T.C. İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/251 Esas KARAR NO : 2026/22 DAVA : İstirdat DAVA TARİHİ : 04/01/2024 KARAR TARİHİ : 15/01/2026 Mahkememizde görülmekte olan İstirdat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... 36. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasının talimatı ile, .. uyruklu müvekkilleri ... ile ...'nin ...’da bulunan iş yeri adresine 04.08.2023 tarihinde ... İcra Müdürlüğünün..…
T.C. İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/251 Esas KARAR NO : 2026/22 DAVA : İstirdat DAVA TARİHİ : 04/01/2024 KARAR TARİHİ : 15/01/2026 Mahkememizde görülmekte olan İstirdat davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... 36. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasının talimatı ile, .. uyruklu müvekkilleri ... ile ...'nin ...’da bulunan iş yeri adresine 04.08.2023 tarihinde ... İcra Müdürlüğünün... Tal. Sayılı dosyası ile hacze gelindiğini, borçlu ile müvekkilleri arasında herhangi bir ticari ortaklık ilişkisi bulunmamasına rağmen haksız ve hukuka aykırı şekilde haciz işlemi uygulandığını, müvekkillerinin, haciz işleminden çok önce mecuru iş yeri olarak kiraladıklarını ve faaliyete başladıklarını, borçlu ... ile yetkilisi ... haciz yapılan adreste daha öncesinde faaliyet yürüttüğünü ve adresi terk ettiğini, borçtan ve borçlulardan haberdar olmayan müvekkili ...'in, işyerini 05.07.2023 tarihinde boş olarak mal sahibinden kiraladığını ve vergi açılışını gerçekleştirerek faaliyete başladığını, borçlu ... ile yetkilisi ...'nin, daha öncesinde işbu adreste faaliyet yürütmüş olması, o adreste sonradan kira sözleşmesi ile faaliyet gösteren kişilere yahut şirketlere haciz işlemi için gidilebileceği anlamına gelmediğini, haciz günü, borçlunun mahalde hazır olmayıp alacaklı vekili tarafından aranmak sureti ile çağrıldığını, gelinen hacizde, mahalde borçlu ...aranmak sureti ile hazır edildiğini fakat alacaklı vekili ile icra memurunun yönlendirmesi ile tutanağa sanki mahalde hazırmış gibi geçirildiğini, müvekkillerinin Suriye uyruklu olmaları nedeni ile yeterli düzeyde Türkçe bilmemeleri ile haczin anlam ve mahiyetini bilemiyor oluşlarından ötürü, haciz tutanağı hatalı şekilde düzenlendiğini, borçlu ile alacaklı tarafından verilen alacağın temlik edileceği vaatleri ile bu konudaki itiraz sürelerinin kaçırıldığını, tutanaktaki, "borçlu mahalde hazırdır" şeklindeki ibare yanlış yönlendirmeler ile hazırlandığını, borçlunun mahale danışıklı olarak geldiğini ve tutanağı imzaladığını, bunun üzerine alacaklı tarafından İİK 97.maddesi gereği takibin devamına ilişkin karar alınıp tekrar haciz işlemi için gelindiğini, İİK 97.kararından sonra alacaklı tarafından, müvekkillerinin iş yerine muhafaza işlemi için gelindiğini, müvekkillerinin, haciz ve icra baskısı altında iş yerlerinin tümden kaldırılacağına yönelik tehdit edildiğini, bu aşamada haczin anlam ve mahiyetini idrak etmeye bilgisi ve Türkçesi yetmeyen müvekkillerinin, işlerinin aksamaması adına tamamen haciz ve icra baskısı ve hatalı yönlendirmeler ile borca kefil olduklarını, bir kısım nakit bir kısım senet olmak üzere 218.000,00-TL borcun altına sokulduğunu, yapılan toplam ödemenin 218.000,00TL olup, borçlu olmadıkları bir parayı haksız yere ödemek durumunda kaldıklarını, borcun taahhüdü altına girilen bononun, 25.08.2023 tarihinde imza altına alındığını, alacaklı yanın, borcu ödedikleri takdirde alacağı müvekkillerine alacağı temlik edeceğini yahut rücu belgesi vereceğine ilişkin taahhütte bulunduğunu, fakat müvekkillerine ne alacak temlik edildiğini ne de rücu belgesi verildiğini, müvekkillerin yabancı uyruklu oluşundan ve tecrübesizliğinden faydalanan alacaklı yanın, haciz baskısı altında müvekkilinden haksız yere alacağını tahsil ederek müvekkillerimizi hile ile yanıltma yolunu seçtiğini, bu danışıklılığın, mahale borçlunun çağrılması ve sanki borçlu mahalde faaliyet gösteriyormuşçasına bir izlenim verilmesi durumunda da görüldüğünü, borçlunun, her alacaklısına müvekkilinin adresini gösterdiğini ve bu şekilde danışıklı olarak müvekkillerini kendi borcunun külfeti altına soktuğunu belirterek; Müvekkillerin davalı alacaklı ... A.Ş.'ye ... 36. İcra Müdürlüğünün ...E. Sayılı dosyası bakımından borçlu bulunmadığının tespitine, müvekkilinin borçlu olmadığı halde icra baskısı ile tarafı dahi olmadığı, ... 36. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosya borcuna karşılık ödemek zorunda kaldığı 218.000,00-TL'nin ödeme gününden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ile istirdatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP :Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; icra dosyasında borçlu sıfatı bulunmayan davacının müvekkiline karşı istirdat davası açmasının husumeten mümkün olmadığından, açılan davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : Dava, icra dosyasına yapılan haksız ödemeden bahisle davalı alacaklı ... A.Ş.'ye ... 36. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyası bakımından borçlu bulunmadığının tespitine yönelik menfi tespit ve ... 36. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosya borcuna karşılık ödendiği belirtilen 218.000,00TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte istirdatı istemine ilişkindir. Dosyada tarafların bildirdiği belgeler, ... 36. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası, ....İcra Müdürlüğü'nün ... Talimat sayılı dosyası, ... 30. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası, ... İcra Müdürlüğü'nün ... Talimat sayılı dosyası, İTO kaydı delil olarak değerlendirilmiştir. Mahkememizin 03/10/2024 tarihli, ...Esas, ...Karar sayılı kararı ile davanın aktif husumet nedeniyle reddine karar verilmiş, davacılar vekili kararı istinaf etmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesi'nin 26/03/2025 tarih, ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile ''Her ne kadar ilk derece mahkemesince davanın İİK’nun 72. maddesi uyarınca açılan istirdat davası olduğu ve bu davanın yalnızca icra dosyasındaki borçlu tarafından açılabileceği gerekçesiyle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmişse de, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun... E- ...K. sayılı kararında belirtildiği gibi, iş yerine hacze gelinen davacılar tarafından alacaklıya ödenen paranın istirdatı için açılan davanın sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda Mahkemece davanın sebepsiz zenginleşme nedenine dayalı istirdat davası olduğu kabul edilerek, işin esasına girilmesi ve tarafların delilleri toplanıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Davacılar vekilinin istinaf talebi bu nedenle kabul edilerek, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yargılamaya devam olunmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.'' bahisle kaldırılmasına karar verilmiştir. TMK'nın 6. maddesine göre "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." HMK'nun 190. maddesi gereğince de, "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." Menfi tespit ve istirdat davalarında da, HMK'nın ispata ilişkin genel kuralları geçerlidir. Bu davalarda davacı taraf, borçlu olmadığını iddia ettiğine göre, olumsuz bir durumun ispatı mümkün olmadığından, kural olarak ispat yükü alacaklıya aittir. Başka bir ifade ile, menfi tespit davasında hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü alacaklıdadır. Bununla beraber, davacının iddiasına göre ispat yükünün yer değiştirmesi de mümkündür. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel ilişkiden doğan talep hakkına ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. (HGK'nun ... Esas ...Karar ...Esas ... Karar sayılı ilamları) Bu nedenle kambiyo senetleri hakkında açılan menfi tespit davalarında, senedin dayanağı olduğu ileri sürülen hukuki ilişki ile senet metnindeki borç sebebi karşılaştırılarak, ispat yükünün kime düşeceği belirlenir. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Kambiyo senedinin bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü kambiyo senedinin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit ve istirdat davalarında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. (Yargıtay HGK'nun ...E-... K sayılı kararı) 30/09/2025 tarihli ara karar ile dosyanın bilirkişi heyetine tevdiine karar verildiği, davanın istirdat davası olduğu gözetilerek bilirkişi delil avansının davalı tarafça ikmaline hükmedildiği, davalı vekilinin 09/10/2025 tarihli dilekçesi ile bilirkişi delil avansının davalı tarafça yatırılmasına dair ara karardan rücu edilmesi talebinde bulunduğu, 10/10/2025 tarihli ara karar ile ispat yükünün davalı taraf üzerinde olması sebebiyle davalı vekilinin ara karardan rücu talebinin reddine karar verildiği, ara kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği ancak bilirkişi delil avansının davalı tarafça ikmal edilmediği tespit edilmiştir. 30/09/2025 tarihli ara karar ile dosyanın bilirkişi heyetine tevdiine karar verildiği, davanın istirdat davası olduğu gözetilerek bilirkişi delil avansının davalı tarafça ikmaline hükmedildiği, davalı vekilinin 09/10/2025 tarihli dilekçesi ile bilirkişi delil avansının davalı tarafça yatırılmasına dair ara karardan rücu edilmesi talebinde bulunduğu, 10/10/2025 tarihli ara karar ile ispat yükünün davalı taraf üzerinde olması sebebiyle davalı vekilinin ara karardan rücu talebinin reddine karar verildiği, ara kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği ancak bilirkişi delil avansının davalı tarafça ikmal edilmediği anlaşılmakla kesin süre verilmesi halinde HMK'nın 94/3. maddesi uyarınca kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkacağından kesin süre ara kararından sarfı nazar edilemeyeceği ve ihtaratın infazının gerektiği anlaşılmakla davalı tarafın bilirkişi delili ikamesinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. Mahkememizce duruşma günleri tayin edilirken celse arası süreler, bilirkişi raporunun hazırlanması ve tebliğ edilme süresi gözetilerek belirlenmekte olup, bilirkişi ücretinin belirlenen duruşma gününe kadar yatırılmamasının, celse talikine ve dolayısıyla yargılamanın uzatılmasına sebebiyet verdiği kanaatine varılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 94. maddesinde: "(1) Kanunun belirlediği süreler kesindir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/6 md.) Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. (3) Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar" düzenlemesine yer verilmiştir. Yukarıda yer verilen ilkeler ve bilgiler ışığında dava dilekçesi, yazı cevapları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 30/09/2025 tarihli ara karar ile dosyanın bilirkişi heyetine tevdiine karar verildiği, davanın istirdat davası olduğu gözetilerek bilirkişi delil avansının davalı tarafça ikmaline hükmedildiği, davalı vekilinin 09/10/2025 tarihli dilekçesi ile bilirkişi delil avansının davalı tarafça yatırılmasına dair ara karardan rücu edilmesi talebinde bulunduğu, 10/10/2025 tarihli ara karar ile ispat yükünün davalı taraf üzerinde olması sebebiyle davalı vekilinin ara karardan rücu talebinin reddine karar verildiği, ara kararın taraflara usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği ancak bilirkişi delil avansının davalı tarafça ikmal edilmediği, kesin süre verilmesi halinde HMK'nın 94/3. maddesi uyarınca kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkacağından kesin süre ara kararından sarfı nazar edilemeyeceği ve ihtaratın infazının gerektiği anlaşılmakla davalı tarafın bilirkişi delili ikamesinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiş olup, davalı tarafın bilirkişi delili avansını süresi içerisinde yatırmamasının celse talikine de sebebiyet vermesi hususu gözetilerek huzurdaki davada alacağın varlığını ispat yükü davalı tarafta olup davalı tarafça bilirkişi raporu tanzimi için gerekli delil avansı süresinde yatırılmadığından tarafların ticari defter ve kayıtları ile uyuşmazlığın esasına ilişkin bilirkişi raporu tanzim edilememiş olup, mevcut delil durumuna göre davalı tarafın alacak iddiasını ispat edemediği sonuç ve kanaatine ulaşılmış ve bu sebeplerle, davanın kabulü ile, ... 36. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takibi nedeniyle davacıların davalıya karşı borçlu olmadığının tespitine, 50.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 25.08.2023 tarihinden itibaren, 68.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 25.08.2023 tarihinden itibaren, 100.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 20.09.2023 tarihinden itibaren, işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan istirdadı ile davacıya verilmesine, davanın kabulüne karar verilmekle davalının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/4. fıkralarındaki koşullar oluşmadığından reddine, karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, a)... 36. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takibi nedeniyle davacıların davalıya karşı borçlu olmadığının TESPİTİNE, b)50.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 25.08.2023 tarihinden itibaren, 68.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 25.08.2023 tarihinden itibaren, 100.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 20.09.2023 tarihinden itibaren, işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan istirdadı ile davacıya verilmesine, 2-Davalının kötü niyet tazminat talebinin İİK'nın 72/4. fıkralarındaki koşullar oluşmadığından reddine, 3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gereken 14.891,58-TL nispi karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 3.723,66-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 11.167,92-TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı taraflarca yapılan 3.723,66-TL peşin harç, 427,60-TL başvurma harcı, 1.335,00-TL posta giderleri olmak üzere toplam 5.486,26-TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacı taraflara verilmesine, 5-Davacı taraflar kendisini vekille temsil ettirdiğinden kabul edilen miktar üzerinden, karar tarihinde geçerli A.A.Ü.T.'deki esaslara göre belirlenen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine, 6-... Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.200,00-TL arabuluculuk tarife bedelinin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, buna ilişkin harç tahsil müzekkeresi yazılmasına, 7-Artan gider/delil avansından artan avans olması halinde, hüküm kesinleştiğinde ve talep edildiğinde yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.15/01/2026 Katip ¸e-imzalıdır Hakim ¸e-imzalıdır *Bu belge 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.*