T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/741 Esas KARAR NO : 2025/2173 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/395 Esas- 2022/777 Karar TARİH: 27/12/2022 DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna baş…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/741 Esas KARAR NO : 2025/2173 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/395 Esas- 2022/777 Karar TARİH: 27/12/2022 DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 18/12/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı ile davalı arasında kömür teminine ilişkin 05.01.2018 tarihli sözleşme imzalandığını, sözleşmenin 6. Maddesinde "belirlenen özelliklerde tedarikçi kömür teslim edecek, 7.Maddesine göre "analiz sonuçlarına göre istenen niteliklerin altında/üstünde kömür teslimi halinde prim/penalite uygulanacaktır." hükmünün yer aldığı, 13. Maddesindeki cezai şartlar bölümünde "sözleşmeye aykırılık halinde veya işletme emniyetini tehdit edecek şekilde teslimatı aksattığı takdirde miktar belirtilmeksizin ceza uygulanacağı, tedbirsizlik ve kazadan zarar ziyan doğması halinde sorumluluğun tedarikçiye ait olacağı"'nın kabul edildiğini,sözleşmenin hiçbir hükmünde zarar verme ihtimali için teminat olarak ceza kesileceği hükmü yer almadığını, müvekkilinin tedarik ve sevkiyatı sürerken, davalı tarafından devamlı surette ödemeler geciktirilerek müvekkilinin ticaretini sekteye uğrattığını, müvekkilinin tedarik ederek karşılığında alacağı hesaplanarak tarafların mutabık kaldığı ve müvekkili davacı tedarikçinin 04.07.2018 tarihi itibari ile doğan 1.204.096.00-TL. lik alacaklarının ödenmesi davalı taraftan istendiğini davalının kötü niyeti ve içeride alacak biriktirmesinin amacının ortaya çıktığını ve müvekkilinin ödemesinin haksız ve sebepsiz şekilde durdurulduğunu, davalı şirketin müvekkilinin içeride biriken alacağının bir kısmını keseceklerini ve bu şekilde içerideki alacağını ödemeyeceklerini, bunun da belgelendirilmesi için 300.000-TL ceza faturası kesilmesi gerektiğini, müvekkilinin alacaklarının süresinde tahsil edilememesi halinde iflas durumu ile karşılaşmamak için gerçekte cezai şart kesintisi gerekmemesine rağmen zorunlu olarak kendisi talep etmiş gibi böyle bir belgeyi imzaladığını, bu belgeye dayalı olarak 04.07.2018 tarih ve 868606 sayılı 300.000-TL. miktarlı ve ceza faturası düzenlenerek tüm ticari teamüllere aykırı biçimde elden tebliğ edilerek ve kabul ettiğine itiraz etmediğine, teslim aldığına ve hesaplarına işlediğine ilişkin 04.07.2018 tarihli tutanak imzalatıldığını, müvekkilinin iradesinin fesada uğratılarak, ikrah nedeniyle imzalatılan ceza tutanağı ve bu tutanağa bağlı olarak düzenlenen fatura karşılığı 300.000-TL ceza kesilmesinin hukuki işleminin temelinde sakatlık bulunduğunu beyan ederek; davacının ödenmeyen alacaklarına karşılık şimdilik 10.000,00.-TL. nin temerrüt oluşturan ihtarnamenin tebliği olan 27.07.2018 tarihinden itibaren avans faizi, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı ile müvekkili şirket arasında 05.01.2018 tarihinde "Kömür Temin Sözleşmesi" imzalandığını, davacı, müvekkili şirkete bedeli karşılığında kömür temin ettiğini, bu sözleşme kapsamında davacı tarafından müvekkili şirkete gönderilmekte olan kömürler içerisinde olmaması gereken çeşitli materyaller tespit edildiğini, kömürler içerisinde çıkan taş, çakıl, kum v.b gibi materyaller hakkında davacıya müvekkili tarafından bilgi verilerek, kömürlere ilişkin değerlerin taraflar arasında imzalanan sözleşmede düzenlenen kalori değerlerinin sadece kömür sevkiyatında kamyonun üstünde yer alan kömürlerde tuttuğu ancak kasanın bir kaç karıştan sonra altında kalan kömürlerde kalorinin sözleşme değerleri ile uyuşmadığını, bu sebeple yapılan ilk analizlerin de hatalı olduğu konusunda davacı şirket yetkililerinin bilgilendirildiğini, davacı tarafından bu durumun kabul edildiğini ve kömürün iadesi yerine, gönderilen ayıplı kömüre ilişkin olarak 300.000-TL ceza faturasının gönderilmesini talep eden belge müvekkili şirkete teslim edildiğini, davacının yazılı ve ıslak imzalı talebini takiben 300.000-TL tutarında ceza faturası 04.07.2017 tarihinde kesilerek şirket yetkilisi ... tarafından elden teslim alındığını, faturanın kabul edilerek hesaplarına işlendiğine dair el yazısı ile düzenlendiğine dair tutanak müvekkili şirkete verildiğini, davacı sözleşme ile yükümlü olduğu edimine aykırı davrandığını, ceza faturasının zarar ihtimaline binaen değil, teslim edileceği taahhüt edilen kalitede malları teslim etmemiş olması nedeniyle düzenlediğini beyan ederek; davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 27/12/2022 tarih ve 2021/395 Esas- 2022/777 Karar sayılı kararında;"Mahkememizce yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; dava irade sakatlığı iddiasına dayalı olarak davacı tarafça ceza koşulunun kabul edildiğine dair belge ve faturanın geçersizliği ve bu nedenle ödenmeyen 300.000,00 TL alacağın tahsiline yönelik alacak davasıdır.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında 05/01/2018 tarihli kömür teminine ilişkin sözleşme imzalandığını, düzenlenen sözleşmede "zarar verme ihtimali" için teminat olarak ceza kesileceği hükmünün bulunmadığını, davacı tarafça teslimatların davalı tarafça alındığı ancak davalı tarafça ödemeler geciktirilerek alacakların biriktirildiğini, davacı tarafça 04.07.2018 tarihi itibariyle davacının 1.204.096,00 TL'lik alacağının ödenmesinin davalı tarafça istendiğini, davacı tarafça içeride biriken bir kısım alacağını keseceklerini ve bu şekilde içeride biriken alacaklarını ödeyeceklerini, bunun için de 300.000 TL ceza faturası kesileceklerini söylediklerini, davacı tarafça alacakların süresinde tahsil edilememesi halinde iflas durumu ile karşı karşıya kalmamak için cezai şart kesintisi gerekmemesine rağmen faturanın kabul edildiği, itiraz edilmediği, teslim alındığı ve hesaplarına işlendiğine dair 04/07/2018 tarihli tutanağın davacı tarafça iradesi fesada uğratılarak imzalandığını bu nedenle ödenmeyen alacaklarına karşılık şimdilik 10.000,00 TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın kısmi olarak açılmasının mümkün olmadığını, davacı tarafın teslim ettiği kömür iade edilecekken daha az zarara uğramak adına kesinti talep ettiğini, hayatın olağan akışına aykırı bir durumun söz konusu olmadığını, davacı tarafın müzayaka halini ispat edemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı tarafın davanın kısmi dava olarak açılamayacağına yönelik itirazlarının; davacının davayı açarken 300.000,00 TL'lik alacağının 10.000,00 TL'sini dava ettiği, para alacağının bölünebilir olduğu ve bir kısmının da dava edilebileceğinden reddine karar verilmiş ve yargılamaya devam olunmuştur. Davalı tarafça davacı adına 04/07/2018 tarihli 868606 numaralı "ceza faturası" açıklamalı 300.000,00 TL bedelli fatura düzenlendiği, davacı ... ... Maden Metal Nak. İnş. İth. İhr. San ve Tic Ltd Şti yetkilisi tarafından imzalanan ve imzası inkara uğramayan tarihsiz davalı ... Enerji Elektrik Üretim A.Ş'ye hitaben yazılı belgenin incelemesinde; 300.000,00 TL'lik ceza faturasının kabul ve onayında olduğu, cari hesabına 300.000,00 TL bedelli ceza faturasının borç olarak işlenmesini kabul ettiği, 300.000,00 TL ceza faturası işlendikten sonra 889.484,47 TL alacağının kaldığını ve 889.484,47 TL cari hesap bakiyesi dışında herhangi bir hak ve alacak talebinin bulunmadığını ve davalıyı gayri kabil rücu ettiği anlaşılmıştır. 04/07/2018 tarihinde davacı şirket yetkilisi tarafından imzalanan tutanakta ise 04/07/2018 tarihinde davalı tarafça kesilen 300.000,00 TL tutarlı faturayı kabul ettiği, teslim aldığı ve hesaplarına işlediğini beyan ettiği anlaşılmıştır. Davacı şirket tarafından keşide edilen Zonguldak 2. Noterliğinin 24/07/2018 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı şirket tarafından tebliğ aldığını beyan ettiği ancak daha sonra kargo yoluyla tebliğ edilen 300.000,00 TL'lik faturayı kabul etmediği ve itiraz ettiği ve şirket alacaklarından kesilen 300.000,00 TL'nin ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 gün içinde ödenmesini davalı tarafa ihtar ettiği, Davalı şirket tarafından keşide edilen Bakırköy 33. Noterliğinin 27/07/2018 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı şirket tarafından gönderilen kömürler içerisinde olmaması gereken materyallerin bulunduğunu ve sözleşmeye göre olması gereken kalori değerleri ile uyuşmadığının davacı tarafa bildirildiği, bu durumun davacı şirket tarafından kabul edilerek 300.000,00 TL'nin ceza faturasının kesilmesinin davacı tarafça talep edildiği, iş bu talep sonrası faturanın kesilerek davacı şirket yetkilisi tarafından tebliğ alındığı, bakiye kalan bedelin davacı tarafa ödendiği bu nedenle borcunun bulunmadığının hususunun davacı tarafa ihtar edildiği anlaşılmıştır.Zonguldak 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/75 Talimat Sayılı dosyasından davacı ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için alınan mali müşavir bilirkişi ... tarafından düzenlenen 20/01/2022 tarihli bilirkişi raporunda özetle; "davacının defterleri üzerinden yapılanan inceleme sonucunda, defterlerin yasal süreler içinde açılış ve kapanış tasdiklerinin yapıldığı yani şirketin kayıtları delil olma özelliğine sahip olduğu, davacının dava tarihi itibariyle davalıdan 317,726.69 TL alacaklı olduğu, davalının düzenlediği iddia edilen 300.000.00.- TL tutarlı fatura davacının kayıtlarında bulunmadığı, 04/7/2018 tarihi itibari ile Davacın zor durumda olup olmadığı konusunda ise; şirketin iddia konusu olan 300.000.00 TL davalıya borcunun da kayıtlara geçildiğini kabul ettiğimiz halde davacı 137.325.42.-TL zarar edeceği, dava dilekçesinde iddia edilen davacının davalıdan olan 1,204.096.00.-TL alacağın sürümcemede bırakıldığı iddia edildiği, davacı şirket alamadığını iddia ettiği bu tutarı alamaması halinde ödemelerini yapamayacağı, 315.000.-TL olan ödenmiş sermayesi ve 910.831,80 .TL olan özkaynaklardan daha yüksek olan bu alacağın şirketi zor durumda bırakacağı aşikar olduğu davacı şirket bahsi geçen alacağı alamaması halinde zor durumda olacağı bilanço ve defter kayıtlarından tesbit edildiği" şeklinde rapor düzenlenmiştir.Mahkememizce davalının ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde Mali Müşavir Bilirkişi..., Maden Mühendisi bilirkişi... ve Nitelikli Hesaplama Uzmanı Bilirkişi ... tarafından 01/10/2022 tarihinde düzenlenen bilirkişi heyet raporuna göre özetle; "Taraflar arasında 05.01.2018 tarihli Kömür Temini Sözleşmesi imzalandığı, davalı şirketçe, sözleşme kapsamında davacı şirket tarafından temin edilen kömürler içerisinde olmaması gereken çeşitli materyaller tespit edildiği, söz konusu materyaller ve kömürlerdeki kalorinin sözleşme değerleri ile uyuşmaması sebebiyle, kömürün iadesi yerine, 300.000,00 TL ceza faturasının düzenlenmesinin davacı şirketçe de kabul edildiği ileri sürülerek, 04.07.2018 tarihli, 868606 no.lu, 300.000,00 TL lık ceza faturası düzenlenmiş olduğu, 04.07.2018 Tarihli, ...i isim ve imzası bulunan tutanakta, söz konusu faturanın kabul edildiğinin, teslim alınıp hesaplara işlendiğinin, tarih içermeyen, davacı şirket kaşe ve imzası bulunan belge ile de, sözleşme gereğince yükümlülükleri ve sorumlulukları tam olarak yerine getirilmediğinden taraflarına gönderilecek 300.000,00 TL bedelli ceza faturasının, tarafları kabul ve onayında olduğunun ifade edildiği, davacı şirket tarafından keşide edilen Zonguldak 2. Noterliği nin 24.07.2018 tarihli ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile bu kez davalı şirkete, alacaklarının ödenmeyeceği baskısı ile tebliğ aldıklarını beyan ettikleri ancak daha sonra şirkete kargo yolu ile aslı tebliğ edilen dava konusu faturayı kabul etmedikleri, fatura içeriğine yasal süresi içerisinde açıkça itiraz ettikleri, faturayı ilişikte iade ettiklerinin ihtar edildiği, davalı şirket tarafından düzenlenen Bakırköy 33. Noterliği nin27.07.2018 tarihli ... yevmiye no.lu cevabi ihtarnamesi ile; davacı şirket tarafından keşide edilen ihtarnamedeki iddiaların mesnetsiz olduğu, fatura bedelinin kendileri tarafından ödenmesinin söz konusu olmadığı, cari hesaba göre şirketlerinin 932,96 TL alacaklı olduğu, işbu tutarın kendilerine ödenmesi gerektiği ihtar edilerek, faturanın davacı şirkete iade edildiği, tebliğ zarfına göre ihtarnamenin 31.07.2018 tarihinde tebliğ edildiği, usulüne uygun tutulan davalı şirket defterlerine göre, 03.07.2021 dava tarihi itibariyle davacı şirketin 932,96 TL borç bakiyesinin bulunduğu, dosyada mevcut 21.01.2022 tarihli Talimat Raporuna göre, usulüne uygun tutulan davacı şirket defterlerine göre, dava tarihi itibariyle davalı şirketin 317.726,69 TL borç bakiyesinin bulunduğu, taraf bakiyeleri arasındaki farkın, dava konusu 04.07.2018 tarihli, L868606 no.lu 300.000,00 TL lık fatura ile, davalı şirket tarafından düzenlenen ancak davacı şirket kayıtlarında bulunmayan 15.07.2018 tarihli, 426205 no.lu, 12.613,09 TL ve 15.07.2018 tarihli, 426215 no.lu, 6.047,38 TL tutarlı faturalardan kaynaklandığı, dava konusu olmayan 12.613,09 TL ve 6.047,38 TL tutarlı faturaların tebliğine ilişkin dosyada herhangi bir belge ve bilgi bulunmadığı, taraflar arasındaki işlemin TBK m.132 uyarınca ibra sözleşmesi niteliğinde olduğu, davacının iradesinin korkutma nedeniyle sakatlanmış olup olmadığının takdirinin Sayın Mahkemede olduğu, Sayın Mahkemece davacının iradesinin sakatlandığı sonucuna varılacak olursa davacının iptal hakkını kullanmış olduğu sonucuna varılması gerekeceği ve davacının davalıdan 300.000 TL alacaklı olduğunun kabul edilmesi gerekeceği" şeklinde rapor düzenlendiği anlaşılmıştır.Davacı vekili 18/11/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde 10.000,00-TL olarak talep ettiği alacağını 290.000,00-TL arttırdığı, toplam 300.000,00-TL alacağını temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2011/718-2011/8017 ve Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2015/4390-2015/14074 sayılı kararları dikkate alındığında dava konusu yapılan sözleşmeden dolayı davalıların ibra edilmesi ve iradesinin fesada uğratıldığına ilişkin iddiası, basiretli tacir gibi davranması gereken davacı şirket yönünden geçerli bir savunma değildir. İbra, 6098 sayılı TBK' nın 132. maddesinde borcu sona erdiren nedenler arasında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. maddesi gereğince de, her tacir ticari işlerine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek zorundadır. BK'nun 26.maddesi sözleşme özgürlüğünü düzenlemektedir. Buna göre taraflar bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirleyebilirler. Ancak sözleşme serbestisine hakim olan bu ilkenin bir takım istisnaları da mevcuttur. Kanunun emredici hükümlerine aykırı olan sözleşmeler batıl olduğu gibi irade bozuklukları hallerinde sözleşmenin geçerliliği etkilenmektedir. Davacı tarafta BK'nun 30 ve devamı maddelerinde düzenlenen irade bozuklukları haline dayanmaktadır. Ancak davacı tarafın ileri sürdüğü iddiaları tacir olmanın hüküm ve sonuçlarını düzenleyen maddelerden TTK'nun 18/2.maddesine göre değerlendirmek gerekmektedir. TTK 18/2.maddesi dikkate alındığında davacının 04/07/2018 tarihli ibra sözleşmesi niteliğindeki belgeye ilişkin ( ki bu taraflar arasında hüküm ve sonuç doğuran bir sözleşmedir) iddiaları BK 28 maddede düzenlenen aşırı yararlanma ve 30 ve devamı maddelerinde düzenlenen irade bozuklukları haline girdiğinden söz etmek mümkün değildir. Davacı tarafın iddia ettiği irade sakatlığı iddiasını dinlenen davacı tanığı şirket yetkilisi ...'nin beyanı dışında dinlenen tanık beyanları ile ispat edemediği, davalı tanıklarının davacı şirket yetkilisinin kendi isteği ve talebi ile ceza faturasını kabul ettiği ve alacağının olmadığına yönelik belgeyi imzaladığına yönelik beyanları, davacı şirketin basiretli tacir olduğu göz önüne alındığında içeriğini okumadan evrakı imzalamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacı ticari defter ve kayıtlarına göre davacı şirketin zor durumda olduğunun tespiti tek başına yeterli olmayacağı anlaşılmakla imzası inkar edilmeyen davacı şirket yetkilisi tarafından imzalanan 04/07/2018 tarihli belgenin ibra sözleşmesi niteliğinde olduğu, davacı ve davalı tarafın karşılıklı bakiye bedel olan 889.484,47 TL üzerinde mutabık kaldıkları ve bakiye bedelin ödendiği ve davalı tarafın ibra edildiği anlaşılmakla söz konusu ibranın taraflar açısından bağlayıcı olduğu kabul edilmiş, davalı taraf irade sakatlığı ve müzayaka iddiasını ispat edemediğinden davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm fıkrası tesis edilmiştir..."gerekçesi ile, ''1-Davacı tarafça davalı aleyhine açılan davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;Davacı ile davalı arasında kömür teminine ilişkin 05.01.2018 tarihinde akdedilen sözleşmede zarar verme ihtimaline binaen ceza kesileceğine ilişkin hüküm bulunmadığını,Davacı şirketin kömür alım-satımı sözleşmesine göre yaptığı teslimatların davalı şirketin yetkili ve görevlileri tarafından teslim alındığını ve davalı tarafça gerekli analizler yapıldıktan sonra aynı gün ayıpsız ve şartnameye uygun ise kabul edildiğini, eğer sözleşmeye uygun olmayan kömür tespit edildi ise yine aynı gün iade edildiğini ve teslim alınmadığını, sözleşme gereği prim/penalite uygulaması sonucundaprim/panalite ile ilgili fatura örneklerinin mahkemeye yargılama esnasında sunulduğunu, Müvekkilin tedarik ve sevkiyatı sürerken, davalı tarafından devamlı surette ödemeler geciktirilerek sonradan bunun kötüniyetle yapıldığı anlaşıldığı üzere alacaklarının biriktirildiğini ve bu biriken rakamın müvekkil şirketin ticaretini sekteye uğratacak rakama ulaştırıldığını, müvekkilin tedarik ederek karşılığında alacağı hesaplanarak tarafların mutabık kaldığı ve müvekkil davacı tedarikçinin 04.07.2018 tarihi itibari ile doğan 1.204.096.00-TL'lik alacaklarının ödenmesinin karşı taraftan istendiğini, Alacağını defalarca talep eden müvekkiletürlü sebepler ileri sürülerek sürüncemeye aldıkları haklı alacağının ödenmesi için talepte bulunan davacı şirketten, içeride biriken alacağının bir kısmını keseceklerini ve bu şekilde içerideki alacağını ödeyeceklerini, bunun da belgelendirilmesi için 300.000,00.-TL. ceza faturası düzenlenmesi ve alacaklarından mahsup edilmesi için talepte bulunulmuş gibi yazı yazılarak müvekkil şirketin vekaletname ile hareket eden Şenol Kahveci'ye baskı yapmaya başladıklarını, bu şantaj karşısında müvekkil şirketin çaresiz kaldığını, ya parası ödenmeyecek iflas edecek ya da bu şantaja boyun eğeceğini, alacaklarının süresinde tahsil edilememesi halinde iflas durumu ile karşılaşmamak için, gerçekte bir cezai şart kesintisi gerekmemesine rağmen,(ticari defterlerde ve banka hesaplarında bu husus açıkça ortadadır) zorunlu olarak kendisi talep etmiş gibi böyle bir belge imzalandığını, Davalıya verilmiş gibi hazırlanan talep dilekçenin içeriğinde daha davalıya verilmeden ve dayanağı olmayan bir hata veya ayıp nedeniyle ceza faturası kesilmeden kabul ve onayında olduğu, ceza faturasının davacının borcu olarak işlenmesinin kabul edildiğinin belirtildiğini, Bu belgeye dayalı olarak belge alındıktan sonra , 04.07.2018 tarih ve 868606 sayılı 300.000.-TL. miktarlı ve ceza faturası (ne cezası olduğu belirtilmeden) düzenlendiğini, faturanın fotokopisinin mahkemeye sunulduğunu, tüm ticari teamüllere aykırı biçimde elden tebliğ edilerek ve kabul ettiğine itiraz etmediğine, teslim aldığına ve hesaplarına işlediğine ilişkin 04.07.2018 tarihli tutanak da imzalatıldığını, işbu belgelerin imzalatılmasından bir gün sonra 05.07.2018 tarihinde 300.000,00.-TL. lik yasal olmayan ceza faturası, alacağından mahsup edilerek bakiye 899.484,00.-TL'nin davacı şirkete ödendiğini, bu sürecin bile müvekkilin nasıl bir baskı altına alındığını ispatlar nitelikte olduğunu, Davalı tarafın sözleşmenin güçlü tarafı olarak ödemeleri yapmamak yolundaki baskısı sonucunda, gerçek iradesi olmamasına rağmen, davacı tedarikçi şirketin istenilen bu belgeleri imzalamak durumunda kaldığını, Davacı tedarikçinin, ödeme yapıldıktan sonra PTT aracılığıyla fatura aslını gönderdiğini, yani aslında müvekkile gönderilmiş ve müvekkilin yasal süresi başlamış ve bu sürenin geçmesi ile kabul etmiş olduğu bir fatura olmadığını, bu süre içinde faturayı kabul etmediğini, PTT ile fatura aslı gönderildikten sonra Zonguldak 2. Noterliğinin 24.7.2018 tarih ve ... sayılı ihtarnamesi ile iş bu faturayı kabul etmediğini, içeriğine itiraz ettiğini, kesilen ceza miktarının 3 gün içinde iade edilmesini talep ettiğini,Davacı tedarikçi şirket tarafından imzalanan bu belgelere göre düzenlenen faturanın hem içeriğinin doğru olmadığı hem de temel ilişkiye dayalı verilmiş bir hizmet veya mal teslimi, yahut menfaat temini bulunmadığı, bizzat davalının (Bakırköy 33. Noterliğinin 27.7.2018 tarih ve ... sayılı) cevabı ihtarnamesi ile kabul edildiğini, Davalı tarafın, cevabi ihtarnamesinde ceza faturası olarak düzenlediği fatura içeriğinin zarar verme ihtimaline dayalı olduğunu kabul ettiği ve bu nedenle ortada TTK' nun 21. maddesi anlamında bir fatura bulunmadığına göre; ispat yükünün davalıya geçtiğini, davalının müvekkilinin alacaklarından 300.000,00.-TL. kesinti yapması ve ödememesinin hukuki dayanağı bulunmadığını, yerel mahkemece ispat külfetinin davalıya geçtiği hususu nun göz ardı edildiğini, Davacı tanığı ... beyanı ve bilirkişi tarafından yapılan incelemede, davacının 889.484,47 TL almaması halinde, o tarihte iflas edebileceği, ekonomik olarak mahvına yol açılabileceği maddi gerçeğinin göz ardı edildiğini, Mahkemece bilirkişi raporuna yapılan itirazların değerlendirilmediğini, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, kararın gerekçesiz olduğunu, İspat külfeti açısından mahkemece bir yargılama ve değerlendirme yapılmadığını, davalı tarafından davacı şirkete gönderilen. 27.07.2018 tarihli Bakırköy 33.Noterliği'nin ... yevmiyeli ihtarnamesinde 300.000-TL lık kesintinin "Sözleşmeye aykırılıktan Ceza kesintisi" olarak yapıldığı Noter tasdikli ihtarında yer aldığını, davalının bu beyanı ile bağlı olduğunu, bu beyana göre davalının iddiası kapsamında 300.000-TL lık kesintiye "teminat vasfı kazandırılmış" olup, ihtarnamede kendisini bağlayan beyanı çerçevesinde kesintinin dayanağı risk ve zararların doğduğunu ispat etmesi gerektiğini, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2016/10779 E., 2017/402 K. 24.01.2017 T kararı)Davanın konusu uyuşmazlık; davacı tarafından davasına esas iradesinin fesada uğratılarak, ikrah nedeniyle imzalatılan ceza tutanağı ve bu tutanağa bağlı olarak düzenlenen fatura karşılığı 300.000-TL sı ceza kesilmesi hukuki işleminin temelinde sakatlık olduğunu,Taraflar arasındaki dava konusu uyuşmazlıkta davacının ortaya çıkan iradesinin temsilcisi vasıtası ile imzalatılan yazıda yer alan " 300.000-TL CEZA KESİLMESİNİ KABUL" beyanı olmasına rağmen, bu beyan, davacının davalı şirketten birikmiş 1.189.484,47.-TL alacağının hiç ödenmeyeceği, belgeyi imzalaması halinde bu paranın kesilerek 889.484,47-TL nın derhal ödeneceği tehdidi ile verilmiş beyan olduğunu, buna göre davacının şirketin mahvına yol açılacak bir tehdit karşısında çaresiz ve derhal ödenecek parayı bir an önce alıp şirketini mahvolmaktan kurtarmak için bu tehdite boyun eğdiğini, yasal tüm koşulların dava konusu olayda gerçekleştiğini, bu sebeple müvekkilin zorla belgeyi imzalamak zorunda bırakıldığını, müvekkilinin davacı tarafından iptal hakkının kullanıldığını, iradesi fesada uğratılan tarafın iptal hakkını kullanarak ikrahtan kurtulur kurtulmaz bu beyanını karşı tarafa ilettiğini, Müvekkil şirketin zor durumundan faydalanan davalı firmanın, "biriken parayı ödememe" tehdidini şirketin zor durumu olarak kullandığını ve irade dışı belgeyi imzalattığını, biriken paranın çok yüksek bir bedel olup, irade fesadını etkileyen düzeyde bir bedel olduğunu, Burada üzerinde durulması gereken bir diğer sorunun tacirlere TBK. md. 28’in uygulanabilirliği sorunu olduğunu, Medeni Kanunun 5. maddesi gereğince Borçlar Kanununun genel hükümleri diğer özel hukuk ilişkilerine de uygulandığını, bu sebeple TBK. nin 28. maddesinin tacirlerin işlemlerine tereddütsüz uygulanabileceğinin düşünülebileceğini, ancak TTK “ tacir “ sıfatına bağlı özel sonuçlar öngördüğünü, nitekim TTK. md. 18/II “ her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır ” diyerek tacirin ticari işletmesine ait işlemlerinde tecrübesizliğin ve hiffet halinin söz konusu olamayacağını belirttiğini, tacir ancak kendi işletme alanı dışındaki konularda hiffet ve tecrübesizliğe dayanabileceğini, zira tacirden kendi ticaret alanına özgü incelikleri bilmesinin beklendiğini, tacirin gabinle ilgili BK. hükümlerine “ müzayaka “ halinde başvurabileceği konusunda ise tereddüt bulunmadığını, somut uyuşmazlıkta gabin koşullarının da mevcut olduğunu, Yerel mahkemece tanık beyanlarının hatalı değerlendirildiğini, davanın reddine karar veren yerel mahkemece, tanık beyanlarının değerlendirilmesinde "tarafsızlık, hür irade ile ifade verme " ilkelerine ters bir taktir kullanıldığını, zira ifade veren davalı tanıklarının halen davalı şirkette çalışan ve aleyhe ifade vermeleri halinde işlerini kaybetme tehdidi ile karşı karşıya bulunan kişiler olduğunu, bu sebeple tanık ifadelerinin müvekkil aleyhine değerlendirmenin hukuk ve hayatın olağan akışına ters olduğunu, bu tanık beyanlarına itibar edilemeyeceğini, En önemli hukuki iddia ve ispata muhtaç durumun davalının ayıba karşı kestiğini iddia ettiği hususlara ilişkin bir ayıp ihbarı veya ayıp tespiti bulunmadığını, Açıklanan nedenlerle davalı tamamen müvekkilin mağduriyetinden şirketin içinde bulunduğu ekonomik durumdan faydalanarak, kalan parasını ödemeyeceği baskısı ile hak etmediği ve hukuken dayanağı olmayan parayı kestiğini, sebepsiz zenginleştiğini beyanla, İlk Derece Mahkemesi olan İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/395 Esas 2022/777 Karar 27.12.2022 tarih sayılı kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda; kanunun olaya uygulanmasında hata edilmesinin yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde ve kararın gerekçesinde hata edilmiş olunması sebebiyle, yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra duruşmasız, aksi taktirde duruşma yapılarak, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak davanın kabulü karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının iradesinin fesada uğratılmak suretiyle alacağından ceza tutarı adı altında mahsup edilmesini kabul ettiği alacağının davalıdan tahsili talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Taraflar arasında 05/01/2018 tarihli "Kömür Temini Sözleşmesi" kapsamında davacı tarafından davalıya kömür tedarik edildiği, bu kapsamda davacının davalıdan 04.07.2018 tarihi itibari ile 1.204.096.00-TL alacağının bulunduğu, söz konusu alacaktan davalının 300.000,00 TL ceza faturası düzenlemek suretiyle mahsup yaptığı ve bakiye alacağı davacıya ödediği anlaşılmıştır. Davacı vekili, davalının dava konusu alacağı ödemeyeceği ve alacağın tahsil edilmemesi halinde davacının zor durumda kalacağı korkusu ile ceza faturasının düzenlenmesine ilişkin tutanağın ve buna ilişkin faturanın düzenlendiğinin ve teslim edildiğine ilişkin belgenin davacı tarafından imzalandığını ve kabul edildiğini, davacının zor durumundan yararlanıldığını ve gabin koşullarının oluştuğunu, alacağın tahsil edilmesi üzerine davalı tarafından sonradan düzenlenerek gönderilen faturanın iade edildiğini ve itiraz edildiğini, sözleşmede zarar görme ihtimaline ilişkin ceza koşulunun ön görülmediğini, davacı tarafından teslim edilen kömürün sözleşmeye aykırı ve ayıplı olarak teslim edildiğinin ispat külfetinin davalı üzerinde olduğunu, tanık beyanı ve davacının ticari defterlerine göre düzenlenen bilirkişi raporu ile davacının alacağının tahsil edilememesi halinde zor durumda kalacağının sabit olduğunu, davalı tanıklarının taraflı beyanlarına itibar edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri yargılama aşamasında dava dilekçesi, beyan dilekçesi ve bilirkişi raporlarına itiraz dilekçeleri ile ileri sürülmüş, Mahkemece gerekçeli kararda her bir iddia ve savunma sebebi hakkında ne şekilde değerlendirme yapıldığı anlaşılmakla davacı vekilinin adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ve kararın gerekçesiz olduğuna ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Taraflar arasındaki ihtilafa konu davalı tarafından davacıya düzenlenen 300.000,00 TL bedelli fatura davacının davalıya sözleşmeye uygun olarak kömür teslim etmemesinden kaynaklandığı, bu hususun, buna ilişkin ceza faturası düzenlenmesinin ve davacının davalıdan 889.484,47 TL alacağının kaldığı ve bu tutar dışında alacağının kalmadığına ilişkin davacı temsilcisi tarafından imzalanan belge ile kabul edildiği, söz konusu belgeye göre davacının edimini sözleşmeye uygun olarak ifa etmediğini kabul ettiğinden ve davalının ceza faturasının dayanağı bu şekilde ispat edildiğinden ayıplı teslim ve ayıp ihbarı iddiasına ilişkin ispat yükünün davalıda olduğuna ve sözleşmeye göre ceza koşulunun gerçekleşmediğine ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, davacı vekili tanık ...nin beyanlarına itibar edilmemesinin hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de, uyuşmazlığa konu belgeleri davacı şirket temsilcisi olarak imzalayan bu şahsın beyanlarına uyuşmazlığa taraf olması sebebiyle tanık olarak itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davacının söz konusu belgeleri alacağını tahsil edememesi halinde şirketin zor durumda kalacağı korkusuyla imzaladığı iddiasının basiretli bir tacir tarafından ileri sürülemeyeceği ve dinlenmesinin mümkün olmadığı, alacağın tahsil edilememesi ve edimini sözleşmeye uygun olarak yerine getirdiği düşüncesinde olması halinde icra takibi veya dava gibi yasal yollara başvurmasının önünde herhangi bir engel bulunmadığı, bilirkişi raporunda alacağın tahsil edilememesi halinde zarara uğrayacağının tespit edilmesinin tek başına müzayaka halinde olduğu ve gabin şartlarının oluştuğunu göstermeyeceği, aksinin kabulü halinde kendisini sorumluluk altına sokan bir belgeyi imzalayan herkesin sonradan alacağını tahsil etmek, edememesi halinde zor duruma düşeceği ve zarara uğrayacağı korkusu ile belgeyi imzaladığı iddiasını ileri sürmek suretiyle sorumluluktan kurtulması sonucunu doğuracağı ki bu hususun kabul edilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı gibi basiretli bir tacir olarak hareket etmek zorunda olan taraflar açısından uygulama yerinin bulunmadığı, bu hususlar dışında tarafların davacıya ödenen bedel üzerinde mutabık olduklarına dair yazılı mutabakat belgesi imzalanarak davalıya gönderildiği, ayrıca davacı şirket temsilcisinin beyanına göre bu iddialara rağmen sözleşme davacı tarafından feshedilmeyerek davalıya kömür gönderilmeye devam edildiği, ancak davalı tarafından gönderilen kömürün alınmadığı ve kamyonların geri çevrildiği dikkate alındığında davacının korku altında hareket ettiği iddiasının dinlenmesinin mümkün olmadığı, Mahkemece davalı tanık beyanlarına göre değil bu hususlar dikkate alınarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmakla davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90-TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 18/12/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.