İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ...'in hamilelik sürecinin ta…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/717 KARAR NO : 2025/1742 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 16/12/2021 NUMARASI: 2017/236 Esas - 2021/1386 Karar DAVA: Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... ...'in hamilelik sürecinin takip edilmesi amacıyla Trabzon Özel İmperial Hastanesi'ne başvurduğunu, hastaneye bağlı olarak çalışan Dr. ... ... tarafından müvekkilinin gebelik sürecinde sürekli kontrollerinin yürütüldüğünü, müvekkilinin doğumunun da Dr. ... ... tarafından 19/05/2012 tarihinde yaptırıldığını, ancak küçük ...'un down sendromlu olarak dünyaya geldiğini, hamilelik sürecinde müvekkillerine sürekli olarak küçüğün vücudundaki sıvının çok fazla olduğunun ve öleceğinin söylendiğini, ancak doğumdan sonra sekiz ay sonra vücuttaki sıvı miktarının azaldığını ve normale döndüğünü, doktorun aslında geçecek olan bir hastalık üzerine yoğunlaştığını, küçüğün down sendromlu olduğunu tespit edebilecek iken tespit edemediğini, ailenin küçüğün down sendromlu olduğunu hamilelik sürecinde öğrenemediğini, müvekkiline 2'li ve 3'lü tarama testleri yapıldığını ancak doktorun down sendromunun tespit edemediğini, ailenin gebeliği sonlandırma hakkı varken bu haklarını Dr. ... ...'in özensiz ve tedbirsiz aydınlatma yükümlülüğüne aykırı hareketleri neticesinde kullanamadığını, doktorun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, bu yükümlülüğün yerine getirildiğinin hekim tarafından ispat edilmesi gerektiğini, Sigorta Poliçesi Genel Şartları kapsamında davalının sorumluluğu bulunduğundan doktorun mesleki faaliyeti nedeni ile vermiş olduğu zararın geriye dönük 10 yıl teminat altına alındığı için davalı sigorta şirketine yönlendirildiğini, belirterek; ... ... için 75.000,00 TL, ... ... için 75.000,00 TL ve ... ... için 75.000,00 TL olmak üzere toplam 225.000,00 TL manevi tazminatı ve şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacının gebelik takibinde sigortalı hekim tarafından takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkiklerin eksiksiz yapıldığını, sigortalı hekimin hastayı obstetrik ... sonuçları fetal eko sonuçları nedeniyle ileri tetkik merkezine yönlendirdiğini, hastaya amniyosentez önerildiğini, davacının hekimin yönlendirmesi ile Karadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi'nde perinatolog tarafından muayene edilerek bilgilendirildiğini, davacının yaş itibariyle riskli bölgede yer alması nedeniyle çocukta down sendromu riskinin yüksek olduğu ifade edilerek kesin tanı için amniyosentez önerildiğini, ancak davacının amniyosentez yaptırmak istemediğini, davacının hastane kayıtlarının celbinin gerektiğini, davacının tazminat taleplerinin dayanaksız ve fahiş olduğunu savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...davacılar tarafından, davalı yana sigortalı hekimin müvekkillerini down sendromu hususunda yeterli aydınlatmada bulunmadığı ve gerekli testleri yaptırmadığından bahisle uğranılan maddi ve manevi zararların tahsilinin talep edildiği; davalı tarafından, davanın reddinin savunulduğu anlaşılmıştır.Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet akdi mahiyetinde olup, Borçlar Kanunu'nun vekalet akdini düzenleyen 386 vd (Yeni TBK 502 vd ) maddeleri uyarınca, vekil vekâlet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. (TBK'nın 396/1 md.). O nedenle, doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören doktor olan vekilden tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nın 394/1. (TBK 510/1.) maddesi hükmü uyarınca vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarih ve 25311 sayılı Resmi Gazete de yayımlanıp yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi de iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiş olup, Sözleşme'nin ''amaç'' başlıklı 1. maddesinde ''Bu sözleşmenin tarafları tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyacak ve biyoloji ve tıbbın uygulanmasında, ayırım yapmadan herkesin, bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlüdürler", yine 4. maddesinde “...araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir” düzenlemesi mevcuttur. Avrupa Biyotıp Sözleşmesi yazılı olan veya yazılı olmayan meslek kurallarına uygun müdahaleyi güvence altına almaktadır. Ayrıca, uygulamanın tedavi ya da yaşam kalitesinin yükseltilmesi amacına yönelmesinin zorunlu olduğu belirtilmektedir. Burada kastedilenin tıbbi standartlar olduğu konusunda bir duraksama bulunmamalıdır. Yine sözleşmenin 5. maddesinde “(1) Sağlık alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. (2) Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. (3) İlgili kişi, muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun 59/g maddesi uyarınca çıkartılan Hekim Etiği Yönetmeliği’nin ''Aydınlatılmış Onam'' başlıklı 26. maddesinde “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.“ denilmiştir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 11.maddesinde hastanın, modern tıbbi bilgi ve teknolojinin gereklerine uygun olarak teşhisinin konulmasını, tedavisinin yapılmasını ve bakımını istemek hakkına sahip olduğu, tababetin ilkelerine ve tababet ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı veya aldatıcı mahiyette teşhis ve tedavi yapılamayacağı; bilgilendirmenin kapsamı başlıklı 15. maddesinde, hastaya; a) Hastalığın muhtemel sebepleri ve nasıl seyredeceği, b) Tıbbi müdahalenin kim tarafından nerede, ne şekilde ve nasıl yapılacağı ile tahmini süresi, c) Diğer tanı ve tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hastanın sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, ç) Muhtemel komplikasyonları, d) Reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri, e) Kullanılacak ilaçların önemli özellikleri, f) Sağlığı için kritik olan yaşam tarzı önerileri, g) Gerektiğinde aynı konuda tıbbî yardıma nasıl ulaşabileceği hususlarında bilgi verileceği; 18. maddesinde ise, ''Bilgi, mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde verilir. Hasta, tıbbi müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından tıbbi müdahale konusunda sözlü olarak bilgilendirilir. Bilgilendirme ve tıbbi müdahaleyi yapacak sağlık meslek mensubunun farklı olmasını zorunlu kılan durumlarda, bu duruma ilişkin hastaya açıklama yapılmak suretiyle bilgilendirme yeterliliğine sahip başka bir sağlık meslek mensubu tarafından bilgilendirme yapılabilir.'' düzenlemesi yer almaktadır.Özetle hekim, görevini özenle yerine getirmeli ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatmalıdır. Somut olayda, hekimin down sendromunu teşhise yönelik bir hatasının veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağı izahtan varestedir.Davacılardan anne ve baba, dava dışı hekimin kusurlu davranışı sebebiyle, anne karnındaki bebekte var olan down sendromunun tespit edilemediğini, kürtaj haklarının ellerinden alındığını ileri sürmektedir. Dosya kapsamında celp olunan hastane kayıtlarına ve alınan bilirkişi raporlarına göre, davacı ... ...'e 17/10/2011 tarihinde yapılan ultrasonografi ile yedi hafta üç günlük canlı gebelik teşhisi konulduğu, gebelik takibinin sigortalı ihbar olunan hekim tarafından yapıldığı, davacının gebelik tarihinde 44 yaşında olduğu, yapılan ilk epikrizlerinde yaş faktöründen dolayı gebeliğin doktor tarafından yüksek riski gebelik olarak tanımlandığı, 35 yaş ve üstü gebeliklerde tarama testlerinin istenilmesine yer olmadığının ve doğrudan amniyosentez önerilmesi gerektiğinin dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları ile sabit olduğu, davacının 14/11/2011 tarihli muayenesinde 12 haftalık gebe olduğu, sigortalı hekimin muayenesi sonucunda yapılan yönlendirme ile Radyoloji doktorundan alınan obstetrik ultrasonda nasal kemik yokluğu ve ense kalınlığının üst sınırlarda çıktığının görüldüğü, bu bulguların down sendromu riski gösteren belirtiler olduğu ve ... - koryon villüs biopsisi yapılması gerektiği, bu işlemin 3. Basamak hastanelerde uygulandığı, davacı gebenin aynı tarihte 3. Basamak hastane olan Karadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne başvurduğu, davacı gebenin sigortalı hekim tarafından yapılan daha sonraki kontrollerinde de anormalliklerin tespit edildiği, 12/12/2011 tarihindeki muayene sonucu yapılan ultrasonda nasal kemik olmadığı ve kromozom anomalisi olduğunun değerlendirildiği, bu muayeneden üç gün sonra 15/12/2011 tarihinde davacı gebenin farklı bir hastane muayene olduğu, bu muayene sonrasında yapılan ultrasonda 16 haftalık gebe olduğunun ve fetal anomali saptandığının görüldüğü, davacı gebenin 21-22 haftalık gebe iken tekrar üniversite hastanesine giderek muayene olduğu, bu haftaların anomali taramasının yapıldığı haftalar olduğu, davacı gebenin 23 haftalık gebe iken 3. Basamak hastane olan Kanuni Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde muayene olduğu, muayene sonucu yapılan ultrasonda bebekte anomaliler - sakatlıklar tespit edildiği, bir gebelikte gebeliğin sonlandırılması gereken sınırın 24. Hafta olduğu, davacı gebenin 10. Hafta ile 24. Hafta arasında iki farklı 2. Basamak hastane, iki farklı 3. Basamak hastane ve ayrıca bir devlet hastanesi olmak üzere 5 farklı hastanede muayene olduğu, tüm bu muayeneler sonucunda bebekte anormalliklerin saptandığı, davacının sigortalı hekim tarafından yapılan muayenelerde kısa süre sonra farklı hastanelerde ve 3. Basamak hastanelerde muayene olmuş olmasının, davacı gebenin anılan hastanelere sigortalı hekim tarafından yönlendirildiğini gösterdiği, sigortalı hekimin kendisi tarafından veya çalıştığı hastane tarafından yapılamayacak amniyosentez tetkiki ile ilgili olarak hastadan yazılı onam almasının kendisinden beklenemeyeceği, (Ankara BAM 23. H.D. 2020/332 E. 2020/901 K. Sayılı İlamı) amniyosentez ile ilgili tetkiklerin yapılması ve bunların sonuçları hakkındaki aydınlatmanın tetkiki yapacak olan 3. Basamak hastane tarafından yapılması gerektiği, sigortalı hekimin tıbbi uygulamalarında herhangi bir kusur veya ihmalin tespit edilemediği kanaatine varılmıştır.Dosya kapsamında tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda açıklandığı üzere Yasa ve Yargıtay İçtihatları gereğince ayrıntılı, detaylı inceleme yapılmış olup, yukarıda gerekçesi de yazılı olduğu üzere davanın bu gerekçe ile reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin kararında, hasta ile hekim arasındaki ilişkinin vekalet akdi mahiyetinde olduğunun ve gereken özeni göstermeyen hekimin hafif kusurundan dahi sorumlu olduğunun belirtildiğini , hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin hukuki düzenlemelere yer verilerek hekimin görevini özenle yerine getirmesi ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatması gerektiğini, somut olayda hekimin down sendromunu teşhise yönelik bir hatasının veya bu anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmamasının sorumluluğunu doğuracağının ifade edildiğini ve tüm bu açıklamalar sonrasında bir gebelikte gebeliğin sonlandırılması gereken sınırın 24. hafta olduğunu, müvekkilinin gebeliğinin 10. - 24. haftası arasında iki farklı 2. basamak, iki farklı 3. basamak ve bir devlet hastanesi olmak üzere 5 farklı hastanede muayene olduğunu, tüm bu muayeneler sonucunda bebekte anormalliklerin saptandığını, müvekkilinin sigortalı hekim tarafından yapılan muayenelerden kısa süre sonra farklı hastanelerde ve 3. basamak hastanelerde muayene olmuş olmasının müvekkilinin anılan hastanelere sigortalı hekim tarafından yönlendirildiğini gösterdiğini, sigortalı hekimin kendisi tarafından veya çalıştığı hastane tarafından yapılamayacak amniyosentez tetkiki ile ilgili olarak hastadan yazılı onam almasının kendisinden beklenemeyeceği ve amniyosentez ile ilgili tetkiklerin yapılması ve bunların sonuçları hakkında aydınlatmanın tetkiki yapacak olan 3. basamak hastane tarafından yapılması gerektiği gerekçeleriyle sigortalı hekimin tıbbi uygulamalarında herhangi bir kusur ve ihmalinin tespit edilemediği kanaatine varıldığını, mahkemenin bu değerlendirmesinin mesnetsiz ve dosya kapsamına uygun olmadığını, müvekkili ...'nin gebelik takibi davalının sigortalısı doktor ... ... tarafından yapıldığını ve doğumun da adı geçen doktor tarafından yaptırıldığını, doktor ... ...'in, küçük ...'un down sendromlu doğacağını gebelik sırasında tespit edebilecekken edemediğini, bu konuda müvekkillerini bilgilendirmediğini ve kesin tanı için müvekkillerine amniyosentez önermediğini, müvekkillerinin küçük ...'un down sendromlu olduğunu doğumdan sonra öğrendiğini, müvekkillerinin gebeliği sonlandırma hakkı varken doktorun tedbir, özen ve aydınlatma yükümlülüğüne aykırı hareketi nedeniyle müvekkilleri bu haklarını kullanamadığını, bu kapsamda hem maddi hem de manevi zararları meydana geldiğini, dava dilekçesi davalıya 07/10/2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup, davalı vekilince yasal süresinden sonra 28/12/2016 tarihinde cevap dilekçesi sunulduğunu, bu hususa mahkeme kararında da yer verildiğini, bu anlamda davalının davanın inkarı niteliği dışındaki savunmalarına itibar edilmesinin mümkün olmadığını, ancak mahkemece davalının iddiaları esas alınarak hüküm kurulduğunu, nitekim davalı, yasal süre içerisinde sunulmayan dilekçesinde müvekkilinin, sigortalı hekimin yönlendirmesi ile üniversite hastanesinde perinotolog tarafından muayene edilerek bilgilendirildiğini, kesin tanı için amniyosentez önerildiğini ancak müvekkilince amniyosentez yaptırmak istenilmediği iddiasında bulunduğunu, 18/02/2021 tarihli duruşmada da sigortalı doktorun 2. basamak hastanede çalıştığını, amniyosentez işlemlerinin yalnızca 3. basamak hastaneler tarafından yapılabilmekte ve bilgilendirmelerin de onlar tarafından yapılmakta olduğunu iddia ettiğini, bu iddialar savunmanın genişletilmesi niteliğinde olup, mahkeme kararına bakıldığında davanın reddine ilişkin gerekçenin davalı vekilinin davanın inkarı niteliğini aşan işbu iddiaları çerçevesinde tanzim edildiğini, Mahkemenin değerlendirmesi yerinde olmamakla ve davadaki haklılıkları ortada olmakla birlikte davalının davanın inkarı niteliğini aşan savunmalarına itibar edilerek hüküm kurulmuş olmasının da kanuna açıkça aykırılık teşkil ettiğini, açıklanan nedenlerle İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/236 E. - 2021/1386 K. sayılı kararının itirazen incelenerek kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini istemine ilişkindir .İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı tarafça, gebelik takibini yapan doktor tarafından bilgilendirme ve aydınlatma yükümlülüklerini ihlal ettiği ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davacı anne ... ...'in Trabzon Özel İmperial Hastanesi'ne ilk olarak 17.10.2011 tarihinde müracaat ettiği, annenin müracaatı üzerine 7 haftalık gebelik tanısı konularak doğuma kadar aylık takiplerinin doktor ... ... tarafından yapıldığı anlaşılmıştır. Davacı-küçük ... ...'in 19.05.2012 tarihinde Trabzon Özel İmperial Hastanesi'nde down sendromlu olarak dünyaya geldiği anlaşılmıştır. 1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek Madde 12 ile Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiştir. Somut olayda dava dışı sigortalı doktor ... ...' hakkında davalı sigorta şirketi tarafından 09.08.2010-09.08.2011 tarihleri arasında maddi, manevi tazminat ve yargılama giderleri için geçerli olmak üzere 300.000 TL limitli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi düzenlendiği anlaşılmıştır. 20.07.2010 yürürlük tarihli Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin ZMMS Sigortası Genel Şartlarının B.5. maddesinde, zarar görenin, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini doğrudan sigortacıdan isteyebileceği hüküm altına alınmış olmakla davacılar tarafından doğrudan davalı sigorta şirketine dava açılması mümkündür. Hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesine dayalı olup, uyuşmazlığın temelini teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen doktorun bu kapsamda mevcut sorumluluğu ve özen borcu oluşturmaktadır. Buna göre vekil, vekalet görevini yerine getirirken yöneldiği sonucun elde edilememesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. O nedenle vekil konumunda olan ve tedavi işlemlerini yapanların bilim ve teknolojinin getirdiği bütün imkanları kullanmak suretiyle söz konusu özen borcunu yerine getirmeleri gerekir. Vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. Doktor hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir tereddüt doğuran durumlarda bu tereddütünü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma (bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır. Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir. Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Gebelikte hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydıtlatma(bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 22.03.2022 tarihli, 2020/11-592 E. ve 2022/356 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı gözetildiğinde hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü Türk Medeni Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hususu somut olay özelinde hastanın eğitimi, yaşı kültürel seviyesi ve hekim veya hastane tarafından tutulan kayıtlar serbestçe değerlendirilerek tespit edilmelidir.Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. Yukarıda belirtilen 2022 tarihli HGK kararında; "....dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan ... veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, ... veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan ... veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesi, Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir.Somut olayda rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı aydınlatma yükümlülüğü bulunmayan doktor ... ...'in davacı küçük ... ... bakımından tıbbi kötü uygulaması bulunmamaktadır. Ayrıca bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/1620 Esas 2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve 2024/9341 Karar sayılı kararı) Bu nedenlerle davacı küçük yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi sonucu itibariyle doğrudur. Diğer yandan, davacı annenin 14.11.2011 tarihinde (gebeliğin 12.haftası) sigortalı doktor tarafından muayenesi üzerine radyoloji doktoru tarafından çekilen obstetrik ultrasonda bebeğin ense kalınlığının üst sınırlarda olduğunun ve burun kemiğinin gelişmemiş görünümde olduğunun tespit edildiği , davacı annenin aynı tarihte Karadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi kadın doğum polikliniğinde, 15.12.2011 tarihinde (gebeliğin 16.haftası) ise ... Hastanesi'nde muayene olduğu, özel hastanede çekilen ultrason sonucu hazırlanan anamnez raporuna göre bebekte fetal anomali saptandığı , yine davacı annenin 06.02.2012 tarihinde (gebeliğin 23.haftası) Kanuni Eğitim ve Araştırma hastanesinde muayene olduğu ve burada çekilen ultrasonda da bebekte anomaliler-sakatlıklar saptandığı görülmektedir.Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı annenin yapılan tüm muayeneleri sonucunda bebekte anormallik saptandığı, ultrasonda anomali saptanmasının tek başına amniyosentez veya ... endikasyonu olduğu, bu bilginin temel tıp bilgisi olup, 14 muayene sonucunda önerilmediğinin ihtimal dışı olduğu, davacı gebenin yaşından dolayı down sendromu açısından tarama testi istenmesinin yeri olmadığı, amniyosentezin, tarama testinden çok daha detaylı ve doğru sonuç veren bir yöntem olduğu, bu nedenle 35 yaş üstü gebeliğin, direkt amniosentez nedeni olduğu, sigortalı doktorun tüm muayenelerinde ayrıntılı ultrason istemiş olduğu, davacı gebenin 10-24. Haftalar arasında 5 farklı hastaneye başvurmuş olması durumunun farkındalığını ve davacı gebenin üniversiteye gitmesi takip olduğu hekim tarafından yönlendirildiğini gösterdiği, sigortalı doktorun tıbbi uygulamalarında bir kusur veya ihmal olmadığı kanaati bildirilmiştir. Somut olayda davacı annenin gebelik yaşının 44 olması ve gebeliğin 12.haftasında yapılan ultrasonda bebek için down sendromu açısından risk saptanması nedeniyle anneye kesin tanı tetkiklerinin yani ... veya amniosentez önerilmesi gerektiği açıktır. Bu nedenle davacı anneden tarama testleri istenmesine gerek yoktur. Dosya kapsamına göre sigortalı doktorun çalıştığı özel hastanede amniosentez testinin yapılamadığı, sigortalı doktorun sadece gebelik takibi yaptığı anlaşılmaktadır. Kesin tanı tetkikleri 3. basamak hastanelerde uygulanmakta olup, davacı annenin gebeliğin 12.haftasında sigortalı doktora başvurduktan sonra aynı tarihte 3. basamak hastane olan Karadeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne başvurduğu gözetildiğinde sigortalı doktorun kendisinin yapamayacağı bir işlemle ilgili imzalı, yazılı onam alması beklenemeyeceği gibi kesin tanı tetkiklerini yaptırmayan hastadan tetkikler ve sonuçları hususunda aydınlatıldığına dair yazılı onam alınması da gerekli değildir .(YHGK 2020/11-592 Esas ve 2022/356 Karar sayılı kararı) Davacı annenin gebeliğin 12.haftasında yapılan muayenesinde bebekte anormallik saptanması üzerine birden çok farklı hastanenin kadın doğum polikliniğine başvurarak muayene olması, durumun farkında olduğuna işaret ettiği gibi gebelik takibini yapan sigortalı doktor tarafından yönlendirildiğini de göstermekte olup, sigortalı doktorun tıbbi kötü uygulamasının bulunmadığı, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğinin kabulü gerekir. Buna göre mahkemece davacı anne ve baba yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2025