İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Sig.A.Ş.'nin Kadın Doğum uzmanı ...'ın, davalı ... Sig.A.Ş.'nin ise Kadın Doğum Uzmanı ...'ın Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Si…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/866 KARAR NO : 2025/1886 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 06/03/2025 NUMARASI : 2016/224 Esas - 2025/155 Karar DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle AçılanTazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... Sig.A.Ş.'nin Kadın Doğum uzmanı ...'ın, davalı ... Sig.A.Ş.'nin ise Kadın Doğum Uzmanı ...'ın Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçelerini tanzim ederek maddi ve manevi sorumluluklarını üstlendiğini, müvekkili ... ...'nın hamileliği boyunca davalıların sigortalıları doktorlar tarafından takip edildiğini ancak doktorların genel olarak tıbbi kötü uygulaması sonucu down sendromunun hamilelikte teşhis edilmediğini ve küçük Umut'un down sendromlu olarak doğduğunu, down sendromlu Umut ...'nın hayat boyu devam eden bir işgöremezlik hali nedeniyle maddi zarara uğradığı ve bizzat acıyı yaşam boyu çekecek olması nedeniyle de manevi zarara uğradığını, müvekkilleri anne ve babanın hayat boyu çocuklarını down sendromlu olarak görerek acı çekmeye devam edeceklerini iddia ile müvekkili küçük Umut ... için 10.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminat ve 60.000 TL manevi tazminat, müvekkili anne ... ... için 30.000 TL manevi tazminat ve müvekkili baba Mehmet ... için 30.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 130.000 TL tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle dava tarihinden önce sigortalıya başvuru veya ceza kovuşturması mevcut ise bu hususların tespiti, eğer poliçe vadesinden önce riziko gerçekleşmiş ise müvekkil şirketin sorumluluğu doğmayacağından davanın reddi gerektiğini, sigorta sözleşmesinin konusuna ilişkin olarak sigortalının kendisine tazminat talebinde bulunulduğunu öğrendiği ya da zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurduğu anda rizikonun gerçekleşmiş sayılacağını, dava dilekçesinin müvekkiline 04.03.3016 tarihinde yani poliçe vadesi sona erdikten sonra tebliğ edildiğini, Hazine Müsteşarlığınca düzenlenen yukarıdaki madde gereğince sigortacının sorumluluğu hasar tarihinde değil hasar talebinin ulaştığı tarihe göre belirlendiğinden sigortacının, zarar görenin talebinin poliçe vadesi içerisinde ulaşmış olması halinde teminatı işletebileceğini, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte, poliçe kapsamına girseydi dahi olayda sigortalının bir sorumluluğu bulunmadığını, müvekkilinin sorumluluğundan da bahsolunamayacağını, kaldı ki talebin zamanaşımına uğradığını, zararın yapılan tıbbi işleme bağlı olduğunu iddia eden davacının iddiasını ispatı, ayrıca varsa kusurun oranının belirlenmesi gerektiğini savunarak haksız davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... Sig.A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu talebin zamanaşımına uğradığını belirterek zamanaşımı nedeniyle davanın reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile, hamileliğin en başından sonuna kadar dizenli periyotlar halinde sigortalı olan ... tarafından muayene ve takibinin yapıldığını, davacının düzenli olarak muayeneye gittiğini belgelerle ispat etmesi gerektiğini, sigortalının kusurunun olduğunu ve iddia edilen zararın sigortalı tarafından yapıldığını, iddia edilen zararın tıbbi işlem ve uygulamalardan kaynaklı olduğunu yani illiyet bağını ispat etmesi gerektiğini, bir an için hamileliğin sigortalı tarafından düzenli olarak takibinin yapıldığının davacı tarafça ispatı halinde dahi sigortalının ve dolayısıyla müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğu ve tazminat ödeme yükümlüğünün bulunmadığını, down sendromunun hamilelik döneminde gerekli tüm testler yapılsa dahi tam olarak tespitinin mümkün olmadığını, tespiti tam olarak mümkün bulunmayan down sendromu hastalığının bir an için tespit edildiği varsayılsa dahi bu hastalığın anne karnında tedavisinin tıbben mümkün olmadığının tartışmasız olduğunu, down sendromunun kötü tıbbi müdahale nedeniyle oluşan bir hastalık olmayıp doğuştan olan bir hastalık ve önlenmesi, tedavisi de mümkün olmadığını, davacı tarafın işgöremezlik zararı ile ilgili olarak bu tazminata hak kazanabilme için çalışma gücünde daha önce bir eksikliğin bulunmaması, başkasının kusurlu hareketi ile var olan çalışma gücünün azalması veya yitirilmemesi koşullarının bir arada bulunması gerektiğini, oysaki down sendromu rahatsızlığı olan kişinin çalışma gücü kaybından bahsedilemeyeceğinden olmayan bir şeyin azalması veya yitirilmesinin de söz konusu olmadığını, manevi tazminat taleplerinin poliçe teminatı kapsamında olmadığını, ayrıca manevi tazminat şartlarının oluşmadığını ve talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, davanın sigortalı ...'a ihbar edilmesini talep etmiştir. Dava ihbar olunan ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin hukuken bir sorumluluğunun bulunmadığını, ... ...'nın müvekkili Dr ... ile Dr ... tarafından eş zamanlı olarak muayene edildiğini, bu süreç içerisinde gerekli tüm gebelik tetkiklerinin yapıldığını, yapılan tetkiklerden biri olan dörtlü tarama sonucunda bebekte down sendromu açısından bir risk durumu saptanmadığını, ancak hasta tarafından ilk kez yapılmayıp ikinci kez istendiğinde yaptırılan ayrıntılı gebelik ultrasonunda bebekte kalp soluk borusu ve burun kemiği anomalileri tespit edilmiş, bunun üzerine yapılması istenen genetik analiz tetkikleri hasta tarafından ; “...bebekte bir problem varsa dahi gebeliği sonlandırmayı düşünmediği,..” söylenerek yaptırılmadığını, mevcut raporlar ile sabit olunduğu üzere down sendromunun hamilelik sürecinde tespit edildiğini, davacının hamilelik sürecinde bu durumdan haberdar olmasına rağmen kendi isteği ile gebeliğe devam ederek bebeğini dünyaya getirdiğini, gerek müvekkili gerekse ...'ın görevlerini ifa ederlerken gerekli özen ve ihtimamı gösterdiklerini belirterek mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Davalı sigorta şirketleri tarafından sigortalı bulunan dava dışı doktorların tıbbi uygulamaları ve takibi ile davacı ... ...'nın down sendromlu bebek doğurması arasında illiyet bağı olmadığı, down sendromunda tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, risk değerlendirmesi yapılan bu testler ile doğacak bebekte down sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre sonografik görüntüleme sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği, test sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka down sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte down sendromu görülebileceği, test sonucunun söz konusu hastalığın kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski bulunduğu, bebekte doğumdan sonra tespit edilen down sendromunun ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde de tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; mevcut tıbbi belgelere göre; dava dışı doktorların bir kusuru, özen eksikliği bulunmadığı belirlenmekle davanın reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; illiyet bağı konusunda istikrarla karar veren İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi aksine Yargıtay 11. hukuk dairesinin yeniden görüş değiştirdiğini, cenin kişi olmadığından TC Anayasası 10., 12. ve 17. maddeleri gerekçe gösterilerek yaşam hakkı sebebiyle down sendromlu çocuğun dava hakkının kabul edilmemesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, test önermenin aydınlatılmış onam olmadığını, aydınlatmanın kapsamının Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15. maddesi uyarınca olması gerektiğinin İstanbul Bölge Adliye mahkemesinin istikrar kazanmış ilkelerinden olduğunu, gebelikte sakatlığı teşhis edilemeyip sakat doğan çocuğa dava hakkının yaklaşık yirmi üç yıldır hem 11., 13. hukuk daireleri ve hem de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarıyla tanındığını, bu durumda kökleşmiş Yargıtay kararlarıyla açıkça çelişen Yargıtay 11. hukuk dairesi bozma kararına uyulmaması gerektiğini, engelli bireylere tanınan hakların ve Yargıtay yorumunun down sendromlu çocukları ölümden kurtarmadığını, doktrinde de özürlü doğan çocuğa dava hakkı tanındığını, bütün medeni hukuk sistemlerinde sakat doğan çocuğa ve ailesine dava hakkı bahşedildiğini, istenmeden dünyaya gelen çocuk olaylarında anne ve baba açısından talep edilecek zararın gebeliğin sonlandırılması kararının ellerinden alınmış olması sebebi ile ortaya çıkan mal varlığı zararı yani doğumun sebep olduğu ve yasal olarak karşılamak zorunda oldukları (TMK madde 327/1) özürlü çocuğun bakım masrafları olduğunu, Türk hukukunda ise bakıcı gideri talep hakkının bakıcı ihtiyacı olan sakata bahşedildiğini, davacı küçüğün dava hakkının reddedilmesi ile hem TC anayasasıyla korunan hakları ve hem de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini de ihlal ettiğini, davanın kabulü kararının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve TC Anayasa mahkemesi kararlarına da uygun olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davacıların maddi, manevi tazminatlarının kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekilince istinaf talebinde bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hekimin tıbbi kötü uygulamada bulunup bulunmadığı noktasındadır.Davacı-küçük Umut ... down sendromu ile doğmuştur. Davacı tarafça, gebelik sırasında annenin takibini yapan Dr. ... ve Dr. ...'ın bilgilendirme ve rıza alma yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın Tıbbi Kötü Uygulama sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davacı annenin doğuma kadar bir kısım takiplerinin Dr. ... ve Dr. ... tarafından yapılmıştır. Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma(bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır.Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir.Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydınlatma (bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi, bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. Dosyaya kazandırılan 01/03/2022 tarihli Adli Tıp 7. İhtisas Dairesi raporunda özetle; ; Kişinin 16/09/2014 tarihinde Bursa Çekirge Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvurduğu, Dr. ... tarafından muayene edildiği, USG çekildiği, VDRL, Anti HBs, Anti HIV, Anti Tox IgM, Anti CMV IgM, Anti Rubella IgM tetkikleri yapıldığı, ‘Normal gebeliğin gözlemi, Anemiler’ tanıları ile değerlendirildiği, 20/10/2014 tarihinde muayene edildiği, ‘Normal poliklinik muayenesi’ tanısı ile değerlendirildiği, 21/10/2014 tarihinde ... Park Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvurduğu, Dr. ... tarafından çekilen USG’sinde 17 hafta ile uyumlu erkek fetüs saptandığı, amniyon sıvısının yeterli olduğu, fetal kalp atışının pozitif olduğu, dörtlü test, anomali taraması ve 2. düzey ayrıntılı USG yaptırmasının önerildiği, 23/10/2014 numune alma tarihli dörtlü testinde trisomi 21 açısından düşük riskli grupta olduğunun tespit edildiği, 02/12/2014 tarihinde Bursa Çekirge Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvurduğu, Dr. ... tarafından muayene edildiği, USG çekildiği, ‘Normal poliklinik muayenesi’ tanısı ile değerlendirildiği, 10/12/2014 tarihinde ... Park Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvurduğu, Dr. ... tarafından çekilen USG’sinde 23-24 hafta ile uyumlu erkek fetüs saptandığı, amniyon sıvısının yeterli olduğu, fetal kalp atışının pozitif olduğu, fetal sırt üstte olduğundan kalp, yüz ve beyin değerlendirilmesi yapılamadığı, anomali taraması ve 2. düzey ayrıntılı USG önerildiği, 11/12/2014 tarihinde Özel Ultramed Görüntüleme Merkezinde çekilen 2. düzey obstetrik USG’sinde ventriküler septal defekt, aberran trakea, fasiyal prefrontal mesafede daralma, nazal hipoplazi olduğunun tespit edildiği, 11/12/2014 tarihinde ... Park Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvurduğu, Dr. ... tarafından genetik analiz önerildiği, kişinin bebekte problem varsa da gebeliği sonlandırmak istemediğini belirttiği, kişinin gebelik takiplerini Bursa Uludağ Üniversitesi Hastanesinde sürdürdüğü, 10/03/2015 tarihinde normal vajinal doğum ile 2450 gr, ... skoru 9-10, erkek bebek doğurtulduğu, bebeğin sendromik yüz görünümü ve antenatal subaortik ventriküler septal defekt olması nedeni ile gözlem amaçlı yenidoğan yoğun bakım ünitesine yatırıldığı, 20/03/2015 tarihinde çekilen ekokardiyografisinde subaortik ventriküler septal defekt, sekundum atrial septal defekt olduğunun tespit edildiği, kontrole önerilerek taburcu edildiği, 21/04/2016 tarihinde Down Sendromu, geniş subaortik ventriküler septal defekt, ağır pulmoner stenoz, patent foramen ovale, hafif pulmoner yetmezlik tanıları ile katater anjiografi yapıldığı, 01/06/2016 tarihinde ventriküler septal defekt kapatılması, outflow trakt büyütülmesi ameliyatları yapıldığı, küçüğün 17/07/2022 tarihinde Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniğinde yapılan değerlendirmesinde; Down Sendromu görünümü, sağ kulak önünde skin tag mevcut olduğu, kişisel sosyal gelişiminin 2,5 yaş ile, ince motor becerilerinin 4 yaş ile, dil becerisinin 2 yaş ile kaba motor becerisinin 2,5 yaş ile uyumlu olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla; Genel tıbbi bilgiye göre, vücut hücrelerindeki kromozom sayısındaki fazlalıktan kaynaklanan genetik bir anormallik olan Down Sendromunda tarama testlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanması zorunlu bir tetkik olarak bildirilmediği, bu testlerin tarama niteliğinde olduğu, risk değerlendirmesi yapılan bu testler ile doğacak bebekte Down Sendromu vardır veya yoktur şeklinde kesin bir sonuca gitmenin mümkün olmadığı, tarama testlerinde annenin yaşı, hormonal değerleri ve testin özelliğine göre sonografik görüntüleme sonuçları göz önüne alınarak bir risk oranı belirlendiği, test sonuçlarının risk sınırı üzerinde çıkmasının bebekte mutlaka Down Sendromu olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, risk sınırının altında olduğu durumlarda dahi bebekte Down Sendromu görülebileceğinin bilindiği, test sonucunun söz konusu hastalığın kaç gebenin birinde karşılaşılabileceğini gösterdiği, oranın istatistikler ışığında risk sınırının üstünde bir değer göstermesi durumunda amniyosentez gibi ileri tetkikler önerilebileceği, tanı koydurucu olan bu ileri girişimsel tetkiklerde %1 oranında düşük riski bulunduğu, bebekte doğumdan sonra tespit edilen Down Sendromu’nun intrauterin rutin yapılan obstetrik ve/veya ilgili uzmanlar tarafından yapılabilen ikinci düzey ultrasonografi tetkiklerinde de tespit edilemeyebileceğinin tıbben bilindiği, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; 31 yaşındaki kişinin gebeliğinin yaklaşık 12. haftasında 16/09/2014 tarihinde Bursa Çekirge Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvurduğu, ikili testin 11-14 haftalık gebeliklerde anlamlı olduğu, dolayısıyla; bu gebelik haftasında ikili testin istenilebileceği, 23/10/2014 tarihinde yapılan dörtlü testte trisomi 21 riski açısından düşük riskli grupta olduğunun tespit edildiği, 11/12/2014 tarihinde Özel Ultramed Görüntüleme Merkezinde çekilen 2. düzey obstetrik USG’sinde ventriküler septal defekt, aberran trakea, fasiyal prefrontal mesafede daralma, nazal hipoplazi olduğunun tespit edildiği, genetik analiz önerildiği, kişinin gebeliği sonlandırmayı düşünmediğini belirttiği, mevcut tıbbi belgelere göre; kişinin 31 yaşında olması ve yapılan dörtlü test tetkikinin cut-off değerinin altında saptanması hususları birlikte değerlendirildiğinde; kişinin gebelik takiplerinde yer alan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları Dr. ... ve Dr. ...’ın eylemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğunun oy birliğiyle mütalaa olunduğu bildirilmiştir.Dosya arasında bulunan ... Hastahanesinden gönderilen 10 aralık 2014 tarihli epikriz formunda; öyküsü başlığı altında 23- 24 hafta gebelik anomali USG yaptırmamış ikili ya da üçlü test yapılmamış kaydının bulunduğu, tedavi bakım planı bölümünde ise: hastanın anomali USG yaptırmamış ve tarama testleri yapmadığı için hastaya bebekte problem olup olmadığının söylenemeyeceği söylendi. Kalp ve yüz değerlendirmesinin pozisyon nedeniyle yapılamadığı söylendi. Ultramede yönlendirildi. 11/12/2014 hasta kontrole geldi. Dün kalp ve yüz değerlendirilmesi yapılamamıştı. Bugün ultramed'den geldi. VSD aberran trakea ve nazal hiphoplzi saptanmış hastaya bilgi verildi poliklinikte tektat bakıldı ancak fetal pozisyon oldukça subotimal sonuç olarak olguya: tarama testi yapılmadığı için ve haftası itibarıyla en hızlı şekilde prenatal genetik analiz önerildi. Hasta bebekte problem varsa bile sonlandırmayı düşünmediğini söyledi eşi ile konuyu görüşüp düşüneceğini ifade etti. Baş hekimlik ile görüşüldü hastanın eline durumu belirten ayrıntı kağıt yazıldı pediatrik kardiyoloji ve perinatoloji olan birimde ivedilikle değerlendirilmesi söylendi poliklinik asistanı şahitliğinde bu görüşmeler ve yazışma yapılmıştır 12/12/2014 hasta telefon ile arandı hasta uludağ üniversitesi'ne gitmiş değerlendirme sonucuyla tarafımıza başvuracağını söyledi" şeklinde kayıt bulunduğu ve belgenin elektronik imza ile imzalandığı kaydı bulunuğu görülmektedir. 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir.Türk hukukunda aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı gözetildiğinde hastanın aydınlatılması sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebilir. Dolayısıyla aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususu hekim ve zorunlu sorumluluk sigortacısı tarafından her türlü delille ispatlanabilir. Bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği hususu somut olay özelinde hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hekim veya hastane tarafından tutulan kayıtlar serbestçe değerlendirilerek tespit edilmelidir. Somut olayda hastanın eğitimi, yaşı, kültürel seviyesi ve hastane tarafından tutulan kayıtlar ile hastanın gebelik sırasında takibini yapan doktorlarca aydınlatıldığı, hastanın bebekte problem varsa bile sonlandırmayı düşünmediğini" söylediği, kendisine önerilen usg ve tarama testlerini yaptırmadığı, sigortalı doktorlaca verilen bilgiden sonra takibini Uludağ üniversitesi hastanesinde takibinin devam ettiği anlaşılmakla her iki doktorun eş zamanlı takip ettiği davacının doşn sendromu konusunda yeterince aydınlatıldığı, ancak kendisinin bir kısım önerilen testleri yaptırmadığı, gebeliği sonlandırmayı düşünmediğini beyan ettiği anlaşılmakla aydınlatma görevinin yapıldığı ve tıbbi bir kusur ve hatalarının bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. CVS ve amniosentez gibi kesin tanı tetkikleri 3. basamak hastanelerde uygulanmakta olup, sigortalı doktorun kendisinin yapamayacağı bir işlemle ilgili imzalı, yazılı onam alması beklenemeyeceği gibi kesin tanı tetkiklerini yaptırmayan hastadan tetkikler ve sonuçları hususunda aydınlatıldığına dair yazılı onam alınması da gerekli değildir.(YHGK 2020/11-592 Esas ve 2022/356 Karar sayılı kararı) Kaldıki ayrıca 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde kadının iznine bağlı olup, bu bakımdan doktorun, rahim tahliyesi gerektiren hususları açıklama ve aydınlatma yönünden anneye karşı yükümlülüğü bulunduğu nazara alındığında, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı bu bakımdan aydınlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/1620 Esas 2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve 2024/9341 Karar sayılı kararı) Bu nedenlerle davacı küçük yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmesi bu gerekçe ile de isabetlidir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 11/12/2025