11. Hukuk Dairesi 2011/147 E. , 2012/11484 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/07/2010 tarih ve 2009/473-2010/429 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, d
**11. Hukuk Dairesi 2011/147 E. , 2012/11484 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 14/07/2010 tarih ve 2009/473-2010/429 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili ve davalılardan ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalıların müvekkili bankada yönetim kurulu başkanı, üyesi, genel müdür, şube müdürü ve müdür yardımcıları olarak görev yaptıkları dönemde dava dışı şirkete kredi açıp kullandırdığını, kredinin açılış ve kullandırılışının banka usul ve teamüllerine aykırı olduğunu, kredinin teminatlarının yetersiz ve istihbarat raporlarının olumsuz olduğunu, kredinin vadesinde ödenmemesi üzerine davacı banka tarafından başlatılan icra takiplerinden sonuç alınamadığını, davalıların sorumluluklarının banka teftiş kurulu tarafından düzenlenen raporla tespit edildiğini, bu işlemden dolayı müvekkili bankanın zarara uğradığını ileri sürerek, 16.367.684.816.827.-TL’nın temerrüt faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekilleri, ayrı ayrı davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalıların dava dışı şirkete kredi kullandırılmasına yönelik işlemlerde yasa ve banka teamüllerine uygun davrandıkları gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen karar Dairemizce “eski yönetim kurulu üyeleri hakkında sorumluluk davası açılmasına veya açılan davaya muvafakat verilmesine ilişkin alınmış bir genel kurul kararının bulunmadığı, bu itibarla, davacı tarafa süre verilerek, sorumluluk davası açılmasına ilişkin genel kurulca karar alınmasına ve şirket denetçilerinin davaya iştiraki yada onlardan vekaletname alınarak yargılamaya devam edilmesi gerekirken bu usulü eksikliğin giderilmeden esas hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak, usulü eksikliğin giderildiğinin kabulü ile davalıların sorumluluklarının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili ile davalılardan İ. Onur vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, davacı bankanın eski yöneticisi olan davalıların, dava dışı firmaya usulsüz olarak kredi verilmesini sağladıkları iddiasıyla oluşan banka zararının davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı olduğu şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de, alınan bilirkişi raporu uyuşmazlığı çözmeye yeterli olmadığı gibi davacı tarafın yaptığı itirazlar da mahkemece giderilmemiştir. Somut olayda, dava dışı şirket tarafından 10.000.000,00 USD’lik kredi kullanılması hususunda davacı bankanın İstanbul Şubesi’ne başvuruda bulunulmuş ve kredinin tahsis aşamasında istihbarat amaçlı düzenlenen 14.06.1995 tarihli raporda dava dışı şirketin içinde bulunduğu grup şirketlerinin hızlı büyüme nedeniyle yatırımlarının kredi ile temin edildiği ve özkaynak yetersizliği nedeniyle likidite bozukluğu olduğu açıkça belirtildiği halde, şubenin olumlu görüşü üzerine yönetim kurulu tarafından kısa vadeli D grubu kredi kullanılmasına izin verilmiş ve çok kısa bir süre sonra şirketin talebi üzerine yeniden bir istihbarat raporu alınmadan kredinin vadeleri uzatılarak E grubu kredi kullandırılmasına izin verilmiştir. Dava dışı şirketin mali durumu hakkında olumsuz istihbarat raporuna rağmen bu kredinin kullandırılmasının ve ayrıca her hangi bir istihbarat çalışması yapılmadığı halde 06.03.1997 tarihinde 1.650.000 DEM kredi kullandırılmasının davalıların sorumluluğuna etkisi gerek bilirkişi raporunda ve gerekse mahkemece yeterince değerlendirilmemiştir. Ayrıca, mahkemece, kullandırılan krediler nedeniyle yeterli teminat alındığı kabul edilmiş ise de, kredinin teminatı olarak dava dışı şirket ile aynı grupta yer alan şirketlerin ve ortaklarının şahsi kefaletleri ile yine grup şirketlerden birisine ait fabrika ve otel üzerinde banka lehine ipotek tesis edilmiş ise de, gerek kredi kullandırıldıktan sonra şahsi teminat veren grup şirketlerin iflas etmiş olması ve gerekse fabrika üzerine 2. ve 3. dereceden, otel üzerine ise 16. dereceden ipotek tesis edilmesinin ne şekilde yeterli teminat olduğu, takip sonucu dava tarihi itibariyle alacağın ne miktarının tahsil edilip ne miktarının tahsil edilemediği, dolayısı ile banka zararının olup olmadığı tam olarak değerlendirilmemiştir. Kaldı ki şahsi kefaleti olan gerçek kişilerin hangi mal varlıkları göz önüne alınarak şahsi kefaletin kabul edildiği de tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır. Ayrıca, bilirkişilerce her hangi bir illiyet bağı açıklanmaksızın kredinin ödenmeme nedeni olarak o dönemde dünyada var olan ekonomik krizin gösterilmiş olması da doğru değildir. Bu itibarla, mahkemece, banka tarafından davalıların sorumluluğuna ilişkin hazırlanan raporda, kredinin kullandırılması sırasında alınan istihbarat raporunda ve Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından hazırlanan raporda belirtilen hususlar, tarafların iddia ve savunmaları ve özellikle bilirkişi raporuna karşı davacı tarafın yapmış olduğu itirazlar üzerinde yeterli değerlendirme yapılarak, dava dışı şirkete kredi kullandırılmasının genel bankacılık uygulamalarına, davacı bankanın kendi iç mevzuatına, genelge ve tebliğlerine uygunluğu, akabinde genel yasal mevzuat çerçevesinde davalıların işlemleri incelenerek davacı bankayı zarara uğratmaktan dolayı sorumlu olup olmadıkları hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davanın reddine yönelik hüküm kurmaya müsait olmayan, iddia ve savunmaları yeterli değerlendirmeyen bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, kararın bozulması gerekmiştir. 2- Bozma neden ve şekline göre, vekalet ücretine yönelik davacı vekilinin ve mümeyyiz davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davacı yararına BOZULMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekili ile mümeyyiz davalı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 29/06/2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.