T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/811 KARAR NO : 2025/1534 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/01/2022 NUMARASI : 2019/639 E. - 2022/20 K. DAVANIN KONUSU: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/811 KARAR NO : 2025/1534 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 11/01/2022 NUMARASI : 2019/639 E. - 2022/20 K. DAVANIN KONUSU: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklı) Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı sigorta şirketi ile imzalamış olduğu 13.09.2011 ve devamında 25.07.2016 tarihli acentelik sözleşmeleriyle, davalı sigorta şirketinin acenteliğini yaptığını. taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin davalı tarafça Beyoğlu 47. Noterliğinin 24.05.2018 tarih ve ... yevmiye nolu fesih bildirim ihbarnamesi ile 13.09.2018 tarihi itibariyle tek taraflı ve haksız olarak feshedildiğini, yine Beyoğlu 47. Noterliğinin 18.09.2018 tarih, ... yevmiye nolu fesihname/azilnamesi ile 13.09.2018 tarihi itibariyle acentelikle ilgili tüm yetkilerinden azledildiğini, davalı şirket tarafından feshe ilişkin her hangi bir gerekçe ileri sürülmediğini, fesih işleminin, TTK'nın 121. maddesine dayandırıldığını, bu hâliyle haklı bir gerekçe ileri sürülmediğini, TTK’nın 122. maddesindeki yasal düzenlemeye istinaden denkleştirme istemine ilişkin tazminat taleplerinin olduğunu, acentenin denkleştirme talebinin, acentenin aracılık faaliyetleri ile yarattığı ve sözleşmenin bitiminde davalıya kalan müşteri çevresi için davacıya ödenmesi gerekli parasal karşılıktan kaynaklandığı, sözleşmenin sona ermesinden sonra acentenin oluşturmuş olduğu müşteri çevresinden herhangi bir karşılık ödemeden yararlanmaya devam ettiği, ortaya çıkan bu dengesizliğin giderilmesi düşüncesinin denkleştirme talebinin temelini oluşturan hakkaniyet kavramının da esasını oluşturduğu, TTK. nın 122/2 maddesi uyarınca acentenin son 5 yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamayacağı, Kanunu’nun açık hükmü gereği üst sınırın tespitinde acenteye yapılan komisyon ve diğer ödemelerin birlikte dikkate alınacağı, acentenin komisyon dışında ürünlerin nakliyesi, muhafazası, bakımı, bedellerinin tahsili ve diğer organizasyon görevleri karşılığı aldığı ücretlerinde hesaplamada dikkate alınacağı, acentelik faaliyeti karşılığında davalıdan aldığı bütün ücretlerin üst sınırının hesaplanmasında göz önünde bulundurulacağını, davacının, acentelik sözleşmesinin devamı esnasında davalı sigorta şirketi adına yaklaşık 9.159.684 TL Prim üretimi yaptığını, bu üretime karşılık komisyon ve diğer hak kazandığı alacakların toplamının yaklaşık 1.270.400 TL yi bulduğunu, feshin haksız ve usulsüz olduğunu iddia ederek, denkleştirme isteminden kaynaklı tazminat olarak ilerde arttırılmak üzere şimdilik 10.000'TL nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 10.11.2020 tarihli dava değerini artırtığı dilekçe ile taleplerinin 199.230,57 TL artırarak toplamda 209.230,57 TL denkleştirme alacağının, dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı ödenebilmesi için aranan koşulların oluşmadığını; denkleştirme tazminatı istenebilmesi için taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmiş olması ve acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde edilmesi gerektiğini; tarafların defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bir inceleme ile de sabit olacağı üzere davacı acentenin davalı sigorta şirketinden ağırlıklı olarak Zorunlu Sigorta Poliçelerinden olan Trafik Sigorta Poliçesi kestiğini; davacının müşterilerine ilişkin poliçelerin davalı sigorta şirketi tarafından otomatik olarak yenilenmediğini; davacı acentenin müşterilerine başka sigorta şirketleri aracılığı ile poliçe tanzimi yapabildiğini; müvekkili sigorta şirketinin, sözleşmenin feshinden sonra acentenin bulduğu müşteriler sayesinde önemli menfaatler elde etmediğini; hatta sözleşme ilişkisini 3 ay sonra etkili olacak şekilde fesih ederek acentenin bu süre içerisinde portföyünü aktarmasına, yeni poliçelerini başka sigorta şirketlerinden tanzim etmesine olanak tanındığını; tüm bunların yanında davacı acentenin münhasır bir acente olmadığını; zira acentenin yıllardır başka sigorta şirketlerinin de poliçelerini düzenlediğini; bu halde münhasır bir acente olmayan davacının portföyündeki müşterilerinin poliçesini diğer sigorta şirketlerinden yenilemesinin mümkün olduğunu; herhangi bir kâr kaybı olmasının mümkün olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı acentenin davalıdan denkleştirme tazminatı talep edebilmesi için acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra sigorta şirketinin acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesinin arandığı, Mahkememizce denetime elverişli olup hükme esas alınan 23/11/2021 tarihli bilirkişi ek raporunda da belirtildiği üzere davacının %92,87 oranındaki trafik sigortalarının acente müşterilerinden önemli menfaatler elde etmediği, bu poliçelerin 12 adeti sağlık sigorta poliçesi, 143 adeti zorunlu karayolu mali mesuliyet trafik sigortası, 15 adeti kasko poliçesi olduğu, toplam 170 poliçeden trafik ve kasko poliçelerinin toplamının, toplam poliçenin %93'üne tekabül ettiği, trafik sigorta poliçeleri özelliği itibariyle devamlılık arz etmeyen poliçelerden olduğu, bu özelliklerinden dolayı davalı firmaya belirleyici menfaat sağlamadığının tespit edildiği, alınan bilirkişi raporlarında poliçe sayılarının birbiriyle örtüştüğü, Mahkememizce alınan 17/03/2021 tarihli bilirkişi raporunda önemli bir makina kırılması poliçesinin halen davalı şirkette farklı bir acente tarafından devam edilmesi sonucu davalının davacı acentenin davalı şirkete kazandırmış olduğu müşterilerden önemli ölçüde menfaat sağladığı ve sağlamaya devam ettiği hususunda görüş belirtilmişse de tek bir poliçe nedeniyle kanunun aradığı anlamda önemli menfaat sağlandığından söz edilemeyeceğinden rapordaki görüş benimsenmemiş, Mahkememizce hesaplama ve teknik veriler bakımından denetime elverişli olan 23/11/2021 tarihli bilirkişi ek raporu hükme esas alınmış ve denkleştirme tazminatı talep edilmesi için önemli menfaat koşulu sağlanmadığından... " gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme gerekçesinde zorunlu trafik sigortası branşının genellikle zarar eden poliçe olduğu, zorunlu trafik sigortası poliçelerinin davalıya önemli ölçüde menfaat sağlayan poliçe türü olarak değerlendirilemeyeceği tespitleri ile hüküm kurulduğunu, rapora yapmış oldukları itirazların değerlendirilmediğini, kararın hukuka aykırı olduğunu, Türkiye koşullarında en çok kullanılan sigorta çeşidinin trafik sigortası olduğunu, yılda 20.000,000,00 üzerinde poliçe düzenlendiğini, kararda bahsedildiği gibi sigorta şirketlerinin bu sigorta türünden menfaat elde edememesi gibi bir durumun olması halinde basiretli bir tacir olan davalının bu poliçe türü için adeta yarışmalarının ve rekabet içinde olmalarının hayatın olağan akışına aykırı olacağını, mahkeme tarafından davalının ticari defterlerinin incelenip kar zarar analizi yaptırılıp zorunlu trafik sigortalarından davalının zarar ettiğine ilişkin tespit yapılmadan somut bir veri ortaya konulmadan soyut bir karar tesis edildiğini, müvekkilinin acente olarak davalı şirkete çalıştığı süre içerisinde 1500 üzerinde poliçe düzenlediğini, sigorta şirketinin sözleşmenin feshine müteakip kendisine devredilen müşteri çevresinden yararlanmaya devam ettiğini, ancak müvekkilinin yararlanamadığını, denkleştirme isteminin amacının acente olan müvekkilinin acentelik sözleşmesi devam etse idi gerçekleştireceği poliçe düzenleme işlemleri ile elde edebileceği kazancının sözleşmenin sona ermemesi sebebiyle elde edememesi olduğunu, portföy tazminatlarına ilişkin yerleşik kararlarda müşteri çevresinin devredilmesinin farklı şekillerde gerçekleşebildiğini, önemli olan hususun herhangi bir yolla müşteri çevresinin sigorta şirketine devredilmiş olması olduğu hususunun önemle vurgulandığını, davalı tarafın müvekkili şirkete gönderdiği ihtarname ile sözleşmenin feshedildiğini bildirdiğini, gerekçe belirtmediğini, TTK 121.maddesine dayandırdığını ve şirketlerinde köklü değişikliğe gidileceği gerekçe gösterildiğini, TTK 122 ve Sigortacılık Kanunu 23/16 madde gereğince müvekkili acentenin tazminat kazanacağının ortada olduğunu sözleşmenin feshinden sonra davalının müvekkili acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde önemli menfaatler elde etmiş olduğunu, tramer evraklarının dosyaya sunulduğunu, davalı şirkete kazandırılan müşteri portföyünün halen davalı şirketle çalışmaya devam ettiğini, 17.03.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda açıkça belirtildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 122. maddesi gereğince denkleştirme alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, sözleşme yapma ve prim tahsil etmeye yetkili acenteler için acentelik sözleşmesinin imzalanmış olduğu, söz konusu sözleşmenin davalı şirket tarafından feshedildiği konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, acentelik sözleşmesinin haksız feshedilip feshedilmediği, zorunlu trafik sigortalarına dair gerçekleştirilen poliçe sayılarının fazla olmasının davalıya kazanç sağlayıp sağlamayacağı, davacı acentenin denkleştirme alacağına hak edip etmeyeceği, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir. Dosya kapsamından; taraflar arasında 13.09.2011 ve 25.09.2016 tarihli acentelik sözleşmelerinin kurulduğu, sözleşmenin sözleşme yapma prim tahsil etmeye yetkili acentelik sözleşmesi olduğu, acentenin yükümlülüklerinin 5.maddede düzenlendiği, poliçe düzenleme yetkisinin 6.maddede yer aldığı, söz konusu maddede acenteye şirket tarafından bildirilecek limit ve riziko kabul şartları dahilinde ve ilgili hükümlere göre düzenlenecek tarifeler uyarınca hesaplanacak ücretler karşılığında yangın, nakliyat, mühendislik, her türden kaza, tarım ve sağlık sigortaları, sigortası branşlarından poliçe düzenleme yetkisi verildiği, acenteye sözleşme yetkisi veren ilgili belgelerin acente tarafından tescil ve ilan edilmesinin gerektiği, bunun acentenin kanundan kaynaklanan bir yükümlülüğü olduğu hususlarına yer verildiği, sözleşmenin 29.maddesinde; sözleşmenin belirsiz süreli olarak akdedildiğinin vurgulandığı, sözleşmenin 22.maddesinde; sözleşmenin feshinin düzenlendiği, 22.1.fıkrada; şirket ve acentenin belirsiz süreli olarak sözleşmeyi üç ay önceden ihbarda bulunmak suretiyle her zaman tek taraflı olarak hiçbir koşul aranmaksızın feshetmeye yetkili olduğu, 22.2.fıkrada; tarafların iş bu sözleşmeye aykırılık durumunda sözleşmeyi haklı gerekçelerle her zaman herhangi bir mehil vermeksizin tek taraflı olarak feshetmeye yetkili olduğu, 22.3.maddede; sözleşmenin feshi üzerine acentenin şirkete olan borcunu en geç beş gün içinde ödemediği takdirde temerrüte düşmüş olacağı, 23.maddede; sözleşmenin feshinde yapılacak işlemler olarak acentenin görev ve yetkisine son verildiği veya sözleşme herhangi bir surette fesih edildiği ya da infisah ettiği takdirde evrak, malzeme vb'nin tutanakla teslim edileceği, acentenin söz konusu işlemleri yapmaması halinde cezai şart olarak ödeyeceği meblağın belirlendiği, 24.maddede; denkleştirme başlığı ile denkleştirme/portföy tazminatına ilişkin hususlarda TTK'nın ilgili hükümlerinin uygulanacağına yer verildiği, 34.maddede; feshin devam eden poliçelere etkisi başlığı ile sözleşmenin sona ermesinin sona erme tarihinden önce tahakkuk eden alacaklara ve sözleşmenin sona ermesinden önce müşterilerle doğrudan doğruya şirket veya şirketi temsilen acente tarafından akdolunan sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan ve sözleşmenin sona ermesinden sonra tahakkuk edecek olan komisyon alacaklarına halel getirmeyeceği, aynı hükmün söz konusu sigorta sözleşmeleri için sözleşmenin sona ermesinden önce veya sigorta sözleşmesinin bitiminden önce olmak kaydıyla sözleşmenin sona ermesinden sonra düzenlenmiş olan zeyilnamelerde kaynaklanan komisyon alacakları için de geçerli olacağına yer verildiği, davalı şirket tarafından davacıya Beyoğlu 47. Noterliğinde düzenlenen ihtarnamenin keşide edildiği, söz konusu 24.05.2018 tarihli ihtarnamede; sözleşmenin feshi kenar başlıklı 22.maddesi ve TTK'nın acentelik sözleşmesinin sona ermesi kenar başlıklı maddesi gereğince şirket tarafından tek taraflı olarak ihbar tarihinden üç ay sonra etkisini doğuracak şekilde fesih edildiği, bahsi geçen sözleşmenin feshinde yapılacak işlemlerin 23.maddede; yer alan haklar saklı kalmak kaydıyla evrak vb eşyaların üç gün içinde tutanak ile iadesinin talep edildiği, 18.09.2018 tarihli Beyoğlu 47. Noterliğinde davalı şirket tarafından düzenlenen ihtarnamede ise; mevcut 13.09.2011 ve 25.07.2016 tarihli acentelik sözlemesi ve buna ilişkin yetkilerin 13.09.2018 tarihi itibariyle feshedildiği, ayrıca muhataba 26.09.2017 tarihli vekaletname yetkilerininde iptal edildiği hususlarının belirtildiği, davacı şirket tarafından sözleşmenin tek taraflı feshi üzerine iş bu portföy tazminatına dair davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. Dava belirsiz alacak davası olarak açılmıştır. Tarafların delilleri dosya içerisine ibraz edilmiş ve celbi gereken deliller celp edildikten sonra bilirkişi incelemesi gerçekleştirilmiştir.19.10.2020 tarihli bilirkişi heyet raporunda; davacı acentenin ticari defterlerinin yasal düzenleme kapsamında tasdiklerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirildiği, davalı defterlerinin usulüne uygun şekilde düzenlenmiş olduğu, sigorta acentesinin 5684 sayılı Yasada tanımlandığı şekliyle ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tabi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sigorta şirketlerinin nam ve hesabına sigorta sözleşmelerine aracılık etmeyi veya bunları sigorta şirketleri adına yapmayı meslek edinen, sözleşmenin akdinden önce hazırlık çalışmalarını yürüten ve sözleşmenin uygulanması ile tazminat ödenmesinde yardımcı olan kişiyi ifade edeceği, acentelik sözleşmesinin feshi halinde denkleştirme istemi TTK 122.maddede düzenlendiği, acentenin denkleştirme talebi 5684 sayılı Sigortacılık Kanunun 23.maddesinin 16.fıkrasında; sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketinin sigorta acentesini portföy sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa sigorta acentesinin sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği ancak sigorta acentesinin farklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuru ile sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkının düşeceği hükmünün yer aldığı, Yargıtay İçtihatları çerçevesinde uygun bir düzenleme olarak sektördeki boşluğu karşılamış durumda olduğu, davacının denkleştirme bedeli alacağının hesaplanmasını ve tahsilini talep ettiği, davalı fesih ihtarının 24.05.2018 tarihinde keşide edildiği, TBK 121/1 ve 3.hükümde; denkleştirme bedeli talep etme hakkı kazanabilme şartlarının düzenlendiğini, hesaplamanın ise TBK 122/2 hükmünde belirtildiğini, davalının davacı acentenin sözleşme ilişkisi devam ederken bulduğu müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra ise de önemli menfaatler elde ediyor olması gerektiği, davacı acentenin sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyor olması gerektiği, tüm dosya kapsamı ve belgeler incelendiğinde davalının haklı bir fesih sebebine dayanmadığı, sözleşmenin feshi dolayısıyla portföy zararının yasa ile de güvence altına alınmış olması karşısında fesihten sonra da poliçenin yenilenmiş olduğundan (172) adet bu adette poliçenin yenilenmesi sebebiyle sigorta şirketince karşılanması gerekip gerekmediği hususun mahkemenin takdirine ait olduğu, sunulan listelerde taraflarca yenilenen poliçeler dışında daha önce poliçe yaptıran sigortalının fesihten sonra başka bir poliçeyi sigorta şirketinden yaptırıp yaptırmadığının belli olmadığı, sonuç olarak prensip itibariyle davacının portföy tazminatı talep edebileceği, 6 yıllık net komisyon bedelinin 1.255.383,44 TL olduğu, mevzuat kapsamında kıyasen 5 yıllık ortalamanın 209.230,57 TL olacağı belirtilmiştir. Davacı vekili bilirkişi raporunda belirtilen miktar üzerinden alacak talebini artırmıştır. Davalı vekili bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde; davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, raporun eksik inceleme sonucunda düzenlendiğini, sözleşmenin feshinden sonra müvekkili şirketin ne kadar menfaat temin ettiği bu menfaatin önemli sayılıp sayılamayacağı hususunda önemli bir değerlendirme ve hesaplama yapılmadığından raporu kabul etmediklerini, kanun metninden taraflar arasındaki sözleşmenin feshedilmiş olması ve acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatlerin elde edilmesi gerektiğini, ne kadar poliçenin yenilendiği, yenilen poliçe sayısının ve bu kapsamda elde edilen menfaatin önemli sayılıp sayılmayacağının değerlendirilmediğini, denkleştirme tazminatı hesabının kanunun belirlediği koşullara uygun yapılmadığını belirterek ,davanın usul ve esastan reddine talep etmiştir. 17.03.2021 tarihli ek bilirkişi heyet raporunda; dava dosyasında yer alan klasörde davacı ... Sigorta Acenteliği “ Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezindeki poliçelerle ilgili tramer Poliçe uygulaması sisteminden” acenteliğinin fesih edilmesinden sonra, kendi portföyünden davacıya kazandırılmış poliçelerin, yenilemelerini davalı ... Sigorta A.Ş. den değişik acenteleri vasıtasıyla tanzim edilmiş 177 adet ağırlıkla Trafik poliçesi, Kasko poliçesi, Sağlık poliçesi ve 1 adet yüksek montanlı ve primli Makine Kırılması Poliçesi (2) kayıtlarının da daha önceki bilirkişilerin tespitlerinde (kök raporda) değindikleri gibi TTK. 122/1 - a da yer alan hükümler çerçevesinde davalı şirkete menfaatler sağlamış olduğu, önceden görevlendirilen bilirkişi heyetinin de bu sistem ile portföy tazminatını hesaplamış bulunduğu, tespit etmiş oldukları 6 yıllık komisyon toplamının 5 yıllık tutarını hesaplayarak Denkleştirme (Portföy Tazminat) rakamının 1.255.383,44 TL üzerinden 209.230,57 TL olacağı hususunu kök raporda tespit ettikleri, genel olarak, TTK. 122/2 maddenin gereği Denkleştirme (portföy tazminatı), tatbikatta tüm bilirkişiler tarafından bu sistem ile tespit edildiği, madde ile sistemin uygulamasının bu şekilde yorumlanarak tespit edilen alacak miktarının nihai kararı mahkemenin takdirine bırakıldığı, Denkleştirme (Portföy Tazminatı) ile ilgili olarak 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu' 23/15,16. Maddelerinin belirtildiği, sigorta acentesinin, acentelik sözleşmesinin sona ermesi halinde, sigorta ettirenlerle yaptığı veya kısa bir sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği komisyona hak kazanacağı, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği, ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkının düşeceği, özellikle ZMMS(Trafik Poliçesi) satışında ana satıcının, tüm ülkeye yayılımının acenteler olduğu, sigorta şirketinin tanınmışlığı, büyüklüğü, küçüklüğü, sermayesi vs gibi kriterlerin önemli olmadığı, bu sigortanın Ana Teminatlarının ve Teminat Limitlerinin aynı olması dolayısıyla bu sigortanın satış ve yaygınlaşmasında önemli aktörün en düşük fiyatı veren sigorta şirketinin poliçesini satan acente olduğu, davacı acentenin, davalı ... Sigorta şirketinin 13.09.2011 tarihinden beri acenteliğini yapmakta olup feshedildiği 13.09.2018 tarihine kadar Türkiye' nin muhtelif yörelerinde 25 - 30 bin civarında poliçe kestiği davalının gönderdiği kayıtlarda gözüktüğü, ayrıca 2016 yılında bölge birinciliği ile takdir aldığının belirtildiği, dolayısıyla 2016 yılında 6 milyon lira prim üretimi, 2017 yılında 2 milyon lira prim üretimi, 2018 yılında ise feshinin yapıldığı tarihe kadar 800 bin lira civarında acenteliğinin prim üretimi ile düşen bir portföyü olduğu ve acentenin ağırlıkla ZMMS (Trafik Sigorta poliçesi) kestiği için iptale alındığının belirtildiği, bu konu ile ilgili incelemede, özellikle ... Sigorta sektöründe 2017 de ne olduğunu incelemek durumunun ortaya çıktığı ve bunun incelenmesi gerektiği düşüncesiyle, yapılan araştırma sonucunda bilgilerin derlendiği, buna göre 11.07.2017 Tarihli 30121 Sayılı Resmi gazetede yayımlanan; Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında Tarife Uygulama Esasları Hakkında Yönetmeliğin bazı maddelerini değiştirildiği ve Trafik sigortalarında çok riskli araçlar için Başbakanlık ( Hazine Müsteşarlığı) tarafından Riskli sigortalar havuz sistemi kurulduğu, belirtilen işbu değişiklikler çerçevesinde, sigorta şirketlerinin özellikle riski yüksek araçların sigortaları konusunda bazı tedbirler alma yoluna giderek acentelerinin bu kategoriye giren araçları dolayısıyla sistemlerine koydukları otorizasyon ile bu tür araçların sigortasını yapan acentelerini tasfiye etmek veya bu araçlara ait sigortalarına teminat vermeme yoluna giderek portföylerini düşürme yoluna gittikleri, bu yönetmelikle sigorta şirketleri, kendilerinin portföyünden tanzim edilmemiş olsa dahi, risk seleksiyonuna tabi tutmadıkları, birçok riskli araçların havuzdan kendileri payına düşecek araçların trafik sigorta hasarları dolayısıyla trafik sigortaları üretim miktarlarını kısmak ve azaltmak yoluna gittikleri, fiyat artışları, acente ekranı kısıtlama/kapatma, sistem yavaşlatma, kredi kartı ödemesi yerine nakit havale istemi gibi sigorta şirketlerinin bazıları tarafından (özellikle 2016-2017 yılları devamında) işlemlerin zorlaştırıldığı da sektörden bilindiği, bu açıklama çerçevesinde riski yüksek TIR, Çekici, Otobüs, Ticari Taksi, Minibüs, Betonyer gibi araçlarının ZMMS (Trafik sigortası) sigortalarını yapan acentelerde müşteri portföylerini kaybetmemek için mecburen bu tür araçların ZMMS yapan ve yapmaya devam eden şirketlere portföylerini aktarmak durumunda kaldıkları, bu konuda sigorta sektöründe ZMMS yapma ruhsatı olan şirketlerin zarara girmemek için bu sigorta çeşidindeki prim üretimlerini önemli ölçüde düşürdükleri, (Bu düşmeler Hazine Müsteşarlığı tarafından yayımlanan yıllık faaliyet raporları ve Sigorta şirketlerinin yıllık Hazine Müsteşarlığına gönderdikleri faaliyet raporlarında da yer almakta olup incelenebilir) davalı şirketin de bu konudaki primleri 2015, 2016, 2017, 2018 yılında normal olarak düşürüldüğü, bu açıklamalar sonucunda doktrinde yer alan Denkleştirme hesabında acenteye poliçe tanzim yetkisi vermemek için otorizasyon kısıtlaması koyan sigorta şirketinin işbu uygulaması dolayısıyla acentenin yıllar itibariyle portföy kaybını hesaplama kriterinin nasıl tespit edileceği konusunda bir açıklama yapmak ve bu konuda karar vermek mahkemenin yetkisinde olduğu, Doktrinde önerilen hakkaniyet hesaplama konusunda, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılacağı ve birinci aşamada ham alacağın bulunacağı, şeklinde önerilen konuda ikinci aşamada, yukarıda tespit edilmiş bulunan, 254.969,87 TL tutarında bir Denkleştirme(Portföy Tazminatı)miktarından TCMB tarafından ilan edilmiş olan Ticari Faiz oranında indirim yapılması gerektiği düşüncesiyle Denkleştirme ( Portföy Tazminatı) hesaplandığı, 254.969,87 X (1 - 0,1675) = 212.262,42 TL peşin faiz indirimi yapıldıktan sonra Denkleştirme (Portföy Tazminatı) ödenebileceği hesaplandığı, acentelik sözleşmesinin, Beyoğlu 47. Noterliği kanalıyla çekilen ... yevmiye numaralı 24.05.2018 tarihli ihtarnamesi ile fesih ihbarı yapıldığı, anılan ihtarnamenin davacıya 25.05.2018 tarihinde tebliğ edildiği, fesih ihbarının 3 ay sonra 13.09.2018 tarihi itibariyle yürürlüğe girerek tek taraflı acentelik sözleşmesi ve yetkilerinin iptal edildiği, davacı acentenin bilirkişi kök raporunda da belirtildiği şekilde Denkleştirme (Portföy tazminatı) talep edebileceği hususundaki, bilirkişi kök raporunda yapılan inceleme ve açıklamalara ilave edilecek herhangi bir şey olmadığı, hususundaki, davacı acenteliğinin devamı sürecinde davalı şirkete tanzim etmiş olduğu poliçeler ile acenteliğinin fesihten sonra da davalıya kazandırmış olduğu müşterilerinin poliçelerinin davalının diğer çalışan acentelerinde sigortalarının yenilenmiş olması ve özellikle önemli bir Makine Kırılması poliçesinin (2) halen davalı şirkette farklı bir acente tarafından devam edilmesi sonucu davalının davacı acentenin davalı şirkete kazandırmış olduğu müşterilerinden önemli ölçüde menfaat sağladığı ve sağmaya devam ettiği hususundaki, 5 yıllık üst sınırdaki net komisyon bedeli olan 254.969,87 TL olarak tespit edildiği, bu komisyon bedelinin peşin ödeneceği dikkate alınarak, nihai takdir ve değerlendirme mahkeme'ye ait olmak üzere en az hakkaniyet indirimi ölçüsünde TCMB Güncel Avans faizi olan % 16,75 oranında 42.707,45 TL peşin faiz indirimi yapıldıktan sonra 212.262,42 TL Denkleştirme (Portföy Tazminatı) sonucuna varılabileceği hususundaki, TTK 122/4 maddesinin 2. fıkrası hükmünün, TBK' nın 147/5 maddesi hükmü çerçevesinde değerlendirilmesinin takdirinin mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Davalı vekili ek rapora karşı beyan dilekçesinde; davanın hak düşürücü ve esastan reddi gerektiğini, raporda acentenin münhasır yetkili olup olmadığı konusunda değerlendirme yapılmadığını, bilirkişilerin davacının portföyünü farklı sigorta şirketlerine aktardığını açıkça belirttiğini, müşterilere ilişkin poliçelerin müvekkili tarafından otomatik olarak yenilenmediğini, davacının müşterilerini başka sigorta aracılığı ile poliçe tanzimi yapabildiğini, müvekkilinin acentenin bulduğu müşteriler sayesinde önemli menfaatler elde etmediğini, raporda hiçbir değerlendirme yapılmadığını, öncelikle müvekkili şirketin yapmış olduğu binlerce poliçe ve yüksek primli üretimleri karşısında 177 adet poliçenin önemli menfaat sayılmasına hiçbir anlam verilemediğini, bilirkişilerin ağırlıklı olarak bu poliçelerin trafik ve kasko poliçesi olduğunu açıkça ifade ettiğini ve müvekkilinin acentelik sözleşmesini feshinde haklı olduğunun sübuta erdiğini, davacı tarafça ağırlıklı olarak trafik poliçesi kestiği ve üretimlerinin yıllar geçtikçe çok fazla düşüş gösterdiğinin raporda tespit edildiğini, itirazları doğrultusunda yeni bir rapor alınmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 15.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda; İşbu sözleşmenin belirsiz süreli olarak akdedildiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin, davalı ... Sigorta A.Ş. tarafından TTK.m.121/1'de belirtilen 3 aylık fesih kuralına uyularak ve sebep gösterilmeksizin feshedildiğini, belirsiz süreli acentelik sözleşmesinin feshi için haklı sebebin gerekli olmadığını, önemli olanın asgari 3 ay önceden karşı tarafa feshi ihbarda bulunulması olduğunu, somut olayda davalı ... Sigorta AŞ Beyoğlu 47. Noterliğinin 24.05.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile söz konusu 3 aylık fesih kuralını tanıyarak 13.09.2018 itibariyle sözleşmeyi feshettiğinden fesih şekil ve usulünde hukuka aykırı bir durumun olmadığı, belirsiz süreli bir acentelik sözleşmesini hem müvekkilin hem de acentenin 3 aylık fesih ihbar süresine uyarak herhangi bir sebebe dayanmaya gerek olmaksızın feshedebileceği, kanunda öngörülen bu 3 aylık sürenin, feshin sonuçlarının tasfiyesi ve sona ermeye hazırlık için acente ve müvekkiline tanınmış asgari süre olduğu, fesih için ayrıca herhangi bir neden göstermek gerekmediği gibi, haklı bir nedenin varlığının da şart olmadığı, (Arslan Kaya, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ticari İşletme, Acentelik, 1. Baskı, İstanbul 2013, s.193). Huzurdaki davada tartışılması ve aydınlatılması gereken hususların belirsiz süreli acentelik sözleşmesinin tek yanlı olarak ve haklı sebep gösterilmeden feshi halinde acentenin (davacının) denkleştirme ödemesine hak kazanıp kazanmayacağı ile kazanacak ise bunun hesabının yapılmasına dair olduğu, tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki delillere göre acentelik sözleşmesinin acentenin kusuru sebebiyle feshedildiğine dair bir tespitin olmadığını, bu şartın, esasen “denkleştirmenin olumsuz koşulunu oluşturduğunu, acentelik sözleşmesinin müvekkilin feshetmesi durumunda acentenin denkleştirme talep edebilmesi için, müvekkil tarafından sözleşmenin acentenin kusuru sebebiyle feshedilmemiş olması gerektiği, şayet müvekkilin feshinin nedeni bizzat acentenin veya çalışanlarının sabit kusuru ise acentenin denkleştirme talep edemeyeceği, (KAYA; TTK Şerhi, Acentelik, İstanbul 2013, s, 233-235) dava konusu olayda davalı sigorta şirketinin herhangi bir sebep göstermeksizin fesih hakkını kullanmış olduğu, cevap dilekçesinde de acenteye bir kusur izafe edilmemiş ve fesih kuralına uyularak sözleşmenin feshedilebileceğinin savunulduğunu, açıklanan sebeplerle, somut olayda, sigorta şirketi tarafından yapılan feshin, haklı sebep gösterilmesi şart olmayan 3 ay önceden ihbar yoluyla olağan fesih olduğu, böylece fesihte acentenin kusuru söz konusu olmadığından diğer koşulların da varlığı halinde, davacı acentenin denkleştirme ödemesine hak kazanacağının değerlendirildiği, acentenin, acentelik sözleşmesine bağlı olarak 5 yılda elde ettiği toplam hasılatın 1.274.849,37 TL olduğundan üst sınır 1.274.849,37 / 5 : 254.969,87 TL denkleştirme istemi üst sınırının 254.969,87 TL olduğu, yeni Ticaret Kanununa göre Denkleştirme istemi tutarının hesaplanan üst sınırı aşamayacağı, acentenin ücret kaybının toplam bugünkü değerinin 15.981,74 TL olarak hesaplandığı, bu tutarın hesaplanan üst sınırın altında kaldığından, davacının talep edebileceği tutarın 15.981,74 TL olduğu, denkleştirmede istenebilecek tazminat tutarın brüt kazanç değil de, net kazancın tutarı dikkate alınarak belirlendiği belirtilmiştir. 23.11.2021 tarihli ek bilirkişi raporunda; taraf vekillerinin itirazları ayrı ayrı değerlendirilerek davacı sigorta şirketinin üretiminin %92,87'si (ağırlıklı ortalama) trafik sigorta poliçeleri olduğu, b poliçelerden sigortalı açısından hizmet değil, sadece primin tutarının önem arz ettiği, şöyle ki, trafik poliçelerinde hizmeti alanın 3.şahıs olduğu, herhangi bir hasar anında muhatabın sigorta şirketi olduğu, trafik poliçeleri hasar/prim oranı yüksek olduğu, kazancı düşük olan bir branş olduğu, trafik poliçelerinin şirkette kalma oranı düşük ve sürelerinin diğer poliçelerde olduğu gibi bir yıllık olduğu, davacı acentenin müşterilerine ilişkin trafik sigorta poliçelerinin davalı şirket tarafından değil, davacı acente aracılığı ile yenilendiği ve davacının %92,87 oranındaki trafik sigortalarının acente müşterilerinden önemli menfaatler elde etmediğinin anlaşıldığı, trafik sigorta poliçeleri özelliği gereği devamlılık arz etmeyen poliçeler olduğu, trafik poliçelerinin bu özelliğinden dolayı, davalı firmaya belirleyici menfaat sağlamadığının anlaşıldığı, kök raporun 15.sahifesinde portföy tazminatının "Bugünkü Değer Faktörü” oranı %13,69 olarak hesaplandığı, bu oran 2017 yılının Üfe oranı olan 15,474 Tüfe oranı olan 11.92 toplamının ortalaması olan 13,69 olarak değerlendirildiği, davacı tarafından davalıya yeni kazandırılan müşterilerin davalı ile fesihten sonra yaklaşık %7,13 trafik sigorta poliçelerinin dışında diğer branşlardan olan sağlık poliçeleri olarak devam ettiğinin tespit edildiği, davalı kayıtlarında tespit edilen sözleşmenin 13.09.2018 tarihinde feshinden sonra müşteri çevresinden sigorta şirketinin elde ettiği gelirlere tekabül eden net komisyon tutarının 15.213,31 TL olduğu, sözleşmeden sonra acentenin kaybedeceği acentenin 170 adet poliçeden elde edeceği net komisyon tutarının 15.213,31 TL olduğu, poliçelerin 12 adedinin sağlık sigorta polçesi, 143 adedinin zorunlu kara yolu mali mesuliyet trafik sigortası, 15 adedenin kasko poliçesi olduğu, 171 poliçeden trafik ve kasko poliçelerin toplamının %93 tekabül ettiği, portföy tazminatının bugünkü değerinin 917,71 TL olduğu, 4.yılda ise 67,86 TL olduğu belirtilmiştir. Davacı vekili ek rapora karşı itiraz dilekçesinde; raporun kabulünün mümkün olmadığını, davalı şirketin müvekkili müşteri portföyünden yararlanmaya devam ettiğini, raporda müvekkili şirketin düzenlemiş olduğu poliçelerin ağırlıkla zorunlu trafik sigortaları olduğu, müvekkilinin sözleşmesinin feshinden sonra yarattığı müşteri çevresi ile davalının önemli menfaat elde edemeyeceği gibi somut verilerden uzak ve dayanaksız yorum yapıldığını, müvekkili ile davalı arasında yapılan sözleşmede buna ilişkin olarak bir sınırlamanın bulunmadığını belirterek yeniden rapor alınmasını veya artırdıkları dava değeri üzerinden davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ek rapora karşı itiraz dilekçesinde; raporda müvekkili şirketin acentelik sözleşmesinin feshinden sonra önemli ölçüde menfaat elde etmediğinin tespit edildiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, acentenin denkleştirme tazminatı isteyebilmesi için gerekli şartların gerçekleşmediğini, raporda acentenin müşterilerinden önemli menfaatler elde etmediğinin açıkça tespit edildiğinden davanın reddini karar verilmesi gerektiğini, raporda davacının büyük oranda trafik poliçesi kesmiş olduğunun tespit edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden davanın reddine dair hüküm tesis edilmiştir. Hükümde, denkleştirme tazminatı için gerekli olan önemli menfaat koşulunun sağlanmadığı ifade edilmiştir. Genel olarak portföy tazminatı, acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra, bu ilişki devamı boyunca acentenin kişisel gayretiyle yarattığı müşteri çevresinden, akidinin hâlen yararlanmasına karşın acentenin yararlanmaması nedeniyle uğradığı kaybın karşılığıdır. Somut olayda uygulanması gereken TTK'nın 122. maddesinde "denkleştirme istemi" olarak tanımlanan, doktrinde de "müşteri tazminatı", "portföy tazminatı", "portföy akçesi" olarak da ifade edilen bu tür tazminat, 5684 sayılı Sigorta Kanununun 23/16. maddesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesinin, sigorta şirketinden tazminat talep edebileceği şeklinde düzenlenmiştir. Özel kanuni düzenlemede ayrıntılı bir düzenleme bulunmadığından, TTK hükümlerinin tamamlayıcı hüküm olarak uygulanması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı Yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda, davalının fesih ihtarının 2018 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde yeni kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir. TTK 122/5 maddesi uyarınca; potföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır. Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir (Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228) Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı). Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin her hangi bir şekilde sona ermesi durumunda, portföy tazminatı talep edilebilecektir. Fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine göre, sözleşmenin davacının bir kusuru olmaksızın davalı tarafından sona erdirilmesi ve diğer koşulların da bulunması kaydıyla denkleştirmeye ilişkin bu tazminat davacı tarafından talep edebilecektir.Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması (Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.TMK'nın 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Dosyada toplanan deliller, davacı ve davalı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan incelemeler sonucu sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin yukarıda yer verilen 29. maddesi gereğince sözleşme belirsiz süreli olarak akdedilmiştir. Davalı şirket tarafından, sözleşmenin 22. maddesinin 1. bendinde düzenlendiği şekilde üç ay önceden ihbarda bulunarak sözleşmeyi feshetmiştir. Bu nedenle sözleşmenin haksız feshinden söz edilmesi mümkün olmayacaktır. Ancak bu durum, tek başına portföy tazminatı talebine engel değildir. Diğer tarafından bilirkişilerin raporlarının tamamında davacı acente tarafından sözleşme süresi kapsamında düzenlenen poliçelerin %92,87'si trafik sigorta poliçesidir. %7,13'sü ise trafik sigorta poliçelerin dışında diğer branşlardan olan sağlık poliçeleridir ve sağlık poliçelerinin devam ettiği anlaşılmaktadır. Toplam 170 adet poliçeden 12 adedi sağlık sigorta poliçesi, 143 adedi zorunlu mali mesuliyet trafik sigorta poliçesi, 15 adedi ise kasko poliçesidir. Trafik poliçelerinin hasar/prim oranı yüksek olup kazancı düşük olan branş olarak tespit edilmiştir. Davacı şirketin davalı yandan aldığı net komisyon tutarının davacı cirosuna oranı karşılığında davacının talep etme haklı olacağı portföy tazminatı 917,71 TL olarak tespit edilmiştir. Ne var ki söz konusu tespit içerisinde düzenlenen trafik sigorta poliçeleri yüksek miktarda ve oranda bulunmaktadır. Buna göre, somut olayda davalı tarafın davalı tarafa önemli menfaat sağlama koşulu gerçekleşmemiştir. Bu durumda, davacının portföy tazminatı talep hakkının doğmadığı anlaşılmakla, ilk derece mahkemesince davanı reddine dair verilen kararda, hukuka aykırılık görülmemiş, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 02.10.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.