4. Ceza Dairesi 2013/41028 E. , 2014/35880 K. "İçtihat Metni" Hakaret suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/2. maddesi delaleti ile 125/1, 62 ve 52. maddeleri gereğince 1.500 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair,... 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/06/2013 tarihli ve 2012/602 esas, 2013/853 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, ... 1. Asl
**4. Ceza Dairesi 2013/41028 E. , 2014/35880 K.** **"İçtihat Metni"** Hakaret suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125/2. maddesi delaleti ile 125/1, 62 ve 52. maddeleri gereğince 1.500 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair,... 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/06/2013 tarihli ve 2012/602 esas, 2013/853 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin, ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/06/2013 tarihli ve 2013/301 değişik iş sayılı kararının,... Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04/12/2013 gün ve 374997 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi. İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, 05/07/2012 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava Ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinde yer alan "31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı;......b)Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, "şeklindeki düzenleme dikkate alındığında, sanık hakkında 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi gereğince kamu davasının ertelenmesine karar verilmesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına göre daha lehine olduğu gözetilmeksizin, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA I-Olay: Hakaret suçundan sanık ... hakkında yapılan yargılama sonucunda, ... 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 03/06/2013 tarihli kararıyla, adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, sanığın karara itiraz etmesi üzerine, mercii... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/06/2013 tarihli kararıyla, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle itirazın reddine karar verildiği, kesin olan bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı: Sanığın internet üzerinden bir başkasının kişisel facebook adresine gönderdiği hakaret içeren mesajları nedeniyle, hakkında 6352 sayılı Kanun'un geçici 1-b maddesi uyarınca kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilip verilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir. III- Hukuksal Değerlendirme: 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinde, “31/12/2011 tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı; a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine, b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın ertelenmesine, c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün infazının ertelenmesine, karar verilir.” hükmüne yer verilmiştir. Madde gerekçesinde; “Basın ve ifade hürriyeti konularında yapılan değişiklikler kapsamında; Temel hak ve hürriyetlerden kabul edilen ifade ve basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilemez bir hak olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, ifade hürriyeti, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da ayrıntılı düzenlemelere tâbi tutulmuştur. Bu özgürlüğün kullanım araçlarından biri de basın yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıdır. Bu araçların, amacına uygun olarak işlevlerini yerine getirmeleri bakımından korunmaları demokratik toplumlarda asıl olup, bu anlamda basın ve yayın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak ve güvenceler sağlanarak, haber ve düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir. Bu nedenle, basın yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların infazının ertelenmesine ilişkin bazı düzenlemeler yapılması toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Önem taşıması nedeniyle basın yoluyla ya da sair düşünce açıklama yöntemleriyle işlenen suçlar yönünden erteleme imkânı getirilmiştir.” görüşlerine yer verilmiştir. 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesi ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun bu düzenleme ile ifade ve basın özgürlüğünü korumayı amaçladığı görülmektedir. Bireylerin basın veya sair yayın vasıtaları yoluyla ortaya koydukları düşünce açıklamaları nedeniyle suçlanmaları ve haklarında ceza soruşturması veya kovuşturması açılmasının önlenmesi amaçlanmış ayrıca ifade özgürlüğünü ihlal iddialarına ilişkin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde ülkemiz aleyhine açılan tazminat davalarının azaltılması öngörülmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ifade ve basın özgürlüğüne yaklaşımına bakıldığında; Mahkeme basının idarenin siyasi kararlarını, eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir biçimde denetime tabi tutarak ve vatandaşların karar alma sürecine katılımını kolaylaştırarak, demokrasinin sağlıklı bir biçimde işlemesine katkı yaptığı için basın özgürlüğüne özel önem atfetmektedir. Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün en önemli konularından birini oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ifade özgürlüğünün demokrasinin temel taşlarından birini oluşturduğu belirtildikten sonra, bu hakkın kullanılma alanlarından biri olan basın özgürlüğünün korunması gerektiği vurgulanmaktadır. Basın özgürlüğü, kamuoyuna, yöneticilerin davranışlarını tanıtmak ve halkın denetimine sunmak için en önemli araçlardandır. Basın özgürlüğü bu yönüyle halkı ilgilendiren haber ve bilgileri iletme ve aktarma özgürlüğüdür. Mahkeme basının, ‘halkın gözcülüğü’ ve ‘bekçisi’ görevini yerine getirdiğini bu nedenle, ifade özgürlüğünün kullanımında kendisine ayrıcalık tanındığını belirtmektedir. (Osman Doğru, Atilla Nalbant, “İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi”, 2. cilt, s.207-208) Ancak her görüş ve düşünce açıklamasının ifade özgürlüğü bağlamında korunması söz konusu değildir. Bu çerçevede, sosyal veya siyasal sorunlarla ilgili güncel veya devam eden kamusal bir tartışmaya katkı niteliğinde ortaya konulan fikirler, rahatsız edici nitelikte olsa bile koruma görürken, bu nitelikte olmayan ve fikir açıklaması olarak da kabul edilemeyen amaçsız keyfi kişisel saldırılar, ifade özgürlüğü olarak değerlendirilmemektedir. (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, D.J. Haris- M. O’Boyle- E.P.Bates- C.M.Buckley Avrupa Konseyi, 2013, s. 518) Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 08.02.2012 tarihli iddianameyle sanık hakkında, aralarında husumet bulunan katılana “kadın satıcısı” diyerek hakaret ettiği iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Mahkemece sanık tarafından değişik mahkemelere ibraz edilen dilekçelerdeki ifadeler ve... rumuzuyla internet üzerinden gönderilen mesajlarda, hakaret suçunun işlendiği kabul edilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Bu yazıların içeriği incelendiğinde tarafların özel hayatını ilgilendiren sövme niteliğinde sözler olduğu, başka bir deyişle sosyal veya siyasal sorunlarla ilgili güncel veya devam eden kamusal tartışmalara katkı niteliğinde fikir açıklamaları olmadığı görülmektedir. Bu itibarla, demokrasinin temel taşlarından birini oluşturan basın ve ifade özgürlüğünü korumak amacıyla, soruşturma ve kovuşturmanın ertelenmesi kurumunu ihdas eden kanun koyucunun, kişiler arasındaki keyfi kişisel saldırı niteliğindeki hakaret, tehdit, cinsel taciz ve şantaj gibi eylemleri bu kapsamda düşünmediği değerlendirildiğinden, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir. IV- Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 11.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.