T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/287 Esas KARAR NO : 2025/1666 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2020/617 Esas - 2022/1024 Karar TARİHİ: 08/12/2022 DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 16/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/287 Esas KARAR NO : 2025/1666 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2020/617 Esas - 2022/1024 Karar TARİHİ: 08/12/2022 DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 16/10/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ile davalı arasındaki ticari ilişki nedeni ile oluşan alacağın tahsili amacı ile G.O.P 6. İcra müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, davalının takibe haksız olarak itiraz edip durdurduğunu, akabinde arabuluculuk müessesesine başvurduklarını anlaşamadıklarını, bu sebeple huzurdaki davanın açılarak faturaya dayalı alacağın tahsili amacı ile açılan takibe itirazın iptalini, takibin kaldığı yerden devamını, davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yapılan yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının alacak olarak gösterip fatura kestiği kumaşların müvekkiline teslim edilmediğini, cüzi bir kısmının ayıplı olması sebebi ile ithalatçılar tarafından iade edildiğini, müvekkilinin borçlu olmadığını aksine mağdur olduğunu, davacı şirketçe sunulan sevk irsaliyelerindeki imzaların müvekkili şirket temsil yetkilisinin imza örnekleri ile karşılaştırılmasının gerektiğini, müvekkilinin menfi tespit davası açma hakkını mahfuz ettiğini, davanın reddini, davacı aleyhine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 08/12/2022 tarih ve 2020/617 Esas - 2022/1024 Karar sayılı kararında;"...Mahkememizde açılan dava: İİK.nun 67.maddesine dayalı itirazın iptali davasıdır. İcra İflas Kanununun 67/1 maddesine göre 'Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.Dosyamıza getirtilen GOP 6. İcra müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde; davacı tarafından davalı aleyhine toplam 54.291,38 TL üzerinden icra takibi yapıldığı, davalının itirazı üzerine takibin durduğu, itirazın süresinde ve usulüne uygun yapıldığı, buna göre davanın, bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Dava konusu ihtilaf; taraflar arasında bulunan ticari ilişki gereğince düzenlenen fatura borcunun tahsili için başlatılan icra takibine yapılmış itirazın iptali noktasında toplanmaktadır.Tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde mali inceleme yapılması için dosya bilirkişiye tevdi edilmiş bilirkişi raporunda "Davacı tarafın ikinci sınıf tacir olduğundan işletme defterini tuttuğu, incelemeye ibraz edilen e-işletme defterinin Maliye İdaresine kanuni süresinde beyan edildiğinin görüldüğü, Davalı tarafça yasal defter ve dayanak belgelerin incelemeye ibraz edilmediği bu nedenle dava konusu olaylar yönünden davalının yasal defterlerinde herhangi bir inceleme yapılamadığı, İşletme defterinde tahsilat ve ödeme kayıtları yer almadığından cari hesap kayıtlarını ve borç alacak durumunu tespit etmeye imkan verecek bilgileri içermediği, Davacı tarafça davalı adına toplamda 5 adet fatura düzenlendiği ve bu faturaların KDV dahil toplam tutarının 135.991,99.- TL olduğu davacı tarafın huzurdaki dava ile 2 adet faturadan kaynaklanan alacağını talep ettiği, Dava konusu alacak dayanağı fatura ve muhteviyatı mal ve hizmetleri davalıya tebliğ/teslim edildiğine yönelik olarak yapılan incelemelerde dava konusu alacak dayanağı faturalar muhteviyatının davalıya teslim edildiği hususunda faturanın en alt sağ köşesinde “Teslim Alan ...” isminin bulunduğu ancak herhangi bir kaşe ve imzanın yer almadığı, Eğer sayın mahkeme dava konusu alacak dayanağı 2 adet faturadan kaynaklı olarak davacının alacaklı olduğu kanaatine varırsa bu durumda davacının takip tarihi itibariyle asıl alacak yönünden 52.991,92.- TL tutarında alacaklı olduğunun kabul edilebileceği, Davacı tarafın takip tarihine kadar temerrüde düşürüldüğü hususunda dosyada herhangi bir belgeye rastlanılmadığı bu nedenle davacının takip tarihine kadar işlemiş faiz talep edemeyeceği hususunun sayın mahkemenin takdirinde olduğu" şeklinde rapor sunulmuştur.Davalının GOP 6. İcra müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazında haklı olduğu, davacının takibe konu edilen iki fatura içeriği malların teslim alındığına ilişkin bilgi belge sunmadığı, davacı firma ile davalı arasında geçmişe dayalı mevcut ticâri ilişkiye istinâden , davacı yandan muhtelif tarihlerde kumaş temini yoluna gidildiği bedellerinin ödendiği, fakat bilâhare sevkiyâti yapıldığı ifâde olunan bir kısım mallara , Teslim-Tesellüm yapılmaksızın fatura kesildiği söz konusu faturalara dayalı olarak icra tâkibine tevessül edildiği, dava dilekçesinde iddia olunan tâkibe konu faturalarda belirtilen kumaşların önemli bir kısmının davalı şirkete teslim edilmediği teslim edilen cüz'i bir kısmın davalı tarafından ( kumaşların gereken kalitede olmaması ve ayıplı olması nedeniyle ) kullanılamadığı ve sınırlı olarak kullanılabilenlerinde ithâlatçılar tarafından iade edildiği, dava konusu alacak dayanağı fatura ve muhteviyatı mal ve hizmetleri davalıya tebliğ/teslim edildiğine yönelik olarak yapılan incelemelerde dava konusu alacak dayanağı faturalar muhteviyatının davalıya teslim edildiği hususunda faturanın en alt sağ köşesinde “Teslim lan ...” isminin bulunduğu ancak herhangi bir kaşe ve imzanın yer almadığının görüldüğü, takip dayanağı olarak gösterilen faturalardan 19.12.2019 tarih ve 4073 seri nolu KDV dahil 18.998,82.- TL bedelli faturanın dayanak sevk irsaliyesinin teslim alan kısmında isim ve imza yer almakta olduğu görüldüğü isim sağlıklı bir şekilde okunmayacak şekilde olduğu, takip dayanağı olarak gösterilen 19.12.2019 tarih ve 4071 seri nolu KDV dahil 35.046,05.- TL bedelli faturanın ise dayanak sevk irsaliyesinin teslim alan kısmında herhangi bir isim ve imzanın yer almadığı, davalının dava konusu iki fatura içeriğindeki malları teslim almadığına kanaat getirilerek, davacının alacağını ispat edemediği, incelenen icra dosyası , dosyaya sunulan deliller ve tüm dosya kapsamı incelendiğinde ve alınan bilirkişi raporları ile de sabit olduğu üzere davacının davalı şirketten bir alacağının bulunmadığına kanaat edilerek davanın reddine, ayrıca davacının takibe girişmekte kötüniyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmadığından ve kötü niyetli olduğu dosya kapsamından açıkça anlaşılamadığından davalının kötü niyet tazminat talebinin de reddine şeklinde aşağıdaki şekilde karar verilmiş ve davacı aleyhine yargılama giderine ve vekalet ücretine hükmolunmuştur." gerekçesi ile, ''1-Davanın SÜBUT BULMADIĞINDAN REDDİNE, -Davalının Kötü niyet tazminatı isteminin yasal koşulları oluşmadığından REDDİNE, '' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil adına davalı ile arasında olan ticari ilişkiye dayanan faturalara dayalı olarak fatura alacaklarının tahsili için Gaziosmanpaşa 6. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığın, davalı tarafın 12.03.2020 tarihinde yapmış olduğu itirazı ile başlatmış oldukları takibin durduğunu, akabinde arabulucu ile yapılan görüşmeler sonucunda anlaşılmaya varılamamdığını ve işbu davanın ikame edildiğini, dava konusunun 19.12.2019 tarihli 35.046.05 faturanın 33.993.17 TL’lik kısmı ve 19.12.2019 tarihli 18.998.82 TL’lik fatura olduğunu, Yerel mahkemece eksik inceleme sonucunda karar verildiğini, müvekkil ile davalı arasında ticari ilişki mevcut olduğunu, aralarındaki ticari ilişkinin davalı tarafından sipariş edilen ürünlerin müvekkil tarafından üretilmesi ve teslim edilmesi olduğunu, bu ticari ilişki sebebiyle siparişlerin üretilip teslim edildiğine dair fatura ve irsaliyelerin müvekkil tarafından hukuka uygun şekilde düzenlendiğini ve ticari defter kayıtlarına işlendiğini, Dosyada mevcut bilirkişi raporunda görüleceği üzere müvekkil ile davalı şirket arasında mevcut olan toplam faturanın beş adet olduğunu ve ticari defter kaydına hukuka uygun şekilde işlendiğini, söz konusu raporda işletme defterinde tahsilat ve ödeme kayıtları yer almadığından cari hesap kayıtlarını ve borç alacak durumunu tespit etmeye imkan verecek bilgileri içermediğinin belirtildiğini, ancak müvekkilin davalı şirket ile arasındaki ödeme ilişkisini ... Bankası üzerinden gerçekleştirdiğini, mahkemece eksik inceleme yapılması sebebiyle ... Bankası hesap hareketleri incelenmeden davanın reddine karar verildiğini, davalı tarafın banka üzerinden yapmış olduğu ödemelere bakıldığında müvekkil ile aralarında ticari bir ilişkinin varlığının görüleceğini, ... Bankasından gelen hesap hareketlerine göre; 20/12/2019 tarihinde 49.305,68 TL ve 4.500,00 TL gönderildiğini, 13/01/2020 tarihinde 16.695,50 TL göndererek toplamda 70.501,18 TL ödeme yaptığını, yapılan bu ödemelerin dava konusu olmayan faturaların ödemeleri olduğunu, müvekkil ile davalı arasındaki beş faturanın toplamının bilirkişi raporunda da hesaplandığı gibi 135.991,99 TL olduğunu, banka hesap hareketlerinden de anlaşılacağı üzere davalı tarafın dava konusu alacağın dayanağı olan toplamda 52.991,92 TL olan faturaların ödemesini yapmamış olduğu ve müvekkile karşı borçlu olduğunu, mahkemece eksik incelemeye dayanan bilirkişi raporuna dayanarak karar verildiğini, Ayrıca bilirkişi raporunda da davalı tarafça yasal defter ve dayanak belgelerin incelemeye ibraz edilmediği, bu nedenle dava konusu olaylar yönünden davalının yasal defterinde herhangi bir inceleme yapılamadığının belirtildiğini, müvekkilin davalı taraf ile arasında olan faturaları ticari defter kaydına yasal olarak kaydettiğini, davalı tarafın dava konusu olan fatura içeriklerini kabul ettiğini, dava konusu faturalardan; 19.12.2019 tarihli 35.046.05 faturadaki ürünleri alıp kullanarak kendi ürünlerini üretip sattığını, fakat müvekkile ücretini ödemediğini, 19.12.2019 tarihli 18.998.82 TL’lik faturadaki belirtilen ürünleri ise müvekkile sipariş vermesi üzerine müvekkil şirket tarafından fatura içeriğine uygun olarak ürünlerin hazırlanmış olduğunu, kendi isteklerine uygun olan ürünleri teslim için götürmesi üzerine davalının ürünleri hiçbir sebep göstermeden teslim almadığını, söz konusu ürünler davalı tarafın özel siparişi üzerine üretildiği için piyasada satışının mümkün olmadığını, müvekkilin zarara uğramasına sebep olduğunu, tarafların arasında olan diğer fatura içerikleri gibi dava konusu fatura içeriklerinin de müvekkil tarafından teslim edildiğini, ancak davalı tarafın faturayı kabul etmesine rağmen ücret ödemesini yapmadığını, müvekkili maddi ve manevi olarak zarara uğrattığını, davalı borçluya tanzim edilen faturaların irsaliyeli faturalar olduğunu, davalı borçlunun faturalara itiraz etmediğini ve müvekkile tebliğ edilen herhangi bir iade faturasının da bulunmadığını, TTK madde 21/2'de "bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde , faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." denildiğini, davalı tarafın herhangi bir itirazda bulunmadığını, fatura içeriklerini kabul ettiğini, mahkemece hukuka aykırı ve eksik inceleme sonucunda verildiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; dava ve icra takibi dayanağı fatura bedellerinin ödenmediği iddiası ile alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptaline ve davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, dava ve icra takibi dayanağı olan 19/12/2019 tarihli 35.046,05 TL bedelli faturadaki kumaşların davalıya teslim edilmesine rağmen söz konusu bedelin 33.993,17 TL'lik kısmının ödenmediğini, 19/12/2019 tarihli 18.998,82 TL bedelli faturadaki kumaşların davalının talebine göre üretilerek hazırlandığını ve teslime hazır edildiğini, ancak davalının söz konusu kumaşları hiç bir sebep göstermeksizin teslim almadığını, davalının teslim edilen ve yine hiç bir sebep göstermeksizin teslim almadığı kumaşların bedelini ödemekle yükümlü olduğunu, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiğini ve haksız itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafından teslim edilen kumaş bedellerinin ödendiğini, dava konusu faturalara konu kumaşlardan önemli bir kısmının teslim edilmediğini, teslim edilen cüz'i bir kısmının ise istenilen kalitede olmadığı ve ayıplı olduğu, bu nedenle kullanılamadığı, kullanılan kısmının ise ithalatçılar tarafından iade edildiğini, davacının davalı nezdinde alacağının bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 sayılı HMK. 114/1-c maddesi uyarınca mahkemenin görevli olması dava şartı niteliğinde olup, bu husus mahkemece davanın her aşamasında re'sen dikkate alınmalı, dava şartının bulunmaması halinde HMK.'nın 115/2. maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmelidir.TTK'nın 3. maddesinde; "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” düzenlemesine yer verilmiştir. TTK'nın 4. maddesinde ise bu kanundan doğan ve bu madde de belirtilen hukuk davaları, tarafların sıfatına bakılmaksızın mutlak ticari dava; TTK'da düzenlenen bir hususa ilişkin olmamakla birlikte iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren davalar ise nispi ticari davadır. Hükme göre bir davanın nispi ticari dava sayılabilmesi için, hem davanın her iki tarafının tacir olması hem de uyuşmazlığın iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu' nun 5/2. maddesinde bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin görevi dahilinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan "davalara", asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı, 5/3. maddesinde ise asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanacağı belirtilmiştir.6102 Sayılı TTK'nın 11. maddesine göre; Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, ibaresi Cumhurbaşkanı kararıyla belirlenir. Aynı Kanunun 12. maddesine göre bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Yine Aynı Kanunun 15. Maddesine göre ister gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır. Ancak, tacirlere özgü 20 ve 53 üncü maddeler ile Türk Medenî Kanununun 950 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bunlara da uygulanır. TTK'nın 11.maddeside 2/7/2018 tarihli değişiklikten önceki halinde sınırın Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterileceği ifade edilmekteydi. Nitekim 21.07.2007 tarihli, 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile söz konusu ayrımın ne şekilde yapılacağı açıklığa kavuşturulduğundan ve sonrasında Cumhurbaşkanlığı kararıyla bu hususta yeni bir düzenleme yapılmadığından, halen geçerliliğini koruyan Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmalıdır. Anılan Bakanlar Kurulu kararı uyarınca, esnaf ve tacir ayrımı, esnaf faaliyetinin türüne göre 213 sayılı VUK’nun 177. maddesindeki parasal sınırlar esas alınarak belirlenir.213 sayılı Vergi Usul Kanununun 176. maddesine göre tüccarlar, birinci sınıf ve ikinci sınıf olmak üzere ikiye ayrıldığı, birinci sınıf tüccarların, bilanço esasına göre defter tutanlar olduğu, ikinci sınıf tüccarların ise işletme hesabına göre defter tutanlar olduğu hususu düzenlenmiştir. VUK'nun 177. maddesinde ise kimlerin birinci sınıf tüccar olduğu açıklanmış olup birinci aşamada gelir esasına göre bir ayrım yapılmış, maddenin son fıkrasında ise tacirin gelirine hiç bakılmaksızın, ihtiyari olarak bilanço esasına göre defter tutmayı tercih eden tacirlerin de birinci sınıf tacir oldukları kabul edilmiş, VUK'nun 178. Maddesinde ikinci sınıf tüccarların kimler olduğu düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemelere göre, kanun gereği birinci sınıf tacir sayılan bir tacirin esnaf olarak kabulü mümkün değildir.Yukarıdaki yasal mevzuat ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı gerçek kişi, davalı ise anonim şirket olması dolayısıyla tacirdir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının ikinci sınıf tacir olması sebebiyle işletme defteri tuttuğu tespit edilmiştir. Davacının ikinci sınıf tüccarların tabi olduğu VUK 178. maddesine göre işletme hesabı esasına göre defter tutmakta olması tek başına esnaf olduğunu göstermemektedir. Mahkemece gerçek kişi davacının yıllık alış ve satış tutarlarına ilişkin gelir beyannameleri celbedilerek ticari ilişki yıllarına ilişkin yeniden değerlendirme oranları da dikkate alınmak suretiyle VUK'nun 177. Maddesinde belirtilen sınırları aşıp aşmadığı ve yukarıda belirtilen yasal mevzuat kapsamında tacir olup olmadığı tespit edilerek görevli mahkemenin belirlenmesi gerekirken bu hususta inceleme ve değerlendirme yapılmadan işin esasına girilerek karar verilmesi isabetli olmamıştır. Kabule göre de; dava ve icra takibi dayanağı olan ve ürünlerin teslim edildiğinin iddia edildiği 19/12/2019 tarihli 35.046,05 TL bedelli faturanın sağ alt tarafından "TESLİM ALAN ..." ibaresinin bulunduğu, ancak altında imzanın bulunmadığı, bu faturaya ilişkin düzenlenen 3971 nolu sevk irsaliyesinin sağ alt tarafında ise teslim alan olarak tam okunamamakla birlikte "..." isminin ve altında imzanın bulunduğunun görüldüğü, davalının ticari defterlerini incelemeye ibraz etmemesi sebebiyle faturanın davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup olmadığının tespit edilemediği ve Mahkemece mevcut delil durum itibriyle söz konusu faturaya konu ürünlerin tesliminin ispat edilemediği kanaatine varılmış ise de, davacı vekiline dava konusu fatura ve sevk irsaliyesinin aslını dosyaya sunması için süre verilerek sunulması halinde sevk irsaliyesinde teslim alan olarak görünen kişinin net bir şekilde tespiti ve davalının ihtilaflı döneme ilişkin çalışan bilgilerinin de ilgili SGK'dan celbedilmek suretiyle karşılaştırarak teslim alan kişinin davalı çalışanı olup olmadığı ve tarafların BA-BS formları celbedilerek söz konusu faturanın davalı tarafından BA formlarında beyan edilip edilmediği tespit edilmeden teslim vakıasının ispat edilemediğinin kabulü doğru olmamıştır. Yine 6100 sayılı Kanun'un 222 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Hükmün ikinci fıkrası uyarınca, ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Hükmün, mahkeme ara karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan, 7521 Sayılı Kanunun 23 maddesi ile değişik üçüncü fıkrası uyarınca ise; ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Mahkemece davacı vekilinin hazır bulunduğu, ancak davalının katılmadığı 28/05/2021 tarihli ön inceleme duruşmasında dosyanın bilirkişiye tevdine karar verildiği, ancak taraflara inceleme günü tayin edilmek suretiyle ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmeleri ve süre verilmediği ve ibraz edilmemesi halinde yasal sonuçlarının hatırlatılmadığı, buna rağmen davacı tarafından işletme defterinin bilirkişiye sunulduğu ve incelendiği, ancak davalı tarafından ticari defterlerinin incelemeye sunulmaması sebebiyle incelenemediği ve sadece davacının işletme defterine göre rapor düzenlendiği anlaşılmıştır. Buna göre davacının işletme defteri incelendiğinden Mahkemece az yukarıda belirtilen Kanun maddesine göre ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi için gün ve saat tayin edilerek ibraz edilmemesinin yasal sonuçları da ihtar edilmek suretiyle davalıya ticari defter ve kayıtlarını incelemeye ibraz etmesi için süre verilmesi ve ibraz edilmesi veya yerinde inceleme talep etmesi halinde taraf defterleri karşılaştırılmak suretiyle ek rapor alınması, davalının ticari defterlerini ibraz etmemesi halinde ibraz etmemenin sonuçları bakımından HMK'nun 222/3 maddesi de nazara alınarak bir değerlendirme yapılması gerekirken bu hususta olumlu ve olumsuz hiç bir değerlendirme yapılmaması yerinde olmamıştır. Davacı tarafından dava ve icra takibi dayanağı olan 19/12/2019 tarihli 18.998,82 TL bedelli faturadaki ürünlerin davalının isteğine göre hazırlandığı ve teslime hazır edildiği, davalı tarafından teslim alınmadığı ileri sürülmesine rağmen Mahkemece alacaklı temerrütünün oluşup oluşmadığı, buna göre davacının bu fatura bedelini talep edip edemeyeceği hususu tartışılmadan teslim edilmediği ihtilaf konusu olmamasına rağmen bu gerekçe ile bu fatura alacağına itibar edilmemesi ve tüm deliller toplanıp değerlendirilmeden yemin delilinin hatırlatılması isabetli olmamış ve davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmüştür. Sonuç olarak davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a6 ve 355 maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın dosyanın davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun KABULÜ ile; İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08/12/2022 tarih ve 2020/617 Esas- 2022/1024 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-a6 ve 355. maddeleri uyarınca KALDIRILMASINA, dosyanın mahkemesine İADESİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-İstinaf talep eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesince yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine,