T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/1193 KARAR NO : 2026/42 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/02/2024 NUMARASI : 2018/702 E. - 2024/107 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Tic…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2024/1193 KARAR NO : 2026/42 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 13/02/2024 NUMARASI : 2018/702 E. - 2024/107 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan) Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13/02/2024 tarih ve 2018/702 Esas - 2024/107 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkiline ait iş yerinde hizmet akdine bağlı olarak çalışmakta iken kendi rızası ileiş akdini sona erdirerek diğer davalı ... nezdinde çalışmaya başlayan davalı ...'nun, müvekkili şirket nezdindeki pozisyonu gereği müvekkilinin ticari sırları, müşteri bilgileri ve müşteri portföyüne vakıf olup sahip olduğu bu bilgileri diğer davalı ile paylaştığını, müvekkilinin müşterileri ile iletişime geçerek teklifler verdiğini, davalı şirketin davalı ...'nun bu eylemlerinden haksız kazanç sağladığını, davalıların bu eylemlerinin haksız rekabet niteliğinde olduğunu, müvekkilinin yaklaşık 16 müşterisinin davalı şirket ile çalışmaya başlamasının bu eylemi kanıtladığını, davalı şirket ile çalışmaya başlayan bu müşteriler dışında müvekkilinin 19 müşterisi ile davalı şirket arasında sözleşme düzenlendiğini, müvekkilinin bu kadar kısa sürede müşteri kaybına uğramasının davalıların bu haksız rekabetinden kaynaklandığını, davalı ...'nun bu eylemlerinin yanı sıra müşterileri arayarak müvekkilini kötülediğini, öte yandan müvekkili ile yapılan iş akdi uyarınca davalı ...'nun iş akdinin sona ermesini takip eden 24 aylık süre içinde, müvekkilinin şubelerinin bulunduğu şehirlerde müvekkili ile aynı iştigal konusuna haiz bir kuruluşun herhangi bir kademesinde ücretli veya ücretsiz olarak görev almamayı ve işverenin rakiplerinin temsilcisi, çözüm ortağı v.s. gibi adlarla da olsa doğrudan ya da dolaylı olarak başkaları ile müvekkili aleyhine olabilecek çalışmalar içinde bulunmamayı ve aksine bir hareketinin bulunması halinde almakta olduğu son aylık brüt ücretinin 20 katı tutarında cezai şart ödemeyi taahhüt ettiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalıların eylemlerinin haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, haksız rekabetin önlenmesi ve durdurulmasına, şimdilik 1.000,00-TL maddi ve 50.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline ve ayrıca müvekkili ile davalı ... arasındaki iş sözleşmesininden kaynaklanan şimdilik 1.000,00-TL cezai şartın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, müvekkillerinden ... ile davacı şirket arasındaki iş akdi gereğince cezai şart olarak 1.000,00-TL talep edilmişse de, HMK'nın 107. maddesi uyarınca dava tarihinde alacağın miktarının tam ve kesin olarak tespiti mümkün olduğundan belirsiz alacak davası açılamayacağını, zira davacının müvekkilinin almış olduğu son ücretin 20 katını hesaplayarak dava açmasının mümkün olduğunu, davacının sahip olduğu ve müvekkili ...'nun çalıştığı dönem içinde edindiği hiç bir bilginin ticari sır niteliğinde olmadığını, davacı şirketin faaliyet gösterdiği iş kolu itibariyle bir "know how" yaratma", bilgi üretme, kimse tarafından bilinmeyen bir buluş ya da bilgi elde etme gibi bir durumunun söz konusu olmadığını, müvekkili ... ile davacı arasında düzenlenen iş akdindeki rekabet yasağına ilişkin hükmün, yasağın sınırları coğrafi olarak belirli olmadığından ve ekonomik geleceğini tehlikeye düşürdüğünden geçerliliğinin bulunmadığını, 40.000 müşterisi olduğunu iddia eden davacının 16 müşterisi ile iletişime geçildiği iddiasının önemli bir zarara neden olmayacağını, müvekkilinin davacı ... kötülediği ve iftiralar attığı iddialarının asılsız olduğunu, daha önceden davacı şirkette çalışan müvekkilinin çalışmasından memnun kalan ve müvekkili ile şahsi dostluk kuran müşterilerin müvekkili ile yeniden çalışmak istemesinin müşteri çalmak olarak nitelendirilemeyeceğini, müvekkilinin bu kişilerin kendisi ile çalışmasına yönelik zorlayıcı bir etkisinin bulunmadığını, işçinin kişisel yetenek ve niteliklerinden ileri gelen bu durumun rekabet yasağı oluşturmayacağını ve talep edilen cezai şartın fahiş olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, davacı şirket ile davalı ... arasında imzalanan 16/04/2007 tarihli sözleşme anında yürürlükte bulunan 818 nolu Türk Borçlar Kanununun 19, 20, 348 ve devamı maddeleri uyarınca rekabet yasağının ancak işçinin iktisadi geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye sokmaması şartı ile geçerli olabileceği, somut olayda dava konusu iş sözleşmesinin coğrafi alan sınırlamasının bulunmaması ve rekabet yasağının işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı (Tüm Türkiye sınırlarını) kapsaması nedeniyle çalışma özgürlüğüne ve akit serbestisine aykırı ve dolayısı ile haksız rekabete ilişkin hükmün batıl olduğu, davacının ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi sonrasında hazırlanan 24/01/2020 tarihli mali müşavir bilirkişi raporuna göre, uğranıldığı iddia edilen zararın davacı tarafından somut ve Yargıtay denetimine uygun şekilde ortaya konmadığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 13/02/2019 tarih ve 2018/211108 Esas 2019/17767 Karar nolu kararı ile aralarında davalı ...'nun da bulunduğu şüpheliler hakkında haksız rekabet suçundan yürütülen soruşturmada kamu davası açmaya yeterli delil bulunmadığından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, 01/10/2000 tarihinde "Ankara Şube Yöneticisi" olarak çalışmaya başlayan davalı ...'nun 12/3/2018 tarihine kadar bu pozisyonda çalıştığını, bulunduğu pozisyon gereği müvekkilinin ticari sırları, şirket politikası ve müşteri çevresine vakıf olan davalının diğer davalı Şirkette çalışmaya başladıktan sonra müvekkilinin müşteri çevresi ile irtibat kurarak verdiği tekliflerle bazı müşterileri yeni şirkete taşıdığını, söz konusu değişikliklerin bu davalının işten hemen ayrılmasından sonra gerçekleştiğini, davalıların bu eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiğini, dinlenen tanıkların haksız rekabeti ortaya koyan beyanları ile çelişen mahkeme kabulünün hatalı olduğunu, yargılama sırasında birden fazla bilirkişi alınmasına ve bu raporlar arasında çelişki bulunmasına rağmen bu çelişkiler giderilmeden karar verildiğini, delillerin takdiri hususunun bilirkişilere bırakılmış olmasının yanlış olduğunu, müvekkili tarafından dosyaya kazandırılan delillerin haksız rekabetin ispatı için yeterli olduğunu, varılan sonuca ne şekilde ulaşıldığının yeterli bir gerekçe ile ortaya konulmadığını, coğrafi alan sınırlaması ve süre içeren iş akdinin çalışma özgürlüğüne müdahale eden hiçbir yönünün bulunmadığını, sözleşmenin rekabet yasağı başlıklı maddesinde rekabet yasağına aykırı hareket etmesi halinde davalının almakta olduğu son aylığın 20 katı miktarında bir cezai şart ödemeyi kabul ettiğini, ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1- Dava, haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat ile rekabet yasağı sözleşmesine dayalı cezai şart alacağı istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı tarafça, davalıların kendisine karşı haksız rekabette bulunduklarının ileri sürüldüğü, bu iddianın dayanağını davalı gerçek kişinin davacı nezdindeki işinden ayrılmasından hemen sonra müvekkili ile rekabet halindeki diğer davalı şirkette çalışmaya başlaması ve davalı ...'nun müvekkili Şirkette çalıştığı dönemde pozisyonu gereği sahip olduğu şirkete ait bilgiler ile müşteri portföyünü diğer davalı şirkete taşıyarak müvekkilinin müşterilerine teklifler sunmak suretiyle bu müşterilerin davalı şirket ile çalışmasının oluşturduğu, davacının şikayeti sonrasında haksız rekabet suçu nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda bu hususa ilişkin yeterli ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, davacının portföyündeki çok az sayıda müşterinin davalı şirket ile çalışmaya başlamasının diğer davalı gerçek kişinin davacı şirkete ait mesleki ve ticari bilgilerin kullanılması ile sağlandığı hususunun ortaya konulamadığı, bu kişilerin davalı şirket ile çalışmaya başlamasının tek başına haksız rekabete delalet etmeyeceği ve buna göre haksız rekabet iddiası yönünden ilk derece mahkemesince ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacı taraf, davalı gerçek kişi tarafından rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davranıldığını da ileri sürerek, rekabet yasağı sözleşmesindeki cezai şartın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Türk Borçlar Kanunu'nun rekabet yasağına ilişkin 444. maddesinde; fiil ehliyetine sahip olan işçinin işverene karşı sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunları dışında rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise rekabet yasağı kaydının ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları yada işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması işverenin önemli bir zararına zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı düzenlenmiştir. Rekabet yasağına aykırılıktan söz edilebilmesi için davacının zararının mutlak olarak doğması gerekmeyip zarar doğması ihtimalinin bulunması yeterlidir. Aynı Yasa'nın 445. maddesinde de, rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremeyeceği ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamayacağı, aynı maddenin 2. fıkrasında ise, hâkimin, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabileceği belirlenmiştir. Burada hakime aşırı nitelikteki rekabet yasağının kapsamını veya süresini sınırlama yetkisi verilmiştir. Öte yandan davalı tacir olmadığından, TTK'nın 22. maddesi somut olaya uygulanamayacak olup, somut olaya uygulanması gereken TBK'nın 182. maddesine göre taraflar cezai şartın miktarını serbestçe belirleyebilirler, ancak hakim aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir. Tarafların mali ve sosyal durumları, asıl borcun ifa edilmesi halinde davacının elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı fayda dikkate alınarak, mahkemece her somut uyuşmazlıkta kararlaştırılan cezai şartın fahiş olup olmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca Yargıtay 11. HD.'nin 24/09/2019 tarih ve 2018/502 E. 2019/5746K. sayılı kararında da kabul edildiği üzere, takdiri indirim yapılması nedeniyle davacı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmemelidir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davacı ile davalı ... arasında imzalanan 16/4/2007 tarihli iş sözleşmesinin Personelin Bağımlılık ve Sadakat-Özen Borcu başlıklı IX. maddesinin 2 numaralı Rekabet Yasağı bendinde "Personel, işverenin müşterilerini tanıması ve işin esasına vakıf olması nedeniyle, iş sözleşmesinin personeli tarafından 4857 sayılı kanunun 17.maddesi, işveren tarafından 4857 sayılı kanunun 25'inci ve 17'ıncı maddeleri uyarınca sona (İşin ve üretimin daraltılması nedeniyle yapılacak toplu çıkartmalar hariç) erdirilmesini takip eden 24 aylık süre içinde ... A.S. ile aynı iştigâl konusuna haiz bir kuruluşun herhangi bir kademesinde ücretli veya ücretsiz olarak görev almamayı, işverenin rakiplerinin temsilcisi, çözüm ortağı v.s. gibi adlarla da olsa direk ya da endirekt olarak başkaları ile ... A.Ş. aleyhine olabilecek çalışmaları içinde bulunamaz. Keza aynı işi kendi nam ve hesabına yapmamayı kabul ve taahhüt eder. Aksi davranışı halinde gerek işin ve iş yerinin büyüklüğü ve gerekse işverenin uğrayacağı zararları tespit etmek mümkün olamayacağı taraflarca kabul edildiğinden, personelin aksi davranışı halinde işverenin uğrayacağı zararların karşılığı olarak almakta olduğu son aylık brüt ücretinin XX katı tutarında cezai şart ödemeyi kabul eder" hükmü bulunmaktadır. Anılan rekabet sözleşmesinde, TBK'nın 445. maddesinde belirtilen süre sınırlamasına uyulduğu, davacı Şirketin faaliyet konusu ile doğrudan ilgisi bulunan bir işte çalışılamayacağının öngörüldüğü, ancak açık bir coğrafi sınır belirtilmediği anlaşılmıştır. Bu hali ile sözleşmenin yer bakımından aşırı olduğu açıktır. Dairemizce kapsam bakımından aşırı nitelikte kabul edilen rekabet yasağına TBK'nın 445/2. maddesi gereğince müdahale edilerek rekabet yasağı sözleşmesinin kapsamı, davalı gerçek kişinin iş akdinden kaynaklanan edimini fiilen ifa ettiği ilde, davacı Şirkette çalıştığı pozisyonla aynı veya benzer pozisyonda çalışması olarak belirlenmiştir. Bu kapsamı itibariyle rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olduğu kabul edilerek yapılan değerlendirmede ise, taraflar arasındaki sözleşmeye göre 1/10/2020 tarihinde gerek yurt içi gerekse de yurt dışında sınai mülkiyet hakları ile ilgili aracılık ve danışmanlık hizmeti sunan davacı Şirkete ait Ankara'daki iş yerinde uzman sıfatıyla işe başlayan davalı gerçek kişinin üstlendiği bu görev itibariyle davacı şirketin iş ilişkileri ve müşteri portföyüne vakıf olabileceği, SGK kayıtlarına göre 12/3/2018 tarihinde işten ayrıldığı, davacıya ait iş yerindeki işinden ayrılmasından sonra davalı gerçek kişinin davacı şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren diğer davalı şirket ile resmi bir iş akdi düzenlendiğine dair herhangi bir belge bulunmamakla birlikte bu şirketin Ankara bürosunda daha önceki işine benzer bir pozisyon ile işe başladığı hususunun davalıların kabulünde olduğu ve bu duruma göre davalı gerçek kişinin TBK'nın 445/2. maddesince verilen yetki doğrultusunda kapsamı belirlenen rekabet yasağı sözleşmesine aykırı davrandığı anlaşılmıştır. Her ne kadar ilk derece mahkemesince, davalı gerçek kişinin rekabet yasağına aykırı olacak şekilde diğer davalı şirket nezdinde çalışmaya başladığı kabulüne rağmen, davacı ile yapılan rekabet yasağı sözleşmesinin yer sınırlaması ve işçinin ekonomik mahvına neden olacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmişse de, yukarıda açıklandığı üzere davacı şirket ile rekabet etmemeyi taahhüt eden davalı gerçek kişinin, daha önce çalıştığı il sınırları içinde bu kez aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirket adına benzer bir pozisyonda çalışması nedeniyle, sözleşmede coğrafi sınır bulunmadığı şeklindeki yoruma katılmak mümkün değildir. Öte yandan rekabet yasağının ihlali için davacının zararının mutlak olarak doğması gerekmeyip zarar doğması ihtimalinin bulunması yeterlidir. Davalı tacir olmadığından, TTK'nın 22. maddesi somut olaya uygulanamayacak olup, somut olaya uygulanması gereken TBK'nın 182. maddesine göre taraflar cezai şartın miktarını serbestçe belirleyebilirler, ancak hakim aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.Tarafların mali ve sosyal durumları, asıl borcun ifa edilmesi halinde davacının elde edeceği yarar ile cezai şartın ödenmesinin sağlayacağı yarar arasındaki makul ve adil ölçü, sözleşmeye aykırı davranılması yüzünden alacaklının uğradığı zarar, borçlunun borcunu yerine getirmemek suretiyle sağladığı fayda dikkate alındığında, taraflar arasında kararlaştırılan son aylık brüt ücretin 20 katı tutarında cezai şart miktarının fahiş olduğu, cezai şarttan bir miktar hakkaniyet indirimi yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Dairemizce davacının almış olduğu son aylık brüt maaş tutarı gözetilerek 95.000,00-TL'lik cezai şart miktarı hak ve nesafet ilkesine uygun bulunmuş, ancak davacının talebine bağlı kalınarak 1.000,00-TL cezai şart alacağının davalıdan alınmasına karar verilmiştir. HMK'nın 353/1-b-2 maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13/02/2024 gün ve 2018/702 Esas - 2024/107 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın Kısmen KABULÜ ile 1.000,00-TL cezai şartın davalılardan ...'ndan tahsili ile davacıya ödenmesine, 3-Davacının haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması ile haksız rekabetten kaynaklanan maddi ve manevi tazminat talebinin REDDİNE, 4-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken maddi olmayan talepler yönünden alınması gereken 732,00-TL, maddi tazminat yönünden 732,00-TL, manevi tazminat yönünden 732,00-TL olmak üzere toplam 2.196,00-TL karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 888,03-TL harcın mahsubu ile bakiye 1.307,97-TL'nin davalı ...'ndan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, cezai şart talebi yönünden A.A.Ü.T. gereğince belirlenen 1.000,00-TL vekalet ücretinin davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirmiş olduğundan ve istinaf eden davacı aleyhine hüküm kurulamayacağından ilk derece mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre belirlenen 17.900,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan 8.100,00-TL bilirkişi ücreti, 480,00-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 346,40-TL tebligat ve posta masrafı, 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 10.095,80-TL yargılama giderinin, davanın kabul-red oranı takdiren 1/4 kabul edilerek, bu orana tekabül eden 2.523,95-TL'ye, 888,03-TL peşin harç, 35,90-TL başvuru harcı eklenerek oluşan 3.447,88-TL'nin davalı ...'ndan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 8-Davalı tarafından ilk derece ve istinaf aşamasında herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 10-Davacıdan peşin olarak alınan 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 15/01/2026 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 15/01/2026 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...