Hukuk Genel Kurulu 2026/342 E. , 2026/316 K. "" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/696 E., 2025/1408 K. 1. Taraflar arasındaki istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, tazminat talebinin reddine dair verilen kararın davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün…
Hukuk Genel Kurulu 2026/342 E. , 2026/316 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/696 E., 2025/1408 K. 1. Taraflar arasındaki istihkak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, tazminat talebinin reddine dair verilen kararın davacı üçüncü kişi vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün gerekçesi ve yargılama gideri ile vekâlet ücreti yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, esasa girilmediğinden tazminat hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2. Hukuk Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonrasında gereği düşünüldü: 3. Hukuk muhakemeleri usulünde yargıcın inceleme ve yargılama sonucu taraflara yükletilen külfeti, görevi ve tanınan haklar ile yetkileri gösteren beyanı, yani uyuşmazlığı sonuçlandıran karar olarak tanımlanan (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 507) hüküm, yargılamanın sona erdiği duruşmada oluşturulur ve tefhim edilir. 4. Hükmün tefhimi, hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle gerçekleştirilir. Mahkemece yargılama sonunda verilen bu kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son karardır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. 5. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 321. maddesi; "Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez. Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir" hükmünü, Basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde uygulanması gereken aynı Kanun'un 297/2. maddesi ise; "Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir" hükmünü içermektedir. 6. Kanun koyucu gerekçenin nihai kararın tefhim edildiği anda düzenlenmesinin her zaman mümkün olmayabileceğini öngörmüş, buna ilişkin olarak da HMK'nın 321/2. maddesinde "Ancak zorunlu hâllerde, hâkim bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerekçeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir" düzenlemesinde yer alan imkânı tanımıştır. 7. Böyle bir durumda sonradan yazılan gerekçenin tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olması zorunludur. Nitekim 298/2. maddede bu durum “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” şeklinde açıkça düzenlenmiştir. 8. Tefhim edilen kısa kararda mahiyeti itibariyle hükmün tashihi (md. 304), tavzihi (md. 305) ve tamamlanması (md. 305/A) usulleriyle giderilemeyecek bir hata bulunması hâlinde gerekçeli kararın yazılması aşamasında bu durum fark edilse bile nihai kararı vermekle dosyadan el çeken hâkimin bu hatayı kendiliğinden düzeltmesi mümkün olmadığından yanlışlık ancak kanun yollarına başvurulması hâlinde bu mercilerce düzeltilebilecektir. 9. Hükmün tefhim edilen kısa karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır. Aksi durumda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ve yargılamanın aleniyeti ilkelerine, bu ilkeler gözetilerek HMK'da yer verilen ve yukarıda bahsi geçen hükümlere aykırılık oluşur. 10. Herhangi bir nedenle kısa kararda benimsenen sonucu, gerekçeli kararı yazarken vicdanına ve hukuki görüşüne uygun bulmayan hâkimin gerekçeli kararında kısa kararla çelişen bir durumu benimsemesi hâli ve bunun yarattığı etki, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararı gerekçesinde tartışılmış ve böyle bir durumun yargılamanın aleniyetini zedeleyeceği tespit edildikten sonra, yazılan gerekçeli kararın da bu kısa karara uygun olması gerektiğine, aksi hâlde mahkeme kararlarına güvenin sarsılacağına işaret edilerek neticeten bu uygunsuzlukların tek başına bozma nedeni teşkil ettiği kabul edilmiştir. Bu hususular Hukuk Genel Kurulunun 22.06.2022 tarihli ve 2022/12-333 Esas, 2022/981 Karar sayılı kararında da vurgulanmıştır. 11. Tüm bu açıklamalar ışığında direnme kararı incelendiğinde; temyiz istemine konu direnme kararının son celsede tesis edilen 23.09.2025 tarihli kısa kararda; "...Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Sair hususların gerekçeli kararda açıklanmasına," karar verilmesine karşılık, gerekçeli kararda; “...Konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, esasa girilmediğinden tazminat hakkında karar verilmesine yer olmadığına,,…” şeklinde hüküm kurularak kısa kararla gerekçeli karar arasında çelişki oluşturulmuştur. 12. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; HMK'nın 297/2. maddesi gereğince taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar yazılmalı, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratmayacak şekilde hüküm fıkrası oluşturulmalıdır. 13. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan hükmü usule uygun olmadığından direnme kararının işin esası incelenmeksizin salt usule ilişkin bu nedenle bozulması gerekmiştir. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken HMK'nın 371. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA, Bozma nedenine göre bu aşamada diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.