İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/11/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen ara kararın ihtiyati tedbir talep eden davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacılar vekili 25.08.2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin haklı sebeple feshi ile tasfiyesini; yargılama sonuna kadar davalı şirket adına kayıtlı taş…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1558 KARAR NO : 2025/1624 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARETMAHKEMESİ ARA KARAR TARİHİ: 27/08/2025-01/09/2025 NUMARASI : 2025/741 Esas (Derdest) DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/11/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen ara kararın ihtiyati tedbir talep eden davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacılar vekili 25.08.2025 tarihli dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin haklı sebeple feshi ile tasfiyesini; yargılama sonuna kadar davalı şirket adına kayıtlı taşınmazların üçüncü kişilere devrinin ve üzerlerine ayni hak tesisinin önlenmesi için ihtiyati tedbir talepleri ile şirkete denetim kayyımı atanmasını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...İşbu davada davacı tarafça tensip aşamasında beyan edilen ancak henüz sunulmayan, ilgili yerlerden getirtilip incelenmemiş olan belgeler ve dosyalarda olmadığından şirketin feshinin gerekip gerekmediği, davacı ortağın pey akçesi ve kar payı alacağı ödenmek suretiyle ortaklıktan çıkmasının hukuken mümkün olup olmadığı hususunun yargılamayı gerektirmesi bu manada yaklaşık ispat şartının gerçekleşmediği açıktır. Davacının iddia ettiği hususların ilgili deliller toplandıktan ve ancak bilirkişi inceleme aşamasında anlaşılabileceği, şirketin feshine karar verilmesinin istisnai bir çözüm olduğu, temelde amacın şirketin sürekliliğini sağlamak olduğu, davalı şirkete bu aşamada denetim kayyımı atanması yönünde ihtiyati tedbir konulmasının şirketin faaliyetlerini aksatabilecek nitelikte olduğu, mahkemenin ticari faaliyet ve hayatı sekteye uğratacak nitelikte bir tedbir kararı vermesinin hukuken mümkün olmadığı görülmüştür. Ayrıca şirket adına kayıtlı taşınmazlar, araçlar ve banka hesapları işbu davadaki uyuşmazlığın konusu olmadığından HMK’nın 389. maddesi ve devamı hükümlerinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği anlaşılmıştır. Bu nedenle denetim kayyımı atanması ve tüm ihtiyati tedbir taleplerinin bu aşamada reddine," karar verilmiştir.Davacılar vekili 01.09.2025 tarihli talep dilekçesinde özetle; mahkememizin 27.08.2025 tarihli ara kararına karşı istinaf yoluna müracaat edeceklerini, huzurdaki talebin farklı olduğunu, İstanbul Anadolu CBS'nin 2025/72952 soruşturma sayılı dosyasında şirket yöneticilerinin şirketi zarara uğratıcı eylemlerde bulunduğunun tespit edildiğini, davalı şirketin 12 adet gayrimenkulünü sat-kirala -geri al yöntemi ile devir ettiğini, şirket mal varlığının korunması amacı ile şirket yöneticilerinin şirketi borçlandırıcı ve mal varlığını azaltıcı yönde işlem yapma yetkilerinin kısıtlanmasına dair tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...6102 sayılı TTK’da sermaye şirketlerinde yönetime dışarıdan müdahaleye, yani şirkete mahkemece yönetim kayyımı atanmasına olanak sağlayan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır.Sermaye şirketlerinde kayyım atanması ile ilgili olarak, kanunda bulunan tek madde, azınlık pay sahiplerinin genel kurulu toplantıya mahkeme marifeti ile çağrısını düzenleyen TTK m. 412 hükmüdür. Madde “… Mahkeme toplantıya gerek görürse, gündemi düzenlemek ve kanun hükümleri uyarınca çağrıyı yapmak üzere bir kayyım atar. Kararda kayyımın görevlerini ve toplantı için gerekeli belgeleri hazırlamaya ilişkin yetkilerini gösterir.” şeklinde düzenlenmiştir. Ancak buradaki kayyımlık bir yönetim kayyımlığı değildir.Kanun koyucu anonim şirketlerde yönetim kayyımı atanabileceğini TK m.530/2’de sadece organ yokluğu haline hasrettiği halde, limited şirkette hem organ yokluğu hem de haklı nedenlerle açılan fesih davasında, taraflardan birisinin istemi üzerine gerekli önlemleri alma, bu arada yönetim kayyımı atayabilme yetkisini mahkemeye vermiş görülmektedir (TTK m. 636/4). Anonim şirketlerde ise kayyım tayini, şirket organlarındaki yoksunluk sonucu ortaya çıkan yönetim boşluğunun başka yollardan giderilememesi şartına bağlıdır.Yöneticilerin kötü yönetiminin yaptırımı ise, hem anonim hem de limited şirkette onlar aleyhine hukuki sorumluluk davası açmak olabilir. İst BAM 12.HD. 2020/1491 E, 2020/1370 K. Sayılı ilamında"....Anonim Şirketler TTK'nun 365. Maddesi uyarınca yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunurlar. Şirkette organ boşluğu bulunduğu iddiası yoktur.6100 sayılı TTK da anonim şirketlerde yönetim kurulunun yönetim yetkisinin mahkemelerce kaldırılacağına veya sınırlandırılacağına ilişkin yasal düzenleme yoktur. Yönetim Kurulunun görevden alınması, seçilmesi TTK'nun 408(2)-b gereği şirketin genel kuruluna tanınmış bir yetkidir. Yönetim Kayyımı atanması istemi aynı zamanda YK nun yönetim yetkisinin kaldırılması anlamına geldiğinden yasal olmadığından bu yolda ki talep dinlenemez."( Bkz. İst BAM 12. HD. 2020/210E, 2020/237 K., İst BAM 12. HD. 2019/1276 E, 2019/937 K., İst BAM 13. HD.2019/690 Esas , 2019/628 K., İst BAM 12. HD.: 2020/1344 E, 2020/1195 K. Sayılı ilamları) Somut olayda davacı şirket yöneticilerinin şirketi borçlandırıcı ve mal varlığını azaltıcı eylemlerinin kısıtlanmasını talep etmiş olup bu yöndeki bir kararın şirket genel kurulunun almış olduğu kararı ortadan kaldıracağı ve yönetim hakkına müdahale olduğu açıktır. Davacının tedbire dayanak olarak gösterdiği savcılık soruşturmasında alınan rapordaki tespitlerin önemli kısmının dava dışı başka bir mahkemede görülen bir şirkete ilişkin olduğu görülmüştür. Keza davacının Fethiyedeki gayrimenkullerden bahsettiği görülmüşse de bu finansal kiralama işleminin 2024 yılının mart ayında yapıldığı yeni bir bir işlem olmadığı görülmüştür. Şirket yöneticilerinin görevlerini kötüye kullandığına dair yaklaşık ispatı sağlayacak bir delil ibraz edilmediğinden talebin reddine," karar verilmiştir. Bu kararlara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesinin “Şirketin Sürekliliği – Feshin İstisnai Yol Olduğu” gerekçesinin hatalı olduğunu, tedbirin şirketin feshe sürüklenmesini önlemeye ve davacı ortakların ve şirketin varlığını korumaya yönelik olduğunu, yalnızca fesih talebinde bulunulmadığını, alternatif olarak davalıların ortaklıktan çıkarılması talebinin de ileri sürüldüğünü, şirket malvarlığının korunmasının şirketin sürekliliğini güvence altına alacağını, MASAK kayıtlarıyla sabit usulsüz transferler dikkate alındığında, tedbir kararı verilmemesinin şirketin faaliyetlerini değil, bizzat varlığını tehlikeye soktuğunu, yerel mahkemenin verilecek tedbir kararının “Genel Kurul Kararına Müdahale” gerekçesinin de hatalı olduğunu, tedbir taleplerinin, genel kurul kararlarını ortadan kaldırmayacağını, yalnızca genel kurul yapılıp yeni yöneticiler seçilinceye kadar geçici bir koruma sağlayacağını, mahkemenin “Yaklaşık İspat Yok” gerekçesi yanılgı olduğunu, dava dilekçesinde son derece ayrıntılı şekilde yaklaşık ispattan öte somut deliller bulunduğunu, şirketin yaklaşık %60 hissesine sahip ortaklar olarak yapılan tedbir taleplerinin, şirketin faaliyetlerini aksatmak için değil, şirketin varlığını ve davacı pay sahiplerinin haklarını korumak için zorunlu olduğunu, HMK m. 389 ve devamı hükümleri ile Yargıtay içtihatlarında da ihtiyati tedbir için kesin delil değil, yaklaşık ispatın yeterli olduğunun açıkça ortaya koyulduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve tedbir taleplerinin kabulü ile şirket yöneticilerinin şirketi borçlandırıcı ve malvarlığını azaltıcı yönde işlem yapma yetkilerinin kısıtlanmasına, mahkeme aksi kanaate ise şirkete denetim kayyımı atanmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Talep; şirketin haklı sebeple feshi talepli derdest davada; şirket adına kayıtlı taşınmazların 3. Kişilere devrinin önlenmesi ve denetim kayyımı atanması ve şirket yöneticilerinin şirketi borçlandırıcı ve mal varlığını azaltıcı işlem yapma yetkilerinin kısıtlanmasına ilişkindir. Dava dilekçesi ile şirket adına kayıtlı taşınmazların 3. Kişilere devrinin önlenmesi ve denetim kayyımı atanmasına yönelik tedbir talebinde bulunulmuş ilk derece mahkemesince 27/08/2025 tarihli ara karar ile talebin reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça 01/09/2025 tarihli talep dilekçesi ile de şirket yöneticilerinin şirketi borçlandırıcı ve malvarlığını azaltıcı yönde işlem yapma yetkilerinin kısıtlanmasına, bu hususun ilgili yerlere bildirilmesine yönelik tedbir kararı verilmesi talep edilmiş, ilk derce mahkemesince 01/09/2025 tarihli ara kararı ile talebin reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça her iki tedbir talebinin reddine yönelik ara kararlar yönünden istinaf isteminde bulunulmuştur. Davacıların davalı şirketin aile içi anlaşmazlıklar nedeniyle yönetim dışı kalmış olan, şirket sermayesinin % 57,31 doğrudan ve *%61,15'ine dolaylı olarak (davacıların feshi istenen şirketin ortağı olan ...-Tan İnş. Tic. ve San. AŞ de pay sahibi olmaları hasebiyle) sahip ortakları oldukları, davalı tarafı oluşturan pay sahipleri ise şirket sermayesinin kalanını temsil etmekle birlikte fili yönetim gücünü ellerinde bulundurdukları, yönetim kurulu tarafından usulsüz işlemler yapıldığı, şirketin faaliyeti bulunmamasına rağmen aktifinde kayıtlı 12 adet kıymetli villanın elden çıkarıldığı, elde edilen finansmanın davalı yönetim kurulu üyelerinin kendi hakimiyetindeki şirketlere, kendilerine ve yakınlarına aktarıldığı, taraflar arasında ceza ve hukuk davaları bulunduğu, şirket ortakları arasında süregelen ihtilaflar nedeniyle ortaklığın çekilmez hale geldiği gerekçeleriyle şirketin feshinin talep edildiği, şirket adına kayıtlı taşınmazların 3. Kişilere devrinin önlenmesi ve denetim kayyımı atanması ve şirket yöneticilerinin şirketi borçlandırıcı ve mal varlığını azaltıcı işlem yapma yetkilerinin kısıtlanması talep edildiği görülmektedir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 389/1. Maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir, şeklindedir. HMK'nun 390/2 maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Davacıların şirket adına kayıtlı taşınmazların 3. Kişilere devrinin önlenmesine ve yöneticilerinin şirketi borçlandırıcı ve mal varlığını azaltıcı işlem yapma yetkilerinin kısıtlanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebi yönünden yapılan değerlendirmede; haklarında tedbir istenilen şirket adına kayıtlı taşınmazlar ve menkul mallar uyuşmalık konusu olmadığı gibi bu yönde verilecek bir ihtiyati tedbirin şirketi olağan faaliyetlerini yürütemez hale getireceği anlaşılmakla bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde bulunmamıştır. Davalı şirkete denetim kayyımı atanması talebinin reddine yönelik istinaf istemi yönünden yapılan değerlendirme de;Bu aşamada denetim kayyımı hakkında aşağıdaki hususların açıklanması gerekmiştir:Şirket içi menfaat ihtilaflarına ait davalarda şirket varlığının korunması için mahkemece şirkete denetim kayyımı atanabilir. Şirket içi menfaat ihtilaflarının halli için açılan davalarda dava aşamasında bir tedbir olarak şirket yöneticisinin kararlarının denetim kayyımının onayına bağlandığı hallerde kayyımın görev ve yetkileri ile ilgili olarak kanunda bir özel düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla denetim kayyımı atanmasına ilişkin olarak 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 389 vd. maddelerinin uygulanması gerekli olup denetim kayyımının yetkilerinin de kararda açıkça gösterilmesi gerekir.Denetim kayyımı genellikle yönetim kurulunun işlemlerinin denetimi ve onayı için görevlendirilmektedir. Yani yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliği kayyımın onayına bağlanır. Denetim kayyımı atanan hallerde, şirketin yönetim organı görevine devam etmektedir. Ancak, yöneticilerin şirket yönetimiyle ilgili aldıkları kararların ve şirket adına üçüncü kişilerle yaptıkları işlemlerin, hukuki olarak geçerli olabilmesi veya sayılabilmesi kayyımın onayına bağlıdır. Kayyımın görevi, yönetim organının almış olduğu kararlarının, şirket lehine olup olmadığını araştırmaktır. Bu nedenle, gözetim ve denetim kayyımı doğrudan şirketi yönetme ve temsile ilişkin faaliyetlerde bulunamaz.Esasen denetim kayyımının görevi bilinen anlamıyla “şirket denetimi” ya da “işlem denetimi” kavramının dışında kalan bir görevdir. Ancak yine de kayyım, görevlerini, TTK m. 369’da öngörülen “tedbirli bir yöneticinin özeniyle” ve dolayısıyla bu maddedeki atıf sebebiyle MK m. 2’de yer alan dürüstlük kurallarına uyarak ifa etmelidir. Kayyım, görevini yaparken, pay sahiplerinin, şirketin ve alacaklıların menfaatini korumakla yükümlüdür.HMK'nın 389/1. Maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir, şeklindedir. HMK'nın 390/2 maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Dosyanın geldiği aşama, iddianın ileri sürülüş biçimi, uyuşmazlık konusu ve toplanan deliller ile davalı denetim kayyımı atanmasını gerektirecek haklı bir sebep dosyanın geldiği aşama itibarıyla ispatlanmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince ihtiyati tedbirin reddine ilişkin kararında bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi ara kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati tedbir talep eden davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM :Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-İhtiyati tedbir talep eden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-İhtiyati tedbir talep eden davacılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-İhtiyati tedbir talep eden davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)f maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 17/11/2025