T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/584 - 2026/847 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/584 KARAR NO : 2026/847 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 05/12/2023 NUMARASI : 2023/24 E. - 2023/217 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/584 - 2026/847 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/584 KARAR NO : 2026/847 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 05/12/2023 NUMARASI : 2023/24 E. - 2023/217 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/12/2023 tarih ve 2023/24 E. - 2023/217 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı ... tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin tanınmış “...” markasının sahibi olduğunu, davalı yanın 2020/157397 başvuru numarası ile “...” biçiminde marka başvurusunda bulunduğunu, başvuruya yönelik itirazlarının kısmen kabul edildiğini ve başvuru kapsamından 30. Sınıftaki “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler.” mallarının çıkartıldığını, kalan mal ve hizmetler yönünden ise itirazların reddine karar verildiğini, verilen kararın hatalı olduğunu, müvekkilinin markasının gıda sektöründe T/02541 numarası sayısı ile tanınmış marka olarak kabul edildiğini, başvurudan çıkarılan "Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler" emtiasının, halen markanın tescil talep ettiği 35. sınıfın altında bulunduğunu, taraf markalarındaki “...” ve “...” ibarelerinin tüketicide yarattığı algı, okunuş ve duyuluşun aynı olduğunu, eklenen “...” sözcüğünün ayırt edici olmadığını ileri sürerek 2022-M-15904 sayılı YİDK kararının iptalini ve dava konusu markanın tescili halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu başvuru kapsamından 30. Sınıftaki “Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler” mallarının, davacı yanın itirazları sonrasında çıkartıldığı, başvuru kapsamında kalan 35. Sınıftaki hizmetlerin ise başvuru kapsamından daha evvel çıkartılmasına karar verilen 30. Sınıftaki mallara özgülenmiş satış hizmetleri olduğu, davacı yana ait önceki tarihli markalar kapsamında ise doğrudan 35. Sınıftaki bu satış hizmetleri yer almadığı, dava konusu marka kapsamında kalan yer alan 35. Sınıftaki satış hizmetlerine konu mallar ile davacı yanın önceki tarihli markaları kapsamında yer alan malların arasında mal – malın satışı hizmeti bağlamında değerlendirilebilecek bir benzerlik ilişkisi bulunduğu, SMK'nın 6/1. maddesi yönünden tescil engellerinde aranan şartlardan biri belirtili emtia yönünden gerçekleştiği, davacı adına tescilli "..." esas ibareli markalar ile davalının "..." ibareli markası arasında asli ve hakim unsur “...-...” şeklindeki azımlara sahip ibareler olup ortalama bir tüketicinin taraf markalarını her koşulda bir arada görme ihtimalinin bulunmadığı gözetildiğinde, markalar arasındaki tekrarlayan “s” harfinden ibaret yazım farkını, özellikle gıda ürünleri ve bu ürünlerin satışı hizmetlerinde, tüketicinin daha evvelden bildiği davacıya ait “...” markaları varken, algılayıp anlamlandıramayabileceği, başka bir ifadeyle dava konusu markayı da esasen doğrudan “... ...” olarak yorumlayabileceği, dava konusu markada “...” ibaresi üzerindeki algıyı geri plana iter nitelikte ek unsurların bulunmadığı, “...” kelimesinin bütünsel algıyı yeterli düzeyde farklılaştırmayı başarmadığı, taraf markaları görsel anlamda da bir farklılık taşımadığı, bu nedenle kelimesel açıdan güçlü bir benzerlik ilişkisinde oldukları, yine aynı sebeplerle işitsel ve kavramsal olarak da arasında güçlü bir benzerliğin bulunduğu, davacı yanın “...” markalarının gıda sektöründe ve özellikle “süt ve süt ürünlerinde” tanınmış nitelikte olmasının tüketicinin edinmesi muhtemel bu algıda etkileyici rol oynayacağı gerekçesi ile 2022-M-15904 sayılı YİDK kararının iptaline, 2020/157397 başvuru numaralı markanın tescil edilmediği anlaşıldığından hükümsüzlük konusunda karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde davanın tüm yönleri ile reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin isabetli olmadığını, davaya konu markanın 35’nci sınıfta yer alan “Müşterilerin malları elverişli bir şekilde görmesi ve satın alması için Kahve, kakao; kahve veya kakao esaslı içecekler, çikolata esaslı içecekler. Mallarının bir araya getirilmesi hizmetleri; (belirtilen hizmetler perakende, toptan satış mağazaları, elektronik ortamlar, katalog ve benzeri diğer yöntemler ile sağlanabilir.)” hizmetlerinde; davacı mesnet markalarının ise 05, 29, 30, 32’inci sınıfta tescilli olduğunu, markalar arasında sınıfsal açıdan mal/hizmet benzerliği bulunmadığını, SMK'nın 6/1. maddesi kapsamında aranan şartların sağlanmadığını, davacı markalarının hem kapsadığı mal ve hizmetler açısından hem farklı unsurlar kullanılarak oluşturulan genel görünümleri itibariyle davalı markasından farklılaştığını, söz konusu ibarenin ayırt edicilik düzeyinin düşük olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." esas ibareli tescilli markaları arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunduğu, zira taraf markalarında bulunan esas unsurların "..." ibaresi olduğu, bu ibarenin her iki markada da aynen bulunduğu, davacı yanın “...” markalarının gıda sektöründe ve özellikle “süt ve süt ürünlerinde” tanınmış nitelikte olduğunun belirlenmiş olmasının da iltibası artıracağı, diğer yandan başvuru kapsamında kalan 35. Sınıftaki hizmetlerin, davacının mesnet markalarının kapsamında bulunan 30. Sınıftaki mallara özgülenmiş satış hizmetleri olduğu, yani tarafların markalarının kapsamlarının da benzer bulunduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden mesnet markalardan farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, her iki marka arasında yanılgı yaşayabileceği, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davalı markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği yani markaları karıştırabileceği anlaşılmakla, davalı ... vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Ancak mahkemece, "Dava açılırken alınan peşin maktu karar ilam harcı yeterli olduğundan ve yeniden değerleme oranı nedeniyle ortaya çıkan güncel peşin harca denk olduğundan, denk olan harcın güncel olan harca tamamlanması mülkiyet hakkı ihlali olacağından yeniden harç alınmasına yer olmadığına" karar verilmesi doğru olmamıştır. Zira, harçlar, özel ve tüzel kişilerin, özel çıkarlarına ilişkin olarak kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir (07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, RG.12.12.1964, sayı:11880, Kuru, Baki, s:5305). Bir davada alınacak harçlar ve oranları (yargı harçları), 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda ve bu Kanun'a bağlı 1 sayılı Tarife'de gösterilmiştir. Her davanın başlangıcında taraflardan, başvurma harcı ve karar ve ilam harcı olmak üzere iki tür harç alınır. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "Maktu harçlarda ödeme zamanı" başlıklı 27. maddesinde; "(1) sayılı tarifede yazılı maktu harçlar ilgili bulunduğu işlemin yapılmasından önce peşin olarak ödenir. Mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler, harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç peşin veya süresinde ödenmemiş ise, mütaakıp muamelelere ancak harç ödendikten sonra devam olunur". hükmü, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun Mükerrer Madde 138/2. maddesinde de; "Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan maktu harçlar (Maktu ve nispi harçların asgari ve azami miktarlarını belirleyen hadler dahil), o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır". hükmü bulunmaktadır. Başvurma harcı, dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken maktu bir harç olup, dava açılırken başlangıçta ödenen bu harcın, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, başvuru işleminin yapılmasına ilişkin bulunması, diğer bir deyişle ilgili bulunduğu işlemin, dava açarken başvuru işleminin yapılması ile tamamlanmış olması nedeniyle sonradan yeniden değerleme oranına göre arttırılamayacağı tabiidir. Karar ve ilam harcı, nispi ve maktu karar ve ilam harcı olmak üzere iki çeşit olup, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden nispi olarak karar ve ilam harcı alınır. Nispi harçlarda ödeme zamanını düzenleyen Harçlar Kanunu'nun 28/a maddesi uyarınca, karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Peşin olarak ödenecek bu dörtte bir karar ve ilam harcı, dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden hesaplanır. Yargılama sırasında dava değerinin daha fazla olduğu tespit edilirse eksik karar ve ilam harcı tamamlattırılır (Harçlar Kanunu m.16/4, 30). İlk derece mahkemesince mülkiyet hakkının ihlali görülen harç ise, davanın başlangıcında davacıdan alınan maktu karar ve ilam harcıdır. Nispi karar ve ilam harcına tabi davalar dışındaki hallerde veya davanın reddine karar verilmesi halinde, alınması gereken karar ve ilam harcı, maktudur. Maktu harca tabi davalarda karar ve ilam harcının tamamı, dava açarken peşin olarak ödenir. Ancak başvuru harcından farklı olarak maktu karar ve ilam harcında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi uyarınca, "ilgili bulunduğu işlem", diğer bir deyişle dış dünyada değişiklik yaratan, taraflarca infaza konulabilecek şey, mahkemece verilen "karardır". Dolayısıyla maktu karar ve ilam harcının alınma zamanı da esasen mahkemece verilen karar tarihidir. Zira maktu harcın hangi taraftan alınacağı ya da başlangıçta nispi harca tabi bir davada, sonradan davanın reddine karar verilip verilmeyeceği de ancak karar tarihi itibariyle belli olmaktadır. O halde maktu karar ve ilam harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesinde belirtilen "mahiyetleri icabı işin sonunda hesap edilip alınması gerekenler" türünden bir harçtır. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'na bağlı 1 sayılı Tarife'nin, maktu karar ve ilam harcını düzenleyen A/III-2. maddesinde, her bir karar türüne göre alınması gereken harç miktarı ayrı ayrı belirtilirken, her bir karar türü için maddede yer alan "kararlar" ibarelerinden, yukarıda açıklandığı üzere, bir davada verilecek kararın ne olacağının, ancak karar tarihi itibariyle ortaya çıkabileceği, yine tarafların ellerinde ancak mahkemece bir karar verilmesi halinde yararlanabilecekleri, infazı mümkün bir belge bulunabileceği maddi gerçeğinden hareketle, maktu karar ve ilam harçlarının da karar tarihi itibariyle hesap edilip alınması gerektiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, dava açarken başlangıçta ödenen maktu karar ve ilam harcının, sonradan yürürlüğe giren tarife ile artırılması halinde, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 27/1. maddesi ve Mükerrer Madde 138/2 hükümleri uyarınca, eksik tutarın ilgilisine tamamlattırılması gerekirken, yazılı gerekçeyle hüküm kurulması doğru değildir. Kaldı ki kamu düzenine ilişkin olan karar ve ilam harcının, karar tarihine göre belirlenmesi gerektiği, aynı mahkeme hakimi tarafından aynı yönde verilen bir kararın, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2024 tarih ve 2024/3186 Esas, 2024/8189 Karar sayılı kararı ile "yargılama harçlarının kamu alacağı niteliğinde ve re'sen dikkate alınacak hususlardan olduğu" gerekçesiyle doğru görülmeyip, düzeltilerek onanması suretiyle de tespit edilmiş olup, Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesi kararı, sadece davalı tarafından istinaf edilmiş ise de yargılama harçları kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, harçlar konusunda kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ise tabiidir (Yargıtay 5. HD.'nin 22/01/1982 tarih ve 12534/240). HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin diğer istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 05/12/2023 Tarih ve 2023/24 Esas - 2023/217 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA; 3-DAVANIN KABULÜ ile, Türk Patent ve Marka Kurumunun 2022-M-15904 sayılı YİDK kararının iptaline, 4-2020/157397 başvuru numaralı markanın tescil edilmediği anlaşıldığından hükümsüzlük konusunda karar verilmesine yer olmadığına, 5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00-TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 179,90-TL harçtan mahsubu ile bakiye 552,10-TL'nin davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden ilk derece karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 25.500.00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 3.750,00-TL bilirkişi ücreti, 401,00-TL tebligat ve posta gideri, istinaf aşamasında yapılan 150,00-TL tebligat ve posta ücretinden oluşan toplam 4.301,00-TL yargılama giderine, 179,90-TL peşin harç, 179,90-TL başvurma harcı eklenerek oluşan toplam 4.660,80-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı Kurum tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 9-Davalı şahıs tarafından yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 11-Davalı ... peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde anılan davalı Kuruma iadesine, 12-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 24/04/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/04/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.