İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 15/01/2026 YAZIM TARİHİ : 16/01/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan davada 27/10/2025 tarihinde tesis edilen karara karşı davalılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde; DAVA: Davacı vekili, müvekkili ile davalılardan ........'ın baba oğul olup, diğer davalı şirketin de müvekkili tara…
T.C. KONYA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ..... (...) ÜYE : ..... (...) ÜYE : ..... (...) KATİP : ..... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 27/10/2025 NUMARASI : ... Esas- ... Karar DAVACI : ........ VEKİLİ : Av..... İSTİNAF EDEN DAVALILAR : 1-........ 2-........ VEKİLLERİ : Av..... & Av..... DAVA : Hisse Devrinin İptali ile Hisse Tespiti İSTİNAF KARARININ KARAR TARİHİ : 15/01/2026 YAZIM TARİHİ : 16/01/2026 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile açılan davada 27/10/2025 tarihinde tesis edilen karara karşı davalılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, üye hakimin görüşleri alındıktan sonra dosya incelendiğinde; DAVA: Davacı vekili, müvekkili ile davalılardan ........'ın baba oğul olup, diğer davalı şirketin de müvekkili tarafından kurulan şirket olduğunu, müvekkilinin kurucu ortak olarak 19.500 hissesinin bulunduğunu, bu hissenin yine, aile şirketlerinden olan ........ A.Ş.'ne devredilmiş gözüktüğünü ancak, bu devirde müvekkilinin ne imzası ne onayı, ne de anonim şirket hisse devirlerinde bulunması gerekli pay defterinde imzaların bulunduğunu, hisse devrinin tamamen usulsüz ve yolsuz olması nedeniyle iptalinin gerektiğini yine, usulsüz hisse devri yapıldıktan sonra şirketin, şirket birleştirilmesi yapılarak davalı ........ A.Ş. ile birleștirildiğini ve tüzel kişiliğinin bu şirkete aktarıldığını, dolayısıyla șirket birleşmesi kapsamında davalı olarak birleştirilen ve tüzel kişiliğinin devam ettirildiği ........ A.Ş'ne husumet yöneltilmek zorunda kalındığını, diğer davalının şirketin tek sahibi olarak göründüğünü, birleşme karar ve işlemlerinin de yolsuz ve usulsüz olduğunu ileri sürerek, davanın kabulü ile dava konusu ........ A.Ş'den sahte/eksik imza ve usulsüz biçimde yapılan 19.500 pay şirket hisse devri işleminin iptali ile hisse oranları geri getirilerek müvekkilinin ne oranda hisse payı olduğunun tespitine ve gerekli icra işlemlerinin yapılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalılar vekili, ........ A.Ş ile ........ A.Ş şirketlerinin 09.07.2024 tarihinde tescil edilerek birleştiğini, ........ A.Ş.'nin ticaret sicilden terkin edildiğini, birleşme işleminden 3 yıl önce 04.10.2021 tarihinde davacının, ........ A.Ş'deki hisselerini ........ A.Ş'ye devrettiğini, devir bedeli olan 7.312.500 TL'ni tahsil ettiğini, devir bedelinin de devralan ........ A.Ş. tarafından banka aracılığıyla davacıya ödendiğini, banka dekontlarının açıklamasında "Hisse Bedeli Ödemesi" ibaresinin açıkça yazdığını, hisse devri işlemlerindeki imzaların davacıya ait olduğunu, kötüniyetli dava açıldığını, işbu davanın açılma sebebinin ailevi-şahsi nedenlere dayalı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Özel Hukuk Bilim Dalı, Medeni Usul Hukukunda Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılması, Ömer Faruk Saçar, İstanbul 2015). "Medeni yargılama, temelde her bir davanın tek başına yürütülüp sonuçlandırdığı yargılama faaliyetidir. Ancak kanun koyucu, ayrı ayrı davalara konu olabilecek uyuşmazlıkların da yine ayrı dava şeklinde fakat bir yargılama içerisinde yürütülebilmesine imkan tanımıştır. Böyle durumlarda dava konusu uyuşmazlıklar arasında ilişki esas alınmış ve tek yargılamada bu davaların sonuçlandırılmasında hem tarafların hem de kamunun menfaati gözetilmiştir. Davaların Birleştirilmesi Kavramı Hukuk yargılamasında her bir dava kural olarak ayrı ayrı görülür. Çünkü her bir dava çoğu zaman detaylı bir incelemeyi gerektirir. Davaların farklı olduğunu da düşünürsek bu davaların ortak yürütülmesi olanaksız hale gelir. Fakat bazı davaların hayat olaylarının (vakıalarının) aynı veya benzer olduğunu göz önüne alırsak, bu davaların ayrı görülmesinden çok, birlikte görülmesi yargılama hukuku bakımından daha münasip olacaktır. Bu bağlamda örneğin, davalar arasında bir bağlantının olduğu hallerde bu davaların farklı mahkemelerde görülmesine devam etmek, başka bir ifade ile bu davaların birleştirilmesi kurumuna imkan tanımamak, söz konusu davalar için usul ekonomisi ilkesi ile bağdaşmayacak şekilde fazla masraf yapılmasına sebebiyet verebileceği gibi, benzer olan bu davalar yönünden farklı kararların ortaya çıkmasına yol açabilecektir. Bu da hukuk güvenliğini tehdit edecektir. Bu gibi durumlar için ve yukarıda belirtilen olumsuzlukların bertaraf edilmesi adına kanun koyucu, ayrı ayrı açılan davaların birlikte incelenmesine imkân tanımıştır. Farklı mahkemelerde birbirinden bağımsız olarak görülmekte olan davaların tek bir mahkemede görülmesine olanak tanıyan usul kurumuna davaların birleştirilmesi adını vermekteyiz. Birleştirilmekten kasıt, davaların iç içe geçmesi değil, sadece aynı tahkikata tabi olmasıdır. Birleştirilen davalar birbirinden bağımsız olma vasfını sürdürmektedirler. Yargılama sonunda ise her biri için ayrı ayrı hükümler verilir. ve “kanunilik” unsurları söz konusu iken, kanuni hâkim ilkesine anlam katan öğe “kanunilik”tir. Doğal hâkim ilkesi, ceza yargısı bakımından öne çıkarılmış olsa da medeni yargılama bakımından da geçerliliği olan bir ilkedir. Anayasa tarafından güvence altına alınması, bu ilkenin tüm mahkemeleri kapsayacağı konusunda şüphe yoktur. Ancak doğal hâkim ilkesi, yasamanın ve yürütmenin yargıya olan olası müdahalesini frenleyen bir ilke olduğundan ve bu devlet otoritesinin de en fazla hissedildiği yer ceza yargısı olduğundan bu ilke ceza yargısı bakımından daha bir önemli olmaktadır.Doğal hâkim ilkesini medeni yargılamada açısından HMK m. 1’de somut olarak görmek mümkündür. HMK m.1’de mahkemelerin görevinin kanunla belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Maddenin gerekçesinde ise göreve ilişkin yapılacak belirlemenin AY m.37 ile güvence altına alınmış doğal hâkim ilkesi uygunluk arz edeceği ifade edilmiştir.Doğal hâkim ilkesinin etki ettiği en temel usul konularında biri mahkemelerin göreve ilişkin düzenlemeleridir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin kurallardır ( HMK m.1). Dolayısıyla taraflarda görev kuralları üzerinde tasarrufta bulunamazlar. Ayrıca görev kuralları bir dava şartı olduğundan mahkeme tarafından da görevli olup olmadığı resen incelenmesi gerekecektir (HMK m. 114/1/c). Bunlara ek olarak görev kurallarını ihlal mutlak bozma sebebi olarak sayılmıştır. Neticede tüm bu hususlar göstermektedir ki mahkemelere ilişkin görev kurallarının doğal hâkim ilkesi ile aralarında “organik açıdan son derece sıkı ve katı bir bağ ya da bağlantının” olduğu görülmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi görev kurallarında taraflarında iradesi söz konusu değilken yetki meselesinde durum görev kuralları kadar katı değildir. Bundan dolayı doğal hâkim ilkesini mahkemenin yetkiye ilişkin kurallarına olan etkisi görevdeki gibi değildir. Yetki kuralları üzerinde kural olarak tarafların bir serbestisi olduğundan bu ilkenin etkisi görülememektedir. Ayrıca yetkiye ilişkin kurallar mahkemelerin yargı yetkisini doğrudan ilgilendiren kurallar değildir. Sadece kişilere davalarını nerde açabileceklerini belirleyen kurallardır. Burada istisna olarak kesin yetkiye ilişkin kuralların doğal hâkim ilkesi ile bağlantısının olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü kesin yetki kuralları da aynı göreve ilişkin kurallar gibi kamu düzenindendir. Ayrıca dava şartıdır ve mahkemece resen dikkate alınırlar. Bu nedenle kesin yetkiye ilişkin kurallarda doğal hâkim ilkesi etkisini gösterir. Genel yetki kuralı ve kesin olmayan yetki kurallarında doğal hâkim ilkesini göremeyiz. Çünkü bu yetki kurallarının mahkeme tarafından resen incelenmesi söz konusu değildir. Ancak ilk itiraz olarak ileri sürülebilmesi halinde mahkeme tarafından inceleme konusu yapılabilir. Bunun yanında kişiler bakımından sınırlı olsa da bu yetki kuralları yetki sözleşmesi ile değiştirilebilmektedir. O halde, kesin yetki kuralları hariç olmak üzere yetkiye ilişkin kurallarını taraf iradeleri ile değiştirmek mümkün olduğundan yetkiye ilişkin kuralların kanun tarafından belirlenmesi sadece dava açacak kişilere tanınmış bir tercih imkânıdır. Bu nedenle yetkiye ilişkin kurallarda doğal hâkim ilkesini aranmaması yetki kurallarının niteliği gereğidir. Davaların Birleştirilmesi ve Ayrılmasının Bakımından Doğal Hâkim İlkesi Davaların birleştirilmesi meselesinde doğal hâkim ilkesi, ayrı yargı çevresindeki mahkemelerde yapılan birleştirmelerde tartışma konusu olabilir. Ayrı yargı çevresindeki mahkemelerde yapılan birleştirmede, birleştirme kararı üzerine görülmekte olan dava başka bir mahkemeye gönderilmekte ve yargılaması orada yapılmaktadır. Burada esasında açılan bir dava için yetkisini kazanmış olan bir mahkemede yargılama sona ererek başka bir mahkemede yargılamaya devam edilmektedir. Burada belki doğal hâkim ilkesine aykırılığın söz konusu olup olmayacağı sorusu akla gelebilir. Yukarıda yaptığımız açıklamalar çerçevesinde cevap verecek olursak; davaların birleştirilmesinde ister aynı ister ayrı yargı çevresindeki mahkemelerde olsun görev bakımından ayniyet aranır. Yani her iki mahkemenin de aynı düzey ve sıfatta olması gerekir. Bu açıdan davaların birleştirilmesinde görev kurallarının ihlali söz konusu değildir. Ancak yetki Davaların ayrılması açısından baktığımızda, böyle bir sorun hiç gündeme gelemeyecektir. Çünkü davaların ayrılmasına karar verildiğinde ayrılan davalar yine ayrılmaya karar veren mahkemede görülmeye devam edecektir (HMK m.167). Davaların Birleştirilmesi Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Öngördüğü Düzenleme ve Gerekçesi Davaların birleştirilmesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.166’da “davaların birleştirilmesi” başlığı altında düzenlenmiştir. Bu düzenlemenin HUMK m.45’e göre daha ayrıntılı bir düzenleme olduğu dikkat çekmektedir. HMK m.166/1’de aynı yargı çevresinde yer alan mahkemelerdeki birleştirmeye ilişkin düzenleme yapılmıştır. Buna göre birinci fıkraya göre yapılacak birleştirmeler için davaların aynı yargı çevresindeki mahkemelerde görülmesi gerekir.Yine HMK m.166/1’de, birleştirmenin “aynı düzey ve sıfattaki” mahkemelerde yapılabileceğine ilişkin düzenleme getirilmiştir. HMK m.166’da “aynı düzey ve sıfat” ifadesi HMK’nın yeni göreve ilişkin anlayışına uygun bir ifade olmuştur. Ayrıca HMK m.166/1’de, HUMK m.45/1’de yer almayan, birleştirme kararının ikinci mahkemece verileceğini ve diğer mahkemeyi bağlayacağına ilişkin yerinde bir düzenleme olmuştur. Davaların Birleştirilmesi Amacı HMK m.166’nın gerekçesinde bu düzenlemenin neye hizmet edeceği vurgulanmıştır. Gerekçeye baktığımızda temel olarak, aralarında bağlantı bulunan davaların birleştirilmesinin “usul ekonomisi” açısından önem arz edeceği haklı olarak ifade edilmiştir73. Bunun yanında, HUMK’taki birleştirme talebinin ilk itiraz olmaktan çıkarılmasının sebebinin de davaların uzamasını engellemek düşüncesi olduğu, yine maddenin gerekçesinde belirtilmiştir. Böylece madde gerekçesinden davaların birleştirilmesindeki amacın usul ekonomisi olduğu net bir şekilde görülmektedir. Davaların birleştirilmesinin bir diğer amacı da aynı veya benzer konulara ilişkin çelişkili kararların çıkmasına engel olmaktır. Davaların Birleştirilmesi Şartları Davaların Aynı Yargı Çevresinde Yer Alan Aynı Düzey ve Sıfattaki Hukuk Mahkemelerinde Açılmış Olması Davanın Aynı Yargı Çevresinde Açılmış Olması Davanın Aynı Düzey ve Sıfattaki Hukuk Mahkemelerinde Açılmış Olması Davalar Arasında Bağlantı Bulunması Aynı veya ayrı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde birleştirmenin olabilmesi için en önemli şart, davalar arasında bağlantı olmasıdır. Davalar arasında bağlantı bulunmaması halinde davaların birleştirilmesi mümkün değildir. Ayrıca HMK m.166/4’te bağlantıdan ne anlaşılması gerektiğini ifade edilmiştir. Bağlantı Kavramı Esasında birden fazla davanın birleştirilebilmesi için kanun, davalar arasında bağlantı olmasından söz etmiştir. Diğer bir ifadeyle, davalar ister aynı yargı çevresinde ister ayrı yargı çevresinde olsun birleştirilebilmesi için aralarında bağlantı olması gerekir. Kanun aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise bağlantı kavramından ne anlaşılması gerektiğini belirtmiştir. HMK m.166/4’e göre, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması durumunda bağlantı varsayılır. HMK m.166/4 Davaların birleştirilmesi için de davalar arasında bağlantı bulunması gerekir. Kanun hangi durumlarda davalar arasında bağlantı olacağını ifade etmiştir (HMK m.166/4). Buna göre, davaların aynı veya benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması halinde bağlantıdan söz edilir. Aynı veya benzer sebepten doğan davalar arasında bağlantı olduğunu kanun açıkça ifade etmiştir. Aynı veya benzer sebepten anlaşılması gerekeni, hem vakıalar hem de hukuki sebepler olarak kabul edecek olursak, hükmün uygulama alanını daraltmış oluruz. Kanaatimizce, aynı veya benzer sebepten anlaşılması gerekenin sadece vakıalar (maddi sebep) olması gerektiğidir. Çünkü davaların birleştirilmesindeki amaç, davaların tahkikat aşamalarının ortak yürütülmesi ve bazı işlemlerin tekrarının önüne geçilmek istenmesidir. Bu sebeple ortak bir yargılama yapılmaya elverişli olan davalar da aynı veya benzer vakıalara dayanan davalardır. Örneğin, vakıanın aynı olduğu davada, hukuki sebepler farklı olsa bile, mahkeme bilirkişiye başvuracak olması veya keşif yapması halinde birden fazla davacı veya davalı bu delilden yararlanmış olacaktır. Dolayısıyla HMK m.166/4’te “davaların…sebeplerle doğması…” ifadesi ile anlaşılması gerekenin aynı veya benzer maddi sebebe dayanan, yani vakıaları aynı veya benzer olan davaların aralarında bağlantı olduğu kabul edilerek birleştirilebilmesine imkan tanımak gerekir. Davanın Birbirine Benzer Sebeplerden Doğması Davaların benzer sebeplerden doğması durumunda davalar arasında bağlantı olduğu ifade edilmiştir (HMK m.166/4). Benzer sebeplerden doğması demek, davaların dayandıkları vakıalarda (maddi sebeplerde/hayat olayında) benzerlik olmasıdır. Birleştirmenin İkinci Davanın Açıldığı Mahkemece Yapılmış Olması Hem aynı hem de ayrı yargı çevresinde yer alan mahkemelerde yapılacak birleştirmede, birleştirme kararı ikinci davanın açıldığı mahkeme tarafından verilecek ve birleştirme birinci davanın açıldığı mahkemede gerçekleşecektir. Kanun koyucunun “birinci davanın açıldığı mahkeme” ve “ikinci davanın açıldığı mahkeme” ifadeleriyle mahkemeler arasında “birinci” ve “ikinci” ayrımını neye göre yaptığı anlaşılamamaktadır. Yargıtay bir kararında, davaların açıldığı tarihlere göre birinci dava ve ikinci dava ayrımı yapmıştır. YARGITAY 2. HDE. 2012/12089K. 2012/27577T. 20.11.2012 Davaların Birleştirilmesi Usulü I- Aynı Yargı Çevresinde Yer Alan Mahkemelerdeki Birleştirme Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Aynı yargı çevresinde yer alan mahkemelerde verilecek birleştirme kararı, talep üzerine olabileceği gibi resen de verilebilir. Birleştirme, ilk davanın açıldığı mahkemede yapılacaktır(HMK m.166/1 ilk cümle). Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar, ilk mahkemeyi bağlar(HMK m.166/1 son cümle). İkinci mahkemedeki dava dosyası, birleştirme kararı ile birlikte derhal ilk mahkemeye bildirilir ve ilk davanın açıldığı mahkemeye gönderilir160. Aynı yargı çevresindeki yer alan mahkemelerdeki, ikinci mahkemenin birleştirme kararı bir ara karardır (nihai karar değildir)161. Bu nedenle birleştirme kararına karşı kanun yoluna gidilemeyecektir (m.168). Aynı yargı çevresinde yer alan mahkemelerdeki birleştirme kararında, ikinci mahkemenin verdiği birleştirme kararı, kesinleşmesine gerek olmadan birinci mahkemeyi bağlar. İkinci mahkemenin birleştirme kararı üzerine, birinci mahkeme, sadece, aralarında düzey ve sıfat(görev) bakımından bir farklılık olması halinde dosyayı iade edilebilecektir. Fakat kendisine dosya gönderilen mahkeme, birleştirme kararının yerinde olmadığını(davalar arasında bağlantı olmadığı) düşünüyorsa, iki davanın ayrılmasına karar verebilir162. Bunun yanında davalar arasında bağlantı olsa dahi ikinci mahkeme, yargılamanın daha iyi yürütülebilmesi için davaların ayrılması karar verebilir (m.167)" Yargıtay 2. HD'nin 2020/6910 E. 2021/2837 K. Sayılı ilamı özü: Birleştirme kararı ikinci davanın açıldığı Mahkemece verilir ve (HMK 166/1)(bu karar diğer mahkemeyi bağlar kısmını AYM iptal etmiştir.). Anayasa'nın 141. Maddesi son bendinde; "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir." ile 6100 Sayılı HMK'nın 30 maddesinde; "(1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." ve aynı Kanunun 57. maddesinde; (1) Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir: a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması. b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri. c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması" ile yine aynı Kanunun 166/4. maddesinde; "Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır" şeklindeki düzenlemeler dikkate alındığında, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2013/12317 Esas 17764 Karar 30/09/2013 tarihli kararı özü: "Davalar arasında bağlantı: Davaların birleştirilmesi kararı verilebilmesi için davalar arasında bağlantı bulunması gerekir. Buradaki bağlantıdan kasıt, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması gerekir." Davaların Birleştirilmesi Usulü "Davaların birleştirilmesi kararı verilebilmesi için, davalar arasında bağlantı bulunması gerekir. Buradaki bağlantıdan kasıt, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması veya biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olmasıdır. Davaların birleştirilmesi kararını verecek olan mahkeme, ikinci (tarih itibariyle daha sonra açılan) davanın açıldığı mahkemedir. Mahkeme, davaların birleştirilmesi kararı vermeden önce, elindeki dava ile diğer mahkemede görülen davanın aynı veya benzer sebeplerden doğup doğmadığını veya davaların birbirini etkileyecek nitelikte bulunup bulunmadığını tespit edebilmek için, diğer mahkemedeki dosyayı getirterek inceler. Davaların birleştirilmesi kararını vermek için, tarafın talebinin gerekli olup olmadığı ve en geç hangi ana kadar birleştirme kararı verilmesi gerektiği konusunda bir ayrım yapmak gerekir: Ayrı ayrı açılan davalar, aynı mahkemede (örneğin Ankara 150. Asliye Hukuk mahkemesinde) görülmekte ise, taraflardan birinin yapacağı talep üzerine veya mahkemece (talep gerekmeksizin bizzat) kendiliğinden birleştirme kararı verilir. Hüküm verilinceye kadar her aşamada birleştirme kararı verilmesi mümkündür. (m. 166,1/c1;bkz. Ym.219) Davaların (ayrı ayrı) görüldüğü Mahkemeler, fiilen aynı mahkeme (Ankara 150. Asliye Hukuk Mahkemesi) olmamakla birlikte aynı yargı çevresinde iseler (örneğin davalardan biri Ankara 149. Asliye Hukuk Mahkemesinde diğeri Ankara 150. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte ise) bu mahkemeler de davaların birleştirilmesi açısından (hukuken) aynı mahkeme sayılır. Çünkü aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve aynı sıfattaki mahkemeler, tek (aynı) mahkeme sayıldıklarından bunların verdiği birleştirme kararı, nihaî karar değildir; ara kararıdır. HMK m. 166, 1/cümle 2'de yer alan "...bu karar, diğer mahkemeyi bağlar" ifadesi, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunmamıştır. (anayasa Mahkemesi, 27/03/2015 gün ve 05/65 sayılı kararı için bkz. Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası-Usul Pratik s. 149) Birleştirilen davalar, birleştiği (içine girdiği) ilk dava dosyasıyla birlikte incelenip karara bağlanır. Yani, her iki davanın tahkikat aşaması ortaktır. Tahkikat aşaması birlikte yapılacağından, yapılacak keşif de birleşen dosya üzerinden yapılır ve esas numarası kapatılan dosyalar için ayrı ayrı keşif gideri yatırılmaz. Çünkü, davaların birleştirilmesi usul ekonomisine hizmet eder. " (Medenî Usul Hukuku, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz, 3. Baskı, Yetkin Yayınları). Tüm bu açıklamalardan sonra; aynı mahkemeden kasıt; aynı adliye içindeki aynı sıfat ve düzeydeki mahkemeler birbirlerinin daireleridir. Yoksa ayrı mahkemeler değildir. Birleştirme kararlarında mahkeme hakimi değil, mahkeme baz alınmalıdır. Mahkeme hakimi dikkate alınırsa doğal hakim ilkesi çözümsüz kalır. Aynı adliyedeki aynı sıfat ve düzeydeki mahkemeler birbirlerinin daireleri olduğundan her zaman birleştirme yapılabilir. Kaldiki somut olayımızda her ikisinde de tahkikata geçilmemiştir. (Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ön incelemesi 19/11/2025 tarihindedir. ) Dolayısıyla davaların birleştirilmesindeki amacın, tahkikatın ortak yürütülmesi ve bazı işlemlerin tekrarlanmamasıdır. Eldeki davalarda da tahkikat yapılmadığından birleştirmede zaman bakımından da bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bunun neticesi olarak da yargılama daha hızlı yapılıp hedef süre yönünde yararlı olacaktır. Diğer taraftan maddi - sebep olarak da davalar aynı sebepten doğmuştur, aynı hukuki sebebe dayanmaktadır. Bu durumda BAĞLANTI vardır. Bağlantının veya hukuki ve fiili irtibat olmadığından bahsedilemez. Anayasa Mahkemesinin gerekçesinden "denetlenebilirlik" durumu, olmaması nedeniyle kısmı bir iptal kararı vermiştir. Birleştirme hukuki müessesi varlığını sürdürmektedir. Bu durumda ayrı bölgelerdeki Mahkemelere verilen birleştirme kararlarında olduğu gibi yasa yol açık karar vermek gerekir. Aksine bir düzenleme olmadığından genel yasa yolu açık olması gerekir. Tüm bu açıklamalardan hareketle; aynı derece ve sıfattaki mahkemeler arasındaki birleştirme kararları, birleştirme kararının şeklen kesinleşmesi ya da yasa yolundan geçtiği takdirde bağlayıcı olacaktır. Yoksa AYM'nin iptali kararı neticesinde , "birleştirme kararı verilemez veya diğer mahkeme bu birleştirme kararı ile mutlak surette bağlı değildir. Her şartta birleştirme kararını iade etmek hakkına sahip değildir. Açıklanan nedenlerle Anayasa 141/son, HMK 30. Maddesi ve HMK 166. Maddesi tümden iptal edilmediği dikkate alındığında, yasa yolu açık olmak üzere, Mahkememizin bu dosyası ile Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu, HMK'nun 166/1 maddesine göre aralarında bağlantı bulunan dosyaların davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden birleştirilebileceği, aynı maddeye göre ; önce açılan dosyada birleştirme yapılabileceği ve HMK'nun 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi de dikkate alınarak birleştirme işleminin uygun olacağı kanaati ve davaların yargılama sonucunda verilecek kararlar birbirini etkileyebileceğinden mahkememiz dosyası ve davasının Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosya ve davası ile birleştirilmesine, yargılamanın Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ve davası üzerinden devam edilmesine...." gerekçesiyle, Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile Mahkemenin ... Esas sayılı dosyasının taraflarının aynı olduğu, dosyalar arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu, biri hakkında verilecek kararın diğerini etkileyecek olması, delillerin birlikte değerlendirilmesinde yarar olduğu sonucuna varılarak HMK'nun 166.md'si gereğince Mahkemenin ... Esas sayılı dosyasının Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili, mahkemece verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, davanın taraflarının, konusunun, dayandığı vakıaların aynı olmadığını, bu nedenle iki ayrı dava şeklinde görülmesi gerektiğini ileri sürerek, mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, hisse devrinin iptali ile hisse tespiti istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebeplerle ve re'sen kamu düzenine aykırılık yönünden sınırlı olarak yapılmıştır. Mahkemece, yukarıda özetlendiği şekilde birleştirme kararı verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 168. maddesinde ''Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme ve ayırma hususundaki ilk derece mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemesi kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez.'' hükmü düzenlenmiştir. HMK'nın 341. maddesi uyarınca da, ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bu durum karşısında, birleştirme kararı tek başına istinaf kanun yoluna tabi bir karar olmadığından, ilk derece mahkemesince istinaf kanun yolunun açık olduğunun belirtmesi de taraflara kanunda mevcut olmayan istinaf kanun yolunu bahşetmeyeceğinden, davalılar vekilinin istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatiyle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalılar vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin REDDİNE, 2-İstinaf başvurusunda bulunan davalılar tarafından yatırılan 615,40 TL istinaf karar harcının talep halinde davalılara iadesine, 3-İstinaf başvurusunda bulunan davalılar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 359/4. maddesi gereğince kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dava dosyasının ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 15/01/2026 tarihinde oybirliği ile HMK'nun 352 ve 362/1.a maddeleri gereğince kesin olarak karar verildi. Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır .....