T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/359 Esas KARAR NO: 2026/458 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO: 2025/190 Esas - 2025/1030 Karar TARİHİ: 10/12/2025 DAVA: Tazminat (rekabet yasağına aykırılıktan) KARAR TARİHİ: 05/03/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/359 Esas KARAR NO: 2026/458 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi ESAS NO: 2025/190 Esas - 2025/1030 Karar TARİHİ: 10/12/2025 DAVA: Tazminat (rekabet yasağına aykırılıktan) KARAR TARİHİ: 05/03/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı ... ve... ile birlikte ".... Şti." ni 17/04/2014'te kurarak ticaret siciline kaydettirdiklerini, daha sonra...'in bir kısım hisselerini ...'a bir kısım hisselerini de müvekkiline devrederek şirketten ayrılmasıyla, şirkette müvekkilinin ve ...'ın müdür sıfatıyla %50 hisse ile ortaklığa devam ettiklerini, .... Şti. 'in Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından verilen ... Hizmet Marka Numaralı Marka Tescil Belgesine istinaden, "....." isimli markanın 16/08/2016 tarihinden itibaren kesintisiz on yıl süre ile 30/01/2017 tarihinde tescil edilmiş hak sahibi olduğunu, 17.04.2014 tarihinden itibaren "... Mah. ... Cad. ... Sok. No:.... .../İstanbul" adresinde faaliyet göstermeye başlayan .... Şti.'in "..." markasıyla tanındığını ve çevrede uzun bir süre faaliyetlerine devam ettiğini, müvekkili ile ortağı ...'ın, birlikte işi yürütemeyecekleri ortak kanaatiyle, 15.01.2023'te sözlü olarak ayrılma kararı aldıklarını, ancak ticari çıkarlar ve hesaplar nedeniyle şirketin kapanışını yapamadıklarını, müvekkili ile ...'ın şirketi sonlandırma kararı aldıktan sonra, müvekkilinin 24/08/2023 tarihinde eski ortağı ve eski şirket yetkili müdürü ...'ın haksız rekabet yaptığını, şirketlerinin markasını kendi markası gibi kullandığını ve bu şekilde şahsi çıkarları için bu markayı kullanarak kazanç elde ettiğini öğrendiğini, müvekkilinin iş yaptığı bir şahıstan aldığı mesajla ...'ın şirket ünvan değişikliği yaptığını, ... tarafından 25/01/2023 tarihi itibariyle ... ...... .. Şti. ünvanının, personel ... Şti. olarak değiştirilmesi kararı alındığı bilgisini öğrendiğini, bu kararı tek başına aldığını ve uyguladığını, ...'in önüne logosunda basit bir değişiklik yaparak, şirket merkezindeki ... Mah. ... Cad. ... Sok. No:. ..../İstanbul adresinde tabelasını astırdığını, ürünleri bu şekilde pazarlamaya devam ettiğini ve halen ürünleri kendi yararına pazarlamaya devam etmekte olduğunu, ...'ın iş yaptığı herkese şirketin ünvan değişikliği duyurusunu gönderdiğini, ticari çevresini haberdar ettiğini,eski logo ve eski marka üzerinden satış ve pazarlama yaptığını, şirket devam ediyor olsa bile ünvan değişikliğini müvekkilinin imzası olmadan yapamayacağının açık olduğunu, şirkette çift müdür olduğundan, yapılan tüm işlemlerin çift imza ile yapılmasının gerektiğini, davalı ...'ın müvekkiline şirketi sona erdirme kararı almalarına rağmen "..." markasını kullanarak ürün pazarladığını, haksız rekabet yaptığına ilişkin İstanbul Anadolu ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2024/..... Değişik İş dosyası ve bilirkişi raporu ile ...'ın tespit tarihinde halen "..." markasını kullandığını, 12/02/2024 tarihli sevk irsaliyesinden de görüldüğü üzere ürünlerin halen pazarladığını ve pazarlamaya devam ettiğini, levhanın önüne basit ayırt edilemeyecek bir logo koyduğunu, ancak paketlerden de görüldüğü üzere, şirketin marka ve logosu üzerinden üretim ve satış yaptığının tespit edildiğini, davalının "..." markasını halen üretip, pazarladığının mahkemece bilirkişi raporuyla da tespit edildiğini, müvekkili davalının satış yaptığı firma isimlerini, yaptığı araştırmayla tespit ettiğini, mahkemece bu firmalarla davalının iş yapıp yapmadığı, "..." markasıyla ürünlerini bu firmalara satıp satmadığı ve hangi tarihlerde bu ürünlerin alındığının tespiti bakımından Emniyet araştırması yapılmasını talep ettiklerini, müdürlerin Rekabet Yasağı TTK'nın 626/f.2 hükmünde; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş ya da diğer tüm ortaklar yazılı şekilde izin vermemiş ise, müdürlerin şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamayacağının belirtildiğini, tüm bu sebeplerden dolayı, zararın artmasını önlemek için davalının faaliyetinin durdurulması için gerekli ihtiyati tedbir kararının verilmesini, davalının yasalara aykırı olarak yapmakta olduğu haksız rekabetin önlenmesini, mevcut malların bulunduğu yerden ve bayilerden toplattırılarak imha edilmesini, müvekkiline ait tescilli markanın kullanıldığı tabelaların sökülmesini, reklam vasıtası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasını, masrafı davalıdan alınarak hükmün tirajı en yüksek 5 gazeteden biri ile ilanını, davalının bilirkişi tarafından defterlerinin incelenerek "..." markasını halen üretip pazarlamasıyla elde ettiği kazancın tespit edilerek, bu kazancı şirket hesabına yaptığının kabulüyle, bedelin yarısının müvekkiline verilmesini, masrafı davalıdan alınarak hükmün tirajı en yüksek gazetesinde ilan ettirilmesini, karar verilmesini, İstanbul Anadolu .... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2024/.... Değişik İş dosyasındaki yargılama giderlerinin ve bu dosya kapsamındaki yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı yanın davalı müvekkili şirket müdürüyken doğrudan ve dolaylı olarak uğrattığı zararların tazminini de talep ettiğini bu talebin haksız , hukuka ve usule aykırı olduğunu, davacı yanın ıslak imzasının da 06.10.2023 tarihli toplantı tutanağında mevcut olduğunu, İbranın "menfi borç ikrarı" anlamına gelmekte olduğunu bu kararın alınmasıyla şirketin ve genel kurulda ibra kararına olumlu rey veren ortağın zararlarına dayanan sorumluluk davasını açmasına TMK Md.2 engel olduğunu, söz konusu belgenin varlığı sabitken davacı yanın ıslah dilekçesiyle müvekkilinin tasfiyeden önceki zararlardan sorumluluğuna, somut bir zararın var olmadığı halde, gitme çabasının iyiniyetten oldukça uzak olduğunu ve dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalı müvekkili şirketin müdürlüğü yaptığı dönemde her iki ortağın birlikte karar aldığını, birlikte faaliyetleri sürdürdüklerini, bu durumda elde ettikleri karın ortak olması gibi doğan zararların da ortak olduğunu, her ne kadar karşı tarafın haksız ve dayanaktan yoksun bir şekilde müvekkilinin haksız rekabet yaptığını, henüz sonlandırmadıkları şirketlerinin markasını kendi markası gibi kullandığını iddia etmiş olsa da müvekkilinin sadece kısa bir süre '...Şti.' markası altında ticari işlerini sürdürdüğünü, tespite konu adreste yapılan incelemelerden görüleceği üzere müvekkili ...'a ait firmanın imza sirkülerinde ve sevk irsaliyesinde de '...' markasıyla herhangi bir ticari iş ve işlem yapılmadığının ve kazanç sağlanmadığının açık olduğunu, müvekkilinin '...Şti.' markasıyla faaliyetlerini kısa süre sürdürdüğünü, ayrıca şirketin logosunun da eski logo ile farklılık gösterdiğini, üzerinde '...' yazılı olan karton,poşetler ve bazı ürünlerin hiçbir ticari kazanç gayesi taşımamakta olduğunu, ve hiçbir suretle müvekkil kendi markası gibi bu ürünleri kullanmadığını, bu ürünlerin ortaklık süresinden kalma satışı yapılamayan ürünler olduğunu, müvekkili ile karşı tarafın ortaklıklarını sonlandırdıklarında her iki tarafın da bahse konu etiketli ürünlerin bir kısmının ellerinde bulunduğunu bilmekte olduğunu, aynı ürünlerden davacı tarafta da bulunmakta olduğunu, dolayısıyla karşı tarafın haksız taleplerinin dürüstlük kurallarına aykırı, haksız ve hukuksuz olduğunu, şirketi sözlü olarak sonlandırdıkları tarihte ellerinde kalan mevcut malları ortakların kendi aralarında eşit olarak ayırdıklarını, müvekkilinin kısa bir süre şirket ismini ... olarak kullansa da sonrasında bu ismi de değiştirdiğini, şirketinin ticari ünvanının şuan ... olduğunu, mahkeme tarafından yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile bu durumun netliğe kavuşacağını, müvekkilinin ticari faaliyeti kapsamında .......Elbiseleri Üretimi ve Ticareti'nin bulunmakta olduğunu, dolayısı ile şirketin ünvanı isminde iş elbiselerinin yazmayacak olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, müvekkilinin ticaret unvanının tescilli olduğunu, tescilli bir ticaret unvanının sicilden terkin edilinceye kadar kullanılmasının bir hukuka aykırılık oluşturmayacağını, bu dönem içerisinde haksız rekabet iddiasına dayalı tazminatın istenemeyeceğini, davacının tescilli markanın izinsiz ,haksız ve hukuka aykırı şekilde kullanıldığı iddiası ile vekili aracılığı ile savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2024/24117 Soruşturma Numaralı dosyasından soruşturmanın gerçekleştiğini ve dosyadan takipsizlik kararının verildiğini, müvekkili şirket yetkilisinin bahse konu firmanın tasfiye aşamalarında tasfiye memuru olarak atandığını, ve akabinde şirketin tasfiye olduğunu, davacı tarafla özdeşleşen bir ibarenin ya da ayırt edici işaretin ürünle birlikte kullanılmak suretiyle iş ürünleri ve buradan hareketle her iki ürünü pazarlayan firmalar arasında iltibasa yol açılması gerekmekte olduğunu, farklı sektörlerdeki farklı faaliyette bulunan taraflar arasında bir haksız rekabetten de söz edilemeyeceğini, öte yandan, ancak tescilli tasarım koruması ile ve sınırlı süre ile elde edilecek hukuki korumanın, haksız rekabet kurallarıyla süre sınırsız olarak elde edilmesinin de mümkün olmadığını, tüm bu sebeplerden dolayı davanın reddini, ıslahla genişletilen davalı müvekkilinin şirket müdürlüğü yaptığı dönemde uğranılan zararların davacı yana ödenmesi talebinin ibranın varlığı uyarınca reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana bırakılmasını, talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 10/12/2025 tarih ve 2025/190 Esas - 2025/1030 Karar sayılı kararında; ".......Somut olayda, davacı şirket tüzel kişiliğine ait bir markanın usulsüz kullanımı nedeni ile haksız rekabet hükümleri kaynaklı tazminatın doğrudan doğruya kendisine ödenmesini talep etmiştir. Davacının yukarıda ifade edildiği üzere dava ve ıslah dilekçesindeki talepleri geçerlidir. Kaldı ki talebin genişletilmesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi kapsamındaki iddiaları dahi nazara alındığında yani davalının şirkete ait vergi iadesi paralarını kendi hesabına geçirmiş olması, şirkete ait paraların şirket hesabına değil de kendi hesabına geçirilmiş olması, tasfiyenin usulsüz yapılması vs. Dikkate alınması halinde de durum değişmemektedir. Bu zararların tamamı yine şirketin zararıdır. Yukarıda ifade edildiği üzere şirketin doğrudan zararı ortakların dolaylı zararıdır. Ortaklara dava hakkı bahşedilmekle birlikte zararın şirket tüzel kişiliğine ödenmesi istenmelidir. Somut olaydaki iddialar yani davalı ortağın şirkete ait markayı usulsüz kullanımı ve haksız rekabet eylemleri nedeni ile zarar gören şirket tüzel kişiliğidir. Dava dışı tarafların ortak oldukları şirketin ticaret sicil kayıtları incelendiğinde dava tarihinden sonra 18.03.2024 tarihinde sicilden terkinine karar verildiği görülmektedir. Davacının tazminatın kendisine ödenmesini istemiş olması, doğrudan bir zararının olmaması nazara alındığında aktif dava ehliyeti yoktur. Şirketin sicilden tasfiye edilmiş olması durumu değiştirmeyecektir. Zira davacı iddialarına göre tasfiye de usulsüz yapılmıştır. Şayet şirket bir zarara uğratılmış ise ortak, şirketin terkin edildiğinden bahisle şirkete ait bir parayı kendisine verilmesini talep edemez zira tasfiyenin nasıl yapılacağı TTK'nın 529 vd. maddelerinde belirtilmiştir. Bu şekilde şirkete ait bir paranın ortağa doğrudan verilmesi halinde şirketin kamusal borçlarından kaynaklı alacaklıları, keza şirketten alacaklıların da zarar göreceği, ortağa doğrudan verilen para kadar şirketin zarar göreceği açıktır. Tüm bu anlatılan hususlar bir bütün olarak değerlendirilmiş davanın aktif husumet yokluğu nedeni ile reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. " gerekçesi ile, ''1-Davanın Aktif Husumet Yokluğu nedeniyle USULDEN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davanın hukuki niteliğini hatalı belirlediğini, doğrudan zarar - dolaylı zarar ayrımını yanlış uyguladığını, dava konusunu yalnızca şirketin zararı olarak değerlendirdiğini, müvekkilin yönetici sıfatını haiz diğer ortak tarafından şahsen ve bireysel olarak uğratıldığı doğrudan zararları tamamen göz ardı ettiğini, oysa ki somut olayda; -Davalı ..., çift imza yetkisine tabi şirket müdürü olmasına rağmen, -Şirket hesabına girmesi gereken paraları kendi şahsi hesabına aktarmış, -Vergi iadelerini şirket yerine kendi hesabına yönlendirmiş, -Müvekkilimin imzasını taklit ederek sahte imza ile tasfiye ve ibra işlemleri tesis etmiş, -Tasfiye sürecinde oluşan tasfiye kârını müvekkilime ödememiş olduğunu, bu fiillerin yalnızca şirket malvarlığını değil, müvekkilin pay hakkını, alacak hakkını ve ortak sıfatından doğan bireysel mali menfaatlerini doğrudan ihlal ettiğini, bu zararın yansıma (dolaylı) zarar değil, öğretide ve içtihatlarda açıkça tanımlanan DOĞRUDAN ZARAR niteliğinde olduğunu, TTK 553, 555 ve 644 hükümleri uyarınca ortağın doğrudan zarar için bizzat dava hakkı olduğunu, 6102 sayılı TTK m.553 açıkça: “Yöneticiler, kanundan veya esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlu olarak ihlal etmeleri halinde şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı sorumlu durlar.” hükmünü içerdiğini, aynı hükmün limited şirketler bakımından TTK m.644 yollamasıyla birebir uygulanmakta olduğunu, dolayısıyla Pay sahibinin kendi şahsında meydana gelen zarar için, Tazminatın bizzat kendisine ödenmesi talebiyle dava açmasının tamamen hukuka uygun olduğunu, yerel mahkemenin davayı mutlak surette “şirkete ödenmesi gereken zarar” olarak nitelendirme sinin kanunun lafzına ve amacına açıkça aykırı olduğunu, Sahte imza ile tesis edilen ibra ve tasfıye işlemlerinin hukuken geçersiz olduğunu, mahkemenin bu iddiayı hiç değerlendirmediğini, dosyada açıkça ileri sürülmesine rağmen mahkemenin; -Müvekkilimin imzasının taklit edilerek tasfiye ve ibra işlemleri yapılması, -Davalının kendisini hukuka aykırı biçimde ibra etmesi, -Tasfiye sürecinin müvekkil dışlanarak ve tek taraflı yürütülmesi iddialarını hiç tartışmadığını, bu yönüyle eksik inceleme ile karar verdiğini, oysa sahte imza ile yapılan ibranın yok hükmünde olduğunu, geçersiz bir ibraya dayanılarak sorumluluktan kurtulmanın mümkün olmadığını, bu hususun aktif husumeti ortadan kaldırmayacağını, Şirketin tasfiye edilmiş olmasının ortağın doğrudan zarar davasını ortadan kaldırmayacağını, mahkemenin şirketin sicilden terkin edilmiş olmasını gerekçe göstererek, davanın açılamayaca ğını kabul ettiğini, bu değerlendirmenin hukuka aykırı olduğunu, Yerleşik Yargıtay ve BAM içtihatlarında açıkça kabul edildiği üzere;-Tasfiye sırasında yapılan usulsüzlükler, -Tasfiye memurunun (veya fiilen tasfiye yürüten yöneticinin) kusurlu fiillerinin ortaklar bakımından doğrudan zarar doğurduğunu, bu zararlar için şirketin varlığının şart olmadığını, aksi kabulün kötü niyetli yöneticinin tasfiye yoluyla sorumluluktan kaçmasına imkan tanıyacağını, ki bu durumun hukuk düzenince korunamayacağını, Yerel mahkeme kararının hukuki dinlenilme hakkı ve gerekçeli karar hakkını da ihlal etmekte olduğunu, yerel mahkemenin dosyaya sunulan delil dilekçelerini;-Para transferlerine ilişkin banka hareketlerini,-Sahte imza iddiasını,-Tasfiye kârının ödenmemesi vakıasını tek tek ve somut şekilde tartışmadığın,ı soyut anlatımla sonuca gittiğini, bu durumun HMK m.27 ve m.297’ye açık aykırılık teşkil etmekte olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Davanın İstanbul Anadolu ... Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde açıldığı, mahkemece yapılan değerlendirme sonucu 05/11/2024 tarihli karar ile; Davanın ticaret mahkemesinin görev alanında kaldığı gerekçesi ile görevsizlik kararı verilerek dosyanın ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.Dava, haksız rekabetin önlenmesi, haksız rekabete konu malların toplattırılarak imha edilmesi, haksız rekabetin önlenmesine ilişkin kararın Türkiye'deki en yüksek tirajlı gazetede ilan ettirilmesi ve zararın tazmini istemine ilişkindir.Mahkemece, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili dava dilekçesi ile, müvekkili ile ...'ın dava dışı ortak oldukları şirketi sonlandırma kararı aldıktan sonra, müvekkilinin 24/08/2023 tarihinde eski ortağı ve şirket müdürü ...'ın haksız rekabet yaptığını, şirketlerinin markasını kendi markası gibi kullandığını ve bu şekilde şahsi çıkarları için bu markayı kullanarak kazanç elde ettiğini öğrendiğini ileri sürerek haksız rekabetin önlenmesi, haksız rekabete konu malların toplattırılarak imha edilmesi, haksız rekabetin önlenmesine ilişkin kararın Türkiye'deki en yüksek tirajlı gazetede ilan ettirilmesini talep etmiştir.Davacı vekili verdiği ıslah dilekçesi ile; Davalı ...'ın ... ya da ..... ... markasıyla yaptığı tüm ticari işlemlerden elde ettiği kazancın ".... Şti." adına yapıldığının kabul edilerek, müvekkiline hissesi oranında ödenmesini talep etmiştir.Dava dışı Tasfiye Halinde ... ... ... Şirketi'nin İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünde ... ticaret sicil numarasıyla kayıtlı olduğu, şirket ortaklarının davacı ... ve davalı ... görüldüğü, şirket ortaklarının aynı zamanda münferit yetkili müdür olup şirket müdürlerinden davalı ...'ın aynı zamanda tasfiye memuru olduğu, dava dışı şirketin tasfiye suretiyle 12/03/2024 tarihinde sicilden terkin edildiği anlaşılmıştır. Dosyaya Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan gönderilen kayıtlara göre; ... tescil numaralı markanın(Emtia:.......) ... ... ... Şirketi' adına tescilli olduğu,..../08/2016 tarihinde sicile tescil edildiği ve söz konusu markanın halen sahibi adına geçerliliğini koruduğu belirtilmiştir.Davacının iddia ettiği eylemler TTK 54. ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabet teşkil eden eylemlerdir. İddia olunan eylemler ayrı bir tüzel kişiliği bulunan şirkete karşı yapılmış olup, söz konusu iddia olunun eylemler nedeniyle haksız rekabete uğrayan ve doğrudan zarar gören şirkettir. Şirket ortaklarının zararı ise şirketin zarar görmüş olması nedeniyle meydana gelen dolaylı zarardır.Şirket müdürünün haksız rekabet teşkil eden eylemleri TTK'nın 626. Maddesinde düzenlenmiş bulunan özen ve bağlılık yükümüne, rekabet yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum da TTK. 644. Madde yollaması ile 553. Maddede öngörülen sorumluluk söz konusu olur. TTK'nın 553. Maddesinde müdürlerin bu durumda hem şirkete, hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan dolayı sorumlu olduğu belirtilmiştir. 555/1 maddesinde şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibinin talep edebileceği (şirkete ödenmek kaydı ile) düzenlenmiştir. Maddedeki özel düzenleme nedeniyle şirket müdürünün sorumluluğu halinde dolaylı zarar gören şirket ortaklarına da müdür aleyhine tazminat davası açma olanağı getirilmiştir. İş bu düzenleme istisnai bir düzenleme olup sadece şirket müdürlerine karşı sorumluluk davası açılması halinde söz konusu olabilecektir.Bunun haricinde 3. Kişilerin, şirket çalışanları veya şirket eski çalışanlarının şirkete vermiş oldukları zararlardan dolayı dava hakkı şirkete ait olup şirket ortaklarının kendi adlarına (tazminatın şirkete ödenmesini talep etmiş olsalar dahi) bu kişilere karşı dava açmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Haksız rekabet eyleminin şirket ortağı/ müdürü veya şirket eski çalışanı yahut 3. Bir kişi tarafından yada bunlardan bir kısmının birlikte hareket ederek meydana gelmiş olması zarar görenlerin durumunu değiştirmemektedir. Her durumda şirket doğrudan, şirket ortak veya ortakları dolaylı zarar görendir. Davacı gerçek kişinin gerek haksız rekabet gerekse müdürün rekabet yasağı ile ilgili iddialarla doğrudan bir ilgisi bulunmamaktadır. İleri sürülen iddialar, dava dışı şirketi ilgilendiren vakıalardır. Davacı gerçek kişinin, davacı şirkette salt ortaklık ve müdür sıfatının olması, böyle bir davayı kendi adına açması için yeterli değildir. (Yrg.11.HD.16/12/2014T.2014/1233E.2014/19833K.) Mahkemece, aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup mahkemenin kabul ve gerekçesine göre davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre; mahkeme kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davacı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcı istinaf eden davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 05/03/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.