İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/10/2025 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında iplik alım satım…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/315 KARAR NO : 2025/1547 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 27/09/2021 NUMARASI : 2020/161 Esas - 2021/628 Karar DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/10/2025 Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında iplik alım satımı konusunda anlaşma yapıldığını, müvekkilinin davalıya 21.528 kg iplik verdiğini karşılığında 79.050,82 USD fatura düzenlediğini bu faturada ödeme tarihinin 27.02.2018 olarak belirlendiğini ancak davalının ödemelerini geç ve eksik yaptığını bu nedenle temerrüde düştüğünü, kalan alacak için davalı aleyhine İstanbul 29. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlattıklarını, ancak davalının takibe itiraz ederek durdurduğunu, sonuç olarak huzurdaki davanın açıldığını, İstanbul 29. İcra Dairesi ... Esas sayılı icra dosyasına yapılan haksız itirazın kaldırılmasını, davalının kötü niyetli olarak icra takibine itirazı nedeniyle, en az %20 İcra inkar tazminatına mahkum edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından 01.11.2019 tarih ve 019394 numaralı KDV dahil 53.704,75 TL bedelli fatura düzenlenerek, 27.02.2018 tarih ve 087580 numaralı faturaya istinaden vade farkı talebinde bulunulduğunu, bahsi geçen faturanın ihtarname eşliğinde davacıya geri gönderildiğini, müvekkilinin davacı yana bahsi geçen faturada düzenlendiği gibi vade farkı adı altında herhangi bir borcunun olmadığı gibi alacağının olduğu, bunun da ticari defterlerden açıkça görüleceği, aynca temerrüt koşullarının oluşmadığını, bu nedenle haksız davanın reddine, davacı aleyhine alacağın %20 sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Mahkememizce alınan bilirkişi raporu değerlendirildiğinde davalı taraf dava konusu yıllara ait ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin süresinde yaptırıldığı, kayıtların düzenli olduğu ve defterlerin birbirlerini doğruladığı görülerek 6102 sayılı TTK nın 64/3 ve HMK nın 222 md uygun olduğu, bilirkişi raporu hükme dayanak teşkil edilerek, Davacının davasının kısmen kabulü ile davalının İst. 29. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile; takibin 6.424,94 USD asıl alacak üzerinden takip tarihinden itibaren devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4-a maddesi gereği devlet bankalarınca USD üzerinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanmasına, kabul edilen yabancı para alacağının takip tarihindeki Merkez Bankası kur üzerinden TL karşılığının %20 icra inkat tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine " karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi kararında hiçbir gerekçeye yer verilmemiş olup gerekçeli karar, yalnızca dosya nezdinde alınan bilirkişi raporunun birebir karara yazılmasından ibaret olduğunu, savunmalarına neden itibar edilmediği noktasında hiçbir açıklama ve gerekçeye yer verilmediğini, oysa hükme esas alınan kök ve ek bilirkişi raporunda çok sayıda hatalı ve eksik tespit bulunduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi 31.12.2018 tarihi itibari ile davacı yan ile müvekkili şirketin defterleri birbiri ile uyumlu olup buna göre müvekkili şirketin davacı şirketten 12.375,04 TL alacağı bulunduğunu, iki tarafın da ticari defterlerine göre bu hususta ihtilaf bulunmadığını, ilk derece mahkemesi kararında, müvekkili şirketin davalı yana 36.879,16 TL borcu bulunduğu yönündeki hatalı kabul ise mahkemenin, taraflar arasındaki anlaşmadan farklı olarak, müvekkili tarafından yapılmış ödemeleri dolar kuru cinsinden değerlemesi nedeniyle oluştuğunu, mahkeme tarafından, sanki taraflar arasında kur farkı/vade farkı sözleşmesi varmış gibi değerlendirme yapılarak, müvekkilinin davacı yana yapmış olduğu TL cinsinden ödemeler, ödeme tarihindeki USD kuruna çevrildiğini, oysa izah edildiği üzere, davacı yan müvekkilinin yapmış olduğu TL cinsindeki ödemeleri (140.000 TL ve 58.000 TL) dolar kuruna çevirerek değerlemediğini ve TL cinsinden defterlerine kaydettiğini, davacının ticari defterlerine göre 30.06.2018 tarihli 30.000 USD bedelli çekte kur 3,78 TL olarak kabul edildiğini , ilk derece mahkemesi kararına göre ise 30.06/2018 tarihli çekte kurun 4,6308 TL olarak kabul edildiğini, ilk derece mahkemesi kararında bilirkişi raporuna bağlı kalınmakla birlikte, faiz alacağı yönünden raporun aksi yönde karar verildiğini, alınan kök ve ek raporda, davacı yanın ödeme emrinde müvekkil şirketten faiz talebinin yersiz olduğu açıkça tespit edildiğini, buna karşılık, kararda birebir bilirkişi raporundaki tespitlere yer veren mahkemenin faiz yönünden tersi yönde karar verdiğini ancak gerekçesinde buna ilişkin bir değerlendirmeye de yer vermediğini, karara bu yönüyle de itiraz ettiklerini,ilk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulü yönünde karar verildiğini fakat kötüniyet tazminatı talepleri olmasına rağmen bu hususta bir karar verilmediğini, davadaki uyuşmazlığın, icra takibine konu 27.02.2018 tarihli faturadan kalan bakiye alacakla değil, 01.11.2019 tarihinde düzenlenen vade farkı faturasının haklı olup olmamasıyla doğrudan ilişkili olduğunu, çünkü zaten müvekkil şirketin 27.02.2018 tarihli faturadan bakiye borcunun kalmadığının bizzat davacı şirketin 2018 yılı yevmiye defteri ile sabit olduğunu, İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/161 Esas, 2021/628 Karar sayılı ve 27/09/2021 tarihli kararının istinaf yolu ile incelenerek kaldırılmasına, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davacı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, bakiye fatura alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında İstanbul 29. İcra Dairesi ... Esas sayılı takip dosyasında "27.02.2018 tarihli 79.050,82 USD tutarlı faturadan kalan bakiye alacak, 03.07.2018 tarihinde 30.000 USD, 03.07.2018 tarihinde 12.406 USD ve 06.07.2018 tarihinde 30.368 USD ödemesi mahsup edilmiş ve Bakiye alacak icraya konulmuştur" sebebine dayalı olarak 9.244,57 USD asıl alacak ve 2.215,03 USD işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.459,60 USD alacağın alacağın tahsili istemiyle 18.11.2019 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, itiraz üzerine icra takibi durmuştur.Davacı tarafından 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 67. Maddesi uyarınca icra takibine vaki itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın halli ve ticari ilişkinin tespiti için mahkemece tıcari defterlerin incelenmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, taraf ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacının ticari ilişki çerçevesinde davalıdan almış olduğu çeklere karşılık davalıyı 311.448 TL alacaklandırdığı, daha sonra davalıya düzenlemiş olduğu Dolar faturasını TL ye çevirerek davalı hesabına 299.072,96 TL borç kaydı girdiği, davalı tarafından verilen çeklerin 198.000 TL ve 113.448 TL olarak mahsup edildiğinde kalan tutar olan 12.375,04 TL sini alınan sipariş avanslarına atarak 31.12.2018 tarihinin kapattığı, ardından davalıya 01.11.2019 tarihinde 53.704,75 TL vade farkı düzenlediği ve takip tarihi itibariyle davalıdan olan alacağının 41.329,71TL ye karşılık 9.244,57 USD olduğu; davalının ise davacı tarafından düzenlenen faturayı TL ye çevirerek önce davacıyı 299.072,96 TL alacaklandırdığı, daha sonra davacıya vermiş olduğu 30.000 USD çekini TL ye çevirerek 113.448 TL'yi davacı hesabına borç kaydettiği, ardından diğer TL çeklerini de toplam 198.000 TL olarak davacı hesabına borç kaydederek davacıdan 31.12.2018 tarihinde 12.375,04 TL alacağının olduğu, taraflar arasında 31.12.2018 tarihinde hesapların tuttuğu ancak davacının 01.11.2019 tarihinde davalı adına düzenlediği 53.704,75 TL bedelli vade farkı faturasının davalı tarafından kabul edilmediği, bu tarihten sonra hesapların birbiri ile tutmadığı, davalı tarafından verilen çek tarihlerindeki TCBM Döviz satış kurları üzerinden yapılan hesaplamaya göre TL çeklerin keşide tarihlerindeki USD kuruna göre 12.524,83 USD ve 30.101,05 USD'ye karşılık geldiği, davalı tarafından davacıya toplamda 72.625,88 USD ödeme yapıldığı, buna göre davalının 6.424,94 USD (ödeme emri tarihindeki dolar kuru üzerinden 36.879,16 TL) fatura borcunun kaldığı, taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığından belirli bir vadenin söz konusu olmadığı, bu durumda temerrüt şartlarının oluşmadığı ve faiz hesaplamasına gerek olmadığı belirtilmiştir.Somut uyuşmazlıkta; icra takibine dayanak faturaya konu malların 21.02.2018 tarihli irsaliye ile davalıya teslim edildiği, fatura üzerinde ödeme tarihinin 27.02.2018 olarak yer aldığı görülmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 234/1. maddesinde aksine sözleşme bulunmadığından satılan alıcının zilyetliğine girince satış bedelinin muaccel olduğu düzenlenmiştir. Davacının talebi niteliği itibariyle vade farkı istemine ilişkin olup, davacının 27.02.2018 tarihli faturasına karşılık davalının 30.06.2018 tarihli 30.000 USD tutarlı, 30.06.2018 tarihli 58.000 TL tutarlı ve 05.07.2018 tarihli 40.000 TL bedelli ileri tarihli çekler verdiği, davacının da bu çekleri 10.03.2018 tarihinde ticari defterlerine kaydettiği görülmektedir.Davacı tarafça icra takibine konu edilen faturada süresinde ödenmeyen faturalar için nakit veya çekte her geçen gün için aylık vade farkı TL %4 Dolar ve Euro'da % 2 vade farkı uygulanacağı kaydı bulunsa da faturaya yazılan tek taraflı kayıtların davalı bakımından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun vade farkı ödenmesine ilişkin 27.06.2003 tarihli ve 2003/01 sayılı kararında belirtildiği üzere vade farkı talep edilebilmesi için taraflar arasında bu konuda ya bir sözleşmenin bulunması ya da bu hususta taraflar arasında bir teamül oluşması gerekir. Somut olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi vade farkı uygulamasına ilişkin teamülün varlığı da davacı tarafından ispat edilmemiştir. Ayrıca çek bir ödeme aracı olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabileceği gözetildiğinde USD üzerinden çek olarak ödemeyi kabul ettikten sonra ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra vade farkı istemesi mümkün değildir. Buna göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.Davalı kötü niyet tazminatı talebinde bulunmuş olup, mahkeme gerekçesinde davalı yararına kötüniyet tazminatı şartlarını oluşup oluşmadığı yönünden bir karar verilmemiş ise de davacının takip başlatmasında kötü niyetli olduğu ispat edilmediği anlaşılmakla davalı yararına kötü niyet tazminatı şartları oluşmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece eldeki davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; İstinafa konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 353(1)b-2 uyarınca KALDIRILMASINA; 1-Davanın REDDİNE,2-Şartları oluşmadığından davalının kötüniyet tazminatı talebinin REDDİNE3-Peşin olarak yatırılan 793,91 TL karar ve ilam harcından alınması gereken 615,40 TL'nin mahsubu ile fazla yatırılan 178,51 TL'nin karar kesin olduğundan talep halinde davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde bırakılmasına,5-Davalı tarafından yapılan yargılama masrafı bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,6-Davalı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. hükümleri uyarınca 30.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,7-Karar kesin olduğundan HMK 333.maddesi ve Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi uyarınca, artan gider avansının davacıya; davalının yatırdığı avanstan artan kısmın kendisine iadesine,8-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 31/10/2025