İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın asıl ve birleşen davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ ASIL DAVA: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ta…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/840 KARAR NO : 2026/44 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 15/12/2021 NUMARASI : 2019/847 Esas - 2021/957 Karar ASIL VE BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 13. ATM 2019/848 ESAS SAYILI DAVA DOSYASINDA ASIL VE BİRLEŞEN İSTANBUL ANADOLU 13. ATM 2019/848 ESAS SAYILI DAVA DOSYASINDA ASIL VE BİRLEŞEN DAVA: İtirazın İptali İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın asıl ve birleşen davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ ASIL DAVA: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki uzun yıllardan beri süregelen ticari ilişkiye bağlı olarak icra takibine konu faturalarda belirtilen ürünlerin davalıya satılıp teslim edildiği halde bedellerinin ödenmediği ve bu hususun taraflarca imzalı mutabakat formu ile de teyit edildiği halde söz konusu borcun ödenmemesi üzerine işlemiş faizi ile birlikte toplam 790.732 USD alacağın takibi için İstanbul Anadolu 7. İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden başlatılan takibe davalının itirazı üzerine takibin durduğu, itirazın haksız olduğu ileri sürülerek asıl alacak yönünden itirazın iptaline, takibin devamına ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde ileri sürülen hususların hiçbirinin gerçeklerle bağdaşmadığı, davacı tarafın 5718 Sayılı Kanunun 48. Maddesine göre teminat yatırmak zorunda olduğu; davalı şirketin davacı şirkete borcunun olmadığı; davalı şirketin ticari faaliyetlerinin kesintisiz devam ettirilebilmesi için çoğunlukla yeşil reçeteli ilaçların imalatında kullanılan, temini çok çok zor olan ''...'' ham maddesi tedariki için davacı şirkete sipariş verildiği, davacı şirket tarafından siparişe konu ham maddelerin hazırlanarak gönderildiği, ilk siparişin verildiği 2014 yılında ve sonrasında söz konusu ''...'' ham maddesi kg fiyatının dünya piyasası genelinde 120-150 USD arasında iken davacı tarafından söz konusu ham madde kg fiyatının 350 USD olarak davalı şirkete fatura edildiği; davalı şirketin hem sözleşmenin kurulduğu sırada ve sonrasında ''...'' ham maddesini temininde güçlük yaşadığı için ve hem de davacı firmanın söz konusu ham madde kg fiyatının piyasa değerine paralel şekilde revize edileceği şeklinde taahhüdü üzerine davacı şirket ile söz konusu ham maddenin temini konusunda çalışmaya devam edilmek zorunda kalındığı ve söz konusu ham maddenin temini zor olduğu için davacı firma ile bu ilişkinin tam olarak kesilemediği; davalı şirketin o dönemde satış direktörü görevini üstlenmiş olan ... isimli yetkili tarafından söz konusu süreçlerin yönetildiği ve dilekçede belirtilen sürece bağlı olarak en son yetkilinin söz konusu şahıs ile yaptığı görüşme üzerine söz konusu şahsın kaçamak cevaplar verdiği ve sonrasında da davalı şirketteki görevinden istifa ederek ayrıldığı, davalı şirketin bu nedenle zarara uğraması halinde ilgililer hakkında ilgili cezai ve hukuki yollara başvurma hakkının saklı tutulduğu; olayda Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş gabin hükümlerinin uygulanması gerektiği, davacı firmadan toplamda 2.910 kg ''...'' sipariş edildiği ve kg fiyatı 350 USD üzerinden davacıya 1.017.000 USD ödeme yapıldığı, halbuki ''...''in ham maddesi piyasa koşullarında başkaca tedarikcilerden temin edilmiş olsaydı davalı şirketin 349.200 USD ödeme yapmış olacağının söz konusu olacak olduğu halde 2,5 kat fazla ödeme yapmak durumunda kalındığı; taraflar arasında yıllardır süregelen birim fiyat/sözleşme bedeli anlaşmazlığı bulunduğu, o nedenle faturalara itiraz edilmediği yönündeki iddiaların kabul edilmediği, davalı şirketin tüm itirazlarına ve iyi niyetli yaklaşımına rağmen davacı tarafça birim fiyatın düşürüleceği yönündeki taahhütlerin yerine getirilmediği, davalı şirketin tutumunun davacı tarafça suiistimal edildiği; olayda TBK Madde 28 düzenlemesinde öngörülen şartların gerçekleştiği; Yargıtay kararlarına göre de aşırı yararlanma hükümlerinin tacirler arasında da uygulandığı, tarafların edimleri arasındaki oransızlığın bu konuda Yargıtay'ca belirlenen kıstastan da kat kat fazla olduğu, Mahkemece TBK. Madde 28 gereği sözleşmeye müdahale edilerek zayıf durumda olan davalı şirketin korunmasının ve ''...'' ham maddesinin birim fiyatının piyasa koşullarına çekilmesinin talep edildiği; alacağın yargılamayı gerektirmesi ve likit olmaması nedeni ile icra tazminatı şartlarının gerçekleşmediği savunularak davacı tarafın kötü niyetli davranmak suretiyle davalı şirketin zor durumundan faydalanarak piyasa değerinin 2,5 katı fazlası tutarları ödemeyi davalı şirkete dayatması nedeni ile sözleşme bedelinin piyasa koşullarına uyarlanmasına, ödenen bedellerden mahsup edilmesine, haksız davanın reddine ve reddedilen kısım üzerinden davalı şirket lehine %20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesi istenmiştir. BİRLEŞEN DAVA: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalı şirket ile ticari bir ilişki içerisinde olduğunu, davalı tarafa ilaç sektöründe kullanmak üzere ilgili ürünleri borçlu tarafa sattığını, ancak satılan ürünlere ilişkin fatura bedellerinin ödenmediği gerekçesiyle İstanbul Anadolu Adliyesi 7. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasında takip başlattıklarını ancak söz konusu takibin davalı tarafın haksız ve kötü niyetli itiraz etmesi sonucunda takibin durdurulduğunu bu nedenle itirazın haksız olması nedeniyle asıl alacağın %20 sinden az olmamak kaydıyla müvekkili lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi yargılama ve harç giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı tarafın davacı şirketin söz konusu ilaçların ham madde fiyatını yüksekten satmış olduğunu bu nedenle asıl mağdur tarafın kendilerinin olduğunu, kendilerine yapılan icra takibinin haksız ve kötü niyetli olduğundan dolayı davacının davasının usulden reddine ve yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...celp edilip incelenen icra dosyaları, faturalar, taraflar arasındaki ilişkiyi gösterir ve raporda dökümü yapılan diğer belgeler, hesap mutabakat formu, savunmanın sadece ''...'' ürününe bağlı ve gabine dayalı olması; dosya kapsamına uygun, denetime ve hükme esas alınmasına elverişli olup Mahkememizce de dosya kapsamına uygun ve yeterli görülen rapor, bilirkişilerin isabetli görülen tercihe ilişkin kanaati; davalının rapora itirazında dile getirdiği savunmaya davacı tarafın muvafakat etmemiş olması da gözetilerek rapora itirazların yerinde olmaması; sermaye şirketi olan davalı şirketin basiretli tacir olarak taşıdığı sorumluluk, taraflar arasında işleyen sürecin tarih aralığı; esasen savunmaların davalı şirketin işlem tarihine göre yöneticilerinin sorumluluğu kapsamında kalması ve muhatabının sorumlu olduğu düşünülen yönetici/yöneticilerin olması; yöneticinin sorumluluğu kapsamında olan bir husustan ticari ilişkinin karşı tarafı aleyhine bir durumun çıkarılmasının ticari hayatın kendine özgü kurallarına ve akışına da uygun olmaması; yukarıya aktarılan ilgili yasal düzenlemeler ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde takiplere itirazların yerinde olmadığı ve her iki davanın da söz konusu rapor doğrultusunda sübuta erdiği kanaatine varılmıştır. Davacı tarafın icra inkar tazminatı adı altında talep ettiği icra tazminatı yönünden yukarıya aynen alınan İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesinin 2. Fıkrası hükmü, davanın niteliği, davalının asıl borç ve hesabı yönünden bir itirazının olmayıp, itirazın ve savunmanın sadece gabine dayalı olması, gabin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmemesinin yapılacak yargılamaya ve Mahkemenin değerlendirmesine bağlı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde davalı aleyhine icra tazminat şartlarının somut olayda gerçekleşmediği sonuç ve kanaatine varıldığından her iki dava yönünden de davalı aleyhine icra tazminatına hükmolunmamıştır. Her iki davada sadece asıl alacak yönünde itirazın iptaline yönelik olması nedeni ile asıl davanın kabulü ile İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe itirazın asıl alacak kalemi yönünden iptaline ve takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesine göre Devlet Bankalarının USD olarak açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği (yıllık %5 oranını geçmemek üzere) faizi ile birlikte tahsil edilmek üzere devamına, birleşen davanın kabulü ile İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe itirazın asıl alacak kalemi yönünden iptaline ve takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesine göre Devlet Bankalarının EURO olarak açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği (takip talebinde talep edilen yıllık oranı geçmemek üzere) faizi ile birlikte tahsil edilmek üzere devamına, İcra tazminat şartları somut olayda gerçekleşmediğinden davalı aleyhine icra tazminatına karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacı tarafından başlatılan yasa ve usule aykırı İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğünün ... E. Ve ... E. Saylı dosyaları ile faturaya dayalı ilamsız takip başlatıldığını , yapılan itirazlar sonucu takiplerin durduğunu, söz konusu itirazların iptali için davacı tarafça İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/847 ve 2019/848 E. Sayılı dosyaları davaları ikame edildiğini, yapılan yargılamalar esnasında, davacı tarafından yapılan başvuru ile İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/848 E. Sayılı dosyasında 23.10.2020 ve 25.11.2020 tarihinde ihtiyati haciz kararları verildiğini, iş bu ihtiyati haczi kararlarının dayanağının taraflar arasındaki cari hesap mutabakatı olduğunun belirtildiğini, ancak taraflara arasında cari hesap mutabakatı bulunmadığını, cari hesap mutabakatı olduğu iddia dilen yazıda borç rakamı altında davacının imzası bulunduğunu, söz konusu yazının da müvekkili firmaca davacının beyanının talep yazısı olduğunu, müvekkilinin mutabakatı bulunmadığını, taraflar arasında alınan ham maddelerin birim fiyatlarına ilişkin bir sözleşme bulunmadığını yani gönderilen ham maddelerin fiyatların taraflar arasında kararlaştırılmadığını, müvekkili firmanın söz konusu ham madde birim fiyatlarını kabul ettiğine ilişkin dosya içeriğinde hiç bir belge bulunmadığını, izah edilen sebeple ihtiyati haciz kararları yasa ve usule aykırı olup, kaldırılmasını talep ettiklerini, Mahkeme gerekçeli kararından da anlaşılacağı üzere; bilirkişi raporuna itirazları dahi karşılanmadan eksik inceleme ile hükme elverişsiz bilirkişi raporuna dayanılarak karar verildiğini, Yerel Mahkemece alınan bilirkişi raporunda heyetçe emsal olarak özel listede belirtilen fiyatların zaten müvekkiline faturalandırılan ham maddeye ilişkin olduğunu, davacı tarafından başlatılan takibe konu faturalar şayet bilirkişi heyeti tarafından incelenseydi bu husus hemen anlaşılabilecek nitelikte olduğunu, bu durumun Yerel Mahkemece alınan raporun heyetçe nasıl adeta baştan savma yazıldığının bir göstergesi olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarında, özellikle uyuşmazlık konusu gabinin tespiti için (ki fiyat orantısızlığı zaten tespit edilmiştir.) sektör bilirkişinin müzayakanın değerlendirmesini yapabilecek teknik ve uzmanlığa sahip olmadığını, bu konuda rapor içeriğinde bir değerlendirme bulunmadığını belirttiklerini, yeni tedarikçi teminine ilişkin sürecin müzayaka halini oluşturup oluşturmayacağının tespiti için ilgili resmi makamdan bilirkişi atanmasının talep edildiğini, dosyaya sunulu 25.11.2020 tarihli uzman görüşü (Ecz. ...Uzmanı) ve iş bu dilekçemize ekli İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ...AnaBilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. ...tarafından hazırlanan uzman görüşünde müzayaka halinin oluştuğu açık şekilde ortada olduğunu, müvekkil firmanın sözleşmeyle belirlenmeyen ve ürün gönderiminden sonra kendisine fatura edilen hammaddeleri bir başka tedarikçiden tedariki ancak 10-16 aylık süreçte mümkün olduğunu, dosyaya sunulu tek bir rapor bulunması ve eksikliklerin gerekçelendirilmesine rağmen itirazlarının değerlendirilmesi için ek rapor ve /veya yeni rapor talebinin reddedildiğini, taraflara arasında kurulu sözleşme olmadığından, taraflar arasındaki ticari ilişkinin esasları ve gabin iddiasi ancak sektörün normalleri üzerinden tespit edilebilecek nitelikte olduğunu, itirazlarının dinlenilmesi ve değerlendirilmesinin Anayasa 36. Madde ile güvence altına alınan savunma hakkının ve savunma hakkınının HMK'daki yansıması ve 27. Madde hukuki dinlenilme hakkının gereği olduğunu, yine teknik konuya ilişkin itirazın değerlendirilmesinin ek rapor ile yapılması gerektiğini, Yerel Mahkemenin yargılamanın başından itibaren, ticari ilişkinin göstergesi faturaları adeta sözleşme ve hatta verdiği ihtiyati haciz kararı ile müvekkilin imzasının sadır olduğu borç senedi gibi kabul ettiğini , temel unsurlardan fiyatın belirlenmediği gerçeğini göz ardı ettiğini, davacı vekilinin dilekçelerinde dahi tarafların fatura kesilmeden önce bedeli belirlendiğine dair iddianın yer almadığını, eksik inceleme ile kurulan yerel mahkeme kararı, hukuki değerlendirme yönünden de yasa ve usule aykırı olduğunu, bu hususun Prof. Dr. ...'in dilekçeleri ekinde sunulan mütalaası ile bir kez daha ortaya konduğunu, açıklanan nedenlerle davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesine, Mahkeme'nin 2019/847E. 2021/957 K sayılı 15.12.2021 incelemesi neticesinde kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin huzurdaki davaya konu alacaklarının likit muayyen olduğunu, keza bu alacakların faturaya dayalı olduğunu, tüm faturaların davalının ticari defterlerine itirazsız olarak kaydedildiğini, davalının bu alacaklara dair mutabakat formu da imzaladığını, bilirkişi raporuyla da tespit edildiği üzere, davalının ticari defterlerinde kayıtlı faturaların tutarları ve mutabakat formu ile kabul ettiği miktar dava konusu alacağın miktarıyla birebir aynı olduğunu, hatta alacakları için, huzurdaki asıl ve birleşen davalar kapsamında ihtiyati haciz kararları verildiğini, davalının bu kararlara yaptığı itirazların reddedildiğini ve bunun üzerine başvurduğu istinaf kanun yolunun da reddedildiğini, hal böyle olunca, icra takiplerine itirazı haksız olan davalı aleyhinde icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini, davalı tarafın icra takibine itirazının haksız olduğu ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında da yerinde olarak hüküm altına alındığını, davalı gerekçeli kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia etmişse de herhangi bir somut hukuki delil ileri sürmediğini, müvekkili şirketin davalıya sattığı ürünlerin faturalarını düzenlediği ve davalı şirketin faturaları herhangi bir itiraza konu etmeksizin kabul edip ticari defterlerine işlediği bilirkişi raporuyla teyit edildiğini ve akabinde ilk derece mahkemesince açıkça hükme bağlandığını, dolayısıyla davalının, müvekkili şirketin sattığı ürünler nedeniyle davalıdan alacaklı olmadığına ilişkin iddialarına itibar edilmemesi gerektiğini, huzurdaki davanın haklılığı ve ilk derece mahkemesi kararının gerekli değerlendirme sonucunca verilmiş yerinde bir karar olduğu sabit olduğundan davalı tarafın istinaf taleplerinin reddedilmesini, İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2019/847 E., 2021/957 K. sayılı ve 15.12.2021 tarihli kararı, asıl ve birleşen davalarının kabulü bakımından haklı olduğundan kararın bu bakımdan istinaf incelemesinden hariç tutulmasına ve onanmasına, gerekçeli kararın hüküm fıkrasındaki A/2 ve B/2 numaralı karar ile davalı aleyhinde icra inkar tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına dair verilen kararın usul ve yasalar ile kamu düzenine aykırı olması sebebiyle kaldırılmasına ve devamla, İcra takiplerine yapılan itirazların haksız ve alacakları likit ve muayyen olması sebebiyle, hem 2019/847 E. sayılı davaları hem de bu dava ile birleşen aynı mahkemenin 2019/848 E. sayılı davaları bakımından, asıl alacakların %20’sinden aşağı olmamak üzere müvekkili şirket lehine icra inkâr tazminatına hükmedilmesine ve yargılama harç ve giderleri ile vekâlet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE:Asıl ve birleşen dava, faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince süresi içinde usulüne uygun olarak istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davalı vekilinin ihtiyati haciz kararlarına ilişkin istinaf talebi yönünden yapılan değerlendirmede;6100 sayılı HMK'nın 341/1-b maddesi uyarınca ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yasa yolu açık olup, asıl davada ihtiyati hacze itirazın reddine ilişkin ara kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizce 14.06.2021 tarih ve 2021/798 Esas ve 2021/733 Karar sayılı karar ile ihtiyati hacze itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Bu durumda asıl davada verilen ihtiyati haciz kararının istinaf denetiminden geçmiş olduğu, birleşen davada davalı tarafça ihtiyati haciz kararına yönelik istinaf kanun yoluna başvurulmadığı gözetildiğinde davalının ihtiyati haciz kararlarının kaldırılmasına yönelik istinaf isteminin reddi gerekmiştir.Davalı vekilinin esasa ilişkin istinaf talebi yönünden yapılan değerlendirmede; Davacı tarafından, davalı hakkında İstanbul 2. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında 24.05.2019 tarihinde başlatılan takibin yetkisizlik kararı ile gönderilmesi üzerine İstanbul Anadolu7. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında "90.117 USD (05.02.2018),10.000 USD (07.02.2018), 77.735 USD (28.03.2018),160.800 USD(03.04.2018), 70.455 USD (05.04.2018), 61.200 USD (07.05.2018), 105.000 USD (06.06.2018), 215.425 USD (03.07.2018)" sebebine dayalı olarak 790.732 USD fatura alacağı, 41.776,81 TL işlemiş faiz üzerinden 19.06.2019 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Yine davacı tarafından, davalı hakkında İstanbul Anadolu7. İcra Dairesi'nin... Esas sayılı dosyasında "fatura 13.04.2018" sebebine dayalı olarak 13.000 Euro fatura alacağı, 723,01 Euro işlemiş faiz üzerinden 24.05.2019 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca asıl alacak üzerinden itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki asıl ve birleşen dava açılmıştır.Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir (Türk Ticaret Kanunu m. 4/2).6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. Maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.Davacı şirket yurt dışı menşeli olduğundan defter bilgilerinin bulunmadığı ancak alacağının dayanağı olan faturalar ve tercümelerinin sunulduğu, davalı ticari defterleri üzerinde bilirkişi aracılığıyla yapılan incelemede, davalı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, asıl ve birleşen davaya konu edilen faturaların, davalı ticari defterlerinde kayıtlı olduğu tespit edilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamış olup, Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir. Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır.TTK'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. (Yargıtay 19. HD'nin 09/11/2016 tarih ve 2016/3391 Esas - 2016/14472 Karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. HD'nin 19/12/2018 tarih ve 2017/2642 Esasa - 2018/8096 Karar sayılı kararı, Yargıtay HGK 2017/(19)11-944 E. 2021/197 K. Sayılı ilamı). Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır .Somut uyuşmazlıkta davacı, taraflar arasındaki uzun yıllardan beri süregelen ticari ilişkiye bağlı olarak icra takibine konu faturalarda belirtilen ürünlerin davalıya satılıp teslim edildiğini ve bu hususun taraflarca imzalı mutabakat formu ile teyit edildiği halde bedellerinin ödenmediğini, davalı aleyhine başlatılan icra takiplerine haksız itiraz edildiğini ileri sürmüştür. Davalı ise ''...'' ham maddesi tedariki için davacı şirkete sipariş verildiğini, ilk siparişin verildiği 2014 yılında ve sonrasında söz konusu ''...'' ham maddesi kg fiyatının dünya piyasası genelinde 120-150 USD arasında iken davacı tarafından söz konusu ham madde kg fiyatının 350,00 USD olarak davalı şirkete fatura edildiğini, söz konusu ham maddenin temini zor olduğu için davacı ile bu ilişkinin tam olarak kesilemediğini, yine piyasa koşulları üzerinde bedeller ile... isimli hammaddelerin de davacıdan sipariş edildiğini, olayda gabin hükümlerinin uygulanması gerektiğini belirterek sözleşme bedelinin piyasa koşullarına uyarlanmasını, ödenen bedellerden mahsup edilmesini, haksız davanın reddini talep etmiştir. Mali müşavir, eczacı ile nitelikli hesaplama uzmanından oluşan heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda, Sağlık Bakanlığı Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Kurumunun 10.05.2021 tarihli ve ... sayılı yazısında, ilaç sanayicisi veya ilaç sanayicisi adına ithalat yapan tedarikçiler tarafından kuruma ithal edilen hammaddelere ait bildirim yapıldığının belirtildiği, yazı ekinde 2018 ve 2019 yıllarına ait ... adlı hammaddeye ait kurum veritabanında yer alan verilerin sunulduğu, Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğü'nün 24.06.2021 tarihli yazısında ithalatın yapıldığı ülke bazında fiyatların 01.01.2017-31.12.2019 tarihleri aralığında (70-490 USD arasında) fark ettiği, Hollanda'dan gerçekleşen (Almanya, Belçika, Birleşik Devletler, Birleşik Krallık Çin, Fransa, Hindistan, Hollanda,İsrail, Kanada, Singapur ithalat yapılan ülkeler olarak listede yer aldığı ) ithalat fiyatlarının söz konusu ... hammaddenin davalı ve dava dışı şirketlerce kilogramı 350,00-490,00 USD aralığında alımının gerçekleştiği, davalı şirketin 1953 senesinde kurulan bir şirket olması nedeniyle sektörde deneyimsiz olduğundan söz edilemeyeceği, ... satış kilogram fiyatının 350,00 USD olarak davalı şirkete faturalandırıldığı, taraflar arasında fiyatın belirlendiği bir sözleşme ile devamında fiyatın ne şekilde ve hangi koşullarda revize edileceği yönünde yazılı bir anlaşma bulunmadığı, davalı şirketin hammaddenin dünya pazarındaki fiyatı ile davacı şirketin satış fiyatı arasında ortalama %133 fiyat farkı var iken başka bir satıcıdan temin etmek ya da farklı ülkelerden (Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Md. sunulan, aynı dönemde Hollanda dışında Almanya, Belçika, Birleşik Devletler, Birleşik Krallık Çin, Fransa, Hindistan, İsrail, Kanada, Singapur'dan daha düşük fiyatlarla dava dışı firmalarca ithalat yapıldığı görülmüştür) ithalat yapmak suretiyle daha düşük fiyatlarla veya dünya pazarı fiyatlarına göre tedarik etme imkânı olduğu halde alımlarını davacı şirketten yapmayı seçtiği değerlendirilmekle davalı şirketçe hammaddenin temin edilmesinin güçlüğü hususunda dosya kapsamında somut bir veri tespit edilemediği belirtilmiştir.Gabin; 6089 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 28/1 maddesinde düzenlenmiş olup, bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Sözleşmelerde, borçlanılan her edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlık bu kapsamda mütalaa edilemez. Zira sözleşme hukukunda geçerli olan irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri gereğince, taraflar sözleşmenin şartlarını, dolayısıyla edim ve karşı edim arasındaki denge ve oranı diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Kanun, bu konuda edimler arasında bulunması gereken denge ve oran hususunda objektif bir ölçü koymuş değildir. Yalnız, taraflardan biri karşı tarafın içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanarak onu sömürmek isteyebilir. Dolayısıyla aşırı yararlanmadan bahsedebilmek için, edim ve karşı edim arasındaki açık oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin içinde bulunduğu zayıf durumdan yararlanması suretiyle gerçekleşmesi gerekir.Aşırı yararlanmanın objektif ve subjektif unsurlarına bakıldığında; objektif unsur edimler arası açık oransızlık olup, bu unsur sözleşmenin içeriği ile ilgili bir husustur. Edimler arası açık oransızlık, sözleşmenin yapıldığı zaman ve yerdeki piyasa, pazar, arz ve talep şartlarına göre mevcut olmalıdır. Subjektif unsur ise; zarar görenin zayıf durumu ki bu zor durumda kalma, düşüncesizlik, deneyimsizlik hali olarak nitelendirilir, diğeri de yararlanma kastıdır. Diğer ifade ile aşırı yararlananın, karşı tarafın deneyimsizliğinin yahut düşüncesizliğinin veya zor durumda olduğunun farkında olmalı ve bu durumdan yararlanma kastı ile hareket etmesi zorunludur.Somut olayda taraflar arasında yazılı bir anlaşma bulunmamakla birlikte davacı tarafından ... hammadesinin satış kilogram fiyatının 350,00 USD üzerinden davalı şirkete faturalandırılmış olup, dava ve takibe dayanak tüm faturaları ticari defterlerine kaydeden davalı, bu faturaların geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır. Ayrıca TTK 21/2 maddesi uyarınca, davalı, anılan faturalara 8 gün içerisinde itiraz etmemekle faturalarda gösterilen ... hammaddesine ilişkin birim fiyatını da kabul etmiş sayılır.(Yargıtay19. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2016 Tarih 2015/10737 Esas ve 2016/7621 Karar sayılı ilamı).Eldeki davada davalı tarafça ... hammaddesinin dünya pazarındaki fiyatı ile davacı şirketin satış fiyatı arasında ortalama %133 fiyat farkı olduğu ileri sürülmüş ise de hammaddenin satış kilogram fiyatının piyasa fiyatından yüksek olması, tek başına aşırı yararlanmaya vücut vermez. Yukarıda açıklandığı üzere sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde taraflar sözleşme şartlarını, edim ve karşı edim arasındaki denge ve oranı diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Davalı tarafça tedarikçinin değiştirilebilmesi için mevzuat aşamalarının tamamlanması gerektiği, bu nedenle davacı ile ticari ilişkiye devam etmek zorunda kalındığını savunulmuş ise de tacir olan ve uzun süredir ilaç sektöründe olan davalının bilgisizliğinden veya deneyimsizliğinden de bahsedilemez. Zira davalı basiretli bir tacir gibi davranarak satışa konu hammadde yönünden piyasa araştırması yaparak, iktisadi açıdan kendisi için en rasyonel tercihi yapmak imkan ve ihtiyarına sahiptir. Buna göre davacının, davalı yanın bilgisizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanarak, edimler arası dengesizlik yarattığı kabul edilemez. Bu nedenle davalının gabin hükümlerinin uygulanması gerektiğine ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Davalı tarafça sunulan ve taraflar arasında sözleşme kurulmadığı yönündeki uzman görüşünde yer alan hukuki görüşlerin, herhangi bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. HMK'nın 293. maddesinde uzman görüşü bir tür delil olarak düzenlenmiştir. Somut olayda sunulan uzman görüşü teknik bir konuya ilişkin olmayıp, hukuki meseleye ilişkindir. HMK'nın 33. maddesi uyarınca hakim, Türk hukukunu resen uygular. Dosyadaki delillerin hukuki nitelemesi ve maddi vakıaların tespiti, niteliği itibariyle yargılama faaliyeti olup, mahkemeye aittir. Diğer yandan yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporlarına taraflarca itiraz edilmesi durumunda bu itirazların mutlaka karşılanması zorunluluğu bulunmamakta olup, rapor içeriği dosya kapsamına uygun ise ek rapor ya da yeni bir rapor alınmasına gerek yoktur. Somut olayda davacı tarafından tanzim edilen faturaların davalı defterlerine kayıtlı olduğu ve takip tarihi itibariyle davacının, davalıdan asıl dava yönünden 790.732 USD, birleşen dava yönünden 13.000 Euro alacaklı olduğu sabit bulunduğuna göre mahkemece asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.Davacı vekilinin icra inkar tazminatına ilişkin istinaf talebi yönünden yapılandeğerlendirmede;İtirazın iptâli davalarında İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. İcra inkâr tazminatı, hakkındaki icra takibine itiraz ederek durduran ve çabuksonuçlandırılmasına engel olan borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likid olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likid olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likid bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir (HGK'nun 07.06.2006 tarih 2006/19-295 Esas, 2006/341 Karar sayılı kararı).Bu ilke ve kurallar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece, asıl ve birleşen davada hükmedilen alacak miktarı, davalı ticari defterlerinde yapılan inceleme ile de sabit olmuş, faturalara dayanılarak ve varlığı saptanarak hüküm kurulmuştur. Davalı bu miktarda borçlu olduğunu kendi ticaridefterleri ile bilebilecek durumda iken takibe itiraz etmiş olduğundan hükmedilen miktarın, likid bir alacak olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda asıl ve birleşen davada hükmedilen asıl alacak üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekirken mahkemece bu talebin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine, ilk derece mahkemesince davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmemesi isabetli görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; Davalı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun ayrı ayrı KABULÜ İLE istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, A) Mahkemenin 2019/847 Esas sayılı davası yönünden: 1-Davanın kabulü ile İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe itirazın asıl alacak kalemi yönünden iptaline ve takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesine göre Devlet Bankalarının USD olarak açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği (yıllık %5 oranını geçmemek üzere) faizi ile birlikte tahsil edilmek üzere devamına, 2-İİK'nın 67/2.maddesi uyarınca hükmedilen tutar üzerinden %20 oranda hesaplanan 958.762,55 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3- Alınması gereken 311.088,04 TL nispi karar harcından, Mahkeme veznesine yatan 52.429,18 TL peşin harç ile İcra veznesine yatan söz konusu 25.580,50 TL'nin toplamını oluşturan 78.009,68 TL'nin mahsubu ile eksik 233.078,36 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından İcra veznesine ve Mahkeme veznesine yatırılan söz konusu peşin harçların toplamı olan 78.009,68 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı kendini bir vekille temsil ettirdiğinden tarife gereğince hesap ve takdir edilen 134.166 TL nispi avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, B) Birleşen 2019/848 Esas sayılı davası yönünden: 1-Davanın kabulü ile İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden yapılan takibe itirazın asıl alacak kalemi yönünden iptaline ve takibin asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesine göre Devlet Bankalarının EURO olarak açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği (takip talebinde talep edilen yıllık oranı geçmemek üzere) faizi ile birlikte tahsil edilmek üzere devamına, 2-İİK'nın 67/2.maddesi uyarınca hükmedilen tutar üzerinden %20 oranda hesaplanan 17.797,52 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3- Alınması gereken 5.628,69 TL nispi karar harcından, Mahkeme veznesine yatan 942,43 TL peşin harç ile İcra veznesine yatan söz konusu 469,68 TL'nin toplamını oluşturan 1.412,11 TL'nin mahsubu ile eksik 4.216,58 TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından İcra veznesine ve Mahkeme veznesine yatırılan söz konusu peşin harçların toplamı olan 1.412,11 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı kendini bir vekille temsil ettirdiğinden tarife gereğince hesap ve takdir edilen 11.512 TL nispi avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, C) Zorunlu arabuluculuk gideri her iki dava yönünden müştereken yapılmış olduğundan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunun madde 18/A-(13) ve (14) düzenlemelerine ve Arabuluculuk Asgari Ücret Tarifesine bağlı olarak Arabulucuk Bürosu tarafından yapılan ve Adalet Bakanlığı Bütçesinden karşılanan 1.320 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, D) Her iki dava yönünden de harçlar dışında davacı tarafça yapılan toplam 3.225,20 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, E) Her iki dava yönünden davalı tarafça yapılan yargılama giderinin davalı üzerinde bırakılmasına, F) Artan avansın HMK'nın 333.maddesi ve Gider Avansı Tarifesinin 5.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ilgilisine iadesine, G)İstinaf Aşamasına İlişkin Olarak; a-Asıl ve birleşen davada davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, b-Asıl ve birleşen davada davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 441,40 TL, posta ve tebligat gideri 144,00 TL olmak üzere toplam 585,40 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c-Asıl ve birleşen davada davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 79.179,20 TL harcın, alınması gerekli olan 316.716,73 TL harçtan mahsubu ile bakiye 237.537,53 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, d-Asıl ve birleşen davada davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama masrafının üzerinde bırakılmasına, H) HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026