret kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, davacının tüm istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup yargılamanın iadesini talep eden davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.12.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.