T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/403 Esas KARAR NO : 2025/1944 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/361 Esas- 2022/999 Karar TARİH: 30/11/2022 DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yolun…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/403 Esas KARAR NO : 2025/1944 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2021/361 Esas- 2022/999 Karar TARİH: 30/11/2022 DAVA: Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Pandemi döneminde müvekkilinin Pandemi Hastanesi olarak ilan edildiğini, müvekkili ile davalı şirket arasında 23/03/2020 tarihinde satış sözleşmesi imzalandığını, işbu sözleşme kapsamındaki ürünlerin davalı şirket tarafından müvekkili şirkete teslim edilmekte olduğunu, sözleşme kapsamında müvekkilinin davalıdan 26/03/2020 tarihli fatura ile birim fiyatı 30,00 TL den 10.000 adet, 01/04/2020 tarihli fatura ile birim fiyatı 30,00 TL'den 20.000 adet, 02/04/2020 tarihli fatura ile birim fiyatı 27,00 TL'den 40.000 adet tek kullanımlık tulum satın aldığını, bu ürün bedelinin, durumun aciliyetine ve karşı taraftan bu şekilde ödenmesi istenilmiş olduğundan banka havale yoluyla ödendiğini, devam eden süreçte Sağlık Bakanlığı tarafından tek kullanımlık tulum için satış fiyatının 24,00 TL olarak belirlendiğini, belirlenen fiyat ve davalıya ödenen fiyatlar arasında çok büyük bir fark olduğunu, ödenen fazla tutarın TBK 28. maddesi gereğince davalıdan iadesini isteme zaruriyetinin hasıl olduğunu, davalıya fiyat farkına ilişkin faturaların tebliğ edildiğini, davalı tarafından dava tarihine kadar herhangi bir geri dönüş yapılmadığını, davalının müvekkilinin zor durumundan faydalanarak kar elde etmeye çalıştığının aşikar olduğunu, tüm bu nedenlerle zorda kalan müvekkilinin sözleşme dolayısıyla davalı şirkete yapmış olduğu ödeme nedeniyle daha fazla zararının doğmaması için zararların temin bakımından tedbir talebinde bulunmanın hasıl olduğunu beyanla müvekkilinin davalı şirkete zorunluluktan ötürü ödemek zorunda kaldığı 324.000 TL'lik fazladan yapılan ödemenin davalı şirketten ödeme tarihi itibariyle işletilecek olan ticari faiziyle birlikte tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı şirket üzerinde bırakılmaksızın karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle husumet itirazları olduğunu, davacı tarafın şube adına işbu davayı ikame ettiğini, lakin işbu dava konusu sözleşmelerin davacının merkezi ve esas unvanı olan ... Sağlık Hizmetleri A.Ş. ile akdedildiğini, bu noktada husumet itirazları olduğunu, ayrıca zamanaşımı itirazları bulunduğunu, favacı taraf ile dava konusu sözleşmenin kendi talepleriyle yapıldığını, davacının herhangi bir tecrübesizliği yahut müşkül durumunun kesinlikle söz konusu olmadığını, bunu ortaya koyan herhangi bir bilgi-delilin de dosyada bulunmadığını, zira böyle bir durum olmadığını, davacının, davalıdan aldığı ürünleri daha öncesinde diğer farklı bir firmadan 35,00 TL'ye aldıklarını belirttiklerini, davalının çok daha uygun fiyat teklifini duyan davacının, sözleşme yapmayı bizzat davalıya teklif ettiğini, davacı ile davalının, ticari ilişkilerinden memnun kaldıklarını, davacının talebiyle tekrar ticari ilişki içerisine girdiklerini ve ikinci parti mal sipariş ettiklerini, davalıyla ikinci defa ticari ilişkiye kendi isteği ve teklifiyle giren davacının, fiilleri ile çelişkili beyanlarda bulunmakta olduğunu, davacının, bu ticarette ilk anda 30.000 adet koruyucu tulum sipariş ettikten sonra tekrar 40.000 adet koruyucu tulum sipariş ettiğini, tüm bunlara rağmen, gelinen noktada davacının adeta uyanıklık yaptığını, baştaki kendi taleplerini unuttuğunu, ayrıca davacının iddia ettiği fiyatların davalının tedarik fiyatları dahi olmadığını, yani davalının davacıdan ürünleri almayı talep ettiği fiyatların, olağan ticari hayatın akışına uygun olmadığını, davalının dahi bu fiyatlara malları tedarik edemediğini, davalının zarar ederek davacıya ürün temini yapmasının mı beklenmekte olduğunu, davacının dilekçesinde değindiği ... tavsiye fiyatının bir kanun yahut uygulanması zarureti olan bir hüküm niteliğinde olmadığını, taraflar arasında serbest piyasada alış veriş gerçekleştiğini, ayrıca ...'ın tavsiye niteliğindeki kararının da taraflar arasındaki tüm tedarik temin teslim işlemi gerçekleştikten sonra yayınlandığını, dolayısıyla müvekkilinin bunu bilebilecek bir durumda yahut kasten karşı taraftan yararlanma kastında olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi'nin 30/11/2022 tarih 2021/361 Esas- 2022/999 Karar sayılı kararında;"Dava istirdat davasıdır....... Tüm dosya kapsamı ve tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelendiği, somut olayda hukuki sorunun, taraflar arasındaki taşınır satışı sözleşmelerinin kurulması sırasında TBK m. 28 hükmünde düzenlenmiş olan aşırı yararlanmanın şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesinden ibaret olduğu, aşırı yararlanmanın, tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) sözleşmelerde, bir tarafın, sözleşmenin kurulduğu sıradaki tecrübesizliğinden, düşüncesizliğinden veya zor durumda olmasından diğer tarafın yararlanmasını ve bu durumun edimle arasında açık oransızlığa yol açmasını anlattığı (TBK m. 28), TBK m. 28 ile edimler arasındaki aşırı oransızlığın, bir tarafının sömürülmesi sonucunda gerçekleşmesi halinde bunun sözleşmenin geçerliğini etkileyebileceğinin düzenlendiği, başka ifadeyle sadece edimler arasında açık oransızlık olmasının aşırı yararlanmaya vücut vermeyeceği, aynı zamanda yararlanılanın zor durumda olması, tecrübe: düşüncesizliğinden karşı akidin yararlanması eş deyişle onu sömürme amacının olmasının aranacağı, aşırı yararlanmanın ilk unsurunun, bir tam iki taraflı (sinallagmatik) sözleşmenin varlığı olduğunu, somut olayda 23.03.2020 tarihi iki adet taşınır satışı sözleşmelerinin kurulduğunun tartışmasız olduğu, dolayısıyla tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmenin varlığı unsurunun gerçekleştiği, aşırı yararlanmanın bir diğer (objektif) unsurunun ise edimler arasında açık oransızlık olması olduğu, USAS'tan gelen cevapta belirtilen ürün basına 24 TL+KDV olarak bedel belirlendiği, Yargıtay Kararlarında açık oransızlık bakımından ele alınan ölçü doğrultusunda, davacının ürünleri aldığı fiyat olan 27 ve 30 TL + KDV satış bedelleri ile davalıdan aldığı ürünlerin piyasa değeri olan 24 TL +KDV arasındaki farkın normal bir kimsenin hayat bilgi ve görgüsüne göre olağanüstü ve aşırı olmadığı, davacı taraf basiretli bir tacir olup tecrübesizliğinden yahut deneyimsizliğinden bahsedilemeyeceği, gabinin diğer şartı olan zor durumda kalmanın somut olayda mevcut olmadığının mahkemece değerlendirildiği, davacının zor durumda kalmış olsa bile davalının, davacıyı sömürme kastının da gerçekleşmesi gerekmekte, sömürme kastının varlığı için sömüren tarafın sömürülen tarafın içinde bulunduğu zor durumu, açık oransızlığı bilmesinin ve bu durumdan yararlanma amacıyla hareket etmesinin, zor durumdan çıkar sağlama arzusunun varlığının şart olduğu, dosya kapsamı doğrultusunda davalının sömürme kastı ile hareket ettiği hususunun da ispatlanmadığı anlaşıldığından davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."gerekçesi ile ''Davanın reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararında Anayasanın ve kanunun aradığı anlamda gerekçe oluşturulmadığını, HMK'nın 297. maddesi ile hükmün kapsamının belirtilmiş olduğunu, kararda delillerin tartışılmadığını, gerekçeli kararda, toplanan delillerin ne olduğunun belirtilmediğini, delillerin tartışılmasının yapılmadığını, buna göre de hangi delile neden üstünlük verildiği gibi hususların da müphem kaldığını, yargı kararlarının gerekçeli olarak yazılması hususunun anayasal bir zorunluluk olduğunu;Gerekçenin, kararının denetiminin yapılabilmesi ve tarafların kararın doğruluğu veya yanlışlığı konusunda fikir sahibi olmasını sağlayarak, kanun yollarına başvurma konusundaki tutumlarının belirlenebilmesi açısından önemli bir işlev gördüğünü, bu Anayasal ve yasal zorunluluklara rağmen, Yerel Mahkemece verilen kararda HMK'nın 297. maddesine aykırı davranılarak kararın gerekçesiz olarak yazılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu;Yerel mahkeme kararının eksik inceleme neticesinde verildiğini, bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki taleplerinin değerlendirilmediğini, yine davanın temelini oluşturan vakıalar ve onunla ilişkisi bulunan hususlar hakkında isticvap kararı verilebilecekken, daha hiçbir delil toplanmadan doğrudan hüküm verildiğini, tanık delillerinin değerlendirilmediğini, delil listesindeki deliller toplanmaksızın hüküm tesis edilmesinin usule aykırı olduğunu, delil listesinde "yemin" delili belirtilmiş olmasına rağmen, Yerel mahkeme tarafından yemin hakkının olduğu hususunun göz ardı edildiğiniDavaya cevap dilekçesinde delil listesinin yer aldığını, delil listesinde "Yemin" delilinin belirtildiğini, Yerel Mahkeme tarafından yine delillerin değerlendirilmesine gidilmediğini, yemin hakkının olduğu ve bu nedenle de yemin deliline başvurulması gerektiği hususunun göz ardı edildiğini, hiçbir şekilde inceleme yapılmadığını, müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 23.03.2020 tarihinde satış sözleşmesi imzalandığını, işbu sözleşme kapsamındaki ürünlerin davalı şirket tarafından müvekkili şirkete teslim edildiğini;Hukuk sistemimizde bir sözleşmenin meydana gelmesi için gereken kurucu unsurların, tarafların olması ve en önemlisi irade açıklamasının varlığı olduğunu, irade beyanı ile açıklanırken esas olanın beyanın iradeye uygunluğu olduğunu, davaya konu sözleşmelerde olduğu gibi, irade açıklanırken bazen beyanın iradeye uygun olmamasının da söz konusu olabileceğini;Müvekkili şirketin, Pandemi Hastanesi olarak hizmet verilecek dönemde, başvuran hasta sayıları ve hastalığın bulaşma oranı da dikkate alındığında çok yoğun tıbbi malzeme tedariği gerektiğini, davalının, müvekkilinin bu zaruretinin farkında olduğunun da aşikar olduğunu, tamamen acil ihtiyaçtan dolayı, zira tulumlar sarf malzemesi olup, çok fazla tüketilen bir malzeme olduğundan, toplam 2.138.000 TL bedelin 18/03/2020, 20/03/2020 ve 24/03/2020 tarihinde nakit olarak acil ihtiyaçları karşılamak adına ve tedarikçinin bu yöndeki talebi neticesinde banka havalesi yoluyla ödendiğini ancak devam eden süreçte, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan duyuruya istinaden gerekli olacak malzemelerin ... (Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş.) tarafından tedarik edileceğinin bildirildiğini ve tek kullanımlık tulum için satış fiyatının 24,00 TL olarak belirlendiğini; Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen fiyatlar ile davalıya zorunluluktan ötürü ödenmek zorunda kalınan fiyatlar arasında çok büyük bir fark olduğunu, bu nedenle iş bu fiyat farkının Türk Borçlar Kanunu madde 28 ile düzenlenen aşırı yararlanma hükümleri kapsamında davalıdan iadesini isteme zarureti hasıl olduğunu, TBK madde 28’in oluşan durum itibari ile uygulanma alanı bulacağı açık olmakla, bu kapsamda alım adedi olan toplam 10.000 adetlik tulum için ... tarafından belirlenen fiyat ile alım birim fiyatları arasında oluşan fiyat farkına ilişkin düzenlenen faturalar davalı tarafa tebliğ edilmişse de; davalı tarafından bugüne kadar herhangi bir ödeme yapılmadığını;Müvekkili şirketin ihtiyacı dolayısıyla bir an önce satın almaya çalıştığı tek kullanımlık tulumlar için, bu durumdan faydalanmak isteyen davalının tek kullanımlık tulum fiyatlarının çok üzerinde birim fiyat ile satış yaptığını, mevcut olayda aşırı yararlanma/gabin mevcut olduğunu, TBK m.28/1’ e göre aşırı yararlanmanın gerçekleşebilmesi için; karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunması, bu oransızlığın zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmiş olması gerektiğini;Sözleşmeye konu tulumların birim fiyatları ile Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan birim fiyatlar arasında açık bir oransızlığın söz konusu olduğunu, 24,00 TL olarak satışı yapılacağı Sağlık Bakanlığınca belirtilen tulumlar için müvekkilinin içinde bulunduğu zaruriyetten dolayı 30,00 TL ödemek durumunda kaldığını, tarafların iradelerini etkileyip, sözleşme yapmalarına neden olan koşullar daha sonra önemli ölçüde, çarpıcı, adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmişse, tarafların artık o sözleşme ile bağlı tutulamayacağını, bu hususun da, sözleşme özgürlüğü/adaleti ilkeleri ile irtibatlı olduğunu, Medeni Kanunu'nda yerini bulan ve temel hukuk prensibi olan, hakkaniyet ve objektif iyiniyet kuralının bir sonucu olarak müvekkilinin işbu talebinde bulunmasının zaruri olduğunu; Müvekkilince satın alma fiyatlarının salgın dönemi dışındaki fiyatlara kıyasla fahiş derecede yüksek olduğuny, ancak salgın ile mücadele kapsamında, zorunluluktan dolayı belirtilen fiyatların kabul edilmek zorunda kalındığını, davalının müvekkilinin, zor durumundan faydalanarak kar elde etmeye çalıştığını, davalının bu kötü niyetli edinimini hukuk düzeninin korumayacağını, gabin söz konusu olduğunda; öncelikle edimler arasındaki aşırı oransızlık üzerinde durulması gerektiğini, objektif unsur ispatlandığı takdirde zarar gördüğünü iddia edenin maddi, manevi yönlerinin yani sübjektif unsurun derinliğine araştırılıp incelenmesi gerektiğini; Müvekkilinin tacir olması nedeniyle basiretli olmasının beklenilmesinin işbu dava kapsamında söz konusu olamayacağını, müvekkilinin tacir olmasının bu kapsamda herhangi bir etkisinin bulunmadığını, zira, mevcut hususun bir tacirin basireti ile değerlendirilebilecek bir husus olmadığını, nitekim, gerek Dünya, gerekse ülkemiz kapsamında yaşanan mücbir sebep hali ile müvekkili zor durumda kaldığı için, davalı şartlarını müzakere etme olanağından yoksun kaldığını; Yerel mahkemenin, tulumların piyasa rayiç değerine ilişkin herhangi bir araştırma yapılmaksızın, davayı reddetmesinin usul ve yasaya aykırılık teşkil ettiğini, her ne kadar davalının satış fiyatlarının, piyasa rayiç bedeli arasında kaldığı belirtilmişse de, piyasa rayiç değerinin araştırmasının yapılmadığını, sadece davalı tarafın dava dışı şirketlere yapmış olduğu satışların dikkate alındığını ancak piyasa rayiç değerinin başka deyişle emsal değerinin araştırılması yapılırken, davalı tarafın defter kayıtlarında yapmış olduğu tulum satışlarının birim fiyatlarının baz alınmaması gerektiğini, işbu nedenle dahi, yapılan yargılamanın eksik incelemeye tabi olduğunun kuşkusuz olduğunu;Yerel mahkeme tarafından deliller toplanmadan, itirazlar karşılanmadan, sözleşme hükümlerindeki temerrüt şartları değerlendirilmeden doğrudan, salt davacı talebi dikkate alınarak hüküm tesis edilmesinin yargılamanın eksik yapıldığının açık bir göstergesi olduğunu, hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkının, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alındığını beyanla İlk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, taraflar arasındaki satış sözleşmeleri uyarınca teslim edilen mallara karşılık davalıya ödenen bedellerin, aşırı yararlanma nedeniyle kısmen iadesi talebine ilişkindir. Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Davacı vekili tarafından ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece verilen kararın gerekçesiz olduğu, davacının dayandığı delillerin toplanmadığı, bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, isticvap yapılmadığı, yemin delilinin hatırlatılmadığı, somut olayda aşırı yararlanmanın koşullarının gerçekleştiği, pandemi nedeniyle davacıdan basiretli tacir olma yükümlülüklerinin beklenemeyeceği, Mahkemece emsal fiyat araştırmasının yapılmadığı, hukuki dinlenilme ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine ilişkindir.TBK'nın 28. maddesi uyarınca bir sözleşmede aşırı yararlanma (gabin) dan bahsedilebilmesi için, karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunması, bu oransızlığın, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi gerekir. Bu durumda sözleşmenin zarar gören tarafı, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Somut olayda; taraflar arasında birim fiyatı 30 TL + KDV olmak üzere 30.000 adet ve birim fiyatı 27 TL +KDV olmak üzere 40.000 adet koruyucu tulum satışına dair sözleşme yapıldığı, davalı tarafından anlaşmaya uygun olarak 26/03/2020, 01/04/2020 ve 02/04/2020 tarihli faturalar ile davacıya tulumların satışının yapıldığı ve davacı tarafından faturalar kabul edilerek, herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin bedellerinin ödendiği, ... Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. tarafından Mahkemeye sunulan cevapta, 2020 Şubat- Nisan aylarında koruyucu tulum tedarikinin kendileri tarafından 24 TL + KDV fiyattan sağlandığı, sonrasında tedarik işinin Devlet Malzeme Ofisi'ne devredildiğinin bildirildiği, davacının aşırı yararlanma iddiasını, ... tarafından bildirilen bu birim fiyata dayandırdığı, davalının serbest piyasada satış yapan şirketlerden biri olduğu, koruyucu tulum üretimi/satışı konusunda tekel durumunda olmadığı, davacı tarafından daha uygun fiyattan satış yaptığı bildirilen ...'dan tulum satın alınabilecekken alınmadığı, ...'dan koruyucu tulum satışı için talepte bulunulduğuna ve olumsuz cevap alındığına dair bir delil sunulmadığı, dava dilekçesinde genel olarak piyasadaki koruyucu tulum satış fiyatlarının davalının satış fiyatından çok daha düşük olduğu iddia edilmediği gibi, böyle bir durumun varlığı halinde öncelikle, davacı tarafından koruyucu tulum satışı yapan diğer şirketlerin basit bir araştırma ile bulunabileceği ve çeşitli satıcılardan fiyat alınarak kısa bir süre içerisinde karşılaştırma yapılabileceğinin kabulü gerektiği, davalı tarafından davacıya herhangi bir talebi olmaksızın gönderilmiş bir satış teklifi olmadığı, daha açık bir ifade ile davalının, davacıyı söz konusu satış sözleşmelerini yapmaya zorlamadığı, davacının basiretli tacir olarak kabul ettiği açık ve basit nitelikteki sözleşme hükümleri ile bağlı olduğu, herhangi bir şekilde deneyimsizliğinden bahsedilemeyeceği gibi salt pandemi nedeniyle zor durumda olduğunun da kabul edilemeyeceği, kaldı ki davalının satış fiyatları ile ...'ın satış fiyatı arasında serbest piyasa koşulları içerisinde olağanüstü bir fark bulunmadığı, dolayısıyla aşırı yararlanma koşullarının oluşmadığı, Mahkemece tarafların delillerinin toplandığı, bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, isticvap, tanık beyanı veya yemin delili ile ispat edilebilecek bir vakıanın söz konusu olmadığı, Mahkemece verilen red kararının gerekçesinin açıklandığı, usul hükümlerinin taraflara eşit bir şekilde uygulandığı, adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği, yapılan yargılama ve verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış, davacı vekilinin aksi yöndeki tüm istinaf sebepleri haksız bulunmuştur.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 435,50 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 20/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.