T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1667 KARAR NO : 2025/1212 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/06/2021 NUMARASI : 2018/530 Esas - 2021/486 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 05/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAV…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 45. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2021/1667 KARAR NO : 2025/1212 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 17/06/2021 NUMARASI : 2018/530 Esas - 2021/486 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 05/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi ; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; Davacı şirket ile davalı şirket arasında insan kaynağı(işçi) sağlama yönündeki sözleşmesel ilişki sebebiyle açık hesap ilişkiline dayalı ticari iş yürütüldüğünü, davacı şirketin sözleşme gereği işçileri temin ederek davalı tarafın talep ettiği konumlarda işçilerin SGK'lı olarak çalıştırılarak edinimlerini gereği gibi yerine getirdiğini, fatura keserek ödemelerin bir kısmını aldığını, davalı tarafça 03.10.2018 tarihinde onaylanması için davacı şirkete gönderdikleri mutabakat mektubundaki davacı ... Mubilya Dekorasyon ve Danışmanlık Hizmetleri Lld. Şti.'nin 163.691,12 TL alacaklı olduğu konusunda mutabık kalınmasına rağmen davalı tarafından ödeme yapılmadığını, davacı şirket tarafından gönderilen Beyoğlu 59. Noterliğinin 12.11.2018 tarihli ... yevmiye numarasıyla ihtarnamesi ile 163.691,12 TL'nin ödenmesinin istendiğini ancak davalı tarafın süresinde ödeme yapmaması sebebiyle İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile yasal takibe geçildiğini, davalı tarafça kötü niyetli olarak borcun olmamasından bahisle takibe itiraz edildiğini beyanla haksız itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini, davalı aleyhine %'20'den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Davacı tarafından müvekkil şirkete kesilen takip konusu faturalara dair mal ve hizmet alınmadığını, davacı tarafından kesilen faturalar müvekkil şirkete teslim edilmediğini, faturanın tek başına alacağa ispata yeterli olmadığını, davacının dava dilekçesinde sunmuş olduğu faturaları hiçbir şekilde kabul etmemekle beraber dosyaya sunulan mailleri de kabul etmediklerini, bu nedenle davacı tarafın hizmetin verildiğini ispatlaması gerektiğini, belirterek davanın reddi ile davalı aleyhine % 20'den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, "...Davalının ticari defterlerinde yapılan incelemeye göre 19/11/2018 takip tarihi itibariyle davalının 163.691,12 TL borçlu olduğu, tarafların 2017-2018 yıllarında yaptıkları satışların ve alımların birbirini teyit ettiği bağlı bulundukları vergi dairelerine de beyan ettikleri BA/BS beyannamelerinden tespit edildiği, 03/10/2018 tarihli davacı şirket tarafından da bu tutarda mutabık olduklarını teyit ettiği ve kaşeleyip imzaladığı "Cari Hesap Mutabakat Mektubu" ndan da anlaşıldığı, davacı tarafından düzenlenen faturaların 8 günlük yasal itiraz süresi içerisinde herhangi bir itiraza uğramadan davalı kayıtlarında usulüne uygun olarak yer aldığı, davacının İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğünün ... esas dosyasında 163.691,12 TL olarak takip konusu yapıldığı, bu haliyle söz konusu faturaların taraflara ait Form BA/BS beyannamelerinden tespit edildiği" gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı tarafından İstanbul Anadolu 7. İcra Dairesinin ... sayılı icra takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına davalının itirazında haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşıldığından kabul edilen asıl alacak olan 163.954,12 TL üzerinden % 20 oranında olmak üzere 32.738,22 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; müvekkil şirket tarafından davacıya hiçbir şekilde mutabakat mektubu verilmediğini, davacıya gönderilen mail ancak yetkili olmayan kişiler tarafından yıl sonu kapama işlemleri yapılması sebebi ile gönderilmiş olabileceği, gerçek bir alacağı belirtmediğini defaatle belirtmemize rağmen belirtilen mailin imza yetkilisi kişiler tarafından gönderilip gönderilmediği incelenmeden böyle bir alacak varmış gibi davanın kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu, Davacı tarafından müvekkil şirkete kesilen takip konusu faturalara dair mal ve hizmet alınmadığını, davacı tarafından kesilen faturalar müvekkil şirkete teslim edilmediğini, faturanın tek başına alacağa ispata yeterli olmadığını, davacının dava dilekçesinde sunmuş olduğu faturaları hiçbir şekilde kabul etmemekle beraber dosyaya sunulan mailleri de kabul etmediklerini, bu nedenle davacı tarafın hizmetin verildiğini ispatlaması gerektiğini, ayrıca davalı, davacının taşeron olarak çalıştığı dönemden kalan işçilerin kıdem-ihbar tazminatlarını bile üst işveren olarak davalının ödediğini, mahsup talebinin dikkate alınmamasının hatalı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, hizmet alım ilişkisinden kaynaklanan cari hesap ekstresi ve mutabakat mektubuna istinaden başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İstanbul Anadolu 7. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının 1 adet cari hesap ekstresi ve cari hesap mutabakat mektubuna istinaden 163.691,12 TL asıl alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde ödeme emrine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş olup, mali müşavir bilirkişisinin sunmuş olduğu 16/11/2010 tarihli raporda ; "Davacı ... Mobilya şirketi ile davalı ... ... Mobilya şirketinin ticari defterleri ve dayandığı belgeler ile yardımcı defterlerinin birbirini tamamlaması, teyid etmesi ve usulüne uygun tutulmuş olması nedeniyle HMK 222. madde gereğince sahipleri lehine delil niteliğinde olduğu, Davacı ... Mobilya şirketinin kayıtlarına göre; taraflar arasındaki ticari ilişkisinin 10.12.2017 tarihinde başladığı, alıcılar hesabında kayıtları tutulan davalı ... ... Mobilya'nın takip tarihi 19.11.2018 ve dava tarihi olan 26.12.2018 tarihlerinde davacı ... Mobilya'ya 199.682,92 TL borçlu olduğu tespit edildiği, davalı ... ... Mobilya'nın kayıtlarına göre; davalı ... ... Mobilya'nın takip tarihi 19.11.2018 ve dava tarihi olan 26.12.2018 tarihlerinde davacı ... Mobilya şirketine 163.691,12 TL borçlu olduğu, Davacı ve davalı firma kayıtları arasında 31.12.2018 tarihi itibariyle toplamda 35.991,80 TL fark olduğu, bu farkın 18.05.2018 tarihinde, davalı şirket tarafından Destek Faktoring aracılığı ile davacı şirkete ödenen 104.884,00 TL tutarın davacı kayıtlarında ve dava dilekçesi ekindeki YKB'nın ekstresinde mevcut olduğu, ancak davalı tarafın kayıtlarında bulunmadığı ve davalı şirket tarafından davacı şirkete ödenen davalı şirket kayıtlarında mevcut bulunan tabloda gösterilen 140.000,00 TL tutarındaki ödemelerin davacı şirket kayıtlarında bulunmadığı tespit edildiği, bu ödemelerden 17.05.2018 ve 18.05.2018 tarihlerindeki toplam tutarı 110.000,00 TL olan ödemelerin muhtelif çekler ile yapıldığı ve davacı kayıtlarında Destek Faktoring aracılığı ile davalı şirket tarafından ödenen 104.884,00 TL tutar ile ilişkili olduğu ve davalı şirket tarafıdan Destek Faktoring aracılığı ile ödenen çeklere ait komisyon/masraf tutarlarının düşülmeden kayıt altına alındığı anlaşıldığı, davalının 20.08.2018 tarihinde maaş ödemesi açıklamalı dört farklı toplam 30.875,00 TL toplam tutarlı ödemelerin, davacı şirkete gerçekleştirdiğine dair ispat yükünü üzerinde taşıdığı ve bu konudaki takdirin mahkemeye ait olduğu, Davacı ile davalı şirketin 2017 ve 2018 yıllarında yaptıkları satışların ve alımların birbirini teyid ettiği bağlı bulundukları vergi dairelerine de beyan ettikleri Ba veBs formlarında görüldüğü, davacının, davalı firmadan 163.691,12 TL alacaklı olduğu, 03.10.2018 tarihli davacı firma tarafından da bu tutarda mutabık olduklarını teyit ettiği ve kaşeleyip imzaladığı “Cari Hesap Mutabakat Mektubu” ile mutabık kaldıkları görüldüğü, söz konusu 163.691,12 TL tutarın davacı tarafından takip ve dava konusu edildiği" tespiti yapılmıştır.Mahkemece, davalının itirazları dikkate alınarak taraflar arasındaki uyuşmazlığa ilişkin 2017-2018 yılları ile ticari ilişkinin son bulduğu ana kadar ki süreyi kapsayacak şekilde ticari defter ve kayıtlar üzerinde kök raporu hazırlayan mali müşavir bilirkişi ile birlikte hesap uzmanı ile bilgisayar mühendisininden oluşan üçlü bilirkişi heyetinden alınan 21/04/2021 tarihli ek raporda özetle; "Davacı ... Mobilya şirketinin kayıtlarına göre; taraflar arasındaki ticari ilişkisinin 10.12.2017 tarihinde başladığı, alıcılar hesabında kayıtları tutulan davalı ... ... Mobilya'nın takip tarihi 19.11.2018 ve dava tarihi olan 26.12.2018 tarihlerinde davacı ... Mobilya'ya 199.682,92 TL borçlu olduğu tespit edildiği, davalı ... ... Mobilya'nın kayıtlarına göre; davalı ... ... Mobilya'nın takip tarihi 19.11.2018 ve dava tarihi olan 26.12.2018 tarihlerinde davacı ... Mobilya şirketine 163.691,12 TL borçlu olduğu, 03.10.2018 tarihli, davacı firma tarafından da bu tutarda mutabık olduklarını teyit ettiği ve kaşeleyip imzaladığı “Cari Hesap Mutabakat Mektubu” ile mutabık kaldıkları görüldüğü, söz konusu 163.691,127TL tutarın davacı tarafından takip ve dava konusu edildiği anlaşıldığı, davacı tarafından çek tutarlarının kaydedilmesi gerekirken Bankadan havale gelen faktoring giderlerinin düşülmüş tutarının kaydedildiği anlaşıldığı, bu sebeple davacı kayıtlarına göre davalıdan alacağı tutarın 194.566,92 TL olmasını gerektiği, 08/03/2021 tarihi itibariyle davalı kayıtlarına göre davacıya 79.822,72 TL borçlu göründüğü, davacı ve davalı firma bakiyeleri arasında 08.03.2021 tarihi itibariyle toplamda 119.860,20 TL fark bulunduğu, 18.05.2018 tarihinde, Destek Faktoring aracılığı ile davacı şirkete ödenen 104.884,00 TL tutarın davacı kayıtlarında ve dava dilekçesi ekindeki YKB'nın ekstresinde mevcut olduğu, ancak davalı tarafın kayıtlarında 110.000,00 TL olarak yer aldığı tespit edilmekle bu farkın 5.116,00 TL'si bu sebepten kaynaklandığı, davalı şirket tarafından davacı şirket çalışanlarına ödenen ve kayıtlarında bulunan toplam tutarı 114.743,40 TL'nin davacı şirket kayıtlarında bulunmadığı, davalı kayıtlarındaki davalı tarafından, Ankara 30. İcra Müdürlüğü hesabına ... dosyaya ilişkin, Mustafa Daltaban Teminat Ödemesi açıklamalı ödemenin davacı alacağından mahsup edilip edilmemesi konusundaki takdirin mahkemeye ait olduğu" tespit ve görüşüne yer verilmiştir.6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesinde:"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarih ve 2023/1909 E., 2024/5226 K. sayılı ilamı:"Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan 16.12.2019 tarihli bilirkişi incelemesi neticesinde; davalı tarafından davacı tarafından düzenlenen iki adet malzeme satış faturalarına itiraz edilmediği, davacının faturalarının tamamının davalının ticari defterlerine işlendiği tespit edilmiştir.Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, davacının temyize konu ettiği 2.896.631,32-TL bedelli kurşun geçirmez malzeme faturası, davalının ticari defterlerinde kayıtlı olup, HMK 222. maddesi uyarınca aleyhe delil olduğundan, 20.05.2020 tarihli bilirkişi ek raporunda, temyiz konusu fatura da dikkate alınarak alacak hesaplandığına göre, davanın, bilirkişi raporunda belirlenen 571.396,96-TL üzerinden kabulü gerekirken, yazılı şekilde reddi doğru olmamış,..." şeklindedir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 06.12.2021 tarih ve 2021/421 E., 2021/2017 K. sayılı ilamı:"...bb-) Ticari defterlerin sahibi aleyhine delil olması: TTK'nın 222/4. maddesi gereğince açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Ticari defterleri aleyhine delil olarak kullanan taraf defterlerindeki kayıtların aksini iddia ve ispat edebilir. Ancak karşı tarafın kendi aleyhine delil olan ticari defterlerindeki kayıtların aksini sadece kesin delillerle ispatı gerekmektedir. Yine bir tarafın ticari defterlerinin tamamı kanuna ve usulüne uygun tutulmakla birlikte içerdikleri kayıtlar yönünden karşı tarafın iddialarını doğrulaması halinde bu kayıtlarda sahibi aleyhine delil teşkil eder. Örneğin, satım sözleşmesinde satıma konu faturanın alıcı defterlerinde kayıtlı olması faturaya konu emtianın ve faturanın alıcıya teslim edildiği iddiası bakımından defter sahibi aleyhine teşkil eder. Bunun aksini defter sahibinin başkaca kesin delillerle ispatı gerekir..." şeklindedir.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Somut olayda taraflar arasında, davalı firmaya işçi temin etmek konusunda hizmet alımına dayalı ticari ilişki bulunduğu, davacı ile davalı şirketin 2017 ve 2018 yıllarında yaptıkları satışların ve alımların birbirini teyid ettiği, bağlı bulundukları vergi dairelerine de beyan ettikleri BA ve BS formlarında görüldüğü, nitekim davalının ticari kayıtlarına göre davacının, davalı firmadan 163.691,12 TL alacaklı olduğu, yapılan açıklamalar ve emsal kararlar uyarınca, davacının davalıdan takip tutarı kadar verilen hizmeti ifa ettiği karine olarak ispatlandığı anlaşılmıştır. Davalı taraf her ne kadar söz konusu hizmetin verilmediğini ileri sürmüş ise de yukarıda yer verildiği üzere takip konusu alacağın kendi defterlerine kaydetmesi ve BA alış formların düzenlenmesi ve süresi içerisinde iade edilmemesi karşısında ispat yükü davalı üzerindedir. Ancak davalı tarafça bu savunmanın ispatına yönelik bir delil sunulmamıştır. Diğer yandan davalı, davacının taşeron olarak çalıştığı dönemden kalan işçilerin kıdem-ihbar tazminatlarını bile üst işveren olarak davalının ödediğini, mahsup talebinin dikkate alınmamasının hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de huzurdaki dava itirazın iptali davası olup dava tarihinden sonraki sözleşme kapsamında çalıştırılan işçi ödemelerine ilişkin mahsup talebinin değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle dava tarihinden sonraki işçi ödemelerinden kaynaklı mahsup talebi, taraflar arasındaki alacak borç ilişkisi ayrı bir dava konusu olduğundan davalı vekilinin bu yöndeki istinaf talebi yerinde görülmediği gibi bu hususta bilirkişi incelemesi yaptırılması da hatalı olmuştur. Dava tarihine kadar ödemelerden kaynaklı mahsup talebi incelendiğinde; Davacı şirketin davalı tarafça ileri sürülen ödemelerin ve tarafların ticari defterlerindeki farkın mahsup edildiği, dava konusu yapılmadığı, davalının ticari kayıtlarına göre alacağın takibe konu edildiği anlaşılmıştır. Nitekim bilirkişi raporunda ayrıntılı izah edildiği üzere takip tarihi itibariyle davacı kendi ticari defter ve kayıtlarına göre davalı alacaklıdan 199.682,92 TL alacaklı olduğu, davalının ticari defter ve kayıtlarına göre davacıya 163.691,12 TL borçlu olduğu tespit edilmiştir. Davacı ve davalı firma kayıtları arasında takip ve dava tarihi itibariyle toplamda 35.991,80 TL fark oluşmuştur. Bu farkın ise 5.116,00 TL'si (110.000,00 TL -104.884,00 TL) Destek Faktoring aracılığı ile davacı şirkete ödenen 104.884,00 TL tutarın davacı kayıtlarında mevcut olup ancak davalı tarafın kayıtlarında 110.000,00 TL olarak yer aldığı tespit edilmekle faktoring komisyon giderinden, 30.875,00 TL'sinin ise davalının 20.08.2018 tarihinde maaş ödemesi açıklamalı dört farklı ödemeden kaynaklandığı, davacı tarafça söz konusu ödemeler ve faktoring komisyon masrafı mahsup edilmek suretiyle takip başlatıldığı anlaşılmakla davalının mahsup talebi yerinde görülmemiştir.Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, yatırılan 2.800,00 TL harçtan, alınması gerekli 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 2.184,60 TL harcın ilk derece mahkemesince karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya iadesine,3-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 20/2 maddesi uyarınca HMK'nın ek 1.maddesindeki değişiklik dikkate alınarak kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.05/11/2025