11. Hukuk Dairesi 2010/12876 E. , 2012/18075 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02/06/2010 tarih ve 2001/2287-2010/269 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 13/11/2012 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek
**11. Hukuk Dairesi 2010/12876 E. , 2012/18075 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 02/06/2010 tarih ve 2001/2287-2010/269 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 13/11/2012 günü hazır bulunan davacılar vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkillerinin davalının Sirkeci Şubesinde USD, DEM, TL, Hazine bonosu, ve hisse senediyle ilgili olmak üzere toplam 20 ayrı ortak hesaplarının bulunduğunu, bankacılık işlemlerinde daha önceden tanıdıkları davalı personeli Yaşar Erel’in yardımcı olduğunu, 11.07.2001 tarihinde müvekkili Nihat Turan’ın USD tahsil etmek için dava dışı bu personelden yine yardım istediğini, hesaplardan uzun vadeli hazine bonosu alındığını, diğer hesaplardan isteğin karşılanacağını söylemesine rağmen oyalamaya devam ettiğini, akıbetinin araştırılması sonrasında müekkillerine hesap cüzdanları olmasına karşın paralarının bulunmadığının söylendiğini, ihtara rağmen hesaplardaki parasının iade edilmediğini, davalının sorumluluğunun bulunduğunu ileri sürerek ve ıslah isteminde bulunarak, 1.463.022.00 USD, 750.025.13 Euro ve 1.023.723.77 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava dilekçesinde belirtilen 12 ayrı numaralı cüzdanın üzerinde yazılı oldukları hesaplarla ilgisinin olmadığını, cüzdan ve dayanak kayıtlarının sahte bulunduğunu, dava dilekçesinde belirtilen iki ayrı hesabın 1998 tarihinde yapılan soruşturmayla davacı ...’ın müvekkili çalışanlarınca ele geçirilerek bu kişi tarafından yazıldığı ve kaşelendiğinin ortaya çıktığını, davacının bunu kabul ederek ibraname şeklinde yazılı belge verdiğini, diğer hesapların da aynı olabileceğini, davacıların 4,5 Trilyon TL tuarında para yatırmalarına rağmen gelir vergisi mükellefi görünmediklerini, dava dilekçesinde açıklanan ve iş akdi sonlandırılan müvekkili personelinin şubenin zemin üçüncü katında çalışan ve muhasebe işlerini bakan kişi olduğunu, gişe veya başka işlerde görevli bulunmadığını, davacıların müvekkili yetkililerine müracaat yerine anılan personeli aramalarının, hakkında suç duyurusunda bulunmamalarının ve 5 ay beklemelerinin birlikte hareket ettiklerine karine teşkil ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, somut olayla ilgili olarak davacılar ile davalı personelinin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2005/69 esas sayılı dosyasında özel evrakta sahtecilik ve banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçlarından yargılandıkları, mahkumiyetlerine karar verildiği, BK’nun 53. maddesi uyarınca hukuk hakiminin ceza mahkemesinin kararıyla ilgili olarak maddi olay yönünden bağlı olduğu, kusur oranı bakımından bağlılığının bulunmadığı, ceza mahkemesi kararının savunmada bilirtilen işbirliğini tespit ettiğini, bu kararın kesinleştiği, bunun aksine yargılamaya devam edilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava, banka hesaplarındaki paranın tahsili istemine ilişkindir. Davacılar, davalı bankanın Sirkeci Şubesinde TL, USD, Euro ve Hazine bonosu türünden bir çok müşterek hesapları olduğunu, talep edilmesine rağmen hesaplardaki paralarının ödenmediğini ileri sürmüşlerdir. Davalı taraf, hesapların sahte olduğunu, kendisinin çalışanı kişiyle işbirliği yapan davacıların ele geçirilen hesap cüzdanlarını gerçeğe aykırı şekilde doldurduklarını, para yatırma işleminin olmadığını, davacılar ile çalışanı kişi hakkında suç duyurusunda bulunduğunu savunmuştur. Mahkemece, uyuşmazlık konusu hesapların açılmasıyla ilgili olarak davacılar ile dava dışı davalı banka personelinin banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçuna teşebbüs suçundan mahkum edildikleri, hesapların sahte olarak açıldığının ceza kararı ile sabit bulunduğu ve bu kararla bağlı olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir. Medeni hukuka göre haksız fiil teşkil eden bir eylem, aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç teşkil edebilir. Hukuka aykırı eylemin ceza hukuku alanı ile medeni hukuk alanındaki sonuçları farklı olabilir. Bu fiillerle ilgili olarak hukuk ve ceza yargılamaları kural olarak birbirinden bağımsız şekilde hareket eder. Ancak, bu bağımsızlık, mutlak bir nitelik içermez. Mevzuatımızda hukuk hakiminin, ceza hukuku prensipleri ve ceza mahkemesinin kararları karşısındaki durumu, esas olarak BK’nun 53. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan düzenleme dikkate alındığında, kusurun oranı ve tazminat miktarının tayini dışında, mahkumiyet kararı, hukuk hakimini mutlak şekilde bağlar. Ayrıca, hukuka aykırı fiilin fail tarafından işlenmediğinin kesin olarak tespitine ilişkin beraat kararları da hukuk hakimini bağlayıcı niteliktedir. Somut olayda uyuşmazlık konusu hesapların açılmasıyla ilgili olarak davacılar ile davalı personelinin banka vasıta kılınmak suretiyle dolandırıcılığa teşebbüsten hapis cezasıyla cezalandırıldıkları anlaşılmaktadır. Ancak, anılan cezanın miktarı dikkate alınarak haklarındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemedikleri takdirde açıklanması geri bırakılan hükmün kaldırılarak davanın düşürülmesine karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, sonuçları itibariyle bir mahkumiyet kararı değildir. Kural olarak, sanığın aleyhine sonuç doğuracak şekilde bir etki yaratmaz. Anılan ceza kararı türü, hukuk hakiminin mutlaka bağlı olmasını gerektiren ceza kararı niteliğinde değildir. Esasen, bu karar da kaldırılarak, sanıklar hakkındaki ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir. Bu durum karşısında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması niteliğindeki ceza kararıyla hukuk hakiminin bağlı olmadığı, ortada kesinleşmiş bir mahkumiyet veya suçun davacılar ile dava dışı davalı personelinin işlemediğine dair beraat kararı bulunmadığı dikkate alınıp, anılan ceza dosyası dahil, tarafların tüm kanıtlarının birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacılar yararına BOZULMASINA, takdir olunan 900,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 13.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.