İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/04/2026 Dairemizce verilen kararın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacılar vekili; müvekkillerinin davalıdan olan alacağının tahsili için İstanbul 1. İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını, davalının takibe haksız olarak itirazda bulunarak takibi durdurduğunu, taraflar arasında yapılan 13/05/2015 tarihli münferit hisse …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1793 KARAR NO : 2026/649 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 19/02/2021 NUMARASI : 2020/366 Esas 2021/164 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ 12/08/2020 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/04/2026 Dairemizce verilen kararın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulması üzerine yapılan duruşma sonunda dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacılar vekili; müvekkillerinin davalıdan olan alacağının tahsili için İstanbul 1. İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile takibe başlandığını, davalının takibe haksız olarak itirazda bulunarak takibi durdurduğunu, taraflar arasında yapılan 13/05/2015 tarihli münferit hisse satış sözleşmesinin cezai hüküm başlıklı 8.1 maddesinde "taraflardan biri bu sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmezse diğer tarafa cezai şart ödeyeceğinin" belirtildiğini, taraflar arasında yapılan 13/05/2015 tarihli hisse satış sözleşmesinin 9.2 maddesinde de "taraflardan biri bu sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünü yerine getirmezse ihlal eden tarafın diğer tarafa cezai şart ödeyeceğinin" belirtildiğini, davalı tarafın hisse satış bedelini ödemediğini, ... ... şirketini geliştirmek için yapılandırma yapmadığını, projenin geliştirilmesi için şirkete kredi niteliğinde borç vermediğini, genel kurulu toplamadığını, sözleşmedeki yükümlülükleri yerine getirmediğini, bu nedenle kararlaştırılan cezai şartı davalı tarafın ödemekle yükümlü olduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile müvekkili lehine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili; yabancı uyruklu davacılar bakımından teminat alınması gerektiğini, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, münferit hisse satış sözleşmesinin 9.1 maddesi uyarınca davanın tahkim şartı nedeniyle reddi gerektiğini, münferit hisse satış sözleşmesinin 10. maddesinde yargı yeri Zürih Mahkemesi olduğu gibi hisse satış sözleşmesinin 10. maddesinde de Londra Mahkemelerinin yetkili kılındığını, bu nedenle davanın yetki şartı nedeniyle reddi gerektiğini, davacıların davaya konu sözleşmeler evvelinde ... ...'nın tüm hisselerinin sahibi olduklarını, adı geçen şirketin tek faaliyet konusu ve mal varlığının ... Projesi olduğunu, şirketin sözleşmenin imzası anında ... kuruluşu için hiçbir lisans ve izin sahibi olmadığını, ön lisans alınmadığından sözleşmenin ifasının mümkün olmadığını, davacıların şirket faaliyetlerini akamete uğrattıklarını, borca batık olan sözleşme konusu şirketin ... ihalesine katılmasının mümkün olmadığını, sözleşmedeki cezai şart hükmünün ahlaka aykırı olması nedeniyle yok hükmünde olduğunu, sözleşmenin ifa imkanı kalmadığından sözleşmeyle belirlenen asıl borç geçersiz olup cezai şartın da geçersiz hale geldiğini, ayrıca cezai şart fahiş olduğundan tenkisi gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI : Mahkemece; ihtilaf konusu olan 13/05/2015 tarihli hisse satış sözleşmesinin 10. maddesine göre, sözleşmenin İngiltere kanunlarına tabi olduğu ve bu sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü ihtilaf vukuunda Londra Mahkemelerinin yetkili olduğunun belirtildiği, sözleşmeye HMK'nın 17. maddesi gereğince yetki şartı konulduğundan, takibin sözleşmede belirlenen icra dairesinde başlatılması gerektiği, 13/05/2015 tarihli hisse satış sözleşmesinin tarafları da tacir olduklarından TTK'nın 7. maddesi gereğince sözleşmedeki yetki şartı davacılar için de geçerli olup, davalı borçlu tarafça icra takibine yönelik yetki itirazının da süresinde yapıldığı anlaşılmakla, alacaklı tarafından yapılan icra takibinin yetkisiz icra dairesinde yapıldığı, yetkili icra dairesinde yapılmış geçerli bir icra takibi dava şartı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacılar vekili, mahkemece taraflar arasındaki münferit hisse satış sözleşmesindeki yetki maddesinin dikkate alınmadığını, bunun nedeninin de gerekçeli kararda açıklanmadığını, 13.05.2015 tarihli münferit hisse satış sözleşmesinin 9.1 maddesinde sözleşmenin Türk kanunlarına tabi olduğunun belirtilmesi nedeniyle uyuşmazlığın da Türk Mahkemelerinde çözülmesinin zorunlu olduğunu, sözleşmenin yabancılık unsuru içermediğini, hisse devri yapılan şirketin Türkiye'de olduğunu ve devirlerin de Türkiye'de yapıldığını, bu nedenle şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF KARARI VE SÜREÇ : Dairemizce yapılan istinaf incelemesi neticesinde; 2021/847 Esas, 2021/1347 Karar sayılı ve 23.09.2021 tarihli ilam ile; davacı satıcılar ile davalı alıcı ... arasında, davacılara ait ... ... şirketi hisselerinin kısmen davalıya devri konusunda 13.05.2015 tarihli münferit hisse sözleşmesinin 9. maddesinde ise "sözleşme Türk kanunlarına tabi olup, sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü ihtilaf vukunda Zürih Ticaret Mahkemelerinde tahkimde çözüleceğinin" kararlaştırıldığı; yine aynı tarihli tüm davacıların taraf olduğu sözleşmenin 10. maddesinde ise "sözleşme İngiltere kanunlarına tabi olup, sözleşmenin uygulanmasından doğacak her türlü ihtilaf vukunda Londra Mahkemelerinin yetkili olduğu" kararlaştırıldığı; davacılar tarafından cezai şart alacağının tahsili istemiyle İstanbul 1.İcra Dairesinin ... esas sayılı dosyası ile başlatılan takibe karşı, davalı tarafça yasal sürede icra dairesinin yetkisine ve borca itiraz edildiği, icra takibine konu alacak dava dışı ... .... AŞ'nin ortakları olan taraflar arasındaki hisse devir sözleşmelerinden kaynaklanmakta olup, uyuşmazlığın temeli bu şirketin ortaklık ilişkisinden doğduğu, kesin yetki hallerinde; takibin yetkili icra dairesinde başlatılıp başlatılmadığı kamu düzenine ilişkin olduğundan re'sen incelenmesi gerektiği, kesin yetki halinde yetki sözleşmesi yapılamayacağı gözetilmeden Londra Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, uyuşmazlığa konu ... .... AŞ'nin şirket merkezi ise Çankaya/Ankara'da olup, icra takibi ise İstanbul'da başlatılmış olmakla, İstanbul İcra Daireleri yetkisiz olduğu, bu durumda kesin yetkili bulunan Ankara İcra Dairelerinde başlatılmış bir takip bulunmadığından, davanın bu gerekçeyle dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, kesin olmayan yetki düzenlemelerine göre yetkili icra dairesinin belirlenmesi isabetsiz olup, ilk derece mahkemesi kararının bu nedenle yerinde olmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, belirtilen hata/eksiklik nedeniyle yeniden yargılama gerektirmediğinden, yeniden karar verilmesine "yetkili icra dairesinde takip yapılmadığından, itirazın iptali davasının usulden reddine" karar verilmiştir. Bu kararın davacılar vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2023 tarih ve 2021/8626 Esas- 2023/2504 Karar sayılı ilamında; anılan kesin yetki kuralının özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için uygulama yeri bulunmakta olup somut olayda davalı şirket henüz ortaklık sıfatını haiz olmadığından kesin yetki kuralından bahsetmek mümkün olmadığı, bu itibarla davalının tahkim itirazının değerlendirilmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmadığı gerekçesiyle hükmün temyiz eden davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizce 15/11/2023 Tarih 2023/1643 Esas, 2023/1756 Karar sayılı ilam ile "İlk derece mahkemesince; gerekçeli kararın üçüncü sahifesi 7. maddesinde "Davalı tarafça sunulan cevap dilekçesinde tahkim ilk itirazında bulunulmuş ve bu husus da bir dava şartı ise de; davalı tarafa dava dilekçesinin tebliğine ilişkin yurt dışı tebligat parçası dönmediğinden dava dilekçesinin davalıya tebliğ tarihi belirlenemediğinden ilk itirazın süresinde yapılıp yapılmadığı tespit edilememiş bu yüzden davalı tarafın tahkim ilk itirazı hakkında bir değerlendirme yapılamamıştır." denilmiş, icra takibinin yetki anlaşması gereğince Londra'da yapılması gerektiği nedeniyle icra takibi yetkili yerde yapılmadığından bahisle davanın usulden reddine karar verilmiş, mahkeme tahkim itirazını incelemediğini belirterek icra dairesinin yetkisine ilişkin özel dava şartı yokluğu nedeniyle davayı red etmiştir. Esasen incelemediğini belirtse de tahkim itirazını zımnen red ederek, icra dairesinin yetkili olup olmadığını incelemiş,bu karar aleyhine tahkim itirazının incelenmediği açıkça belirtilen karara karşı davacı tarafça istinaf yoluna başvurulmuş,davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmamıştır. Bu sebeble davacının başvurusu kapsamında kalan hususlarda ve re'sen incelenecek hususlarda istinaf incelemesi yapılacaktır. Tahkim itirazı ilk itiraz niteliğinde olup,davalı lehine re'sen incelenecek bir husus değildir. Bu sebebledir ki davacının istinafı ile davalının ilk itirazının kabulü gerektiği kabul edilemeyeceğinden, icra dairesinin yetkili olup olmadığı, kesin yetki halinde yetki sözleşmesi yapılıp yapılmayacağı hususları incelenerek bozma ilamına konu kararımız verilmiştir. Davacının istinaf başvurusu ile davalının tahkim ilk itirazı incelenemeyeceğinden bozma kararına uyulmamıştır.. Bozma ilamında "Davalı şirket henüz ortaklık sıfatını haiz olmadığından" söz edilmekte ise de; bu ibare anlaşılır gibi değildir. Eldeki davanın tarafları olan davacıların tamamı ile davacılardan ... (münferit) iki adet sözleşme imzalayarak şirket merkezi ise Çankaya/Ankara'da bulunan ... ....AŞ'nin hisselerinin bir kısmını %51 oranında devir ettikleri ,davanın her iki tarafının bunu kabul ettiği, davalı şirket kasıt ediliyorsa davalı İsviçre menşeli bir tüzel kişilik olduğunda ihtilaf bulunmadığı, davalının ... şirketinin ortağı sıfatını kazandığı, sözleşmesel(finansal) edimlerin yerine getirilmediği gerekçesiyle uyuşmazlık çıktığı, ... şirketinin mevcut bir şirket oldugu, İcra takip dosyasında takip talebine ekli olarak sunulan sözleşmede ..., ... satıcılar, davalı da İsviçre uyruklu davalı ...'de alıcıdır. Satıcılar 7 kişiden ibaret olup, elde ki davacılar da 7 kişidir. 13.05.2015 tarihli sözleşme ile devre konu şirket ise sözleşmenin ikinci sayfasında ... ticaret sicil numaralı merkezi Ankara (adres yazılı) bulunan ... ....AŞ'yi ifade ettiği yazılıdır. Bu sözleşme ile her bir davacı ..., davacı ... ... pay sahibi iken anılan hisse devir sözleşmesi ile davacılar 968 payını, davacı ... ise 353 payını davalı şirkete devir etmiştir. Yapılan pay devri ile davalı 6161 pay sahibi olmuş, davacılar 742'şer dava dışı ... 725 hisse sahibi olmuştur.(... şirketinin Genel Kurul Hazırun tutanakları dosyada mevcut olup, davalı ... 6161 pay sahibidir.) Hem davalı ..., hemde ... sözleşme tarihi itibariyle ortaklık sıfatını haiz olup, davalı da dayanak sözleşmeler ile ortak sıfatını haiz olduğunda taraflarca da kabul edildiği, var olmayan bir anonim şirketin hisselerinin devredilemeyeceği düşünüldüğünde, bozma ilamının bir maddi hataya dayandığı sonucuna varılmaktadır. Bütün davacıların taraf bulunduğu sözleşmenin 10. maddesinde Londra Mahkemeleri yetkili kılınmış olup, bu sözleşmede bir tahkim şartı yoktur. ... ile davalı şirket arasında imzalanan yine aynı şirketin münferit satış sözleşmesinde ise Zürih ticaret Mahkemelerin'de tahkim de çözümleneceği kararlaştırılmış ise de yukarıda yapılan açıklama doğrultusunda, istinafa gelinmeyen ve re'sen incelenemeyecek olan tahkim ilk itirazının incelenmesine yönelik bozma kararı usul ve yasaya uygun bulunmadığından, bozmaya konu kararda direnilmesine karar verilmiştir. Direnme kararının temyizi üzerine Yargıtay HGK'nın 2024/11-176 Esas 2025/618 karas sayılı ilamı ile "itirazın iptali davaları nitelikleri itibariyle takibe sıkı sıkıya bağlı olup davacılar eldeki davayla devamını istedikleri icra takibinde yalnızca "Hisse Devir Sözleşmesi" başlıklı ilk sözleşmeye dayandıklarından uyuşmazlığın salt bu sözleşme hükümleri çerçevesinde tartışılması gerektiği açıktır. 34. Dolayısıyla takibe konu edilmeyen "Münferit Hisse Satış Sözleşmesi" esas alınarak değerlendirme yapılması mümkün olmadığından Özel Daire bozma kararında işaret edilenin aksine bu aşamada tahkim konusunda bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır. 35. Bu tespitten sonra, takibe dayanak sözleşmedeki yetki anlaşması konusuna gelindiğinde; somut olayda icra dairesinin ve/veya mahkemenin yetkisizliğine ilişkin yalnızca HMK hükümlerinin tartışıldığı bir anlaşmazlık bulunmadığı, tarafların sözleşmeye konu alacakla ilgili olarak MÖHUK 47. maddesi çerçevesinde yabancı bir mahkemenin yetkili olacağını kararlaştırdıkları açıktır. Böyle bir anlaşmanın varlığına rağmen alacak iddiasında bulunan taraf Türk icra organları eliyle takip başlatabilir zira bu, devletin münhasır yetkisi dahilinde kalır. Ne zamanki bu takip yargılamaya konu edilir, ancak bu durumda mahkeme, usulüne uygun ileri sürülmüş olmak kaydıyla yetki itirazını MÖHUK'nın yukarıda ayrıntılı şekilde değinilen hükümleri kapsamında ve yalnızca kendisinin yetkili olup olmadığı bağlamında tartışabilir. Hâl böyle olunca, temyiz incelemesine konu karar olmamakla beraber, İlk Derece Mahkemesinin Londra icra dairelerinde takip yapılmadığından geçerli bir icra takibinin olmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmesinin, doğru sözleşmeyi esas almış olmakla birlikte vardığı sonuç itibariyle yerinde olmadığı belirtilmelidir. 36. Bölge Adliye Mahkemesi ise tıpkı İlk Derece Mahkemesi gibi yetkili icra dairesinde takip başlatılması şeklindeki dava şartına ilişkin kural üzerinden değerlendirme yapmış ancak ondan farklı olarak HMK'da düzenlenen kesin yetki hâllerinden birinin varlığı durumunda HMK'nın 18. maddesi gereğince yetki sözleşmesi yapılamayacağı gerekçesine dayanarak takibin HMK'nın 14/2 maddesi gereğince şirket merkezinin bulunduğu Ankara icra dairelerinde başlatılması gerektiğini kabul etmiştir. 37. Oysa konuyla ilgili açıklamalar sırasında ayrıntılı şekilde değinildiği üzere milletlerarası yetki sözleşmesinin koşullarıyla, ülke mahkemelerinin kendi aralarındaki yetkisine ilişkin koşullar birbirinden farklıdır. Milletlerarası yetki anlaşmasıyla yabancı mahkemenin yetkili kılınması durumunda, Türk hukukundaki kamu düzenine ilişkin yetki kuralının getiriliş şekli ve amacı göz önünde bulundurularak yapılacak bir incelemeyle ülke mahkemesinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu tespit edilmedikçe salt HMK'da konuyla ilgili kesin yetki hâli öngörüldüğü şeklindeki bir gerekçeyle tarafların irade özgürlüğü çerçevesinde kabul ettikleri ve kanun koyucunun buna imkân verdiği yetkili çözüm yerini belirleme konusundaki anlaşmaları bertaraf edilemeyecektir. 38. Bu çerçevede konuya bakıldığında; Özel Daire kararındaki davalının henüz ortaklık sıfatını haiz olmadığı şeklindeki kabulün aksine hâlihazırda aynı şirkette ortak olduğu anlaşılan taraflar arasındaki somut uyuşmazlıkta, davacılar şirket ana sözleşmesinde ve ticaret sicil kayıtlarında değişikliği gerektiren herhangi bir iddiada bulunmamış, sadece sözleşmedeki cezai şart alacaklarının tahsilini talep etmişlerdir. Ortakların kendi aralarındaki cezai şart istemleri konusunda devletin münhasır yetkisinin bulunduğundan söz edilemeyeceğinden Bölge Adliye Mahkemesinin hem bu yönü göz ardı ederek hem de icra dairesinin yetkisini esas alarak vardığı sonuçta isabet bulunmamaktadır. 39. O hâlde yapılması gereken, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında takibe konu sözleşmedeki milletlerarası yetki anlaşması ve davalının Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazı üzerinde durularak varılacak sonuca göre hüküm kurmaktan ibarettir. "denilerek direnme kararımız bozulduğundan HGK nın bozma kararına uyularak geçerli yetki sözleşmesinin varlığının kabulü ile davalı vekilinin milletlerarası yetki itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/366 Esas- 2021/164 Karar sayılı 19/02/2021 tarihli kararının, HMK.'nun 353(1)b-2 gereği KALDIRILMASINA; "Davalı tarafın milletlerarası yetki itirazının kabulü itirazın iptali davasının usulden reddine" İlk Derece yargılamasına ilişkin olarak; "Alınması gereken 615,40-TL karar ve ilam harcının mahkeme veznesine yatırılan 302.827,89-TL peşin harçtan mahsubu ile fazla olan 302.212,49-TL harcın talep halinde karar kesinleştiğinde davacılara iadesine, Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, Davalı vekili için takdir olunan 45.000-TL vekalet ücretinin davacılardan tahsil edilerek davalıya verilmesine," Yatırılan 59,30-TL peşin istinaf karar harcının karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacılara iadesine, İstinaf ve Temyiz aşamasında davacılar tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, davalı tarafından yapılan 251-TL yargı giderinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, Dair, duruşmalı yapılan inceleme neticesinde taraf vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde HMK’nun 361/1 maddesi gereği Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 08/04/2026