11. Hukuk Dairesi 2009/6288 E. , 2010/11825 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk ahkemesi’nce verilen 02.12.2008 tarih ve 2008/707-2008/654 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları v…
**11. Hukuk Dairesi 2009/6288 E. , 2010/11825 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Yozgat 2. Asliye Hukuk ahkemesi’nce verilen 02.12.2008 tarih ve 2008/707-2008/654 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin 01.01.2001 tarihinde 40.000 DM karşılığı “Hisse Senedi Devir ve Kabul Sözleşmesi” ibareli belge ile davalı şirketlere ortak olduğunu, müvekkiline parasını her istediği anda alabileceği garantisinin verildiğini ancak, her hangi bir faiz ve para ödemesi yapılmadığını, davalıların Bankacılık Kanunu'na aykırı şekilde mevduat topladığını, SPK'na aykırı olarak aracılık faaliyetinde bulunduğunu ve kurul kaydına aldırmadan hisse senetlerini halka arz ettiklerini, bu konuda davalı ... ve diğer yönetici davalılar hakkında verilen ceza kararının kesinleştiğini, müvekkilinin davalı şirketlerin ortağı olmasının hukuken mümkün bulunmadığını, şirket defterlerinin de usulüne uygun tutulmadığını ve bu konuda da anılan yöneticiler hakkında mahkumiyet kararı verilip kesinleştiğini, davalı şahısların da TTK'nun 336.maddesi uyarınca da müvekkilinin zararından sorumlu olduğunu ileri sürerek, anılan belge ile hisse senedi satımı yapılamayacağının ve müvekkilinin davalı şirketlerle ortaklık ilişkisi bulunmadığının tespitini, şimdilik 6.500TL'nin temerrüt faiziyle birlikte müvekkiline iadesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacının davalı şirketlerin ortağı olduğunu, 1 yıllık zamanaşımının dolduğunu, davalı şahıslara da husumet yöneltilemeyeceğini, davacı tarafın iddialarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili bulunduğu şirketlerin Sermaye Piyasası Kurulu kaydında olan, bu kurul tarafından faaliyetleri denetlenen bir Anonim Şirket olduğunu, TTK.nun 329. ve 405. maddesi gereğince Anonim Şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini, müvekkili şirketlerin tasfiye halinde olmadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre, davalı şirketlerin, Başbakanlık Sermaye Piyasası Kurulunun kaydında bulunan anonim şirketler oldukları, TTK'nun 405/2 maddesi uyarınca pay sahiplerinin sermaye olarak şirkete verdiklerini geri istenemeyeceği, davacının talebinin yerinde olmadığı, her ne kadar dava dilekçesinde ..., ..., ... ve ... davalı olarak gösterilmiş ise de, davanın niteliği itibarıyla TTK hükümleri çerçevesinde bir sermaye şirketi olan Anonim Şirket yönetim kurulu başkanının ve yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğunu gerektirir bir durum mevcut olmadığı gibi ortaklık sözleşmesinin kurulması sırasında adı geçen davalıların sözleşmeye etki eden, taraf iradelerini fesada uğratan her hangi bir eyleminden de söz edilmediği gerekçesiyle davalı şirketler hakkında açılan davanın reddine, davalılar ..., ..., ... ve ... hakkındaki davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tespiti ve bu amaçla verilen paranın tahsili istemlerine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmişse de hüküm yeterli araştırma ve incelemeye dayanmamaktadır. Gerçekten de TTK.'nun 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca yetkili kurulların bir kararı olmadıkça da anonim şirketler, pay senetlerini nominal bedellerinin üzerinde halka arz edemezler. Somut olayda da davacı vekili, müvekkiline hisse senedi talep formu imzalatılarak 40.000 DEM ödeme yaptığını, ancak geçerli bir şekilde davalı şirketlere ortak olmadığını iddia etmektedir. Davalılar vekili, davacının ortak olduğunu kabul ederek, davacının 50 hisse ile Yimpaş Yozgat İhtiyaç Maddeleri Paz. ve Ticaret A.Ş. ortağı olduğunu, 8 hisse ile Yimpaş Gıda A.Ş., 69 hisse ile Yimpaş Holding A.Ş. ortağı olduğunu savunmuş, ortaklık pay defterinin davacıya ait kısmının fotokopisini sunmuştur. Davalı ... AŞ.’nin 08/09/2008 tarihli yazısında ve Takasbank kayıtlarında da aynı bilgiler bildirilmiştir. Öte yandan davacı vekilince dosyaya sunulan ve Dairemize intikal eden diğer dosyalardan da bilinen SPK. duyuru ve kararlarında, davalı şirketlerin de aralarında bulunduğu Yimpaş Grubu Şirketlerinin, pay defterlerinin gerçek ortaklık durumunu yansıtmadığı, ortaklık durumlarının ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle izlendiği belirtilmiş, söz konusu şirketlerce gönderilen ve Takasbank’ta bulunan resmi pay defterleri bilgilerinin temin edilerek ilgililerin ellerinde bulunan belgelerle karşılaştırılmak suretiyle gerektiğinde dava açılması önerilmiştir. Somut uyuşmazlık yönünden de, anılan hisse senetlerinden, mevzuatın öngördüğü biçimde sahih ve gerçek hak sahipliği sonucunu doğuran, davalı şirketlerin yasal pay defterlerinde yer aldığında hiçbir kuşku bulunmayan nitelikte olmalarının anlaşılması gerektiğinde duraksanmamalıdır. Bu durum karşısında mahkemece, konusunda uzman bir bilirkişi kurulu oluşturulup, davalı şirketlerin yasal defter ve kayıtları üzerinde inceleme yaptırılmak suretiyle, davalı şirketlerin ortaklık durumunun gerçekten de ikincil kayıtlar tutulmak suretiyle takip edilip edilmediği, şirket ortaklığının gerçekten kazanılıp kazanılmadığı, davacının davalı şirketlere pay senedi satın almak suretiyle mi yoksa devir suretiyle mi ortak olduğu, yeni pay almak suretiyle ortaklık söz konusu ise davacıya verilen pay senetlerinin o tarih itibariyle nominal değerinin ne olduğu, şayet davacıdan nominal değer üzerinden bir bedel alınmış ise primli hisse senedi çıkarılması yolunda bir kararın bulunup bulunmadığı hususlarının tek tek tespit edilmesi, aksi sonuca varıldığında “çoğun içinde az da vardır kuralı” gereği varsa davacıdan fazla alınan bedelin iadesine (tahsiline) karar verilmesi ve açıklanan tüm bu hususların tereddütsüz şekilde ortaya konulmasından sonra davalıların hukuki durumlarının buna göre belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 22.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.