İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... (TC:...), ... Havacılık Ve Turzim Ltd. Şti. (VK: ...) ünvanlı firmayı 14/04/2019 tarihinde kurarak ticaret sicil müdürlüğünde tescil ve ilan ettirtiği…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/646 KARAR NO : 2025/1748 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 13/01/2022 NUMARASI : 2020/756 Esas - 2022/13 Karar DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ... (TC:...), ... Havacılık Ve Turzim Ltd. Şti. (VK: ...) ünvanlı firmayı 14/04/2019 tarihinde kurarak ticaret sicil müdürlüğünde tescil ve ilan ettirtiğini, müvekkilinin emekli olup, yaşı sebebiyle yeni kurduğu firmada kendisine aktif yardım edebilecek birini aradığını ve damadı ... (TC:...)'nin evvelden tanıdığı...ile bu vesileyle tanıştığını, ... isimli şahıs, haricen müvekkiline firmanın iş ve işlemlerinde yardım ettiğini, firmanın işlerinin de günden güne iyiye gitmesiyle daha aktif rol alabilmek için kendi işinden ayrıldığını, sonrasında 09/01/2019 tarihinde müvekkili tarafından şüpheliye pay devri yapıldığını, şahsın pay devrinin gerçekleşmesinden sonra tamamen farklı davranmaya başladığını, öncelikle şahsın 09/01/2019 tarihli Genel Kurulda kendini münferiden temsil ve ilzama yetkili olarak atamış ve müvekkilinin isim-soyisminin altına müvekkilin imzasını taklit ederek evrakta sahtecilik yapmak pahasına imza attığını, yine şahsın, 17/09/2020 tarihli Genel Kurul Toplantı tutanağını, müvekkili adına ve müvekkilinin imzasını taklitle imzalayarak; şirket ana sözleşmesinde pay arttırımı yaptığını, 01/10/2020 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan ettirdiğini, müvekkilinin 09/01/2019 ve 17/09/2020 tarihli Genel Kurul Toplantılarına katılmadığını, Hatta belirtilen tarihlerde Genel Kurul Toplanacağı dair müvekkiline hiçbir çağrı dahi yapılmadığını, anılan Genel Kurul Toplantıları, müvekkilinin bilgisi dışında, tamamen yasa ve usule aykırı olarak gerçekleştiğini, 7/09/2020 tarihli Genel Kurulda hazırmış ve şüpheliye münferit temsil yetkisi veren karar ile şirket ana sözleşmesinde pay arttırımı yapan karar oybirliğiyle alınmışcasına müvekkilin imzasını taklit ederek; Hazirun Cetveli ile Toplantı Tutanaklarını imzaladığını, sahte imzalarla kendini münferit şirket yetkilisi olarak atayan şahıs, öncelikle müvekkilinin TTK 614'ten kaynaklanan bilgi alma ve belge inceleme hakkını kullandırmadığını, yasadan kaynaklanan bilumum yönetici görev ve sorumluluklarını ihlal ettiğini, müvekkilinin, şirket hesap ve bilgilerine erişimini sınırladığını, sonrasında firma zararına ve kendine yararına(firmayı şahsına borçlandırarak) iş ve işlemler yapmaya başladığını, şahıs hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na; Özel Belgede Sahtecilik (TCK 207), Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma(TCK 155/2) suçlarından dolayı suç duyurusunda bulunuluğunu, TTK 617'deki usule uygun biçimde müvekkiline çağrı yapılmadığından 09/01/2019 ve 17/09/2020 tarihli Genel Kurul Toplantılarına müvekkil katılamamış, sahte imzalarla müvekkil katılmış gibi gösterilip görünüşte kararlar alınarak, kararlar tescil ve ilan edildiğini beyanla firma yetkilisi olarak gözüken...isimli şahsın temsil yetkisinin kaldırılarak, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığının kabulü ile şirkete tedbiren öncelikle müvekkili ...'ın müdür olarak atanmasını, mahkeme aksi kanaatte ise şirkete kayyım atanmasını, 09/01/2019 ve 17/09/2020 tarihli Genel Kurul Kararlarının kurucu unsur eksikliği sebebiyle yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptalini, verilecek kararın Ticaret Sicil Memurluğu'na tescilini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya tahmilini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davalı şirketin Nisan 2019 tarihinde davacı tarafından kurulduğunu, davacının sektörel bilgi ve deneyiminin olmayışı nedeniyle şirketin iş ve işleyişinde görev almak üzere ehil bir kişi arayışı içerisine girişildiğini, bu bağlamda davacının damadı ... vasıtasıyla havacılık sektöründe bilgi ve deneyimi olan...ile tanışıldığını, davacının istemi doğrultusunda davalı şirkette çalışmaya başlayan...tabiri caiz ise şirkete ticari kimliğini kazandırdığını, kısa süre içerisinde müşteri portföyünü de oluşturduğunu, bu süreçteki çalışmaları nedeniyle davacı tarafından ...'ya ortaklık teklif edildiğini, davacı istemi doğrultusunda 10.000 TL sermayeli şirketin % 50 hissesi 09.01.2020 tarihinde ...' ya devredildiğini, aynı tarihli şirket genel kurul toplantısında da ...'nın davacı istemi ve kararı doğrultusunda şirket müdürü seçildiğini, henüz oldukça yeni bir şirket olan davalı şirket bu sayede ticari itibar da kazanmaya başlamış ve ticari kredibilitesi ve büyüyebilmesi açısından 17.09.2020 tarihli şirket genel kurul toplantısında da şirket sermayesinin artırımı yönünde karar alınarak böylelikle şirket sermayesi 500.000 TL'ye yükseltildiğini, tüm bu süreçte gerek toplantı gündem, tescil ve ilan süreçleri davacının bilgi, onay ve kontrolünde ve şirket mali müşavirliğini yürüten Merkez Mah. Cami Sok. Erdal İş Merkezi... Avcılar / İST. adresinde bulunan ... tarafından yapılmış olduğunu, davalı şirkette davacı bilgisi ve onayı dışında herhangi bir eylem ve işlemin olması mümkün olmadığını, Bu hem kendi görevlendirdiği mali müşavir denetimi ve hem de damadı ... tarafından ayrıca yapılan denetimler nedeniyle her halukarda mümkün olmadığını, şirketi davacıyı şahsen zarara sokan herhangi bir kararın alınmadığını, davalı şirkette usulsüz ve hukuka aykırı herhangi bir işlem yapılması söz konusu olmayıp, iş ve işleyişle ilgili kurucu ortak davacının bilgi sahibi olmaması ve onayı olmadan da herhangi bir karar alınması mümkün olmadığını, şirket sermaye artırım sürecinden sonra davacının diğer ortak ...'dan daha henüz ödemesi dahi yapılmamış olan yeni sermayeden kendi hissesine düşen kısmı yani 250.000 TL yi alarak ortaklıktan ayrılmak istemesi üzerine çıkan anlaşmazlık sonrası huzurdaki dava ikame edildiğini beyanla TTK 448/3 maddesi gereği şirket muhtemel zararlarına karşılık olmak üzere mahkemece tayin ve takdir edilecek teminat bedelinin davacı tarafından dosyaya yatırılmasına karar verilmesini, davacının HMK 119/ğ ve 194 ncü maddeleri gereği dava dilekçesini somutlaştırarak neticei talebini somutlaştırmasına karar verilmesini, davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin de davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Somut olayda, davaya konu edilen 17/09/2020 tarihli genel kurulda alınan kararlar altında davacıya atfen atılı imzanın davacıya ait olmadığı, imzanın vekaleten atıldığına dair davalı tarafından herhangi bir belge de ibraz edilmediği buna göre genel kurul tutanağındaki imzanın davacıya ait olmadığı belirlendiğine göre, davacının 17/09/2020 tarihli genel kurul toplantısına katılmadığı sabittir. TTK'nın 416/1. maddesi uyarınca çağrısız genel kurul toplantısı yapılabilmesi için tüm ortakların hazır bulunması gerektiğinden yasanın bu amir hükmüne aykırılık TTK'nın 447/1. maddesindeki paydaşın genel kurula katılma hakkını ortadan kaldırıcı nitelikte olup yapılan genel kurul toplantısı yok hükmünde (Yargıtay 11. H.D'nin 2014/15426E, 205/658K) olduğundan davanın kabulü ile davalı şirketin 17/09/2020 tarihinde yapılan genel kurulunda alınan kararların yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmesi gerektiği, ancak 09/01/2019 karar tarihli genel kurul toplantı tutanağındaki imzanın davacıya ait olduğu dolayısıyla davacının toplantıya katıldığı ve TTK'nın 416.maddesinde belrtilen çağrısız genel kurul yapılmasına ilişkin koşulların yerine getirildiği,buna göre butlan veya yokluk durumunun söz konusu olmadığı,iptal davası açmak için Kanun'da belirtilen üç aylık süreden sonra davanın açılması nedeniyle iptal koşullarının da incelemeyeceği anlaşıldığından davacının söz konusu genel kurulun butlanı veya iptali istemi ile açtığı davanın reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; aleyhe olan 17.09.2020 tarihli genel kurul karar kısmının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldırılması gerektiğini, Genel Kurul kararları açısından bir genel kurulun varlığı ve bir kararı bulunmasının kurucu unsurlar olduğunu, dava konusu edilen genel kurul kararları açısından bu unsurlarda herhangi eksiklik olmadığını, davacının bu yöndeki beyan ve iddiaları ile mahkemenin aksi yöndeki değerlendirme ve kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunun aleyhe olan kısımları itibariyle, savcılık dosyasındaki bilirkişi raporu ile çeliştiğini, cevap dilekçesi içeriğinde belirtilen hususlar dikkate alındığında raporun mevcut haliyle hükme esas alınmasının mümkün olmadığını, süreç yönetiminin, davacının görevlendirmesi ile şirket mali müşavirliğini yürütmüş kişi eliyle yapılmış olduğunu ve somut denetime elverişli olmayıp belirtilen hususlar üzerinde durulmadan hükme esas alınmasının doğru olmadığını, davacı tarafından atılan imzaların sıhhati kendi sorumluluğunda olup imzalar arasında bu anlamda farklılık yaratılarak ileride hukuki ihtilaf konusu edilmesinin düşünülmüş dahi olabileceğini, şirket sermaye artırım sürecinden sonra davacının diğer ortak ...'dan daha henüz ödemesi dahi yapılmamış olan yeni sermayeden kendi hissesine düşen kısmı yani 250.000 TL' yi alarak ortaklıktan ayrılmak istediğini, çıkan anlaşmazlık sonrası davanın ikame edildiğini, dolayısıyla davanın tamamen kötüniyetle açılmış ve yargı organlarını yanıltma amacına yönelik kurgulanmış hususlardan ibaret olduğunu, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, limited şirket genel kurulu kararının yoklukla malul olduğunun tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince, yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı şirket vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davalı limited şirketin 2 ortaklı olup 10.000 TL sermaye ile 05/04/2019 tarihinde davacı ... tarafından tek ortaklı olarak kurulduğu, davacı tarafça şirketin 5.000 TL değerindeki %50 hissesinin 09/01/2020 tarihli limited şirket pay devir sözleşmesi ile ...'ya devredildiği, karar üzerinde 09/01/2019 tarihini taşımakla birlikte; gerek şirketin kuruluş tarihinin 05/04/2019 olması, gerek noterde yapılan pay devir sözleşmesi tarihinin 09/01/2020 olması, gerekse de ilanın 24 Ocak 2020 tarihili ticaret sicili gazetesinde yapılması hususları dikkate alındığında 09/01/2020 tarihli olduğu anlaşılan 1 karar numaralı genel kurul kararı ile pay devrinin kabul edildiği ve ...'ın müdürülğüne son verilerek...müdür olarak atandığı anlaşılmaktadır. Şirketin aldığı 17/09/2020 tarih ve 2 numaralı kararı ile şirket sermayesinin 10.000 TL den 500.000 TL sine çıkarılmasına karar verildiği, her bir ortağın 250.000 TL sermayesi bulunduğu ve 490.000 artılan kısmın 24 ay içinde ödeneceği kararlaştırılmıştır. Kararın altında her iki ortağa atfen atılı imzalar bulunmakta olup karar 1 Ekim 2020 tarihli ticaret sicili gazetesinde ilan edilmiştir. Davacı taraf her iki genelkurul kararında kendisine çağrı uluşmadığını, kendisinin genel kurula katılmadığını, adına atılan imzaların sahte olduğunu iddia ederek kararların yok hükmünde olduğunu tespiti ile iptalini talep etmiştir. Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) "kanunun anonim şirket genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümlerinin, kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanacağı"na ilişkin 662. maddesi atfıyla TTK'nun 445.maddesinde toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten kişilerin, kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine, karar tarihinden itibaren üç ay içinde, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde iptal davası açabileceği düzenlenmiştir. TTK'nın 617/3. Maddesinde toplantıya çağrı, azlığın çağrı ve öneri hakkı, gündem ve öneriler, çağrısız genel kurul, hazırlık önlemleri, yetkisiz katılma konularında anonim şirketlere ait hükümler, -Bakanlık temsilcisine ilişkin olanlar hariç- kıyasen uygulanacağı (Yargıtay 11. HD.16.10.2017 gün, 2016/3379 E. 2017/5392 sayılı ilamı), limited şirketlere ilişkin çağrısız genel kurul hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacağı düzenlenmiştir. Anonim şirketler hakkındaki çağrısız genel kurula ilişkin TTK'nın 416/1. Maddesinde ise bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilecekleri ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilecekleri düzenlenmiştir. TTK.nun 416/1. maddesindeki düzenlemeye göre bütün pay sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde genel kurul toplantılarına dair olan diğer hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrı hakkındaki merasime riayet etmeksizin de genel kurul olarak toplanabilir. Diğer bir anlatımla, anılan yasa hükmünden de anlaşılacağı üzere, kanun koyucu çağrısız bir genel kurulun var sayılmasını, bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunmaları ve pay sahiplerinin bu toplantı şekline itiraz etmemiş bulunmaları şartlarının gerçekleşmesi durumunda kabul etmektedir. Tek bir payın sahibi veya temsilcisi bulunmaz veya toplantıyı terk ederse ya da katılıp toplantı şekline itiraz ederse, bir genel kurulun gidişini etkileyebilecek durumda olup olmaması da durumu değiştirmez (Prof.Dr.Erdoğan Moroğlu, TTK'ya göre Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, Ankara, 1993 Bası, s.76). O halde TTK.nın 416/1. maddesinde öngörülen iki şart gerçekleşmeden yapılan genel kurul hukuken yoktur ve alınan karar da yoklukla maluldür. Bir kez toplantı çağrısı yapılmış ise artık çağrılı genel kurula ilişkin TTK'nun 410 ila 415 maddelerinde düzenlenen usule uyulması zorunlu olup, çağrısız genel kurula ilişkin TTK'nun 416 maddesi usulünün uygulanması ihtimali ortadan kalkar.Eldeki uyuşmazlıkta yoklukla malul oluğunun tespiti istenilen her iki genel kurulun çağrısız yapıldığı sabittir. Davacı taraf dava dilekçesinde genel kurul kararın yok hükmünde olduğunun tepiti ile iptaline şeklinde talep sonucunu açıklamış, her iki dava sebebine dayanmış olmakla davalının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 208/1. Maddesine göre, taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır. Maddenin üçüncü fıkrasına göre de, bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir. Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz. Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, mahkemece HMK'nın 211. Maddesinde düzenlenen usulde inceleme yapılmalıdır.HMK'nın 211. Maddesi düzenlemesinden anlaşılacağı üzere dayanak belgenin sahteliğinin bilirkişi raporu ile ispatlanması gerekir. Bilirkişi incelemesinde kullanılacak belgeler mahkeme veya bilirkişi huzurunda alınan imza örnekleri ve mukayeseye esas belgelerdir.İmza incelemesinde öncelikle senedin düzenleme tarihinden öncesine ilişkin borçluya ait olduğu muhakkak olan karşılaştırmaya elverişli imzalarını taşıyan belgeler, keşide/düzenleme tarihine en yakın tarihli olanından başlayarak bilirkişi tarafından mukayeseye esas alınmalıdır. Yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının, dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi nedenle farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır. Nitekim bu ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.10.2019 tarihli ve 2017/12-2692 E., 2019/1003 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.Diğer taraftan adli bilimler disiplininin bir dalı olan kriminalistiğin özel bir sahası olan adli grafoloji ve belge sahteciliği dalı, el yazısı ve imzaların grafolojik açıdan kişinin samimi yazı ve imzalarının karakteristik yazım özelliklerinin tespitini ve belirlenen karakteristiklerin, araştırılan (incelemeye konu olan) yazı ve imzalarda da var olup olmadığının incelenmesini içerir. Bilirkişi inceleme sonucunda senette borçluya atfen atılı bulunan imzanın borçluya ait olup olmadığına ilişkin bir kanaate ulaşır. Mahkemece bilirkişi raporu yeterli görülür ise bu rapora göre, yeterli görülmez ise ek rapor alarak veya yeniden bilirkişi incelemesi yaptırarak sonucuna göre karar verilir(Yargıtay HGK'nın 08.10.2019 tarihli ve 2017/(19)11-911 E. - 2020/736 K. sayılı kararı).Somut olayda: 09/01/2019 tarihini taşıyan 1 numaralı karar ile 17/09/2020 tarihini taşıyan 2 numaralı kararların yokluğunun tespiti ve iptali istenmektedir. Dosyaya sunulan genel kurul toplantı ve müzakere defterinin 1. ve 2. Sayfasında 09/01/2019 tarihli karar numarası 1 olan, üçüncü sayfasında da 17/09/2020 tarihili karar numarası 2 olan 3 adet karar bulunduğu görülmektedir. 09/01/2019 tarihini taşıyan ve karar defterinin 1. ve 2. sayfalarında yer alan karar davacının şirketteki %50 payını diğer ortağa devrine ve şirket müdür değişikliğine ilişkindir. Bu iki kararın birinde 5. Madde olarak Sanayi ve ticaret bakanlığı iç ticaret genel müdürlüğünün sirküleri gereği değişiklik yapılmadığına ilişkin bir cümle bulunmaktadır. Kararın diğer maddeleri ise aynıdır. Bahsi geçen bu iki karadan bir tanesi 15 Ocak 2020 tarihinde kartal 11. Noterliğinde, diğeri ise 16 Ocak 2019 tarihinde Beyoğlu 25. Noterliğinde tasdik ettirilmiştir. Ticaret sicilinden gelen evraklardan Beyoğlu 25. Noterliğinde onaylanan 4 maddelik karar örneğinin sicil müdürlüğüne verildiği ve 24 Ocak tarihli ticaret sicili gazetesindeki ilanda da bu karar dayanak belge olarak yazıldığı görülmektedir. İlk derece mahkemesince, davacının mukayese imza ve yazı örnekleri usulünce toplanarak dosya bilirkişiye tevdi edilmiştir. Dosyaya kazandırılan Prf.Dr. ...tarafından hazırlanan raporda; a) Beyoğlu 25 noterliğinden onaylı (4 maddelik) 09/01/2019 tarihili kararda atılı imzanın davacı eli ürünü olduğu, Kartal 11. Noterliğinde onanan aynı tarihli ancak 5 madde içeren kararının davacı eli ürünü olmadığı, c) 17/09/2020 tarihli sermaye artırımına ilişkin kararın davacı eli ürünü olmadığı rapor edilmiştir. İtirazlar üzerine mahkemece 3 kişilik akademisyen heyetten alınan 22/11/2021 tarihli bilirkişi raporunda; a) Kartal 11. Noterliğinde onanan 5 maddelik karar üzerideki imzanın davacı eli ürünü olduğu, b) Beyoğlu 25. Noterliğinde onanan 4 maddelik 9/1/2019 tarihli kararın davacı eli ürünü oludğu c) 17/9/2020 tarihli sermaye artırımına ilişkin kararda atılı imzanın davacı eli ürünü olmadığı rapor edilmiştir. Mahkemece bu rapor esas alınarak 09/01/2019 tarihli karar yönüden davanın reddine, 17/09/2020 tarihli karar yönünden ise davanın kabulüne karar verilmiştir. Davalı taraf dosyaya;Bakırköy C. Başsavcılığının 2020/89504 soruşma doyasına uzman Dr. ... tarafından hazırlanan 03/05/20121 tarihli raporu ibraz etmiştir. Bahsi geçen raporda a)...'ın 2. ve 3 sayfadaki imzaların karşılaştırma belgelerdeki imzaların başlangıç tarzlarını farklı olduğu belirlendikten sonra benzerlik saptandığından bahisle ... eli ürünü olduğu, b) 1. Sayfadaki imzanın benzerlik bulunduğundan ... eli ürünü olduğu rapor edilmiştir. Savcılığın bu raporu esas alarak 08/06/2021 tarinide kvyok verdiği görülmektedir. İstinaf aşamasında C.başsavcılığının 2021/112825 soruşturma 2022/21559 karar numaralı dosyasına Doç. Dr. ... tarafından hazırlanan 05/03/2022 tarihli rapor sunulmuştur. Bahsi geçen raporun evrak asılları üzerinden değil, fotokopi evrak üzerinde yapıldığı, bu nedenle de; hız, işleklik ve baskı derecesi tanı unsaruları değerlendirilmeden düzenleniği 2. sayfasında belirtilmiştir. Raporda imzaların davalı eli ürünü olduğu şeklinde görüş bildirilmiş ve bu rapora dayanarak kvyok verildği görülmüştür. Savcılık incelemesinde alınan her iki raporda sadece müşteki ...'ın Polatlı polis merkezinde verdiği ifade tutarağındaki imza ile aynı karakolda alınan yazı ve imza örnekleri mukayese edilerek rapor düzenlendiği, hatta 05/03/2022 tarirhli raparda bilimsel olarak fotokopi evrak üzerinden imza incelemesi yapılma imkanı bulunmamasına rağmen fotokopi evrak üzeriden inceleme yapıldığı, ayrıca imza incelemesinde imzanın atıldığı tarihe en yakın tarihlerdeki mukayeseye esas olacak imzaların toplanmadığı, bu haliyle o raporların eldeki davada esas alınma imkanı bulunmadığı görülmektedir. İlk derece mahkemesince HMK hükümlerine uygun olarak davacının mukayeseye esas noter huzuruda atılan imzaları, banka dekonutu, duruşma tutarnığı aslı ve huzurda alınan imzaları toplanarak bilirkişi incelmesine sunulduğu, düzenlenen raporlarda toplanan imzalar ile genel kurul kararında atılı imzaların mukayese edildiği, bilirkişi raporunun imza incelemesi yönünden gerekçeli, denetime elverişli ve somut olaya uygun olup hükme esas alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı görülmektedir. İstinaf incelemesi aşamasında uyuşmazlık konusu olarak kalan 17/09/2020 tarihli karar açısından her iki raporda da imzanının davacı eli ürünü olmadığının belirleyen raporlara itibar edilmesinin greketiği, savcılık tarafından alınan ve imzaların davacı eli ürünü olduğu yönünde görüş bildiren raporların ilk derece mahkemesince alınan raporlar ile çelişki oluşturacak bilimsel veri ve nitelikte olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının imzasını taşımayan 17/09/2020 tarihli genel kurul kararının yok hükmünde olduğunun tespitine ilişkin ilk derece mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğineDair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2025