TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 22/03/2023 NUMARASI : 2022/48 Esas 2023/210 Karar DAVA : Genel Kurul Kararının Geçersiz Olduğunun Tespiti, İptali, Şirkete Kayyum Atanması DAVA TARİHİ : 24/01/2022 KARAR TARİHİ : 27/03/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/03/2026 Taraflar arasındaki genel kurul kararının geçersiz olduğunun tespiti, iptali, şirkete kayyum atanması istemine ilişkin davanın yargılaması son…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/1167 Esas 2026/374 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1167 KARAR NO : 2026/374 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 22/03/2023 NUMARASI : 2022/48 Esas 2023/210 Karar DAVA : Genel Kurul Kararının Geçersiz Olduğunun Tespiti, İptali, Şirkete Kayyum Atanması DAVA TARİHİ : 24/01/2022 KARAR TARİHİ : 27/03/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 27/03/2026 Taraflar arasındaki genel kurul kararının geçersiz olduğunun tespiti, iptali, şirkete kayyum atanması istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçelerle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı davacı vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin hissedar olduğu davalı şirketin hissesinin belli olmadığı, her genel kurula sunulan listede farklı oranlar belirtildiği, 24/12/2021 de yapılan genel kurul tutanağının itirazi kayıtla imzalandığını, bu nedenle davalı şirketin kaç sermaye payı olduğunu, müvekkilinin bu hisselerden kaçına sahip olduğunu, TTK nun 434 Maddesine uygun nisap oy oranının ne olacağı belirlenerek, 24/12/2021 tarihli genel kurulda alınan kararların hukuka aykırı olması sebebiyle iptaline, şirkete kayyum atanmasına, şirket gayrimenkullerine tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalıya usulüne uygun tebligat çıkarılmasına rağmen davaya cevap vermediği anlaşılmıştır. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; 24/12/2021 tarihli genel kurulda alınan kararların toplantı ve karar nisabına uygun davranılmayarak kararlar alındığından bu kararların geçersiz olduğunu, iptali gerektiğini ve şirkete yönetim bakımından kayyum atanması talebinde bulunmuş ise de iptali istenen genel kuruldaki toplantı nisabının ve karar nisabının TTK'nın 620.maddesine uygun olduğu, alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve iyi niyet kurallarına aykırı olmadığı, şirkete ait yasal yöneticilerin bulunduğu kanaatine varılarak davacının tüm taleplerinin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Haziran cetvelinde bile şirketin toplam payının 120 yerine 240 olarak gösterilmiş olmasının bile başlı başına genel kurulun iptali sebebi olduğunu, Kuşadası 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/321 Esas sayılı dosyasında vasiyetnameye ilişkin bir tedbir kararı bulunmadığını, mahkemece hisseler üzerinde tedbir kararı bulunması sebebiyle davanın reddine dair verdiği kararın bu açıdan hatalı olduğunu, Genel kurul kararı süresi içerisinde tescil ve ilan edilmediğinden yok hükmünde olduğunu, dolayısıyla mahkemece verilen genel kurulun geçerli olduğu kararının yerinde olmadığını, şayet davanın reddi gerekecekse ortada genel kurul olmaması sebebiyle davanın reddi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; genel kurul kararının geçersiz olduğunun tespiti, iptali, şirkete kayyum atanmasına yöneliktir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Dosya içerisinde yer alan sicil kayıtları incelendiğinde, davalı şirketin 2009 yılında sermaye arttırımına girip halka arz olduğu, 2013 yılında tarafların ortak murisi babaları ...'nun sağlığında şirketin borsa dışı paylarının toplam itibari değerinin 60.000 TL olup, bunun 36.000 TL'sinin ...'na, 6.000 TL'sinin ...'na 6.000 TL'sinin ...'na, 6.000 TL'sinin ..., 6.000 TL'sinin ... adına sicile kayıtlı olduğu, Baba ...'nun 26/06/2016 tarihinde vefatı ile baba ...'na ait 36.000 TL nama yazılı hissenin verasete göre dağılımı sonucu, 15.000 TL ..., 15.000 TL ..., 15.000 TL ..., 15.000 TL ... adına sicile kayıtlı olduğu, Anne ...'nun ise 15/04/2018 tarihinde vefat ettiği, mirasçıları olarak geriye dosyamız davacısı ... ile dava dışı kız kardeşleri ..., ...'ın kaldığı, muris ...'na ilişkin payların veraseten paylaştırılmadığı, ilgili payların ihtilaflı olup taraflar arasında dava konusu olduğu görülmüştür. Davacı tarafça davalı anonim şirketin 24/12/2021 günü yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların açıkça hukuka aykırı olması sebebiyle iptaline, şirkete kayyum atanmasına, şirket gayrimenkullerine tedbir konulmasına karar verilmesini karar verilmesinin talep edildiği, davalı tarafça savunma yapılmadığı, Mahkemece yukarıda yazılı gerekçe ile davacının davasının reddine karar verildiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Dosya arasında yer alan 24/12/2021 günü yapılan genel kurul toplantı hazirun cetveli incelendiğinde, davacı ile dava dışı diğer ortaklar ..., ...'ın toplantıya bizzat katılıp, asaleten oy kullanıp, asaleten imza attıkları, anne ...'nun temsil ettiği 15.000 payın altına veraseten yazılı olarak katılım şeklinin "katılmadı" şeklinde tutanakta belirleme olduğu görülmüştür. Hal böyle olunca dosya kapsamındaki uyuşmazlık ,24/12/2021 tarihli genel kurul kararlarının iptali gerekip gerekmediği ya da kararların yoklukla malul olup olmadığının tespiti noktalarında toplanmaktadır. Hukukî işlem, bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde gerektiğinde diğer unsurlarla birlikte hukukî sonuçlar doğurmaya yönelik irade açıklamasından oluşan hukukî bir olgudur. İrade açıklamasının yönelmiş olduğu hukukî sonuç, bir hakkın veya hukukî ilişkinin kurulmasından, değiştirilmesinden, devredilmesinden veya ortadan kaldırılmasından ibaret olabilir. Bir hukukî işlemin meydana gelmesi, hüküm ve sonuçlarını doğurabilmesi, birden çok kişinin irade beyanına bağlı ise bu hukukî işlemlere iki veya çok taraflı hukukî işlem denir. Çok taraflı hukukî işlemler, sözleşme ve karar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Karar, aynı gruba dâhil kişilerin ortak bir iş veya amaca ilişkin olarak başkana yöneltilmiş irade beyanıdır. Dolayısıyla hukukî işlemlerin hükümsüzlük hâlleri “karar” için de geçerlidir. Dolayısıyla karar şeklindeki bir hukukî işlemin hükümsüz olması, onun yöneldiği hukukî sonucu gerçekleştirme gücünün olmadığı anlamına gelmektedir. Sermaye şirketlerinde genel kurul kararlarının doğrudan veya dolaylı etkilerini gösterebilmeleri her şeyden önce hukuk kurallarına aykırı bulunmamalarına, hukuken mevcut ve geçerli olmalarına bağlıdır. Kararların mevcudiyet ve geçerlilik şartları, kanun koyucu tarafından şirketin, azınlığın, şirket alacaklılarının ve müstakbel pay sahiplerinin hak ve çıkarları ile kamu düzeninin diğer gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle çeşitli kanun hükümleriyle tespit edilmiştir. Meydana gelişi veya içeriği bakımından bu hükümlere ve bunların ışığında düzenlenmiş olan şirket esas sözleşmesine aykırı bulunan kararlar hukuken hükümsüz olurlar. Genel kurul kararlarında bu hükümsüzlük, ihlâl edilen hukuk kuralının niteliğine göre iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20 nci maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447 nci maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447 nci maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 27 nci maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından resen göz önünde tutulur. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı Kanun'da ne de 6102 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378). Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37). Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır. Anonim şirket genel kurul toplantıları, davetin belli bir prosedüre tâbi tutulup tutulmadığına göre çağrılı ve çağrısız genel kurul toplantısı şeklinde ikiye ayrılır. Hem 6762 sayılı Kanun'da hem de 6102 sayılı Kanun'da anonim şirketin genel kurul toplantılarına ortakları davet belli başlı kurallara bağlanmıştır. Kanun koyucu genel kurul toplantılarına davet şekillerinin az ortaklı şirketler açısından pratik olmayacağı düşüncesiyle her iki kanunda da çağrısız genel kurul toplantısını düzenleme ihtiyacını hissetmiştir.Çağrısız genel kurulu düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 416 ncı maddesi "(1) Bütün payların sahipleri veya temsilcileri, aralarından biri itirazda bulunmadığı takdirde, genel kurula katılmaya ve genel kurul toplantılarının yapılmasına ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, çağrıya ilişkin usule uyulmaksızın, genel kurul olarak toplanabilir ve bu toplantı nisabı varolduğu sürece karar alabilirler. (2) Çağrısız toplanan genel kurulda, gündeme oybirliği ile madde eklenebilir; aksine esas sözleşme hükmü geçersizdir." şeklindedir. Bu hükümden anlaşılacağı üzere bir çağrısız genel kurulun var olabilmesi için tüm pay sahiplerinin ya da temsilcilerinin toplantıda hazır bulunmaları ile herhangi bir pay sahibinin toplantıya itiraz etmemesi gerekmektedir. Buradaki itiraz, doğrudan yapılacak olan çağrısız genel kurul toplantısına veya karar alınmasına ilişkin olmalıdır. Görüldüğü üzere çağrısız genel kurul toplantısı için toplantı yetersayısı bütün pay sahipleri veya temsilcilerinin hazır bulunması şeklinde belirlenmiştir. Dolayısıyla çağrısız genel kurul toplantısına bütün pay sahiplerinin veya temsilcilerinin hazır bulunması ve hiçbirinin toplantıya itirazda bulunmaması, çağrısız genel kurul toplantısında alınacak kararların kurucu unsurunu teşkil etmektedir. Herhangi bir pay sahibinin veya temsilcisinin toplantıda hazır bulunmaması ya da toplantıya itiraz etmesi hâlinde çağrısız genel kurul mevcut olmadığı için alınan kararlar yoklukla malûldür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08/03/2022 tarih, 2021/11-701 E., 2022/275 K. sayılı ilamı) TTK'nun 596/1 hükmüne göre, esas sermaye payının, miras yoluyla geçmesi hâlinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer. Yine TTK'nın 494. maddesi ikinci fıkrasının aynı yöndeki düzenlemesi ile şirket paylarının miras gereği iktisap edilmeleri hâlinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin hakların derhâl; genel kurula katılma haklarıyla oy haklarının ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçeceğini belirtmek sureti ile miras yolu ile intikal eden şirket hisselerine ilişkin özel düzenlemeler getirilmiştir. Davalı şirkette pay sahibi (15.000 adet) olan ...’nun vefatı üzerine ...’na ait paylar mirasçılarına geçmiş olup, her bir mirasçı bu paylar üzerinde elbirliği mülkiyet hükümlerine göre hak sahibi olmuşlardır. Dava konusu olan ve iptali istenen genel kurul hazirun cetveli incelendiğinde müteveffa ...’nun paylarını temsilen kimsenin genel kurula katılmadığı, ...’nun mirasçıları ve aynı zamanda davalı şirketin diğer ortakları olan davacı ve dava dışı ... ve ...' ın genel kurula katıldığı , toplantı ve karar nisaplarının bu şekilde oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Türk Ticaret Kanunu’nun 418. maddesi ile genel kurullar, bu Kanun’da veya esas sözleşmede, aksine daha ağır nisap öngörülmüş bulunan hâller hariç, sermayenin en az dörtte birini karşılayan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin varlığıyla toplanacağı, ilk toplantıda anılan nisaba ulaşılamadığı takdirde, ikinci toplantının yapılabilmesi için nisap aranmayacağı, kararların toplantıda hazır bulunan oyların çoğunluğu ile verileceği düzenlenmiştir. Türk Ticaret Kanunu’nun payların bölünememesi başlıklı 477. maddesinde ise “Pay şirkete karşı bölünemez. Bir payın birden fazla sahibi bulunduğu takdirde, bunlar şirkete karşı haklarını ancak ortak bir temsilci aracılığıyla kullanabilirler. Böyle bir temsilci atamadıkları takdirde, şirketçe söz konusu payın maliklerinden birine yapılacak tebligat tümü hakkında geçerli olur. Genel kurul, sermaye tutarı aynı kalmak şartıyla, esas sözleşmeyi değiştirmek suretiyle, payları, asgari itibarî değer hükmüne uyarak, itibarî değerleri daha küçük olan paylara bölmek veya payları itibarî değerleri daha yüksek olan paylar hâlinde birleştirmek yetkisine haizdir. Şu kadar ki, payların birleştirilebilmesi için her pay sahibinin bu işleme onay vermesi gerekir.” hükmü bulunmaktadır. Aynı Kanunun 494/2. maddesinde de “Payların miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmeleri hâlinde, bunların mülkiyeti ve bunlardan kaynaklanan malvarlığına ilişkin haklar derhâl; genel kurula katılma haklarıyla oy hakları ise ancak şirketin onayı ile birlikte devralana geçer.” hükmünü içermektedir. Davacı ve diğer ortaklara mütevaffa ...’nun payı miras olarak intikal etmiş davacı ve diğer ortaklara geçen paylar elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olup, henüz müşterek mülkiyete dönüşmediğinden TTK 477. maddesi uyarınca mirasçılar kendi arasında anlaşamadığından terekeye temsilci atanması ve sonrasında genel kurulun yapılması gerekmektedir.Somut olayda ancak anılan şekilde genel kurulda toplantı ve karar nisapları oluşacaktır. (Emsal Yargıtay 11 Hukuk Dairesi'nin 02.11.2022 tarih, 2021/3662 E 2022/7682 K sayılı ilamı) Müteveffanın mirasçıları da yine diğer pay sahipleri olmasına rağmen mirasçılar birlikte hareket etmedikleri gibi terekeye de temsilci atanmadığından ana sözleşmede de belirtiltildiği üzere muristen kalan paylara el birliği halinde paydaş olanlara ait %25 payın genel kurulda temsil edildiğinden söz edilemez. Olumsuz oy kullanan davacının payı ise %25 olduğu gözetildiğinde geriye kalan %50 pay gerekli nisabı sağlamamaktadır . Dolayısıyla anılan karar açıklanan nedenle yok hükmündedir. Hal böyle olunca , açıklanan nedenlerle genel kurulda toplantı ve karar nisabı oluşmadığından genel kurulda alınan kararlar yok hükmünde olup, genel kurul kararlarının iptaline yönelik davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde 24/12/2021 tarihli genel kurulda alınan kararların iptaline yönelik talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Tüm bu nedenlerle , davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, davalı şirketin 24/12/2021 tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun tespitine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/03/2023 tarih ve 2022/48 Esas 2023/210 Karar sayılı kararının "24/12/2021 tarihli genel kurul kararlarına yönelik kısmının " HMK'nın 353/(1).b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, B) Davacının davasının 24/12/2021 tarihli genel kurul kararı yönünden KABULÜ ile, 1- Davalı şirketin 24/12/2021 tarihli tarihli genel kurul kararlarının yoklukla malul olduğunun TESPİTİNE, 2-Alınması gerekli 732,00 TL harçtan başlangıçta peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 651,30 TL'sinin davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına , 3-Davacı tarafça yapılan 261,25 TL tebligat ve posta, 1.500,00 TL bilirkişi gideri olmak üzere toplam 1.761,25 TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Davacı davada kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince 45.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafça yatırılan gider avansından dosyada kalan kısmın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, B)1-Davacı taraftan istinaf karar harcı olarak alınan 179,90 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 2-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 102,00 TL dosyanın istinafa gönderim gideri olmak üzere toplam 594,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 27/03/2026 Başkan- Üye - Üye Zabıt Katibi -