T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1481 KARAR NO: 2026/100 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/05/2022 NUMARASI: 2021/663 2022/465 DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan) Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair ve…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1481 KARAR NO: 2026/100 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/05/2022 NUMARASI: 2021/663 2022/465 DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan) Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas (Eski esası: ... E.) sayılı dosyasında dava dışı... A.Ş. tarafından müvekkili ... (...)’in de aralarında bulunduğu borçlular aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, yapılan takibin kesinleştiğini, borçlular aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine dayanak olarak... A.Ş. ... Şubesi ile dosya borçlularının tamamı arasında imzalanan Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi imzalandığını, ancak ilgili banka şubesi ile borçlu şirket arasında imzalanan Ticari Müşteri Sözleşmesi'nde müvekkilinin imzası bulunmadığını, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında takibe konu alacağın ..... ... Noterliği'nin ../02/2013 tarihli ve .. yevmiye numaralı temlik sözleşmesi ile alacaklı... A.Ş. tarafından önce ..., . .. Noterliği'nin ../07/2021 tarihli ve .. yevmiye numaralı temlik sözleşmesi ile de ... tarafından davalı ...'e temlik edildiğini, müvekkilinin davalı tarafa 12.266,28-TL. borcunun bulunmadığını, takip konusu borçtan borçlu şirketin tek başına sorumlu olduğunu, dosyanın ilk alacaklısı... A.Ş. tarafından ihtiyati haciz başvurusunda bulunulduğunu, İstanbul 47. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından 2012/..... D. İş sayılı dosyada verilen kararda özetle; “…borçlu şirketin ayrıca imzaladığı Ticari Müşteri Sözleşmesi nedeniyle verilen Business Kart hesabından dolayı 12.266,28-TL. borcu olduğu, dolayısıyla borçlu şirketin borç toplamının 20.236,12-TL. olduğu, bu durumun müşteri hesap özeti ve sözleşmelerden anlaşıldığı, diğer 4 (dört) kişinin ticari müşteri sözleşmesinde isim ve imzaları bulunmadığından 12.266,28-TL.'den sorumluluklarının bulunmadığı…” şeklinde karar verildiğini, ihtiyati haciz kararının akabinde icra müdürlüğüne sunulan takip talebinde asıl alacak olarak tek kalemde 20.550,50-TL.’nin talep edildiğini, tüm borçtan dava dışı borçlu şirket ile birlikte diğer 4 (dört) kişinin de sorumlu tutulduğunu, müvekkilinin davalıya Ticari Müşteri Sözleşmesi'nden kaynaklı herhangi bir borcunun bulunmadığını, zira banka ile borçlu şirket arasında akdedilen Ticari Müşteri Sözleşmesi'nde müvekkilinin imzasının bulunmadığını ve dolayısıyla müvekkilinin bu sözleşmeden kaynaklı 12.266,28-TL. borçtan da sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle; müvekkilinin İstanbul ...... İcra Müdürlüğünün ... Esas dosyasında davalı karşı yana borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, davalı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak üzere davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; İstanbul ..... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyası üzerinden alacaklı (temlik eden) ... A.Ş. tarafından borçlu (davacı) ... hakkında ilamsız icra takibi başlatıldığını, ödeme emrinin borçluya .../02/2012 tarihinde tebliğ edildiğini, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğunu, sonrasında takibin devamına yönelik olarak temlik eden banka tarafından İstanbul (Kapatılan) 43. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/107 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığını, İstanbul (Kapatılan) 43. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 11/02/2013 tarihli, 2012/107 E. ve 2013/23 K. sayılı kararda; “...Konusuz kalan dava nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına...” dair karar verildiğini, anılan kararın .../04/2013 tarihinde kesinleştiğini, davalı borçlunun icra takip dosyasına yönelik itirazında işleyecek faiz oranı olan %94,50 faiz oranına da itiraz ettiğini, fakat borçlunun icra takip dosyasına yapmış olduğu itirazlarından 01/02/2013 tarihinde feragat ettiğini, davacının icra dosyasında borcu kabul edip 9 (dokuz) yıl sonra "ben vazgeçtim, borcu kabul etmiyorum" diyerek dava açamayacağını, davanın zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını, davacının kabul beyanı varken işbu menfi tespit davasını açmasının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "Somut olayda davacı ... (...)'in temlik eden banka ile akdedilen ve takibe dayanak yapılan Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’ndeki imzaya herhangi bir itirazı yoktur. Davacının imzasını inkar etmediği ve 500.000,00-TL. limite kadar müteselsil kefili olduğu 08/02/2011 tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’nin 54. maddesi aynen; “MÜŞTERİ ve MÜTESELSİL KEFİL, işbu sözleşmenin daha önce BANKA'ya hitaben imzaladıkları ve ileride imzalayacakları tüm kredi Taahhütname ve Sözleşmelerin eki ve ayrılmaz bir parçası olduğunu, bu nedenle işbu Sözleşmede yer alan yeni ve farklı hükümlerin ileride imzalanacak yeni sözleşmelerle değiştirilmediği sürece mevcut sözleşmelerle/taahhütnameler ve ekleri için de aynen geçerli olacağını ve BANKA'nın bunlara dayanarak açmış bulunduğu ve ileride açabileceği kredilerin, bundan böyle işbu Sözleşme hükümlerine tabi olacağını ve BANKA'nın bu kredileri bir veya birden fazla cari hesap açmak, cari hesapların limitlerini azaltmak veya artırmak, bakiyeleri sıfıra inen cari hesapları kapatarak, dilediği miktarda yeni cari hesaplar açmak veya dilediği diğer şekillerde kullandırmak hususlarında yetkili bulunduğunu kabul ve beyan ederler.” şeklindedir. Anılan sözleşme hükmüne göre; davacı müteselsil kefil ... (...), imzasını inkar etmediği çerçeve sözleşme niteliğindeki Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında dava dışı müşteri (şirket) tarafından ileride imzalanacak başkaca sözleşmelerin (somut olayda Ticari Müşteri Sözleşmesi’ndeki) Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’nin eki ve ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul ve beyan etmiştir. Kaldı ki Ticari Müşteri Sözleşmesi, adından da anlaşıldığı üzere müşteri ile banka arasında akdedilen bir sözleşmedir. Davacının Ticari Müşteri Sözleşmesi’nde imzasının olmaması olağan bir bankacılık uygulaması olup, müteselsil kefil ... (...), çerçeve nitelikli GKS’nin 54. maddesi ile dava dışı müşterinin (...... Şti.’nin) banka ile ileride başkaca bir sözleşme akdetmesini (somut olayda olduğu gibi Ticari Müşteri Sözleşmesi akdetmesini) kabul etmiştir. Bu durumda davacı müteselsil kefilin Ticari Müşteri Sözleşmesi’nde imzasının bulunmadığını iddia ederek sorumluluktan kurtulması söz konusu değildir.Öte yandan davacı ... (...), İstanbul ..... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına bizzat sunduğu 01/02/2013 tarihli itirazını geri alma dilekçesinde borcun tamamına ve fer’ilerine ilişkin olarak yaptığı tüm itirazlarını geri aldığını açıkça beyan etmiştir. Davacının takibin durmasına neden olan itirazını geri alma beyanının tarihi İstanbul (Kapatılan) 43. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/107 Esas sayılı bankacı bilirkişi tarafından 25/01/2013 tarihinde ve aleyhine olarak düzenlenen bilirkişi raporunun dosyaya sunulduğu tarihinden hemen sonraya (6 gün sonraya) tekabül etmektedir. Davacı, huzurdaki davadaki iddialarını İstanbul (Kapatılan) 43. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/107 Esas sayılı dosyasındaki cevap dilekçesinde de ileri sürmüş olmasına karşın, davanın açılmasına neden olan itirazını “borcun tamamına ve fer’ilerine ilişkin olarak yapmış olduğumuz tüm itirazlarımızı geri alıyoruz” demek suretiyle geri alarak davanın konusuz kalmasına, dolayısıyla ilgili mahkemenin itiraz ve iddialarını esastan değerlendirmesine fırsat vermemiştir. Davacının borcun tamamına ve fer’ilerine yönelik tüm itirazlarımızı geri alması, açıkça borcu kabul ettiğini göstermese dahi davacı, tüm itirazlarını geri aldığına yönelik beyanı ile tüm itirazlarından feragat etmiştir. Dolayısıyla bu durum davacının takibin konusunu ve içeriğini zımnen kabul ettiği anlamı taşımaktadır. Ayrıca, dava konusu yaptığı hususlarla ilgili olarak itirazını geri aldığı tarihten bu yana aradan 8 yıldan fazla bir süre (neredeyse 9 yıl) geçmesine karşın zımnen kabul ettiği borçla ilgili olarak eldeki davayı açması çelişkili davranışta bulunma yasağına aykırı olduğu gibi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2/2. Maddesine göre; “Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Hakkın kötüye kullanıldığını gösteren durumlardan birisi de “çelişkili davranışlarda bulunma” yasağıdır. Bu ilke gereği hukuki ilişkide bir kimse, davranışı ile karşı tarafta korunmaya layık, haklı bir güven yarattıktan sonra bu davranışı ile çelişkili bir tutum takınamaz. Bir hakkın kullanılmayacağı yönünde karşı tarafta kesin kanaat uyandırıldıktan sonra o hakkı kullanmaya kalkışmak, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Sonuç olarak; bir hukukî ilişkide bir taraf davranışı ile karşı tarafta korunmaya lâyık, haklı bir güven oluşturduktan sonra, artık oluşturduğu bu güvene aykırı ve onunla çelişkili bir davranışta bulunamaz. HMK.’nun 266. maddesi hükmüne göre; çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Ancak genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hâkimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hâkimlik mesleğinin gereği olarak hâkimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez.Somut olayda; davacının talebi ve iddiası dava dışı banka ile dava dışı müşteri (...... Şti.) arasında akdedilen Ticari Müşteri Sözleşmesi’nde imzasının bulunmadığı, bu nedenle de davalıya borçlu olmadığına yöneliktir. Ancak davacının 500.000,00-TL. limite kadar müteselsil kefili olduğu 08/02/2011 tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’ndeki imzaya herhangi bir itirazı yoktur. Gerek eldeki uyuşmazlığın niteliği, gerek dosya kapsamındaki deliller, gerekse tarafların karşılıklı beyanları ile talebin ileri sürülüş biçimi dikkate alındığında, Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi hükümlerinin ve davacının borca yönelik itirazlarını geri almasının değerlendirilmesi özel veya teknik bilgiyi gerektirmediğinden ve tamamen mahkememizin hukuki değerlendirmesini gerektirdiğinden, mahkememizce bilirkişi incelemesi yaptırılmasına gerek duyulmamıştır.Diğer taraftan İİK.’nun 72/4. maddesi gereğince, davacı aleyhine tazminata hükmedilebilmesi için, menfi tespit davasına bağlı olarak verilen tedbir kararı gereğince icra dosyasına yatan paranın alacaklıya geç ödenmesi suretiyle alacaklının zarar uğratılması gerekir. Ayrıca, alacaklının bir talebi olması bile mahkeme alacağın %20’si oranında tazminata hükmetmelidir. Somut olayda; mahkememizce davacının talebi dikkat alınarak İİK.’nun 72/3. maddesi gereğince, taleple bağlı kalınarak; 12.266,28-TL.'nin %20'si üzerinden hesaplanan 2.453,26-TL. nakdi teminat mahkememiz veznesine yatırıldığında veya mahkememize hitaben bu miktarda (2.453,26-TL.) düzenlenmiş kesin ve süresiz banka teminat mektubu sunulduğunda, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında "12.266,28-TL. asıl alacak miktarı ile bu miktara yönelik olarak icra dairesi tarafından hesaplanacak fer'ilerin toplamı kadar" icra veznesine yatan paranın, alacaklı davalı tarafa ödenmemesi yönünde karar tesis edilip, bu karar davacı tarafça infaz edildiğinden; bir başka ifade ile ihtiyati tedbir kararı uygulanmış ve davalının icra veznesine yatan parayı çekmesi gecikmiş olduğundan, davalının cevap dilekçesinde talebi olmasa dahi davacı aleyhine tazminata hükmetmek gerekmiştir.İddia, savunma, celbedilerek incelenen icra ve dava dosyaları ile davacının imzasını inkar etmediği 08/02/2011 tarihli Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi hükümleri hep birlikte değerlendirilmiş, davacı müteselsil kefil ... (...)’in çerçeve nitelikli GKS’nin 54. maddesi ile dava dışı müşterinin (........ Şti.’nin) banka ile ileride başkaca bir sözleşme akdetmesini (somut olayda olduğu gibi Ticari Müşteri Sözleşmesi akdetmesini) kabul ettiği, bu durumda davacı müteselsil kefilin Ticari Müşteri Sözleşmesi’nde imzasının bulunmadığını iddia ederek sorumluluktan kurtulması söz konusu olmadığı, ayrıca icra dosyasında itirazını geri alarak dava dışı temlik eden bankanın başlattığı takibin konusunu ve içeriğini zımnen kabul eden davacının, bu şekilde zımnen kabul ettiği borçla ilgili olarak eldeki menfi tespit davasını açması, hukukun temel ilkelerinden olan çelişkili davranışta bulunma yasağına (venire contra factum proprium) açıkça aykırı olduğundan ve dolaylı olarak hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğurduğundan, davanın reddine " gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İstanbul (Kapatılan) 43. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/107 Esas dosyasından verilen karara dayanılarak davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosyada alınan bilirkişi raporunun hükme esas alınmadığını, Mahkemenin yaklaşık sekiz yıldan fazla bir süre sonra dava açılmasının hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirdiğini, ancak alacaklı tarafından sekiz yıldan fazla bir süre boyunca hiçbir işlem yapılmamasını gerekçesinde göstermediğini, asıl alacağa % 94 faiz işletildiğini, bu dönemde asıl alacağa yaklaşık 150.000,00 TL faiz işlediğini, sekiz yıldan fazla bir süre borcun tahsili yoluna gidilmemesinin kötüniyet olduğunu, davacı müvekkilinin davalıya Ticari Müşteri Sözleşmesi'nden kaynaklı bir borcu bulunmadığını, sözleşmede müvekkilinin imzasının bulunmadığını bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 72. maddesi gereğince davacı hakkında Çorlu .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında başlatılan takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dosya kapsamından dava dışı banka tarafından, davacı aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğü'nün (eski esas ...) Esas sayılı dosyası ile dayanağı Genel Kredi ve Teminat sözleşmesi ve Ticari Müşteri sözleşmesi olan ilamsız icra takibi başlatıldığı, anılan icra dosyasındaki alacağın ...'a, ... tarafından da davalıya temlik edildiği, davacının borca itirazı üzerine İstanbul (Kapatılan) ... Asliye Ticaret Mahkemesinde itirazın iptali davası açıldığı, davacının icra dosyasına yapmış olduğu itirazını ...01.2012 geri alması nedeni ile konusuz kalan davanın esası hakkında yer olmadığına karar verildiği, davacının 12.10.2021 tarihinde davalıya borçlu olmadığının tespiti için eldeki davayı açtığı mahkemece davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Eldeki davada davacı vekili, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takip dosyasında takibe dayanak yapılan “Ticari Müşteri Sözleşmesi”'nde müvekkili davacının imzasının bulunmadığını iddia ederek, davacının davalı temlik alana borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmektedir.Dava dışı şirketin müşteri sıfatı ile imzalamış olduğu 08.02.2011 tarihli Genel Kredi Teminat Sözleşmesi ile dava dışı banka tarafından dava dışı şirkete nakdî ve gayri nakdî kredilerin kullandırıldığı, aynı sözleşmeyi davacının 500.000,00-TL limitle müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, kefalette süre belirtilmediği, davacının sözleşmedeki imzayı inkâr etmediği, sözleşmenin 2. maddesinde ''Taraflar... belirli bir kredi ile ilgili maddelerin niteliğine aykırı olmadıkça diğer krediler için ve kredilere ilişkin her türlü bankacılık işlemleri için de aynen geçerli olduğunu kabul ederler'', sözleşmenin 54. Maddesinde; “Müşteri ve müteselsil kefil, işbu sözleşmenin daha önce bankaya hitaben imzaladıkları ve ileride imzalayacakları tüm kredi taahhütname ve sözleşmelerin eki ve ayrılmaz bir parçası olduğunu, bu nedenle işbu sözleşmede yer alan yeni ve farklı hükümlerin ileride imzalanacak yeni sözleşmelerle değiştirilmediği sürece mevcut sözleşmelerle/taahhütnameler ve ekleri için de aynen geçerli olacağını ve bankanın bunlara dayanarak açmış bulunduğu ve ileride açabileceği kredilerin, bundan böyle işbu sözleşme hükümlerine tabi olacağını ve bankanın bu kredileri bir veya birden fazla cari hesap açmak, cari hesapların limitlerini azaltmak veya artırmak, bakiyeleri sıfıra inen cari hesapları kapatarak, dilediği miktarda yeni cari hesaplar açmak veya dilediği diğer şekillerde kullandırmak hususlarında yetkili bulunduğunu kabul ve beyan ederler.” hükmünün yer aldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, davacı imzasını inkâr etmediği çerçeve sözleşme niteliğindeki Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında dava dışı müşteri (şirket) tarafından ileride imzalanacak başkaca sözleşmelerin (somut olayda Ticari Müşteri Sözleşmesi’ndeki) Genel Kredi ve Teminat Sözleşmesi’nin eki ve ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul ve beyan etmiştir. Kaldı ki Ticari Müşteri Sözleşmesi, adından da anlaşıldığı üzere müşteri ile banka arasında akdedilen bir sözleşmedir. Davacının Ticari Müşteri Sözleşmesi’nde imzasının olmaması olağan bir bankacılık uygulaması olup, müteselsil kefil davacının çerçeve nitelikli GKS’nin 54. maddesi ile dava dışı müşterinin banka ile ileride başkaca bir sözleşme akdetmesini kabul etmiştir. Bu durumda davacı müteselsil kefilin Ticari Müşteri Sözleşmesi’nde imzasının bulunmadığını iddia ederek sorumluluktan kurtulması mümkün görülmemiştir. Öte yandan davacı, İstanbul (Kapatılan) 43. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/107 Esas sayılı dosyada davanın açılmasına neden olan itirazını bilirkişi raporunun dosyaya sunulmasından hemen sonra “borcun tamamına ve fer’ilerine ilişkin olarak yapmış olduğumuz tüm itirazlarımızı geri alıyoruz” demek suretiyle geri alarak davanın konusuz kalmasına, dolayısıyla ilgili mahkemenin itiraz ve iddialarını esastan değerlendirmesine fırsat vermemiş, itirazını geri alarak icra takibini kesinleştirmiştir. Davacının borcun tamamına ve fer’ilerine yönelik tüm itirazlarımızı geri alması, açıkça borcu kabul ettiğini göstermese dahi davacı, tüm itirazlarını geri aldığına yönelik beyanı ile takibin konusunu ve içeriğini zımnen kabul etmiş, itirazını geri aldığı tarihten bu yana aradan sekiz yıldan fazla bir süre geçmesine karşın zımnen kabul ettiği borçla ilgili olarak borçlu olmadığının tespitini talep ederek çelişkili davranışta bulunma yasağına aykırı hareket ettiğine dair ilk derece değerlendirmesi isabetli bulunmuştur. Ayrıca mahkemece icra veznesine yatan paranın, alacaklı davalı tarafa ödenmemesi yönünde karar tesis edilip, bu karar davacı tarafça infaz edildiğinden; bir başka ifade ile ihtiyati tedbir kararı uygulanmış ve davalının icra veznesine yatan parayı çekmesi gecikmiş olduğundan, davacı aleyhine tazminata hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırılık görülmemiş davacının tüm istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, 651,30 TL bakiye istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 22.01.2026 KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİHİ : 22/01/2026