4. Ceza Dairesi 2012/31462 E. , 2013/31527 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi SUÇ : Tehdit HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz dilekçesinin süresi içinde verilmediği anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca sanık ...'in tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 10/12/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
**4. Ceza Dairesi 2012/31462 E. , 2013/31527 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi SUÇ : Tehdit HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz dilekçesinin süresi içinde verilmediği anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddeleri uyarınca sanık ...'in tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 10/12/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞIOY : Yoklukta verilen hüküm, müdafısiz sanığa 7201 sayılı Tebligat Yasasının 21 nci maddesine göre tebliğ edilmiştir. Anılan Yasanın "Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina" başlıklı 21 nci maddesindeki düzenlemeye göre, "Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralar uyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar". Görüldüğü gibi, bu maddedeki düzenleme, "şeklen" bir tebligatı değil, "muhataba ulaşılmasını sağlayabilecek bir tebligatı" öngörmüştür. Şöyle ki; maddenin birinci fıkrasındaki, "adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir" cümlesinde, tebligatın muhataba bildirilmesi için elden gelenin yapılması öngörülmektedir. Sonraki cümlede yer alan, "İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır" düzenlemesi ile, birinci cümlede belirtildiği gibi, muhataba ulaştırılması için yasada öngörülen şekle uygun işlem yapıldıktan sonra, ihbarnamenin kapıya yapıştırılması halinde tebligatın yapılmış sayılacağı kabul edilmiştir. Yani, muhatabın komşularından birinin adını yazıp, "imzadan imtina etti" sözlerinin yazılması, usulüne uygun tebligat yapıldığı anlamına gelmez. Eğer komşulardan birinin imzadan imtina etmesi söz konusu ise, yine maddenin birinci fıkrasında belirtildiği gibi, "şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da" bildirilmesi gerekirken, bu yapılmayıp, şeklen, komşusu imzadan etti denmesi yasanın aradığı anlamda bir tebligat değildir. Yani, imzadan imtina eden komşu söz konusu ise, imzadan imtina etmeyen bir başka komşunun bulunması gerekir. Anayasa (m.40/2), AİHS'de (m. 13) ve yasada (5271, m. 34/2 ve 232/6) etkili başvuru yolu ve yöntemine verilen önem dikkate alındığında, "tebligatın şekli" değil, "özde, gerçek, yararlanılabilir, amaca uygun, hak arama yollarını engellemeyecek, etkin başvuru yolunu kapatılmayacak" biçimde yapılması gerektiği ortadadır. Diğer yandan, somut olayımızda tebligatı yapan memur, tebligat parçasına, muhatabın "işine gittiğinden" ibaresini yazmıştır. Muhatabın komşusunun imzası alınmadığına göre, muhatabın işe gittiğinin kimden öğrenildiği de resmi olarak belgelenmiş değildir. Muhatabın adresinden uzun süreli mi, yoksa kısa süreli mi ayrıldığı konusunda da ikna edici bir belge bulunmadığına göre, tebligatla ilgili bu şüpheli durumun lehe yorumlanması gerekmektedir. Tebligat yanlışlıklarından dolayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) ülkemiz mahkum edilmiştir. Bu karara konu olayda tebligatın iç mevzuatımıza uygun yapıldığı savunulmuştu. Söz konusu karara konu olayda AİHM (AİHM, İkinci Daire, Davran/Türkiye Kararı, Başvuru No:18342/03, 3.11.2009), "Devlete düşen yükümlülüğün kendi hukuk sistemini AİHS'nin 6.maddesinde öngörülen haklara etkili bir erişimi tanıyacak ve ülkedeki bütün adli merciler arasında iletişimi sağlayacak gerekli düzenlemeleri yapmak olduğu" biçiminde bir karar vermiştir. AİHM'nin önüne götürülen davaya konu olayda, cezaevinde olduğu anlaşılan kişi hakkındaki kararın "ilan yoluyla" tebligatı sağlanmıştı. Yani, ilan yoluyla tebligat, iç hukukumuzda yasaya uygun gibi gözükmekle beraber, hükümlünün ilan yoluyla tebligata ulaşamayacağı kabul edilmiştir. Somut olayımızda, sanığa 7201 sayılı Tebligat Yasasının 21 nci maddesinin amir hükmüne uygun bir tebligat yapıldığından söz edilemeyeceğinden, sanığın temyiz isteminin kabulü gerekmekte olduğundan, temyiz isteminin yasal süreden sonra gerçekleştiği gerekçesiyle reddine ilişkin çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.