T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1188 KARAR NO:2025/2020 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:30/11/2021 NUMARASI:2020/264 Esas - 2021/699 Karar DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/1188 KARAR NO:2025/2020 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:30/11/2021 NUMARASI:2020/264 Esas - 2021/699 Karar DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı tarafın tamamı ile sözleşmeye ilişkin olarak teminat olarak alınmış olan 13/06/2019 düzenleme tarihli, 30/06/2019 vade tarihli, 160.000,00 TL bedelli bonoyu dayanak göstermek suretiyle ... sayılı dosyasından müvekkilleri hakkında kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlattığını, davalı tarafın keyfi olarak tespit etmiş olduğu 48.709,00 TL asıl alacak miktarı üzerinden icra takibi başlattığını ve müvekkillerine ait tüm banka hesaplarına haciz ve bloke tatbik edildiğini, tüm banka hesaplarının bloke edildiğini, müvekkillerini zaruri olarak dosya borcunu ödemek zorunda bırakıldıklarını iddia ederek, takip konusu senetten dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile tahsil edilen 48.000,00 TL nin davalıdan tahsili ile %20 den az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı tarafın iddialarını kabul etmemekle birlikte davacı tarafın taleplerinin ne olduğunun netleştirilmesi ve bu bağlamda eksik harcın tamamlattırılması gerektiğini, açılan davanın arabuluculuk kurumuna tabi olmasına rağmen dosyada böyle bir arabuluculuk tutanağının bulunmadığını, davacı tarafından ileri sürülen bütün iddiaların asılsız olduğunu, hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde; davacı keşideci ... ve dava dışı kefil ... Yapı.. Ltd. Şti.'nin de dahil olduğu dava dışı adi ortaklık olan keşideci ... İnş. İş Ortaklığı tarafından davalı lehtar ... Ltd. Şti. Lehine 30/06/2019 vade tarihli, 160.000,00 TL bedelli olarak düzenlenen ve bedeli nakden ahzolunmuştur kaydı içeren bonoya dayalı olarak davalı tarafından 48.709,00 TL asıl alacak, 4.501,25 TL işlemiş faiz ve 146,13 TL bono komisyonu olmak üzere toplam 53.356,38 TL üzerinden borçlular aleyhine kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapıldığı, 21/02/2020 tarihinde toplam borç olarak 67.272,85 TL olarak kapak hesabı yapıldığı, dava tarihi olan 16/06/2020 tarihinden önce 24/02/2020 tarihinde davalı alacaklı vekili tarafından haricen tahsil bildirimi yapıldığı anlaşılmıştır. Davalı alacaklı vekili tarafından haricen tahsil bildirimi yapılan tarih olan 24/02/2020 tarihinde taraflar arasında akdedilen "teslim tesellüm tutanağı" başlıklı belge incelendiğinde; "...A.Ş tarafından lehime keşide edilen İstanbul 20/06/2020 keşide yer ve tarihli 48.700 TL bedelli ... seri nolu çeki cirolayıp,... Sayılı dosyadaki borca istinaden, ... vekili Av. ...'a elden teslim ettim. Bahse konu dosyasındaki ana alacak için verilmiş olup bakiye ödeme avukatın hesabına atılacak ve tüm hacizler fek edilecektir.Keşidecisi .... ŞTİ. olan 31.310,13 TL bedelli 13.06.2019 düzenleme tarihli bonoyu elden teslim aldım. 24.02.2020 İş bu tutanakla ... Ltd.ŞTİ. nin - yukarıda bilgileri yazılı 48.700 TL bedelli çek dışında ... Şti. (vkn: ...) carî hesaba mahsuben ve ...'den (T.C: ...) herhangi bir alacaği kalmamıştır." şeklinde olduğu, belgenin davalı alacaklı... Ltd. Şti. vekili ve davacı... Ltd. Şti. Adına vekaleten kendi adına asaleten davacı şirket yetkilisi olan diğer davacı ... tarafından imza altına alındığı ve bunun üzerine icra dosyasına davalı alacaklı vekili tarafından haricen tahsil bildirimi yapıldığı dolayısı ile söz konusu belgenin icra dosyası kapsamındaki borcun ödenmesi konusunda tarafların anlaşmaya vardıkları protokol niteliğinde olduğu açıktır. Gerek takibe dayanak bono yönünden gerekse söz konusu protokol yönünden davacıların imza inkarlarının bulunmadığı, davacılar tarafından bononun teminat senedi olduğu ve bedelsiz kaldığı iddiası ile işbu dava açılmıştır.Bir kambiyo senedi olarak çek de bütün sebepten mücerret alacaklarda olduğu gibi kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır.Davacılar tarafından davaya konu bononun teminat senedi olduğu ileri sürülmüş ise de, dava konusu bono teminat olarak verildiği hususunda bir kayıt içermediği gibi, bononun teminat olduğu hususunda başkaca bir yazılı belge de dosya kapsamında bulunmamaktadır.Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı def'i (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, m.200'daki meblağdan az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir.Bu kapsamda somut olayımıza baktığımızda davacılar tarafından davalı olan lehtara karşı bedelsizlik def'inde bulunulması mümkün ise de; davacılar tarafından davaya konu bononun bedelsiz olduğu ileri sürüldüğünden ispat yükü davacılara düşmekte olup, davacı keşideciler tarafından imzalanan çeklerin davacıların iddia ettiği sebeplerle davalıya ciro edildiği ve ardından bedelsiz kaldığı yönünde HMK 200 md.si anlamında dosya kapsamında delil bulunmadığı ve davacılar tarafından açıkça yemin deliline dayanılmadığı anlaşılmakla ..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİDavacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Mahkemenin yargılama sonucunda yemin deliline dayanılmadığı gerekçesiyle ispat edilmeyen davanın reddine karar verildiğini, davalı yanın ikrarında olan bir hususa ilişkin ispat külfetinin yerine getirilmediği veya delil bulunmadığı şeklinde bir değerlendirme yapılması hususunun asla kabul edilemeyeceğini, davalının cevap dilekçesinde bononun cari hesap çerçevesinde alındığını ikrar ettiğini, kendi kayıtları itibari ile icra takibinde talep edilen miktar kadar alacaklı olmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, bononun talil edilmiş olduğu hususunun sabit olduğunu, ispat külfetinin yer değiştirdiği dikkate alınmadan karar verildiğini, davalının cevap dilekçesinde bononun teminat olmadığı, cari hesap ilişkisi çerçevesinde alındığını belirttiğini, bu beyanı ile bonoyu talil etmiş olduğunu, davalı yanın bononun cari hesaba ilişkin olarak alındığı beyanı itibari ile bononun sebepten mücerretlik ilkesinin ortadan kalkmış olduğunu ve ispat külfetinin yer değiştirdiğinin sabit olduğunu, bilirkişi raporu ile davalı tarafın kendi kayıtları itibari ile sabit olduğu üzere davalının gerçek dışı bir alacak miktarı üzerinden icra takibini başlatmış olduğu, müvekkillerinden haksız bir şekilde bu bedelin tahsil edilmiş olduğunun ispatlandığını, cevap dilekçesindeki beyan dikkate alınmaksızın mahkemenin karar verdiğini, davalı şirket kayıtları itibari ile haklılıklarının ortaya konulduğunu, davalı şirketin temelinde borçlu bulunmadığını ancak aradaki tek farkın sebebinin dilekçede belirtmiş oldukları üzere davacı şirket iş ortaklığı ile davalı şirket arasındaki cari hesap ilişkisine mahsuben davalı şirket yetkilisinin kardeşi... adına devir edilmiş olan taşınmazın halen daha taraflarca karşılıklı olarak ticari defterlere alınamamış olması olduğunu, davalı şirket yetkilisinin kardeşi adına 370.000,00 TL bedelle devir edilmiş olan taşınmaz itibari ile müvekkilinin alacaklı konumda olduğunu, davalının taşınmazın cari hesaba mahsuben devir edilmesinden sonra kötü niyetli olarak 370.000,00 TL bedeli kayıtlarına almadığını ve elinde kalan bonodan dolayı icra takibi başlattığını, kendi kayıtlarına göre müvekkilinden sadece 31.313,87 TL alacağı olduğu hususunun kabulü halinde dahi takibin haksız olduğunu, fazla tahsilat yapıldığını, kararın tamamen hatalı olduğunu, rapor ekinde sunulan sözleşme itibari ile tarafların hiçbir şekilde kayıtlarına almamış oldukları 31 parsel 19 nolu dairenin 370.000,00 TL bedelle davalı şirket yetkilisine devredilmiş olduğunu, şirket yetkilisinin HMK 169.maddesi gereğince isticvabı ve şirketten devir edilen taşınmazın hangi ilişki kapsamında devir edilmiş olduğu buna ilişkin kayıtların şirket kayıtlarına alınıp alınmadığı hususlarının sorulmasına ilişkin taleplerin yerine getirilmediğini, icra takibi konusu bononun teminat olarak verildiğini, davalı şirket ile adi ortaklık arasında ticari ilişkinin sona erdiğini, davalının borçlu bulunmasına rağmen söz konusu bonoyu iade etmediğini, müvekkili şirkete ve iş ortaklığına ilişkin ticari defter ve kayıtların incelenmesi halinde davalının 137.741,38 TL borçlu olduğu halde bu borcunu ödemediğini, elinde bono olması durumunu kullanarak icra takibi yapmış olduğunun tespit edildiğini, davalı şirket yetkilisi ...'nın HMK'nın 169. maddesi gereğince isticvabına karar verilmesini ve kardeşinin dava dışı şirket tarafından devir edilmiş olan 31 parsel nodaki dairenin karşılığında devir almış olduğunun şirket kayıtlarına neden işlenmediği hususlarına ilişkin taleplerinin yerine getirilmediğini, kararın tamamen hatalı olduğunu, davalı yanın haksız ve kötü niyetli olduğunu, buna rağmen davanın reddine dair verilen kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, icra takibinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti ile haksız tahsil edilen tutarın İİK'nın 72. maddesi gereğince istirdadı istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Taraflar arasında, ticari ilişkinin varlığı, takip konusu bononun davacı şirket tarafından davalı şirket adına düzenlenmiş olduğu, bono bedelinin yalnızca 48.709,00 TL'lik kısmının icra takibine konu edildiği ve takip borcunun davacı tarafça ödendiği hususlarında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davacının takip konusu edilen bonodan dolayı borçlu olup olmadığı, bononun teminat senedi olarak verilip verilmediği, davalı beyanı ile ticari defter ve kayıtların davacı iddialarını ispat eder nitelikte olup olmadığı, iş bu davada ispat külfetinin hangi tarafta olduğu, davalı şirket yetkilisinin isticvap edilmesi gerekip gerekmediği ile kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir.Dosya kapsamından; davacı şirket tarafından, 13.06.2019 düzenleme tarihli, 30.06.2019 ödeme tarihli 160.000,00 TL bedelli nakden ibareli bononun 48.709,00 TL'lik kısmı yönünden davalı şirket tarafından davacılar hakkında ve ayrıca dava dışı ... aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile... nolu dosyasında 30.12.2019 tarihinde icra takibi başlattığı, icra takibinde 48.700,00 TL bono alacağı ile birlikte ferileri toplamı 53.356,38 TL'nin tahsilini talep ettiği, takip konusu olarak 13.06.2019 düzenleme tarihli 30.06.2019 vade tarihli 160.000,00 TL bononun gösterildiği, taraflar arasında 24.02.2020 tarihli teslim tesellüm tutanağının düzenlendiği, tutanağın altının taraf şirket temsilcilerince imzalanmış olduğu, söz konusu tutanakta ... İnşaat Proje tarafından keşide edilen 20.06.2020 keşide tarihli 48.700,00 TL bedelli çekin cirolanıp ... sayılı dosyadaki borca istinaden takip alacaklısı davalı...Şirket vekiline elden teslim edildiği bahse konu icra dosyasındaki ana alacak için verildiği, bakiye ödemenin avukatın hesabına atılacağı ve tüm hacizlerin fek edileceğinin belirtildiği, ikinci paragrafta, keşidecisi ..., lehtarı davalı şirket olan 31.310,13 TL bedelli 13.06.2019 düzenleme tarihli bononun elden teslim alındığının belirtildiği, yine her iki tarafça beyanın imzalandığı, son satırda ise iş bu tutanakla davalı şirketin yukarıda yazılı 48.700,00 TL bedelli çek dışında davacı şirketten hesaba mahsuben ve ...dan herhangi bir alacağının kalmadığının yazılı olduğu, yine beyanların imzalandığı, davacı tarafça arabuluculuk aşamasından sonra 16.06.2020 tarihinde söz konusu ödemeye ilişkin protokol düzenlenmiş ise de icra takibine konu bononun cari hesap ilişkisi çerçevesinde verilen bir bono olduğu, 160.000,00 TL bonoya ilişkin olarak 48.709,00 TL üzerinden takip başlatıldığını, davalının alacaklı değil borçlu olduğunu, cari hesap kayıtlarına ilişkin inceleme yapılınca ortaya çıkacağını, bononun teminat olarak verildiğini, adi ortaklık arasındaki ticari ilişkinin sona ermesi sonucunda bononun iade edilmeyerek takibe konu edildiğini, bonodan borçlu olmadığını iddia ederek iş bu davayı açmış olduğu anlaşılmıştır. Tarafların delillerini dosyaya ibrazı ile birlikte bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir. 26.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda; davacı ve davalı tarafın dava konusu döneme ait ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin yasal süresi içinde usulene uygun olarak yapılmış olduğu, dava konusunun istirdat davası;davacının davalı ile öteden beri devam eden ticari ilişkisinde cari hesap alacağında kaynaklı farkın ihtilaf konusu olduğu, davacı ile davalının ticari defterlerinin incelendiği,mutabakat farklarının olduğu, her iki tarafın defter ve kayıtlarında olmayan hesap kayıtlarının tespit edildiği, davacının defter ve kayıtlarında; davalının hesaplarını iki hesapta takip ettiği bu hesapların 31.12.2019 tarih itibari ile alacak bakiyesi verdiği; ...Ltd. Şti.'nin satıcılar hesap numarasında kayıt altına alınan faturalar ve ödemeler sonucunda, 182.261,26 TL alacak bakiye verdiği, yani davalının alacaklı olduğu bu rakamın noter onaylı kebir defterinde kapanış yevmiye maddesinde doğrulandığı, ... İnş. ..Şti.'nin satıcılar hesap numarasında kayıt altına alınan faturalar ve ödemeler sonucunda, 35.310,85 TL alacak bakiye verdiği, davalının defter ve kayıtlarında;davalının hesaplarını iki hesapta takip ettiği bu hesapların 31.12.2019 tarih itibari ile borç bakiyesi verdiği; ... Ortaklığı'nin alıcılar hesap numarasında kayıt altına alınan faturalar ve ödemeler sonucunda, 31.310,45 TL borç bakiyesi verdiği yani davacıdan alacaklı olduğu, ...İş Ortaklığı'nin alıcılar hesap numarasında kayıt altına alınan faturalar ve ödemeler sonucunda, 3.42 TL borç bakiyesi verdiği yani davacıdan alacaklı olduğu, ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilmesi için diğer tarafında aynı şartlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi, karşı tarafında defter kayıtlarının aynı doğrultuda tespit edilmesi gerekliliği muhasebe hesap kayıt farklarından ötürü defter ve kayıtlarda alacağın varlığının tespiti yapılamadığı belirtilmiştir. Davacılar vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; davalı kayıtlarının haklılıklarını gösterdiğini, davalı yetkilisine devir eden taşınmaza ilişkin mahsup yapılmaksızın dahi davalı şirketin icra takibinde müvekkilinden tahsil edilen bedel kadar alacaklı olmadığını, davalının haksız icra takibi yapmış olduğunun tespit edildiğini, alacağın sadece 31.313,87 TL olduğu hususunun kabulünde dahi icra takibinin haksız olduğunu, müvekkilinden fazla tahsilat yapılmış olduğunu, fazla yapılan tahsilat yönünden davanın kabulünün gerektiğini, bilirkişi raporu ekinde sunulan sözleşme itibari ile tarafların hiçbir şekilde kayıtlarına almamış oldukları 31 parsel 19 nolu dairenin 370.000,00 TL bedelle davalı şirket yetkilisine devredilmiş olduğunu, hiçbir şekilde kayıtlara alınmadığını, davalı şirket yetkilisinin HMK 169.maddesi gereğince isticvap edilerek devir alınan taşınmazın hangi ilişki kapsamında devir edilmiş olduğu, buna ilişkin kayıtların şirket kayıtlarına alınıp alınmadığının sorulmasını talep ettiklerini belirterek, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Mahkemece 13.07.2021 tarihli celsenin 3 nolu ara kararı ile davalı şirket yetkilisinin isticvabına yönelik davacı vekilinin talebinin HMK'nın 169/2. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir. Davalı vekili 30.11.2021 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında;davacıların aleyhe beyanlarının kabul edilmediğini, ayrıca iddia ve savunmaların genişletilmesine veya değiştirilmesine muvafakatlarının olmadığının belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden ispatlanamayan davanın reddine dair hüküm tesis edilmiştir.Davacı icra takibine konu edilen bononun teminat bonosu olduğu iddiası ile iş bu davayı açmıştır. 6102 TTK'nın kambiyo senetlerine ilişkin hükümleri, poliçe esas alınarak düzenlenmiştir. Kanun koyucu, kambiyo senetlerinin ortak olan hükümlerine poliçe başlığı altında yer vermiş; bono ve çek hakkında ise, ortak hükümlere yollama yapmakla yetinmiştir (TTK m. 778 ve 818).Yargıtay HGK'nun 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 E., 2020/591 K. sayılı emsal nitelikteki kararında belirtildiği üzere; kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde, şart olmamakla birlikte, genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça 6098 sayılıTBK'nın 133/2. maddesi gereğince borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Aynı durum, kambiyo senedinin tedavülü hâlinde de karşımıza çıkar. Bir kambiyo senedi ciro edildiği zaman ciranta ile ciro edilen kişi arasında kural olarak bir temel ilişki (asıl borç ilişkisi) bulunmaktadır. Ayrıca, bu iki kişi arasında kambiyo hukukundan doğan bir kambiyo ilişkisi de mevcuttur. Bu sebeple taraflar arasındaki temel borç ilişkisindeki bozukluklar kambiyo ilişkisini etkilemez. Temel borç ilişkisinden doğan defiler, temel borç ilişkisi ile kambiyo ilişkisinin taraflarının aynı olması ve bile bile borçlu zararına hareket edilmesi hâlleri dışında, kambiyo ilişkisinde ileri sürülemez. Zira temel borç ilişkisi kendi hukukuna, kambiyo ilişkisi de kendi hukukuna tabidir.Temel borç ilişkisindeki bir edimin teminatı olarak düzenlenen kambiyo senetlerinde, teminat ettikleri husus gerçekleşinceye kadar geçici bedelsizlik, gerçekleşince kesin bedelsizlik söz konusudur. Eğer temin ettikleri husus gerçekleşmez ise senette bedelsizlik ortadan kalkacaktır. Bu itibarla kambiyo senedinin teminat amacıyla düzenlenmesi hâlinde borçlu, senet lehtarın elindeyse (ciro görmemişse), teminatı talep etme şartlarının oluşmadığını (riskin gerçekleşmediğini) ya da alacaklının senedin teminatını oluşturduğu borç miktarını aşan bir talepte bulunduğunu kişisel defi olarak öne sürebilir. Senet ciro edilmişse hamil, senedin teminat senedi olduğunu biliyor ve borçlunun zararına hareket ediyorsa, anılan definin hamile karşı da öne sürülmesi mümkündür.Bir teminat senedinden söz edilebilmesi için ya senedi düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile senedi vermiş olması gerekir. Hemen belirtilmelidir ki kambiyo senedinin üzerinde teminat kaydı var ise ancak neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt kambiyo senedinin mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Buna karşılık senet üzerinde asıl borç ilişkisine atıf yapan veya ödemeyi şarta bağlayan kayıtlar olması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağından böyle bir senede dayanılarak kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılamaz. Başka bir deyişle kambiyo senedinin teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılması durumunda senedin mücerretlik vasfı ortadan kalkacağı için senet hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük; borçlu tarafından, lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Dolayısıyla senet metninden anlaşılan bu defi mutlak defi niteliğinde olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir.Senedin teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise senedin sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır. Senede açıkça atıf bulunan sözleşmede senedin teminat amacıyla verilmiş olduğu belirtilmiş olabilir.Hemen belirtmek gerekir ki kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim senet metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehtarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir. Kambiyo senetlerine ilişkin menfi tespit davalarında dava konusu senedin teminat senedi olduğuna dair ispat yükünün kime ait olduğu da gelinen aşama itibariyle üzerinde durulması gereken bir diğer husustur. Bu kapsamda genel ispat kurallarına ilişkin olan 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 190. maddesi gereğince, bir kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bedelsizliğine dair iddia ile açılan menfi tespit davasında ispat yükü, iddia olunan bu vakıadan kendi lehine hak çıkaran senet borçlusuna ait olacaktır. Zira borçlu olunan bir senede ilişkin açılan menfi tespit davasında senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispatı sonucu verilecek olan karar ile sorumluluk ortadan kalkacaktır. Bu tür bir karar ile lehine hak kazanan, dava konusu senet borçlusu olduğundan anılan senedin bedelsiz olduğuna dair iddianın ispat yükü de yine senet borçlusu üzerindedir. Ayrıca bir temel alacağın varlığına karine teşkil eden kambiyo senedinin teminat senedi olduğundan bahisle bedelsizliğine dair iddianın ispatı, karinenin aksini iddia eden senet borçlusu tarafından gerçekleştirilmelidir.Menfi tespit davasının konusunu oluşturan senedin bedelsizliğine dair iddiayı ispat yükü üzerinde olan senet borçlusu, bu iddiasını, HMK’nın 201. maddesi gereğince ancak yazılı delille/kesin delille ispatlayabilir. Zira bir kambiyo senedine bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, değeri ne olursa olsun tanıkla ispat olunamayacaktır. Senede karşı senetle ispat kuralı olarak adlandırılan bu kuralın karşı tarafın muvafakati ve HMK’nın 202. maddesinde düzenlenen delil başlangıcı olarak adlandırılan iki istisnası mevcut olup anılan iki durumun gerçekleşmesi hâlinde senede karşı tanıkla ispat mümkündür. Öte yandan senedin teminaten verildiğinden bedelsizliğine dair kişisel definin sonraki hamillere ileri sürülmesi, ancak TTK’nın 687. maddesi gereğince hamillerin, senedi iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunun ispatıyla mümkündür (Bono bakımından TTK’nın 778. maddesi atfıyla m. 687) (Emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/698 Esas, 2022/1545 Karar sayılı ilamı).İspat külfeti üzerinde olan davacı taraf takibe konu edilen senet alacağına dair senedin teminat senedi olduğunu yazılı delille ispat edememiştir. Gerekçede ifade edildiği üzere yemin deliline de dayanılmamıştır. Davacı vekili tarafından her ne kadar bilirkişi raporu sonrasında rapora ekli davacı şirket ile dava dışı ... Ltd. Şirketi arasında yapılan 21.07.2018 tarihli sözleşme kapsamında sözleşmede geçen taşınmazın davalı şirket yetkilisine verildiği, taşınmaz bedeli 370.000,00 TL'nin davalı tarafça gösterilmediği iddia edilerek davalı şirket ortağının bu hususta isticvap edilmesini talep etmiş ise de davalı vekili tarafından iddianın genişletilmesine muvafakat edilmemiştir.Diğer taraftan, dava konusu sözleşmenin taraflarından biri davalı şirket değildir. Dava dışı şirket ile davacı şirket arasında gerçekleştiriliş olan sözleşmenin içeriğine dair davalı şirket yetkilisinin isticvap edilmesi HMK'nın 169. maddesine uygun düşmemektedir. HMK'nın 169/2 fıkrasında; isticvabın davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında olacağı belirtilmiştir. İsticvap konusu ileri sürülen husus ise davanın konusunu oluşturmadığı gibi ilişkisi olduğuna dair somut herhangi bir veride mevcut değildir.İcra takibi sonrasında taraflar arasında anlaşma sağlanarak teslim teselsüm tutanağı düzenlenmiştir. Davacılar tarafından tutanakta bir kısım hakların sonradan kullanabilmesi için çekince kaydı konulmamıştır. Mücerret borç ilişkisi kapsamında düzenlenen bono nedeniyle davacı tarafça borçlu olunmadığı ve ödenen bedelin yersiz ödendiği ve iadesi gerektiği iddiası geçerli delillerle ispat edilmemiş olduğundan, mahkemenin buna ilişkin gerekçesinde ve kararında hukuka aykırılık görülmemiş, davacı vekilinin istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Ancak HMK'nın 33 ve 355.maddeleri uyarınca resen yapılan incelemede; davacı tarafça arabuluculuk başvurusunda bulunmuş ve son tutanak 14.02.2020 tarihinde düzenlenmiştir. Mahkeme tarafından 6325 sayılı Kanunun 18/A maddesinin 13. bendi gereğince arabuluculuk ücretine yargılama giderleri olarak resen hükmedilmesi gerekirken bu konuda olumlu veya olumsuz karar verilmemiş olması isabetli görülmemiş, hükmün bu yönden resen düzeltilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacılar vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33 ve 355.maddeleri uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca ilk derece mahkemesini istinafa konu kararının arabuluculuk gideri yönünden resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve davanın esası hakkında yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davacılar vekili tarafından ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının resen düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL ilam harcının, peşin yatan 819,72 TL'den düşümü ile artan 204,30 TL harcın, talep hâlinde davacılara iadesine,3-Davacıların yaptığı yargılama giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına, 4-Gider ve delil avans bakiyelerinin, yatıran taraflara iadesine,5-Davalı taraf vekille temsil olunduğundan, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 7.040,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine,6-Arabuluculuk ücreti olarak kamudan harcanmış olan 1.360,00 TL'nin davacılardan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davacılar tarafından yatırılan 220,70 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacılara iadesine, b-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, hükmün düzeltme gerekçesi dikkate alınarak, takdiren davacılar üzerinde bırakılmasına, 8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,9-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.25.12.2025