12. Hukuk Dairesi 2025/8862 E. , 2026/1307 K. "" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Tarafla…
12. Hukuk Dairesi 2025/8862 E. , 2026/1307 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalılar tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 732,00 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 25.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. Üye ...'in Karşı Oy Yazısı; Alacaklının ilâmlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilâmı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. HMK’nın 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanun’un 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre kısaca ilâm; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde gerçekte ilâm olmadıkları hâlde yasa gereği "ilâm mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilâm niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. İlâmların icrası İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilâma veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilâmlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK'nın 16... . maddeleri). Kural olarak ilâmlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması şart değildir. HMK'nın Geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilâmın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilâm kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 443. maddesinin 4. fıkrası “…Gayrimenkule ve buna mütaallik aynı haklara ve aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz…” hükmünü içermektedir. Kanun koyucunun, HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında böyle bir düzenleme öngörmesinin nedeni, bu maddede sözü edilen ilâmların temyiz incelemesi sonucunda bozulması durumunda, eski hâlin iadesinin sağlanmasının son derece güç olacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır (Tanrıver, Süha: İlamlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara 1996, s. 153). Gayrimenkullerle, aile ve şahsın hukuku alanında hükümlerin kesinleşmeden icra edilmesi, telafisi zor bir takım sakıncaların doğmasına sebep olabilir. Gerek gayrimenkullere, gerek şahıs ve aile hukukuna ilişkin hükümlerin icrası tapu sicilleriyle ahvali şahsıye sicillerindeki kayıtların değiştirilmesini gerektirir. Kanun yolu yargılaması sonunda hükmün bozulması ve aksi istikamette yeni bir hükmün çıkması hâlinde ise bu sicillerde tekrar değişiklik yapmak zorunluluğu ile karşılaşılır. Bu arada hüsnüniyet sahibi kimselerin o kayıtlara dayanarak yaptıkları işlemlerin akıbetinin ne olacağı sorunu ortaya çıkabilir. İşte bu gibi sakıncaları önlemek için karar düzeltme yoluna başvurma süresi geçmeksizin veya bu yola başvurulup da, istem reddolunmaksızın gayrimenkullere, aile ve şahsın hukukuna ilişkin hükümlerin icra olunamayacağını kabul zorunluluğu vardır (Bilge, Necip: Medeni Yargılama Hukukunda Karar Düzeltme, Ankara 1973, s. 171- 172). Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 443/4. maddesi gereğince aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz. Anılan maddede belirtilen hükümler, Medenî Kanun’un Kişiler Hukuku ve Aile Hukuku kitaplarında yer alan konulara ilişkin tüm hükümler olmayıp, kişinin doğrudan şahsı ya da ailevî yapısı ile ilgili hukukî durumunda değişiklik yaratan ilâmlar ile bu ilâmların fer'i (eki) niteliğindeki hükümlerdir. Örneğin ad, soyad, yaş tashihi, velâyetin nez'i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun fer'î niteliğindeki hükümler gibi (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 923- 924). Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, s. 2222). Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.02.2001 tarihli ve 2001/12-206 E., 2001/217 K. sayılı kararında boşanma kararının kesinleşmesinden sonra hüküm altına alınan manevi tazminata ilişkin ilâmın icraya konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediği benimsenmiştir. Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-2833 E., 2020/855 K. ile 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-1928 E, 2020/854 K. sayılı kararlarında da ilamlı icra takibe dayanak ilâmdaki tazminatın, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) "Kişiler hukuku" başlıklı Birinci Kitabı’nın "Kişiliğin korunması" başlığı altında yer alan 24... . maddelerinden kaynaklanmakta ise de davacılar tarafından açılan manevi tazminat davasının mali hakka yönelik olduğu, mahkemece manevi zarara karşılık bir miktar paranın ödenmesine karar verildiği, ilâm tarafların şahsı ya da ailevî yapısı ile ilgili hukukî durumlarında, kayıt ve sicilinde değil, mal varlığında değişiklik yaratacak nitelikte olduğundan ilâmın takibe konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediği kabul edilmiştir. Bu noktada belirtmek gerekir ki haksız rekabet konusu hem 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda (BK) hem de 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) düzenlenmiştir. BK’nın 48. maddesine göre yanlış ilanlar veya iyi niyet kurallarına aykırı diğer davranışlar sonucunda müşterileri azalan ya da bunları kaybetmek korkusuna maruz olan kimse, bu davranışlara son verilmesi için fail aleyhine dava açılabilir ve failin kusurunun varlığı hâlinde uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir. Kişinin ekonomik alandaki faaliyet özgürlüğünü güvence altına almak düşüncesine dayanan bu hüküm ile ekonomik kişiliğin korunması amaçlanmıştır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2008, s. 302, 305). Borçlar Kanunu’nun 48. maddesinin 2. fıkrasında ise ticarî işlere ait olan haksız rekabet hakkında Ticaret Kanunu hükümleri saklı tutulmuştur. Böylece ticarî işlerde ortaya çıkan haksız rekabet hâlleri TTK hükümlerine, adi işlerdeki haksız rekabet ise BK’nın 48. maddesine tabi bulunmaktadır. TTK’nın 56. maddesine göre haksız rekabet, aldatıcı hareket veya iyiniyet kurallarına aykırı sair suretlerle ekonomik rekabetin her türlü kötüye kullanımıdır. TTK’nın 58. maddesinde haksız rekabet nedeniyle açılabilecek hukuk davaları tespit, men, haksız rekabetin sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması ve tazminat davası olarak sayılmıştır. Tespit davasıyla davalının davranışının haksız rekabet oluşturup oluşturmadığı karara bağlanır. Men davası ile devam eden veya tekrarlanma tehlikesi bulunan haksız rekabet hâlinin durdurulması istenir. Tazminat davası ile kusur var ise zarar ve ziyanın tazmini istenebilir. Ayrıca BK’nın 49. maddesinde gösterilen şartlar var ise manevi tazminat da istenebilir. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; alacaklı vekili tarafından başlatılan ilâmlı icra takibine dayanak Aksaray 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/376 Esas sayılı 2025/102 Karar sayılı kararında, "...2-Birleşen Aksaray 3. AHM’nin 2021/376 sayılı davanın kabulüne, 3-Birleşen Davada davaya konu edilen ve davalı tarafından gerçekleştirilen BEŞEL ibaresi kullanımlarının davacı ...’e 18.10.2018 başvuru tarihli 2018/93195 sayılı Beşelsan ibareli marka hakkında TECAVÜZ OLARAK TESPİTİNE, mevcut tecavüzün durdurulmasına, “Beşel” ibaresinin davalılara ait tüm levhalardan, ürün kalıplarından, işçi kıyafetlerinden, ürünlerden, ambalaj kutularından, afişlerden, web adreslerinden, mail adreslerinden kaldırılmasına/silinmesine, 4-Birleşen davada tecavüz oluşturan eylemler sonucu elde edilen kazanç nedeniyle talep edilen 8.100.500,00 TL’nin birleşen dava tarihi olan 14.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı ...’nden alınarak davacılara verilmesine” şeklinde karar verildiği bu ilama dayalı olarak tecavüz kazancı işleyen faiz, vekalet ücreti ve yargılama giderleri için ilamlı icra takibi başlatıldığı görülmektedir. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkelere göre, takibe dayanak ilamda davacının davasının haksız rekabet yönünden kabulü ile davalıların dava konusu eylemlerinin aksız rekabet oluşturduğunun tespit ve men’ine karar verilerek, maddi tazminata hükmedilmiş ise de, ilam tarafların şahsı ya da ailevi yapısı ile ilgili hukuki durumlarında, ticaret sicili kayıtlarında değil, mal varlığında değişiklik oluşturabilecek nitelikte olduğundan ilamın icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. HGK’nın 28.12.2022 tarih ve 2021/12-281 Esas, 2022/1937 Karar sayılı kararı da bu yöndedir. Yukarıda yazılan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin takibin iptaline ilişkin kararının bozulması görüşünde olduğumdan kararın onanması yönündeki karara katılamıyorum.25.02.2026