11. Hukuk Dairesi 2024/465 E. , 2025/333 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1800 Esas, 2022/1877 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL (KAPATILAN) 3. FİKRİ SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNİN 2017/80 E. SAYILI DOSYASINDA HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/393 Esas, 2020/26 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve katılma yoluyla davacılar vek
**11. Hukuk Dairesi 2024/465 E. , 2025/333 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1800 Esas, 2022/1877 Karar BİRLEŞEN İSTANBUL (KAPATILAN) 3. FİKRİ SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİNİN 2017/80 E. SAYILI DOSYASINDA HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/393 Esas, 2020/26 Karar Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili ve katılma yoluyla davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA 1. Davacılar vekili asıl dava dilekçesinde; müvekkillerinin üniversiteye hazırlık eğitim öğretim hizmetleri alanında faaliyet gösterdiklerini, “...” unsurlu bir çok markanın da müvekkilleri adına tescil edildiğini, bu markalar dışında müvekkillerinin 28.08.1998 tarihinden bu yana hizmet veren http://www.fenbilimleri.com/ internet sitesinin de sahibi olduğunu, bu sitenin dahi tek başına müvekkillerinin en azından 1998 yılından bu yana kesintisiz olarak “...” ismi ile 16 ve 41. sınıflarda faaliyet gösterdiğini kanıtladığını, “... Merkezi” ve “... Dershanesi” ismiyle 50 yılı aşkın bir birikimin sahibi olan müvekkillerinin bu süre içerisinde milyonlarca basılı kağıdında “... MERKEZİ” ve “... DERSHANELERİ” ibarelerini markasal olarak kullandığını, ülke çapında bu isimleri maruf ve meşhur hale getirdiklerini, müvekkillerinin 2000'li yıllardan bu yana bilim adamları şekil temasını, tik logosunu ve “... DERSHANESİ” ve “... MERKEZİ” ibarelerini tüm basılı evraklarında ve tabelalarında kullandığını, davalının müvekkillerinden ... Eğitim Yayımcılık ve Turizm Hizmetleri A.Ş.’nin eski bir lisansörü olduğunu, müvekkili şirket ile davalı taraf arasında 2005 yılında imzalanan lisans sözleşmesi ile davalıya münhasıran Balıkesir ili, Bandırma ilçesinde “... MERKEZİ DERSHANELERİ” isim ve logosunu 65 ay için kullanma hakkı verildiğini, sözleşmede belirtilen 65 aylık sürenin bitmesine karşın davalının müvekkillerine ait tescilli ve tescilsiz markaları kullanmayı bırakmadığını, bir çok ilde ve ilçede “... MERKEZİ” ibaresi taşıyan yeni şubeler açtığını, müvekkiline ait iş mahsulü niteliğindeki şekil ve ibareleri kullanmaya devam ederek haksız kazanç elde ettiğini, davalının elinde sadece kötü niyetli olarak tescile bağladığı düz yazı şeklindeki “... ... MERKEZİ” ibareli 2007/25472 numaralı marka tescil belgesi bulunduğunu, buna rağmen yapılan tespitlerde müvekkilinin iş mahsulü niteliğindeki tüm şekil ve ibarelerin bu şubelerde kullanıldığının görüldüğünü, davalının tescilli markasını hiçbir şekilde markasal kullanmadığını ileri sürerek davalının 2007/25472 numaralı “... ... MERKEZİ” ibareli markasını markasal anlamda tescil ettirdiği düz yazı şekliyle kullanmadığının ve mevcut kullanımlarının müvekkilinin tescilli/ tescilsiz markalarına tecavüz etiğinin tespitine, müvekkili firmanın markalarına tecavüzün önlenmesi ve ref’ine, davalının mevcut kullanımlarında yer alan “...” ve “... MERKEZİ” ibarelerinin müvekkillerinin tescilli ticaret unvanı ve işletme adı olması nedeni ile haksız rekabet oluşturmasından unvana ve işletme adına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile bu eylemlerin men’i ve ünvana/ işletme adına tecavüz ve haksız rekabet sonucu oluşan mali durumun ortadan kaldırılmasına, davalının 2007/25472 numaralı “... ... MERKEZİ” ibareli markayı tescil ettirdiği sınıflarda ve tescil ettirdiği düz yazı şekliyle kullanılmamış olması nedeniyle 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 14. maddesi gereğince iptaline, davalının 2007/25472 numaralı markanın 556 sayılı KHK'nın 17. maddesi kapsamında müvekkillerinden ... Eğitim Yayım ve Turizm Hiz. A.Ş. adına devrine, bunun mümkün olmaması halinde davalının tescilde kötü niyetli olması ve tescil edilen markanın müvekkillerinin tescilli ve tescilsiz markaları ile ayırt edilemeyecek derecede benzer olması nedeniyle hükümsüzlüğüne, davalı adına kayıtlı http://www.....net/ alan adlı internet sitesinde müvekkillerinin tescilli ve tescilsiz markalarına tecavüz eder nitelikteki kullanımlar ve haksız rekabet niteliğindeki yanlış ve yanıltıcı beyanlar/iş ürünlerinden yetkisiz yararlanma şeklindeki kullanımlar sebebiyle söz konusu sitenin erişiminin engellenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davacı vekili birleşen İstanbul (Kapatılan) 3. Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2017/80 E. sayılı dosyasında dava dilekçesinde; davalının 41. sınıfta tescilli 2016/55715 tescil numaralı “... ... eğitim kurumları ŞEKİL” markasının, müvekkillerine ait tescilli ve tescilsiz “...” esas unsurlu markalara ve ticaret unvanlarına benzer olduğunu, davalı yanın kötü niyetli olarak marka başvurusu yaptığını ileri sürerek 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6. ve 25. maddeleri gereğince hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkili ...’un tescilli markalarını kullandığını, 2007/25472 numaralı “... ... MERKEZİ” markasını 10.05.2007 tarihinde, “... ... EĞİTİM KURUMLARI” markasını 24.06.2016 tarihinde 41. sınıfta tescil edildiğini, müvekkilinin çok uzun yıllardır özel dershanecilik alanındaki faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin internet sitesinde markaya uygun görsellerin kullanıldığını, davacının “...” ibaresini tekeline alamayacağını, ibarenin marka olarak tek başına tescil edilemeyeceğini, davacıların dershaneyi tüm fiili ve hukuki sonuçlan itibariyle müvekkiline devrettiğini, müvekkilinin isim değişikliğine gittiğini savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen İstanbul (Kapatılan) 3. FSHHM'nin 2017/80 E. sayılı dosyasında davaya cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davanın kısmen kabulüne, davalının 2016/55715 tescil numaralı markasında bilim adamları görseli ve “... ...” şekil ve ibareleri içeren kullanımının, davacının bilim adamları görselli ve önceki koruma tarihli markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüzün ve haksız rekabetin men’ine, ref’ine, davalının, ....net alan adlı internet sitesinde kullandığı bilim adamları görselinin ve kullanmış olduğu tik işaretinin, davacının bilim adamları görselli ve tik işareti taşıyan daha önceki koruma tarihli markalarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, davalının söz konusu tecavüz oluşturan kullanımlarının siteden çıkarılmasına, bu şekilde kullanımının yasaklanmasına, alan adının terkini talebinin reddine, davalının 2007/25472 tescil numaralı markasının iptali koşulları gerçekleşmediğinden iptal talebinin reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden davanın 15.11.2016 tarihinde açıldığı, Anayasa Mahkemesi'nin 14.12.2016 tarihli 2016/148 E.-2016/189 K. sayılı kararıyla, 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinin iptal edildiği, marka iptali davasının dava açıldıktan sonra hukuki dayanağının kalmadığı, davalıya ait markanın 5 yıl süreyle kullanılmadığına ilişkin davacı iddiasının yerinde olmadığı, Mahkemece konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 331. maddesi gereğince yargılama giderlerinin dava tarihinde tarafların haklılık durumuna göre yüklenecek tarafın belirlenmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesiyle bu husus yönünden davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, İlk Derece Mahkemesince hükümsüzlük talebi yönünden kararın gerekçesinde hükümsüzlük koşullarının bulunmadığı ve talebin yerinde olmadığı açıklanmakla birlikte, hükümde bu talep hakkında hüküm kurulmadığının anlaşıldığı, davalı vekilinin asıl davaya yönelik zamanaşımı itirazında bulunduğu, asıl davada benzerlik yönünden hükümsüzlüğü istenen 2007/25472 sayılı davalı markasının tescil tarihinden itibaren 5 yıllık süre dolduğundan, hak düşürücü süre içerisinde açılmayan hükümsüzlük davasının reddi gerektiği gerekçesiyle bu husus yönünden davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, kararın bu yönden gerekçesinin düzeltilmesine, davacı şirketlerin her ikisinin asıl dava yönünden davacı sıfatı ve hukuki yararının bulunduğu, davacı ...'ın da ... Dershanelerini işlettiği ve ticaret unvanına dayandığı, asıl dava ve birleşen hükümsüzlük davası yönünden davacı sıfatı ve hukuki yararının bulunduğu, ancak birleşen dava yönünden ... Eğitim Yayıncılık ve Turizm Hizmetleri A.Ş.'nin hak sahibi olduğu gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, davalının 2016/55715 tescil numaralı markasında bilim adamları görseli ve “... ... şekil” ibareleri içeren kullanımının, davacının bilim adamları görseli ve önceki koruma tarihli markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, tecavüzün ve haksız rekabetin men’ine, ref’ine, davalının ....net alan adlı internet sitesinde kullandığı bilim adamları görselinin ve kullanmış olduğu tik işaretinin, davacının bilim adamları görselli ve tik işareti taşıyan daha önceki koruma tarihli markalarına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, davalının söz konusu tecavüz oluşturan kullanımlarının siteden çıkarılmasına ve bu şekilde kullanımının yasaklanmasına, alan adının terkini talebinin reddine, davalının 2007/25472 tescil numaralı markasının hükümsüzlüğü talebinin reddine, davalının 2007/25472 tescil numaralı markasının iptaline ilişkin talep konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava yönünden davacılar Nazmi Arıkan- ... Dershanesi ve ....'nin davasının reddine, davacı ... Eğitim Yayıncılık ve Turizm Hizmetleri A.Ş. tarafından açılan davanın kabulüne, davalının 2016/55715 tescil numaralı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiş, hüküm davalı ... vekili ve katılma yoluyla davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Asıl dava, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılması ile internet sitesine erişim engellenmesi taleplerine, birleşen dava ise davalı markasının hükümsüzlüğü talebine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davalı ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Mahkemece asıl davada davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanı sıra haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli marka ve tasarımın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de bilindiği üzere kümülatif koruma, bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını aynı anda taşıması halinde o mevzuatların tamamı ile korunabilmesidir. Yani bir fikri ürünün birden çok mevzuatın koruma şartlarını taşıması halinde hak sahibinin her bir yasal düzenlemeye birlikte dayanarak koruma talebinde bulunması ve mahkemelerce de eş zamanlı olarak her bir mevzuat hükümleri ile hak sahibinin tatmin edilmesidir (Cahit, Suluk/(Rauf, Karasu/Temel, Nal, Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara 2022, s. 20-21; Savaş, Bozbel, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul 2015, s.9). Diğer bir ifade ile somut davada olduğu gibi markanın izinsiz kullanılmasının hem marka hakkına tecavüz davası, hem haksız rekabet davasına konu edilmesi ve mahkemece de her iki müessese kapsamında taleplerin kabul görmesi kümülatif koruma olarak tanımlanmaktadır. Tescilli haklar bakımından ise ilke olarak sadece ilgili özel düzenleme uygulama alanı bulacaktır. Bununla birlikte özel düzenlemede haksız rekabete ilişkin hükümlerin uygulanacağına ilişkin açık bir hüküm bulunması halinde yine haksız rekabete dair düzenlemelerin de devreye gireceği tartışmasızdır. Somut olay bakımından Dairemizin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı TTK) 57. maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğu düzenlenmişti. Bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabeti de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda hem özel hükümler hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiği Daire uygulaması haline gelmişti. Başlangıçta kümülatif korumanın benimsenmiş olması, 6762 sayılı TTK’da yer alan bu düzenlemeden kaynaklanmaktaydı. Ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (6102 sayılı TTK), 6762 sayılı TTK’da değinilen hükmün yerine getirilen 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendinde, “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı TTK’nın 57. maddesinin beşinci fıkrası “Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” şeklinde olmasına rağmen, yerine ikame edilen 6102 sayılı TTK’nın 55. maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4. alt bendi “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” şeklindedir. Görüldüğü üzere yeni hükümde “ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları” ibaresine yer verilmemiştir. Bunun temel nedeni, tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı TTK’nın 50. ve 53. maddeleri arasındaki hükümlerle düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesidir. 6102 sayılı TTK’nın 55. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendinin gerekçesinde eski hükümden ayrılmanın nedeni “Anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında KHK'da, 554 sayılı Endüstriyel Tasarımların Korunması Hakkında KHK'da, 555 sayılı Coğrafi İşaretlerin Korunması Hakkında KHK'da ve unvanla ilgili olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez” şeklinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda belirtmek gerekirse, kanun koyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece SMK kapsamında korunmasını yeterli bulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle artık, 6102 sayılı TTK’nın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar bakımından sadece özel kanun olan SMK hükümleri uygulanabilecek olup TTK'nın haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanması söz konusu olamayacaktır. Diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif koruma uygulanmayacaktır (Bkz. NOMER/HELVACI/KAYA, s. 356 vd.; ARKAN, SABİH, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, Ankara 2024, s.363). Bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde, asıl davada davacılar marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ref'i ve internet sitesine erişimin engellenmesi taleplerinde bulunmuş, davalı ise tescilli bir markası olduğunu, fiili kullanımlarının davacılar markalarına benzemediğini, bu nedenle kullanımlarının da yasal olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Davacının ihlal edildiğini iddia ettiği marka hakkı Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup SMK ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlenmiştir. Davacılar bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan markanın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu asıl dava konusu olayda yalnızca özel hükümler uygulama alanı bulacak olup, özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından, özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, Dairemizin daha önceki bazı kararlarında da benimsediği üzere (Yargıtay 11. HD 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından SMK ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın uygulama alanı kalmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespiti, men'i ve ref'ine dair talepler yönünden ret kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin tüm, davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bent uyarınca asıl davada davalı ... vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 4-A-a-aa numaralı bendinde yer alan “ve haksız rekabet yarattığının”, “ve haksız rekabetin”, 4-A-a-bb numaralı bendinde yer alan “ve haksız rekabet yarattığının” ibarelerinin hükümden çıkarılmak suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacılara yükletilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı ...'a iadesine, 22.01.2025 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Sayın çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık; haksız rekabet hukuku hükümlerinin fikrî mülkiyet hukuku hükümleriyle birlikte uygulanıp uygulanmayacağı (Kümülatif Koruma) noktasında toplanmıştır. Kümülatif koruma ilkesi “mevzuattaki birden fazla hükümle korunabilme” anlamına gelmektedir. Bu durumda, bir kişinin gerçekleştirdiği fiilin birden çok hükmün koruma kapsamında olması halinde, hak sahibinin bu hükümlerden dilediğine başvurabilmesine kümülatif koruma denilmektedir. Fikri haklar bakımından kümülatif koruma ilkesi ise, bir fikri ürünün birden çok kanuni düzenlemenin şartlarını taşıması halinde, hak sahibine her koruma yoluna başvurma yetkisi tanınmasıdır. Bu ilke kapsamında bir kümelenmenin meydana gelmesi için mevcut bir fikri mülkiyet korumasına ek olarak haksız rekabet korumasının var olması gerekir. Kümülatif koruma ilkesinin söz konusu olduğu halde hak sahibi seçme zorunluluğuna tabi olmayıp şartlarını taşıması koşuluyla hukuki sebeplerden birine, birkaçına veya tamamına bu ilke kapsamında dayanabilmektedir. Diğer yandan, taleplerin yarışması hali ile taleplerin seçimlik olması hali birbirinden tamamen farklıdır. Taleplerin seçimlik olması halinde hak sahibine aynı vakıa bakımından öngörülen birbirinden farklı ve birden fazla yaptırımdan birini seçme imkanı tanınmaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde ise bundan farklı olarak aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbiri ile seçimlik olarak sunulmayan ve birlikte ileri sürülebilen farklı hukuki sebeplere dayandırılmaktadır. Hakların yarışmasından bahsedebilmek için aynı talebin dayandırılan her bir sebep bakımından haklı görülmesi gerekeceği gibi bu hukuki sebepler arasında özel hüküm-genel hüküm ilişkisi de bulunmaması gerekir. Nitekim bu korumada özel hüküm-genel hüküm ilişkisi bulunmamaktadır. Taleplerin yarışması veya yığılması halinde aynı vakıa bakımından birbiriyle seçimlik nitelikte olmayan, birbirini dışlamayan, birlikte var olabilen farklı hukuki sebeplere dayanılarak talepte bulunulduğundan kümülatif koruma ilkesi gereğince taleplerin yarıştığının kabulü gerekir. Bu durumda, aynı vakıa bakımından ileri sürülen talepler birbirini dışlamayan, bir arada ileri sürülebilecek birden fazla hukuki sebebe dayandırılmaktadır. Fikri mülkiyet koruması, sahibine mutlak nitelikte tekelci yetkiler sağladığından mütecavizin fiilinden sorumlu tutulması bakımından herhangi bir sübjektif şart aranmayacak ve mütecavizin her türlü izinsiz kullanımı sorumluluğunu gerektirecekken haksız rekabet korumasında durum farklıdır. Yine fikri mülkiyet korumasının konusu bizatihi fikri ve sınai hakkın kendisi iken, haksız rekabet koruması dürüst ve bozulmamış rekabet ortamını sağlamayı amaç edinmektedir. Fikri mülkiyet koruması sadece ilgili hak sahibini koruduğundan hakkın ihlali halinde yalnızca hak sahibi dava açma hakkına sahip olacaktır. Ancak haksız rekabet koruması rakiplerin yanı sıra tüketicileri de koruduğundan hak ihlali halinde rakiplerin yanı sıra tüketiciler ve meslek örgütleri de dava açma hakkına sahip olacaktır. Özel kanunun genel kanunu bertaraf edebilmesi için hem konusunu eksiksiz düzenlemiş hem de genel kanundan daha kapsamlı ve üstün koruma sağlamış olması gerekir . Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf edeceğinin kabulü halinde ise, tüketiciler ve mesleki örgütler fikri haklarda ortaya çıkan haksız rekabete karşı korunma imkanından mahrum kalacağından bu kabul yerinde olmayacaktır. Sayın çoğunluk gibi, Fikri mülkiyet korumasının haksız rekabet korumasını bertaraf ettiği kabul edilirse fikri mülkiyet korumasına dayalı olarak açılan davada koruma konusunun şartları taşımadığı gerekçesiyle özel kanun kapsamında kalmadığı sonucuna varılırsa dava genel nitelikteki haksız rekabet koruması ile desteklenemeyeceğinden tecavüz eylemi kanıtlanamamış olacaktır . Bu itibarla, haksız rekabete ilişkin genel hükümler fikri mülkiyet koruması yanında ikinci dereceden değil, doğrudan uygulama alanı bulmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken diğer bir hususda, hak sahibinin birden fazla talebini aynı davada istemesi halinde davaların yığılması gündeme geleceğinden, ortada tek bir dava olmasına rağmen esasında talep sayısı kadar dava bulunmakta olup hakim her bir talep bakımından ayrı ayrı karar verecektir. Bu halde mahkemece her ne kadar talepler birlikte incelenecekse de, bu talepler birbirinden bağımsız taleplerdir. İşte işbu davayı diğer davalardan ayıran da bu dava türünün davacının talepleriyle değil, bu talepleri haklı gösterecek hukuki sebeplerle ilgili bir durum olmasıdır. Bu halde hak sahibi dilediği koruma modeline başvurarak zararının giderilmesini talep eder. Kümülatif koruma kapsamında davacının ihlal edilen hakkı için hem haksız rekabet korumasına hem de fikri hak korumasına birlikte başvurması halinde davacı ya fikri hak korumasına göre yada haksız rekabet korumasına göre tek bir tazminat alabilecektir. TBK m.60’a göre: “Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.” Bu hükme göre davacı talebini hangi hukuki sebebe dayandırdığını belirttiyse hakim buna göre tazminata karar verir ancak belirtmediyse hakimin davacıyı zorlama yetkisi olmadığından hakim zararı en iyi giderim imkanı veren talep sebebine göre hüküm kurar. Zira tazminatın işlevi mütecavizin zararını karşılamak olup aynı haksız eylem birden fazla hukuk kuralını ihlal etse dahi oluşan zarar tektir. Sayın çoğunluk, SMK sonrası sınai hakların haksız rekabet hükümleriyle korunmayacağı yönündeki görüşünün temel dayanaklarından bir gerekçesi de, 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi ile 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi arasındaki farklılığa dayandırmaktadır. Bu itibarla bu hususda incelenmelidir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin 54/1.a.4 hükmü ve gerekçesi, -henüz SMK kabul edilmeden önceki dönemde- fikrî mülkiyet haklarının bu hüküm kapsamında korunabilirliği hususunda tereddütlere neden olmuştur. Bu tereddüt, temelde hükmün 6762 sayılı eski TTK.nun 57/5.maddesine göre daha dar kapsamlı kaleme alınarak “mal, iş ürünü, faaliyet veya iş” ifadesinin tercih edilmesinden kaynaklanmıştır. Mülga 6762 sayılı TTK.nun 57/5.maddesi aynen” Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak” hükmünü haiz iken 6102 sayılı yeni TTK.nun 55/1.a.4.maddesi aynen “Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak” hükmünü haizdir. TTK m. 54/1.a.4 hükmüne ilişkin madde gerekçesi aynen şu şekildedir: “Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak, bu değişiklik 6762 sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas) kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir. MarkKHK "iltibas" yerine "karıştırılma"yı kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir. "Karıştırılma", yanıltmayı, kandırmayı, yanlış algılattırmayı da kapsar. Hüküm, karıştırılmayı dış görünüş (tanıtım, takdim-görsellik) ve duyuruş (ses yönünden benzerlik) bağlamında düzenler. İç benzerlikten doğan karıştırılma (meselâ elektrik devrenin veya yarı iletken topografyasının benzerliği) hükmün kapsamı dışındadır. İç benzerlik "karıştırılma" kavramı ile tanımlanmaz. Dış görünüm koruması, takdim, şekil, tasarım ve donanım korumasıdır. Karıştırılma nesnel değerlendirmeyi gerektirir. 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşulu, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, EndTasKHK'da, CoğİşKHK'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikrî mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülemez.” şeklindeki ifadeden, esasen hâlihazırda kümülatif koruma ilkesinin geçerli olduğu, ancak bu ilkenin varlığının da belirtilen cümle parçalarının maddede yer almalarını gerektirmediği anlamı çıkmaktadır. Dolayısıyla, gerekçedeki ifadelerin kümülatif uygulama ilkesini destekler şekilde anlaşılması ve TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesinin, fikrȋ mülkiyet mevzuatının yanında, ondan bağımsız olarak uygulanabileceğinin kabulü gerekir. Şu hususun özellikle belirtilmesi gerekir: özel hukuki düzenlemelerin korudukları konu ile haksız rekabetin koruduğu konu farklıdır. Şöyle ki, bir markanın taklit edilmesi marka hakkına zarar verebileceği gibi haksız rekabete de yol açmaktadır. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere ayırtedici işaretlerin ayrı ayrı sayılmamış olması, fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerle haksız rekabet hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez. (Prof. Hamdi Yasaman – Prof Reha Poroy, Ticari İşletme Hukuku, 20. Baskı. 2024, s. 410. vd) SMK hükümlerinin yürürlüğe girmesiyle TTK.nun haksız rekabet hükümleri kadük hale gelmemiştir. Aksinin kabulü aşkın yorumdur.(Prof.Arslan Kaya-Prof.Koray Demir,Rekabet ve Haksız Rekabet Hukukunun Esasları, Baskı 2024, s.122 vd) Haksız rekabet koruması fikri haklar korumasını tamamlayan bir konumda olmayıp bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma olduğundan haksız rekabet kaynaklı talepler fikri haklar korumasından bağımsız olarak ileri sürülür. O halde korumanın şartları mevcut olduğu halde haksız rekabet hükümleri fikri mülkiyet hukukuna ilişkin hükümler yanında doğrudan ve birinci dereceden uygulama alanı bulur (Ünal Tekinalp Fikri Mülkiyet Hukuku 5.Bası s.37, 2012) TTK’nın karıştırılma ihtimaline ilişkin düzenlemesi, mehaz İsviçre hukukundan aynen aktarılan başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almaya ilişkin TTK m. 55/1.a.4’tür. Bu hükümle, ürünlerin kaynağı konusunda tüketicinin kafasını karıştırma ihtimali olan fiillerin engellenmesi, piyasada açıklık ve şeffaflığın sağlanması amaçlanmakta, bu suretle rakiplerin yanı sıra tüketicilerin ve toplumun da menfaatleri korunmaktadır. Piyasada oluşması muhtemel karışıklığın engellenmesi, rekabetten beklenen işlevlerin sağlanması açısından da önem taşımaktadır. Öte yandan AB hukukunda da kümülatif koruma ilkesi açıkça kabul edilmiştir. Yönerge ve Tüzük Tasarısı‟ndaki düzenlemelerde tasarımların marka, patent, faydalı model gibi Topluluğun fikri mülkiyet mevzuatı ile korunmasının üye ülke hukuklarındaki fikri mülkiyet mevzuatına göre ayrıca korunmalarına engel olmayacağı belirtilmiştir. Ancak, kümülatif olarak koruma üye ülke mevzuatlarına bırakılmış olup, ilkenin nasıl uygulanacağı gösterilmemiştir. Sınai Mülkiyet Kanunun genel gerekçesi ve madde gerekçeleri incelendiğinde, Sınai mülkiyet haklarının kanunla düzenlenme ihtiyacı yanında, uluslararası sözleşmeler ve AB mevzuatıyla uyumun arttırılması ve daha nitelikli ve etkin işleyen çağdaş bir sınai mülkiyet sistemine geçişin sağlanması için mevcut sistemin revize edilmesi gereğinin ortaya çıktığı, bu çerçevede marka, coğrafi işaret, tasarım, patent ve faydalı model haklarına ilişkin önemli yenilikler getiren düzenlemelerin yapıldığı, mevcut sistemde yer almayan geleneksel ürün adı korumasının sisteme dahil edildiği ve düzenlemelerde Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS), Paris sözleşmesi, yeni 2015/2436 sayılı Avrupa Birliği (AB) Marka Direktifi ve 2015/2424 sayılı AB Marka Tüzüğü, Patent kanunu anlaşmasına (PLT) uygun olarak kanunun hazırlandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla kümülatif koruma AB müktesabına da uygundur. Sonuç olarak; Dairenin hiç değişikliğe uğramadan süre gelen görüşünde bir değişiklik yapılmasını gerektirecek hukuki bir değişiklik bulunmadığından kümülatif korumanın uygulanması gerektiği kanaatiyle kararın onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayız.