6. Ceza Dairesi 2023/1486 E. , 2024/12067 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/2102 E., 2022/1204 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz
**6. Ceza Dairesi 2023/1486 E. , 2024/12067 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/2102 E., 2022/1204 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun’un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; Bilindiği üzere ceza hukumuzun temelini “kast” oluşturur. Bu durum 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 21. maddesinde; "... Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir...” şeklinde tanımlanmıştır. Maddenin gerekçesinde ise; "...Kast, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur...” şeklindeki betimleme de aynı hususu açıklamakta ve teyit etmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (CGK), ceza uygulamaları açısından birlik ve açıklık sağlamaya yönelik olarak, önüne gelen bir olayda kastı tanımlamış ve sınırlarını göstermiştir. Söz konusu CGK 2008/1-99 E., 2008/185 K. sayılı ilamında;"... 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda tanımlanmamasına karşın 5237 sayılı Kanun'un 21/1. maddesinde, “suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi” olarak tanımlanan kastın iki unsuru bulunmaktadır; bilme ve isteme unsuru. Kastın varlığı için, hareketten doğacak sonucun sadece öngörülmesi, kısaca bilinmesi yeterli olmayıp ayrıca sonucun da istenmesi gerekir...” şeklinde açıklamada bulunmuştur. Bu açık kabule göre hareketin ve sonucun bilinmesi ve istenmesi de gerekir. Kasıt, suçun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektedir. Kural olarak her suçun zorunlu ögesidir. Yağma suçunda kasıt, hem cebir veya tehdit hem de malın alınmasını kapsamalıdır. Failin malın başkasına ait olduğunu bilmesi ve bunu faydalanmak amacıyla zor kullanarak almayı istemesi manevi unsurdur. (Benzer görüşler için bkz. Artuç age I s. 244 ,Gökçen vd. Age s.118, Özgenç Genel Hükümler age s. 246, Koca/Üzülmez Genel Hükümler age I s. 139, Artuk/Gökcen vd. Genel Hükümler age s.396, Şahbaz age s.145, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.333, Koca/Üzülmez Özel Hükümler age I s.601) Kasıt; suçun maddi unsurlarını bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi olarak tanımlanmıştır. Fail, hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacaktır. Gerekçede de açıkça belirtildiği gibi, kişi ile işlediği suçun maddî unsurları arasındaki psikolojik bağı ifade etmektedir. Suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve sonuçlarının istenerek gerçekleştirilmesi, kastın varlığı için zorunludur. İsteme, kişinin iç dünyasında gerçekleşen bir durumdur. Bu nedenle kastı belirlerken failin sözlerinden ziyade, olay öncesi davranışları, olay sırasındaki hareketleri, sözleri ve olay sonrasındaki davranışları, hareketleri yani dışa vuran tavırları değerlendirilerek sonuç çıkarmak gerekecektir. Sadece nihai harekete bakmak hatalı sonuçlara götürebilir ise de hareket öncesi hareket sırası ve sonrası, olayın gerçekleştirme şekli gibi dışa yansıyan eylemler hep birlikte değerlendirildiğinde kastın varlığının tespit edilmesi gerekir. (Benzer görüşleri için bkz. Gökçek/Artuç age s.5371) Dairemizin yerleşik uygulamaları da bu yöndedir. Mesela, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2015/1001 E.- 2015/40834 K. sayılı, "... Failin iç dünyasını ilgilendiren kast; failin olay öncesi iç dünyasını, olay sırası veya olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenebilir. Sanığı harekete geçiren etken saik, psişik olgunun irade aşamasıdır... Suçun işlendiği sırada failin öngörü ve irade ile hareket etmiş olması yeterlidir. Failin iç dünyasını ilgilendiren kastın niteliğinin belirlenebilmesi için dış dünyaya yansıyan davranışlardan hareketle sonuç çıkarmak olanaklıdır. Bu bağlamda failin olay öncesi, olay sırasında ve olay sonrası davranışları kastın belirlenmesinde ölçü alınır. ....” şeklindeki kararı ile bu kabulü açıkça göstermiştir. Yağma suçu için bu durumu genel kast kabul edecek olursak, failin cebirle veya tehditle başkasına ait taşınır bir malı isteyerek alması veya teslimini sağlaması gerekir. Ancak bu tek başına yetmez, ayrıca faydalanma amacının da bulunması gerekir. (Benzer görüşler için bkz. Hafızoğulları/Özen age s. 363, Artuç age s. 344, Gökçen/Artuç age s. 5369) Hırsızlık suçunda, başkasına ait taşınır malı faydalanmak amacıyla zilyedin rızası olmadan almak, suçun manevi unsuru iken yağma suçunda, rızası olmama unsurunun yerine rızanın zorla alınması geçmektedir. ... sağlanarak daha doğrusu teslimi veya geri alınmasını engellemek için cebir veya tehdit kullanmak istemesi ve malın teslimini sağlamak için cebir veya tehdide (zor) başvurmalıdır. Almadaki amaç faydalanma olmalıdır. Eğer fail faydalanma kastı ile değil de başka bir kastla mesela zarar verme amacıyla hareket etmiş ise eylem yağma değil mala zarar verme suçunu oluşturacaktır. (Centel/.../Çakmut age s. 304, Toroslu Özel Kısım age I s. 147, Artuç age I s. 245) CGK'nin 2015/709 E. ve 2016/33 K. sayılı kararında; "... Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Yargıtay 6. Ceza Dairesi, benzer hususları belirlemiş ve ayrıca "faydalanma kastının" aranması gerektiğini yine çok açık olarak göstermiştir. Ayrıca birçok kararında faydalanma kastı son derece dar yorumlanmış, "mal edinme" veya "sahiplenme yani kullanma" yada "ekonomik yarar sağlama" şartlarını aramış, onun haricindeki eylemleri "faydalanma olarak" kabul etmeyen çok sayıda karar vermiştir. Mesela Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2015/8292 E. ve 2017/4019 K. Sayılı; "... telefonunu alıp oldukça kısa sayılan bir süre içerisinde kullanmadan aynen iade ettiği dikkate alındığında sanığın faydalanma amacıyla mağdurun malını aldığından bahsedilemeyceği gözetilmeden yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması...Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA ...” Yine Yargıtay Ceza Dairesinin 2015/1001 E. ve 2015/40834 K. sayılı;”... hiçbir şey söylemeden mesaj çekmesini engellemek ve katılan M.'ye ulaşmak için elindeki telefonu çekip almak eylemlerinin, yağma kastı ile yapıldığını gösteren deliller karar yerinde açıklanıp tartışılmadan, suçun hukuki vasfında yanılgı ile yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde uygulama yapılması...Bozmayı gerektirmiş... BOZULMASINA..." Yine Yargıtay Ceza Dairesinin 2020/3086 E. Ve 2021/17299 K. sayılı;"... Sanık M.’nin eşi olan tanık M.’nin katılan S. tarafından cinsel taciz boyutuna ulaşacak derece rahatsız edildiği, tanık M.’yi ağlarken gören sanık M.M.’nun sebebini sorduğu ve tanığın katılanla arasında geçenleri sanığa anlattığı, sanık M.’nın tanığın eşi olan sanık M.’ye durumu anlattığı ve beraber katılanın iş yerine giderek ellerindeki demir sopalarla katılanı “yaşamını tehlikeye sokmayacak, vücutta kemik kırığı oluşturacak ve BTM ile giderilemeyecek şekilde” yaraladıkları, bu eylemleri hakkında nitelikli kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, sanıkların katılanın iş yerinden çıkarken içerisinde silah olabileceği ve katılanın arkadan kendilerini yaralayabileceği düşüncesi ile içerisinde katılana ait ruhsat, banka kartı, kredi kartı ve anahtar bulunan çantayı aldıkları, katılanın şikayeti üzerine ertesi gün emniyete giden sanıkların çantayı ve içindekileri polise teslim ettikleri, sanıkların kastının yağma olmadığı ve kendilerini korumak düşüncesi ile çantayı aldıkları anlaşılmakla üzerlerine atılı yağma suçu bakımından manevi unsur yokluğu nedeniyle beraat kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkumiyetlerine hükmolunması...Bozmayı gerektirmiş...BOZULMASINA..." şeklinde faydalanma kastının varlığını ve dar yorumlanmasına yönelik çok sayıda karar vermiştir. Kısaca dairemizin süregelen yerleşik uygulamalarında faydalanma kastını "mal edinme" veya "sahiplenme yani kullanma" yada "ekonomik yarar sağlama " olarak kabul etmektedir. Bu genel ve uygulamaya yönelik izahtan sonra somut olaya gelince; Yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamına göre; katılan ile sanığın resmi nikahlı evli oldukları, olay tarihinde saat 17.00 sıralarında sanığın akrabası olan ... isimli kişinin eve misafirliğe geldiği, saat 18.00 sıralarında da sanığın eve geldiği, katılanın mutfağa kahve yapmaya gittiği, daha sonra evin salon kısmına gidip kapıyı açtığında sanığın, ... isimli şahıs ile yakınlaştığını gördüğü, bunun üzerine taraflar arasında tartışma çıktığı, bu arada ...'yi evden gönderdikleri, tartışma sırasında sanığın katılana hitaben, "eğer kimseye anlatırsan seni öldürürüm, ailene, sevdiklerine zarar veririm, bu senin yanına kalmaz, ölürüm de senden boşanmam, benden kork" demek suretiyle tehditte bulunduğu, akabinde katılanı tekme ve tokatla vücudunun çeşitli yerlerine vurmak suretiyle dosya içerisinde mevcut adli rapor uyarınca basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, sonrasında ekmek bıçağı alarak katılanın yanına geldiği, bıçağı katılana doğrultarak "bu evden sağ çıkamayacaksın" diyerek tehdit ettiği, sanığın katılanı darp ettiği sırada katılanın boynunda asılı olan altın kolyesini ve yine boynunda asılı bulunan çeyrek altınlarını zorla aldığı, katılanın cüzdanında bulunan 200,00 TL parasını ve Samsung J7 marka cep telefonunu da alıp evden çıktığının iddia edildiği, bu haliyle kıskançlık nedeniyle başlayan tartışma neticesinde gerçekleşen olayda; sanığın kolluk aşamasındaki beyanında, suça konu altınları kendisinin aldığını beyan ettiği, katılan kadının sabit bir işi bulunmamakla, sanık tarafından geçiminin sağlandığı anlaşılmaktadır. Katılan ... sanık evli iken İzmir 20. Aile Mahkemesi'nin 27.11.2020 tarihli ve 2020/117 Esas, 2020/516 Karar sayılı ilamı ile çekişmeli boşanma davası sonucunda boşandıkları ve UYAP sisteminden yapılan incelemede boşanma ilamında tarafların (katılan ... sanığın) birbirlerinden tedbir nafakası, iştirak nafakası, yoksulluk nafakası, maddi-manevi tazminat, mal, ziynet alacağı ve eşya taleplerinin bulunmadığı görülmüştür. Bu haliyle sanık tarafından kazanılan paranın evlilik birliği içerisinde edinilmiş mal olarak değerlendirilmesi gerektiği gözetildiğinde, suça konu ziynet eşyaları, para ve telefon noktasında bu eşyaların kim tarafından alınarak katılana verildiği, katılanın şahsi eşyası olup olmadığı, sanık ile katılan arasında alacak ... doğuran bir hukuksal ilişkinin bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra sonucuna göre sanık hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesi delaleti ile aynı Kanun'un 86/2-3-a-e maddesi uyarınca hukuki alacağı tahsili amacı ile eşe karşı kasten yaralama suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması gerekip gerekmediğinin karar yerinde tartışmasız bırakılması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz isteği bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, 1412 sayılı Kanun'un 326/son maddesi (5271 sayılı Kanun'un 307/5) uyarınca sonuç ceza miktarı açısından sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 18.11.2024 tarihinde, oy birliğiyle karar verildi.