İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/01/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,müvekkili şirket ile davalı yan arasında Ekim 2010 tarihinde imzalanan ... ...Bayilik Sözleşmesi uyarınca müvekkilinin, ... bayilik kodu ile, davalı şirketin ...Bayi…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1175 KARAR NO : 2026/96 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 03/11/2021 NUMARASI : 2018/611 Esas - 2021/740 Karar DAVA: Tazminat (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/01/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle,müvekkili şirket ile davalı yan arasında Ekim 2010 tarihinde imzalanan ... ...Bayilik Sözleşmesi uyarınca müvekkilinin, ... bayilik kodu ile, davalı şirketin ...Bayisi olarak faaliyete başladığını, taraflar arasındaki söz konusu sözleşme 5 yıl süreli olarak imza edildiğini, ancak taraflar bayilik faaliyetinin devamı konusunda anlaşmaları neticesinde sözleşmenin belirsiz süreli hale geldiğini, müvekkili şirketin süreç içerisinde Kanunlara, taraflar arasındaki sözleşme ve iyi niyet kurallarına uygun olarak faaliyetini devam ettirdiğini ,sözleşme ilişkisi belirsiz süreli olarak devam ederken tarafların 25.07.2017 tarihinde sonlandırma protokolü ile 31.07.2017 tarihi itibariyle sözleşme ilişkilerini sona erdirdiklerini , taraflar arasındaki Bayilik Sözleşmesinin sonlandırılması neticesinde bazı hak ve alacaklardan karşılıklı olarak vazgeçilmiş olmasına rağmen T.T.K. anlamında hak kayıpları, mahrum kalınan kârlar ve Rekabet Yasağı anlaşması dolayısıyla ödenmesi gereken tazminatların davalı tarafından müvekkili şirkete ödenmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 23. maddesi hükmüne göre “rekabet yasağı anlaşması” yapılması nedeniyle müvekkili şirketin aynı faaliyet kolunda faaliyette bulunamadığını, bu nedenden dolayı T.T.K. 123 madde hükmü uyarınca davalı yanın rekabet sınırlaması dolayısıyla acenteye uygun bir tazminat ödemesinin şart olduğunun da kanun hükmü ile belirlendiğini beyanla belirsiz alacak davası olarak açılmış olan ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 62.000,00 TL bedelli söz konusu davada müvekkili şirketin uğradığı maddi zararlar ile kazanç kaybı zararları ile denkleştirme ve rekabet yasağı anlaşması nedeniyle ödenmesi gereken tazminatların sözleşmenin feshedildiği 31.07.2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak müvekkili şirkete ödenmesine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalıya tahmiline karar verilmesini, talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, davacı ... ... Ltd. Şti. ile müvekkili şirket arasında 20.12.2010 tarihinde ... ...Bayilik Sözleşmesi imzalandığını, davacı bayinin ... no.lu bayilik kodu ile ...Bayisi olarak müvekkili şirket tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde ... Satış Noktalarına “...” markası altında, izin verilen ürün ve hizmetlerin satış, dağıtım ve pazarlamasının yapılması hakkını haiz olup, aynı zamanda söz konusu ... Satış Noktalarının ... ürün ve hizmetlerinin satış ve pazarlamasının yapılması faaliyetlerinden de sorumlu olduğunu, tarafların 25/07/2017 tarihinde imzaladıkları “Sonlandırma Protokolü ve İbraname” nin 3.1. maddesi doğrultusunda Sözleşme’nin 31.07.2017 tarihi itibariyle sona ereceği hususunda mutabık kaldıklarını ve bu tarih itibariyle davacının Dağıtım Merkezi faaliyetlerinin sona erdiğini, davacının basiretli bir tacir olarak alacağını kesin olarak belirleyebilmesi mümkün olduğundan şartlarını taşımayan belirsiz alacak davası için hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı ile müvekkili şirket arasında akdedilen sözleşmenin usulüne uygun olarak taraflar arasında imzalanan 14.07.2017 tarihli "Sonlandırma Protokolü ve İbraname" doğrultusunda feshedildiğini , davacının müvekkili şirketten yoksun kalınan kar kaybının talep edebilmesinin mümkün olmadığını, davacı bayinin faaliyet lokasyonundaki müşteri portföyünün müvekkili şirketlerin müşteri portföyü olduğunu ve davacı şirketin müşteri portföyü olmadığını, bu nedenle portföy tazminatının yasal şartlarının oluşmadığını beyanla huzurdaki haksız ve mesnetsiz davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Son olarak davacı yanın TTK'nın 122 ve 123. maddelerine dayalı denkleştirme tazminatı ile rekabet yasağından kaynaklı maddi tazminat istemi irdelenmiş olup davacı yanın davalının acentesi olduğunu iddia ederek anılı tazminat taleplerini ileri sürdüğü, davalının ise acentelik ve münhasırlık ilişkisinin bulunmadığını savunduğu anlaşılmış olup uyuşmazlığın; bayilik sözleşme ilişkisinin davacıya acentelik/tek satıcılık vasfını sağlayıp sağlamadığı, davacının acente /tek yetkili satıcı olmasına yönelik sürekli bir anlaşmanın olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmıştır. Nitekim denkleştirme istemi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 122. maddesinde, rekabet yasağı anlaşması ise TTK 'nın 123. maddesinde hüküm altına alınmış olup acentenin müvekkiline sağladığı müşteriler veya müvekkilin sözleşme sona erdikten sonra bu müşterilerden sağlamaya devam ettiği faydaya bir karşılık olmak üzere, acenteye uygun bir tazminat talep etme hakkı tanınmıştır. Bu tazminata ve rekabet yasağı anlaşmasından kaynaklı talebe hak kazanmak için öncelikle taraflar arasındaki acentelikten doğan geçerli bir sözleşme ilişkisinin mevcut olup bu ilişkinin sona ermiş olması gerekmektedir. (TTK madde 122/1) Her ne kadar davacı taraf acente olduğunu ileri sürerek huzurdaki davayı ikame etmiş, tahkikat aşamasında ise dava dilekçesindeki anılı iddiasının yanında Hatay ve Osmaniye illerinde tek satıcı olduğunu beyan ederek ek rapora itirazında imzasız bir kısım taahhütname, emsal ihtarname ile mail yazışmaları ibraz etmiş ise de yanlar arasındaki bayilik sözleşmenin 6.1 maddesi ile davalı yanın davacıyı münhasır yetkili olmaksızın ...bayisi olarak tayin ettiğinin açıkça hüküm altına alındığı görülmüştür. Yine sözleşmenin 7.2 ve 7.3 maddelerinde de davacı bayinin davalı adına ve hesabına yahut kendi adına ve davalı hesabına hiç bir işlem yapamayacağının düzenlendiği, 7.1 de belirtilen konu dışında ( satış- pazarlama konusundaki denetleme ve kontrol ...) davacının davalının temsilcisi olmadığının bağıtlandığı anlaşılmıştır. Akit tarihine göre tatbiki gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1. ve devamı maddelerinde sözleşmenin kurulması ile hükümleri düzenlenmiş ve sözleşmenin, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla (rızalarını beyan etmeleriyle) kurulacağı hüküm altına alınmış olup sözleşme ilişkisinin varlığı halinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin sözleşme kapsamına göre belirlenmesi gerekmektedir. Sözleşmede açık hüküm olmayan hallerde ise yasada yer alan tamamlayıcı kurallardan yararlanılması mümkündür. Dolayısıyla yanlar arasındaki sözleşme maddeleri açık ve belirli olmakla tarafların hak ve yükümlülüklerinin sözleşme kapsamına göre belirlenmesi gerekmiş olup yanlar arasındaki sözleşmenin anılı maddelerinde tek satıcılık /tekel hakkı veren herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, aksine sözleşmenin münhasırlık yetkisi içermediğinin açıkça bağıtlandığı anlaşılmıştır. Ayrıca TTK'nın 102.maddesinde; ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseyi acente olarak kabul etmek mümkün olup taraflar arasındaki sözleşme içeriğine göre de 7.2 ve 7.3 maddelerindeki düzenlemeler ışığında davacının acente vasfını haiz olmadığı anlaşılmıştır. Yanlar arasındaki sözleşme hükümlerinin acentelik ve tek satıcılık ilişkisine cevaz vermeyecek şekilde tanzim edildiği açık olup yazılı sözleşme hükümlerine rağmen hukuki ilişkinin acentelik ve tek satıcı olduğunu iddia etmekle bu iddiasını ispat ile yükümlü olan davacının tahkikat aşamasında ibraz ettiği imzasız bir kısım taahhütname, emsal ihtarname, mail yazışmalarının yazılı sözleşmeyi hükümden düşürmeye yeterli olmadığı, yanlar arasında acentelikten doğan veya tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sözleşme ilişkisinin bulunduğunun tüm dosya kapsamında ispat edilemediği kanaatine varılmış olup yasal koşulları gerçekleşmeyen denkleştirme ve rekabet yasağı anlaşmasından kaynaklı maddi tazminat istemlerinin de reddine dair karar vermek gerekmiş olup anılı gerekçeler ışığında davanın reddine," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bilirkişi raporunda taraflar arasındaki ilişkinin acentelik mi bayilik mi olduğu hususunda yanlışlığa düşüldüğünü, taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik sözleşmesi olduğunu, bu duruma göre değerlendirilmesi gerektiğini, davacının feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme davacı tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acentenin denkleştirme isteminde bulunamayacağını, denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemeyeceğini, denkleştirme istem hakkının sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde ileri sürülmesi gerektiğini, doğmamış bir haktan feragat edilemeyeceği yönünde ki evrensel hukuk ilkesi ve bu yöndeki Yargıtay kararları da nazara alındığında bilirkişi heyetinin zorlama yorumlar ile davalı tarafı haklı çıkarmaya çalıştığını, açık kanun maddelerine dahi uymayan yoruma muhtaç olmayan sarih kanun maddelerine rağmen yorum yapmak suretiyle davalı yanı haklı çıkarmak için mesnetsiz beyanlarda bulunan bilirkişi heyeti raporunu esas alan Yerel Mahkeme kararının kabulünün mümkün olmadığını, davalı tarafla anlaşma ile sonuçlandırılan ve dosyaya ibraz edilen emsal bilirkişi raporlarında incelemeler yapılmasının sağlıklı olacağını, söz konusu raporlar incelendiğinde Yerel Mahkeme kararına mesnet tutulan bilirkişi heyeti ek ve kök raporunun davalı lehine zorlama yorumlar yapılarak tanzim edildiğinin açıkça görüleceğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, taraflar arasında düzenlenen "sonlandırma protokolü ve ibraname" ile feshedilen bayilik sözleşmesine dayalı kazanç kaybı, TTK'nın 122. Maddesine dayalı denkleştirme tazminatı ve 123. Maddesine dayalı rekabet sınırlamasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacının iddiası; davalı ile aralarında acentelik sözleşmesi bulunduğu, her ne kadar taraflar arasında ibra sözleşmesi yapılmış ise de yasa gereği rekabet yasağına ilişkin tazminatın ve denkleştirme tazminatının ve kazanç kaybının ödenmesi gerektiğidir. Davalının savunması; taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik sözleşmesi olmayıp münhasır yetki vermeyen bayilik sözleşmesi olduğu, tarafların sözleşmeyi serbest iradeleri ile sonlandırdıkları, davacıların hiçbir talebi bulunmadığı konusunda ibraname düzenlediği, davacının taleplerinin yerinde olmadığı yönünedir. Bayilik sözleşmesi kendine özgü yapısı olan, çerçeve niteliğinde sürekli borç ilişkisi doğuran, çift edim değişimini esas alan bir sözleşmedir. Güven ilişkisi üzerine kurulan bayilik sözleşmesinin Türk Hukuku'nda mevzuatta tanımı yapılmamıştır. Bayilik sözleşmesi çerçeve niteliğinde, sürekli öyle bir sözleşmedir ki üretici malların tamamını veya bir kısmını belirli bir bölgede satmak üzere bayiye göndermeyi, buna karşılık olarak bayi de üreticinin dağıtım ağına dâhil olarak sözleşme konusu mal veya hizmeti kendi adına ve hesabına satmak ve bu mal ile hizmetlerin sürümünü arttıracak faaliyetlerde bulunmak yükümlülüğünü üstlenir. Bayilik sözleşmesinde tarafların hakları ve yükümlülük yelpazesi geniştir. Öyle ki sözleşme süresince ve sözleşme sonrasında devam eden yükümlülükleri olması güven ilişkisinin önemini bir kez daha vurgular. Sözleşme süresince devam etmesi gereken güven temelli olan bu ilişkide sözleşme ölüm, iflas, kısıtlılık kararı verilmesi, olağan fesih yolu ve olağanüstü fesih yollarıyla sona erebilir. Yine bayilik sözleşmesi Türk Mevzuatı’nda ismiyle düzenlenmediğinden isimsiz sözleşmelerdendir. 6098 sayılı TBK 12. Maddesi "Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir." düzenlemesini içermektedir. Bu düzenlemeden hareketle bayilik sözleşmesinin geçerliliği için herhangi bir şekil şartı aranmadığı, tarafların icap ve icaba uygun açık veya zımni kabulleri ile sözleşmenin kurulacağı ortadadır. Tek satıcılık sözleşmesinin, yapımcı ile tek satıcı arasında hukuki ilişkileri düzenleyen, yapımcının ürünlerinin tamamını veya bir kısmını belli bir coğrafi bölgede tekel hakkına sahip olarak tek satıcıya göndermeyi, tek satıcının da söz konusu malları kendi adına ve hesabına satarak bu malların sürümünü artırmak için faaliyette bulunma yükümlülüğü üstlendiği bir sözleşmedir. Acentelik sözleşmesi ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda tanımlanmıştır. Kanun’un 102. maddesindeki düzenleme: “… (1) Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir. (2) Bu Kısımda hüküm bulunmayan hâllerde aracılık eden acentelere Türk Borçlar Kanununun simsarlık sözleşmesi hükümleri, sözleşme yapan acentelere komisyon hükümleri ve bunlarda da hüküm bulunmayan hâllerde vekâlet hükümleri uygulanır.(3) Taşıma, deniz ticareti, sigorta, turizm gibi alanlara ilişkin özel düzenlemeler saklıdır…” şeklindedirSomut olayda: 20.12.2010 tarihinde 5 yıl süreli Bayilik Sözleşmesi akdedilmiş olup, bu sürenin sonunda sözleşmenin ve bayilik faaliyetinin devam ettiği ve sözleşmenin belirsiz süreli hale geldiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin “Tayin ve Bölge” başlıklı 6. Maddesinde “..., Sözleşme ile, Sözleşme konusu faaliyetleri icra etmek için ...Bayisi’ni (davacıyı) münhasır yetkili olmaksızın tayin etmiştir. ...Bayisi de Sözleşme’nin şartları çerçevesinde bu şekilde tayini kabul etmektedir. ” düzenlemesini içermektedir. 7.2 ve 7.3 maddelerinde davacı bayinin davalı adına ve hesabına yahut kendi adına ve davalı hesabına hiç bir işlem yapamayacağının düzenlendiği, 7.1 de belirtilen konu dışında (satış- pazarlama konusundaki denetleme ve kontrol ...) davacının davalının temsilcisi olmadığının hüküm altını alındığı görülmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme maddeleri açık ve belirli olup sözleşmenin niteliği ile tarafların hak ve yükümlülüklerinin sözleşme kapsamına göre belirlenmesi gerekir. Bu durumda taraflar arasındaki sözleşmenin acentelik sözleşmesi niteliğinde bulunmadığı, davacıya münhasır tek satıcılık yetkisi vermeyen bayilik sözleşmesi olduğu, davacının taleplerinin bu sözleşme niteliğine göre değerlendirilmesi gerekmekte olup davacının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Yine taraflar arasında düzenlenen 25.07.2017 tarihli hukuki mahiyeti itibariyle ikale sözleşmesi niteliğindeki “Sonlandırma Protokolü ve İbraname” nin " KONU" başlığı; Taraflar arasında imzalanmış olan ... ...Bayilik Sözleşmesi'nin ("sözleşme”) Taraflar'ın mutabakatı sonucunda karşılıklı olarak sona erdirilmesine ve Dağıtım Merkezi'nin sona erme tarihi itibariyle ...'yı ibra etmesine ilişkindir. 3.1 maddesi Taraflar, yaptıkları karşılıklı görüşmeler sonunda, serbest ve özgür iradeleriyle; Bayi'nin (Dağıtım Merkezi Kodu: ...) Dağıtım Merkezi faaliyetlerinin ve Sözleşme'nin 31/07/2017 tarihi itibari ile sona erdiği konusunda mutabakata varmışlardır. 3.3.Bu kapsamda Dağıtım Merkezi, Sözleşme kapsamında cari hesap alacakları saklı kalmak kaydı ile Sözleşme'nin sona ermesine bağlı olarak her ne sebeple olur ise olsun ...'dan herhangi bir ad altında menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat, denkleştirme tazminatı ve benzeri hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunmayacağını, herhangi bir dava açmayacağını beyanla ...'yı gayrikabili rücu ve kesin olarak ibra etmiştir. 3.4 Sözleşme'nin sona ermesine ilişkin Dağıtım Merkezi'ne iletilen ve Sözleşme kapsamında düzenlenen tüm hususlar sona erme tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde hüküm ve sonuçlarını doğuracaktır." düzenlemesini içerdiği görülmektedir. TK'nın 18/2. Maddesine göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca taraflar sözleşmenin içeriğini diledikleri gibi belirleyebilirler. Serbestçe belirlenen sözleşme hükümlerinin taraflar arasında edim-karşı edime ilişkin bir denge unsurunu barındırdığı kabul edilir. Bu ilke beraberinde tamamlayıcısı olan ahde vefa ilkesini (pacta sund servanda) getirmektedir. Hukuki güvenliği sağlamak amacıyla taraflarca belirlenmiş sözleşme hükümlerine tarafların bağlı kalması gerekir. Bu durumda davacı taraf imzaladığı 25.07.2017 tarihli “Sonlandırma Protokolü ve İbraname" hükümleri ile bağlıdır. Denkleştirme tazminatı talebi yönünden yapılan değerlendirmede; TTK'nın 122/4.maddesi uyarınca denkleştirme isteminden önceden vazgeçilemez. Yani denkleştirme isteminden ne sözleşme öncesi, ne sözleşmenin akdedilmesi sırasında ne de sözleşme süresinde vazgeçmek mümkün değildir. Buna mukabil sözleşmenin sona ermesi aşamasında veya sonrasında ise bu talepten vazgeçilebilir (Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ticari İşletme, Acentelik, İstanbul, 2016, s. 271) Fakat denkleştirme isteminin vazgeçilmezliği hükmünün amacı, tehdit, dayatma veya benzeri zorlamalarla müvekkile kıyasla daha zayıf durumda bulunan ve ekonomik olarak müvekkile bağlı acentenin bu hakkından önceden ve ileriye dönük olarak feragat etmesinin önüne geçmektir. Dolayısıyla feragati içeren bu tarz anlaşmalar, acente aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir. (Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ticari İşletme, Acentelik, İstanbul, 2016, s. 271) 25.07.2017 tarihli “Sonlandırma Protokolü ve İbraname" başlıklı sözleşmede"... denkleştirme tazminatı ve benzeri hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunamayacağını, herhangi bir dava açmayacağını beyanla ... ... A.Ş. ’ni gayrikabili rücu ve kesin olarak ibra etmiştir" düzenlemesi bulunmaktadır. Denkleştirme tazminatından vazgeçme sözleşmenin feshi aşamasında olduğundan artık burada bu haktan vazgeçmek mümkündür. Denkleştirme tazminatı (portföy tazminatı) 6102 sayılı TTK 122 maddesinde acentelik sözleşmelerinden kaynaklan portföy oluşturma karşılığı olarak düzenlenmiş, yasanın 5 fıkrasında "(5) Bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır." düzenlemesini içermektedir. Dava konusu olayda davacı acente olmadığı gibi TTK 122/5 anlamında tek satıcılık veya benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme niteliğinde bulunmadığı anlaşılmakla mahkemece bu talep yönünden verilen red kararında bir isabetsizlik yoktur. Rekabet yasağı nedeniyle tazminat istemi yönünden yapılın değerlendirme: Sözleşme’nin 23. Maddesi ve TTK’nun 123. maddesi uyarınca uygun bir tazminat talep edilmektedir. Taraflar arasındaki sözleşme acentelik veya münhasır yetki veren tek satıcılık sözleşmesi olmadığı sabittir. TTK 123 maddesi ile düzenlenen rekabet yasağına ilişkin hükmün; denkleştirme tazminatının tek satıcılık ile benzer diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağına dair TTK 122/5 düzenlemesi gibi bir düzenleme içmemektedir. Taraflar arasındaki 25.07.2017 tarihli ikale sözleşmesinin 3.3 maddesinde davacı “…Sözleşme’nin sona ermesine bağlı olarak her ne sebeple olur ise olsun ... ... A.Ş. ’nden herhangi bir ad altında menfi ve müspet zarar, maddi ve manevi tazminat, denkleştirme tazminatı ve benzeri hiçbir ad altında tazminat ve alacak talebinde bulunamayacağını, herhangi bir dava açmayacağını beyanla ... ... A.Ş. ’ni gayrikabili rücu ve kesin olarak ibra etmiştir” şeklindeki beyan ve taahhüdü ile bağlıdır ve bu taahhüt ve ibra kapsamına, rekabet yasağı dolayısıyla TTK.m.123 gereğince uygun bir tazminat ödenmesi talebi de girmektedir. Ayrıca 20.12.2010 tarihli bayilik sözleşmesinin acente vaya münhasır yetkili bayi olmayan davacının, diğer telekomünikasyon işletmecileri ile, 20.12.2010 tarihli bayilik sözleşmesi konusuna ilişkin iş ve işlemlerde bulunabilmek için davalıya yönelik herhangi bir istemi ve talebi de yoktur. Bu durumda bu talep yönünden verilen red kararında bir isabetsizlik yoktur. Kar mahrumiyeti talebi yönünden yapılan değerlendirme:Müspet zarar; Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki farktır. Diğer bir anlatımla, müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kar mahrumiyeti ise bir tarafın kusuruna bağlı olarak sözleşmenin devam ettirilememesi nedeniyle elde edilemeyen net gelir olup, kâr mahrumiyeti talep edilebilmesi için davalının borca aykırı davranması ve bu borca aykırı davranış nedeniyle davacının sözleşmeyi feshetmesi ya da davalının haklı sebep olmadan sözleşmeyi feshetmiş olması gerekmektedir. Kâr kaybı zararının müspet zarar kapsamında bulunduğu şüphesizdir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.05.2010 gün ve 2010/14-244-260 sayılı ilamı). Somut olayda 20.12.2010 tarihli bayilik sözleşmesi, 25.07.2017 tarihli ikale sözleşmesi ile tarafların ortak iradesi ile sona erdirilen bir sözleşmeden dolayı artık mahrum kalınan kârın tazmini talep edilemez. Kaldı ki davacı ikale sözleşmesinin 3.3 maddesinde davalıdan herhangi bir müspet zarar tazmini talebinde bulunmayacağını ve davalıyı ibra ettiğini beyan ve kabul etmiştir. Bu itibarla davacının yoksun kalınan kâr talebinin reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.058,81 TL istinaf karar harcının, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile fazlaya dair yatırılan 326,81 TL'nin davacıya iadesine, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/01/2026