11. Hukuk Dairesi 2023/766 E. , 2024/4343 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1683 Esas, 2022/1755 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/774 E., 2019/1408 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahke…
**11. Hukuk Dairesi 2023/766 E. , 2024/4343 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1683 Esas, 2022/1755 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/774 E., 2019/1408 K. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili tarafından davalı hakkında 227.609,95 TL tutarındaki cari hesap alacağı için başlatılan takibe davalının itiraz ettiğini, borcun para borcu olması nedeniyle icra dairesinin yetkili olduğunu, davalının borçlu olmadığı yönündeki beyanlarının gerçeğe aykırı olduğunu, taraflar arasında imzalanmış sözleşme hükümlerine göre müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirdiğini, iade faturaları düzenlenerek iade edilen malların davalıya teslim edildiğini ancak davalının cari hesap borcundan kaynaklanan borcu ödemediğini ileri sürerek itirazın iptali ile icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; takibin yetkisiz icra müdürlüğünde açıldığını, davacı tarafından iddia edilen sözleşmenin müvekkiline tebliğ edilmediğini, davacının cari hesap özetinin hatalı olup müvekkilinin kayıtları ile örtüşmediğini, taraflar arasında hesap mutabakatı bulunmadığını, davacı tarafından dayanak faturalar ve teslim belgelerinin ibraz edilmesi gerektiğini ancak dosyada belge asıllarının bulunmadığını savunarak davanın reddine ve davacı aleyhine tazminatına karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ticari defterlerinin usulüne uygun olarak düzenlendiği, 18 adet toplam 227.609,96 TL tutarındaki iade faturalarının borç kaydı olarak girilmesi sonucunda takip tarihi itibariyle davalının 227.609,95 TL borcunun olduğu, davacı tarafından düzenlenen faturalara ilişkin ambar teslim fişleri ve irsaliye suretlerinin sunulmuş olduğu, iade ürünlerin kargo yoluyla gönderildiği hususunda ambar tesellüm fişleri ve nakliyeci isimlerinin mevcut olduğu, taraflar arasındaki 18.09.2015 tarihli sözleşmenin 6 ncı maddesine göre davacının iade hakkının bulunduğu, davalının ticari defter kayıtlarına göre davacıya takip tarihi itibariyle 198.609,96 TL borçlu olduğu, taraflar arasında 2015 yılından itibaren süren ticari ilişkinin 2016 yılında davacı tarafından kesilen 18 adet iade faturasının davalı kayıtlarına işlenmesi ile devam ettiği, tarafların 08.02.2016 tarihi itibariyle ticari defter kayıtlarında 227.609,96 TL borç-alacak miktarında mutabık oldukları, ancak davalı tarafından 22.02.2016 tarihinde düzenlenmiş olan 29.299,99 TL tutarlı faturanın taraflar arasında karşılıklı olarak birçok kez iade edilmek sureti ile borç-alacak kaydı yapılmış olduğu, taraflar arasındaki cari hesap farkının bu faturadan kaynaklandığı, davacı tarafından sözleşmeye uygun olarak 18 adet dava ve takibe dayanak iade faturası düzenlenmek sureti ile fatura konusu malların davalıya iade edildiği ve malların tesliminin sunulan kargo fişleri ve teslim belgeleri ile kanıtlanmış olduğu, davacı tarafından iade edilen toplam ürün bedelinin 227.609,95 TL olduğu, davalının ticari defter kayıtlarında da davacının alacağının 198.609,96 TL kısmının aynen kayıtlı olduğu, tarafların ticari defter kayıtları arasında bu miktar yönünden mutabakat olup, ihtilafın davalı tarafından tekrar iade faturası düzenlenen davacının 29.299,98 TL tutarlı faturasından kaynaklandığı, bu faturanın taraflar arasında birçok kez iade faturasına konu edildiği, ancak diğer tüm iade fatura konusu malları ile birlikte bu fatura konusu malların da davalıya teslim edilmiş olduğu, davalı tarafından bu fatura konusu malların davacıya teslim edildiğinin kanıtlanamadığı, kaldı ki taraflar arasındaki sözleşmenin açık hükmü uyarınca davacının iade konusu ettiği malların davalı tarafından davacıya iadesinin de söz konusu olamayacağı, dolayısıyla salt iade faturası düzenlenmesinin davalıyı borçtan kurtarmayacağı, dava ve takip konusu alacak faturaya dayalı olup, davacının yerleşim yeri adresinde takip yapmasının mümkün olması nedeniyle davalının icra dairesinin yetkisine yönelik yetki itirazınında yerinde olmadığı, alacak likit olup davalının itirazında haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün 2016/18984 sayılı icra takibine yönelik itirazının iptaline, takibin devamına, takip konusu asıl alacak tutarı olan 227.609,95 TL üzerinden hesaplanacak %20 oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra takibinin başlatıldığı tarih itibariyle müvekkili şirketin adresinin Şişli/İstanbul olmasına rağmen davacı tarafça yetkisiz icra müdürlüğünde takip başlatılıp işbu takipten kaynaklanan itirazın iptali davasının da yetkisiz mahkemede açıldığını, yetkili icra müdürlüklerinin İstanbul İcra Müdürlüğü olduğunu, davanın usulden reddinin gerektiğini, müvekkili şirketin davacı tarafa borcunun bulunmadığını, müvekkili şirkete ait 2016-2017-2018 yıllarına ait muavin defter kayıtlarına göre müvekkili şirketin davacı taraftan 3.186,00 TL alacaklı olduğunu, bu hususların bilirkişi tarafından gerek kök raporda gerekse ek raporda incelenmediğini, BA/BS formlarının da incelenmesi gerekirken salt davacı taraf delilleri doğrultusunda, faturaların içeriklerine bakılmaksızın rapor hazırlandığını, müvekkili şirket tarafından kesilen 30.05.2016 tarihli iade faturasının davacı tarafça cari hesaplarına 09.03.2017 tarihinde, aradan bir yıla yakın zaman geçtikten sonra kaydedilmesinin davacı tarafın kötüniyetli olduğunu gösterdiğini, müvekkili şirket tarafından düzenlenen faturaları ve müvekkili şirketin defter ve belgeleri incelenmeden BA/BS kayıtları ile karşılaştırma yapılmadan hazırlanan bilirkişi raporu üzerinden verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkili şirket tarafından 30.05.2016 tarihinde düzenlenen 29.299,98 TL tutarlı Notebook iade faturasının 201.495,97 TL tutarlı 11.01.2017 tarihli "Destek Tutar İadesi" faturasının bilirkişi raporunda yer almadığını, her iki faturanın da vergi dairesi bildirimlerinin mevcut olup, davacı tarafın kayıtlarında olması gerektiğini, vergi dairesi bildirimlerinin yapıldığı faturaların davacı taraf kayıtlarında olması gerekirken bu faturaların bilinçli olarak kaydedilmediğini ve/veya geç kaydedilerek müvekkili şirketin borçlu çıkarılmaya çalışıldığını, borç miktarının ne kadar olduğunun bilinmeden asıl alacağın %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında taşınır mal alım satımına dayalı sözleşme ve ticari ilişki bulunduğu ve davacının talebinin para alacağının ifası niteliğinde olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 10 uncu maddesi uyarınca sözleşmeden doğan davalarda sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu, bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 89 uncu maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcunun alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesinin de yetkili olduğu, bu nedenle davalının icra dairesinin yetkisi ile mahkemenin yetkisine itirazının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, mahkemece alınan bilirkişi kök ve ek raporunda her iki tarafın ticari defterlerinin incelendiği, davalının kendi ticari defter ve kayıtlarında takip tarihi itibariyle davacının 198.609,96 TL alacaklı gözüktüğü, taraf kayıtları arasında 29.299,98 TL tutarlı fatura yönünden uyuşmazlık bulunduğu, bu faturanın da davacı tarafından sözleşmenin 6 ncı maddesi uyarınca düzenlendiği, davalı tarafça ticari defterlerine kaydedildikten ve süresinden sonra iade faturası düzenlendiği, iade faturası düzenlenmesinin alacağı sona erdirmeyeceği, 201.495,97 TL tutarlı ve 11.01.2017 tarihli "Destek Tutar İadesi" konulu faturanın ve davacıya tebliğine dair tebliğ evrakının dosyaya sunulmadığı, davacının ticari defterlerinde kayıtlı olmadığı gibi davalı tarafın ticari defterlerine de takip tarihinden sonra kaydedildiği, BA-BS formlarının incelenmemesinin sonuca etkisinin olmadığı, alacağın bakiye cari hesap alacağından kaynaklanması nedeniyle yargılamaya muhtaç olmadığı, likit olduğu İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; borcun çekişmeli olması nedeniyle 6098 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin uygulanamayacağını, genel yetki kuralının uygulanması gerektiğini, müvekkili şirketin davacıya borcunun olmadığını, bu hussusun müvekkilinin 2016-2017-2018 yıllarına ait muavin kayıtları ile sabit olduğunu, taraf kayıtları arasındaki farklılığın araştırılmadığını, BA-BS formlarının incelenmediğini, davacını cari hesap kayıtlarının hatalı olduğunu, fatura ve muavin defter kayıtlarının dönemsel olarak karşılaştırmalı incelenmediğini, müvekkili şirket tarafından kesilen 30.05.2016 tarihli iade faturasının davacı taraf cari hesap kayıtlarına bir yıla yakın bir zaman geçtikten sonra işlenmesi davacı tarafın hatasından kaynaklandığını, haksız yere takip başlatıldığını, müvekkili şirket tarafından düzenlenen -istinaf dilekçesi kısmında yazılı- iki adet fatura dosyada bulunmasına rağmen bilirkişi raprunda bunlardan bahsedilmediğini, her iki faturanın da vergi dairesi bildirimlerinin mevcut olduğunu, BA-BS formları ile yapılacak mukayeseli tetkik sonucu bu durumun belirlenebileceğini, taraf kayıtlarındaki farklılıklar, BA-BS formlarının celp edilmemiş olması ve bilirkişi raporunda iade faturaları yönünden yapılan tespitler birlikte dikkate alındığında alacağın likit ve belirlenebilir olduğundan söz edilemeyeceğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca cari hesap ilişkisinden kaynaklandığı ileri sürülen alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.