TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 25/10/2023 NUMARASI : 2021/136 Esas 2023/780 Karar DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 03/03/2021 KARAR TARİHİ : 25/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/12/2025 Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/1891 Esas 2025/1862 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1891 KARAR NO : 2025/1862 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ... İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 25/10/2023 NUMARASI : 2021/136 Esas 2023/780 Karar DAVA : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : 03/03/2021 KARAR TARİHİ : 25/12/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 25/12/2025 Taraflar arasındaki itirazın iptali istemine ilişkin davanın yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne yönelik verilen hükme karşı, taraflarca süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı dava dilekçesinde özetle; 2010 yılında kurulan ... AŞ'nin 4650 pay sahibi ile kurucu ortağı olduğunu, davalı şirkete çeşitli zamanlarda yabancı para cinsinden borç verdiğini, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesinde de görüleceği üzere, 2012-2018 yılları arasında davalı şirkete nakit malvarlığından Euro ve USD cinsinden borç para verdiğinin ve bahse konu borç vermenin, şirketin yasal kayıtlarına "Ortaklara Borçlar Hesabı" üzerinden işlendiğinin görüldüğünü, 02/07/2012 - 07/12/2016 tarihli arasında verilen borçları gösteren, ... şubesinden alınan hesap dökümlerinin sunulduğunu, buna ek olarak, 22/02/2017 tarihinde borç verilen 88.161,17 USD ile 12/09/2018 tarihinde borç verilen 78.500 Euro tutarın şirketin Vakıfbank ve İş Bankası hesap dökümlerinde gözüktüğünü, döviz cinsinden alacağından mahsup edilmesi gereken TL cinsinden yükümlülüklerinin ise 6.504.974,03-TL olduğu, döviz cinsinden alacakların, TL cinsinden yükümlülüklere mahsup edilebilmesi için bunların işlem tarihindeki döviz kurundan ilgili yabancı paraya çevrilmesi gerektiğini, şirket lehine hareketle TL cinsinden yükümlülükler öncelikle USD'ye çevrilerek mahsup gerçekleştirildiği, USD cinsinden bakiye kalmadığında ise Euro'ya çevrilerek mahsup işlemi yapıldığını, yapılan mahsup sonrasında, davacı ...'in davalı şirketten toplam 857.461,31 Euro alacağı bulunduğunun belirlendiğini, taleplerine rağmen davalı şirketin borcunu ödememesi üzerine şirket hakkında Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2788 Esas sırasında icra takibine geçildiğini, davalı şirketin takibe haksız itirazı üzerine takibin durdurulduğunu belirterek davalının takibe vaki itirazının iptali ile takibin devamına, asıl alacağın %20'si oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'in, şirketin kurucu pay sahiplerinden olup şirketin diğer paylarının ... ailesine ait olduğunu, davacının, şirketten alacağı olduğu iddiası ile Ankara 16 İcra müdürlüğünün 2020/2788 sayılı dosyası ile aynı zamanda %50 sahibi olduğu şirket aleyhine 857.461,37 euro tutarlı icra takibi başlattığını, davacının, 2012-2018 yılları arasında şirkete Euro ve USD cinsinden borç para verdiğini ve bunların kendisine geri ödenmediği iddiası ile bu davayı açtığını, davacının, şirketin kuruluşundan itibaren yönetim kurulu üyesi iken 2012, 2013, 2014 yıllarında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, 2015 yılında Yönetim Kurulu Başkan Vekili, 2016, 2017, 2018 yıllarında da Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevlerini sürdürdüğünü, davacı, şirkete borç para vermiş ve bunu geri istiyor gibi görünmeye çalışsa da bu iddianın doğru olmadığını, tarafların başlangıçtaki 3.000.000,00-TL'lik sermaye taahhütlerini 2010 ve 2011 yıllarında ödemek suretiyle yerine getirdikleri, şirketin amacına ulaşması ve yatırımın kısa sürede bitirilebilmesi için zorunlu gayrimenkul temini, tesislerin inşası ve diğer gereçler ve hizmetin yürümesi için kuruluş sermayesi yetmediğini, bu süre içinde ... Ailesinden 12.937.369,61-TL tutarında, davacı ...'den ise 8.290.492,26-TL para alındığını, şirket sermayesi 2014 yılında 5.000.000 TL, 2016 yılında 4.000.000.-TL ve 2017 yılında da 4000.000-TL arttırılarak 16.000.000-TLye çıkarıldığını, ...'den alınan 8.290.492.26-TL'nin 6.500.,000,00-TL'sinin davacının sermaye artışlarını karşılamak için (331) cari hesabından çıkarılarak sermaye hesabına aktarıldığını, başka deyişle şirkete verdiği paraların büyük bir kısmının davacının sermaye artışı nedeniyle şirkete olan borcunun ödenmesinde kullanıldığını, öte yandan Amerika Birleşik Devletler Hazinesi tarafından, ... ... A.Ş. adına düzenlenmiş 88.186 USD tutarında şirketin isminin yazılı olduğu bir çek gönderildiğini, bu çekin 03/02/2017 tarihinde teslim alınarak 22/02/2017 tarihinde tahsil edildiğini, bu çek, şirket Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olan ...'e sorulduğunda, çek bedelinin kendisine ait olduğunu belirtmesi üzerine 88.186 Dolarlık çek bedeli tahsil edilip TL'ye çevrilerek 320.783,23-TL ...'in cari hesabına ( 331) alacak kaydedildiğini, yetkisi olmadığı halde ... ... adına alıp sattığı gayrimenkulle ilgili olarak Amerika'da açılan davada, avukatı vasıtasıyla Mahkemeye sunduğu “Yargı yeri ve şikayeti reddetme hakkındaki dilekçede, mülkün 2012 yılında Florida da satın alındığını, bunun 2015 yılında 875.000 USD'ye satıldığını belirterek bunun yüzde onu olan 87.500 USD'nin, ABD Hükümeti tarafından kesildiğini, faiz dahil bir yıl sonra Birleşik Devletler Hâzinesi tarafından 16/12/2016 tarihli 88.186 USD tutarında bir çek düzenlenerek serbest bırakıldığını, bu satışla ilgili 700.000 USD tutarlı paranın, Amerika'da mülk alım-satım işlemlerini yürüten ... tarafından, 04/01/2016 tarihinde ...'in ... şubesine gönderildiğini, adı geçenin de 700.000 USD'yi 05/01/2016 tarihinde ... depoculuğun banka hesabına intikal ettirdiğini, bu konuda kendisi tarafından herhangi bir açıklama yapılmadığından 700.000 USD karşılığı 2.063 250,00-TL de ...'in cari hesabına alacak kaydedildiğini, böylece ...'in gerek 700.000USD ve gerekse ABD Merkez Bankası tarafından şirket adına düzenlenen 88.186 USD çek karşılığı olan toplam 2.384.033,23-TL'sinin, şirketçe 24/03/2016 ve 15/05/2017 tarihlerinde yapılan sermaye artışlarında sermaye borcuna mahsup edildiğini, bu dövizlerin aslında Amerika'da ki mülkün satışından elde edildiği ve şirkete ait olması gerektiği bilgisini vermeyerek sermaye borcuna mahsup edilmesine de ses çıkarmamış olduğunu, şirket tarafından davacı hizmet nedeni ile görevi kötüye kullanma suçundan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına şikayet edildiğini, ...'in şirkete ödediği 8.290.492,26-TL' den şirkete ait olması gereken 2.384.033,23-TL'nin çıkarılarak şirketin gelir hesaplarına aktarılması gerektiğini, böylece davacının, döviz cinsinden borç para verdiği iddiası ile ilgili herhangi bir alacağı olmadığı gibi aksine şirkete 702.110,63-TL borçlu bulunduğunu, sermaye borcu olarak konulan paraların geri istenemeyeceğini, davacının kötüniyetli olup davacı aleyhine %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; davacının, davalı şirketin ortağı olduğu, verdiği borç paraların muhasebeleştirildiği, neticeden 857.461,31 Euro davacının takip tarihi itibari ile alacağı olduğu, 6098 sayılı TBK'nun 99.maddesine göre davacının alacağını şirketten döviz olarak talep edebileceği, davalı şirket takiple temerrüte düştüğünden 3095 sayılı yasanın 4/a maddesine göre takip tarihinden itibaren faiz talep edebileceği, alacak likit olduğundan davacının inkar tazminatı isteyebileceği gerekçesiyle; " davanın kabulü ile davalının 857.461,31 EURO'ya yapmış olduğu itirazın iptali ile bu miktara takip tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4A maddesine göre faiz uygulanmasına, %20 inkar tazminatı olarak hesaplanan 1.511.618,65 TL'nin davalıdan alınmasına" ilişkin karar verilmiş, karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece vekalet ücretinin hatalı hesaplandığını, karar tarihi itibariyle TCMB efektif satış kurundan takdiri gerekirken dava tarihi esas alınarak hesaplanmasının ve bu suretle eksik vekalet ücreti takdir ve tayin edilmesinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Davalı istinaf dilekçesinde özetle; talebin zamanaşımına uğradığını, 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacı tarafından hakkın kötüye kullanımının söz konusu olduğunu, icra inkar tazminatı takdiri şartlarının bulunmadığını, kararın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, davacının, şirkete sermaye koyma borcu bulunup bu tutarın sermaye borcuna mahsup edildiğini, davacının döviz olarak gönderdiği paraların kur değerlemesine tabi tutulmasının adaletsiz olduğunu, TL cinsinden olması gerektiğini, davacının, ABD mahkemelerinde söz konusu taşınmaz mülkiyetinin şirkete ait olduğunu kabul ettiğini, bu mülkün satışından gelen iki adet döviz cinsinden ve davalı şirket adına düzenlenen çekin ABD deki mülk satışından gelen para olup şirkete ait olduğu bilgisini vermediği gibi şirkete sermaye borcuna mahsup edilmesine de ses çıkarmadığını, bu mahsup işleminden 3 yıl sonra takip yapmasının TMK 2. Ve 3. maddelerine aykırı olduğunu, davacı tarafından şirkete verilen toplam 8.290.492,26-TL borçtan şirkete ait olduğu anlaşılan mülk bedeli iki adet çek karşılığı 2.384.033,23-TL'nin şirkete ait gelir hesabına aktarıldığını, davacının şirketten alacaklı olmayıp şirkete 702.110,63-TL borçlu olduğunun ortaya çıktığını, bu para dekontlarında borç olarak verildiğine dair açıklama bulunmadığını, davacının, şirket adına taşınmaz alım satım yetkisi bulunmayıp bu hususta alınmış bir karar da bulunmadığını, Euro cinsinden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, hukuki konularda rapor alınmasının hatalı olduğunu, kabule göre TL cinsinden karşılığının dikkate alınması gerektiğini, Ankara 9. ATM'nin 2021/429 Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, eksik inceleme ile karar verilmesi gerektiğini, bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, reddolan tutar ( 6 Euro) olduğu halde kısmen kabul kararı yerine tam kabul verilmesinin hatalı olduğunu, reddolan tutar yönünden lehe yargılama gideri, harç ve vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava, davalı şirkete ödünç olarak verilen paranın tahsili amacıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2788 esas sayılı takip dosyanın incelenmesinde, davacı ... tarafından, 857.461,31 Euro alacağın takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4a maddesine göre işletecek faizi ile birlikte tahsili amacıyla davalı ... hakkında ilamsız takip başlatıldığı, davalının yasal süresinde borca ve ferilerine itiraz etmesi üzerine takibin durdurulmasına karar verilerek işbu itirazın iptali davasının 1 yıllık hak düşürücü süresinde açıldığı görülmüştür. Davacı; ortağı olduğu davalı şirkete, 2012-2018 yılları arasında döviz cinsinden borç para verdiğini, verdiği tutarların davalı şirketin " ortaklara borçlar hesabında " kayıtlandığını, davalı şirkete olan yükümlülükleri göz önüne alındığında ve alacaklarından borcu mahsup edildiğinde bakiye 857.461,31 Euro alacağı bulunduğunun tespit edildiğini ileri sürerek bakiye ödünç alacağının tahsili amacıyla Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2788 Esas sırasında başlattığı takibe davalının vaki itirazının iptali ile icra inkar tazminatı takdirine karar verilmesini dava ve talep etmiş, Davalı; takibe konu tutarın, ABD de davalı şirket adına alınıp satılan mülkün, iki adet çek karşılığı şirket adına gönderilen bedeline ilişkin olup davacının beyanına göre bu çeklerin tahsili ile TL'ye çevrilmesi sonrası davacının şirketten alacağı olarak kaydedildiğini ancak sonrasında bunun şirkete ait olması gereken bir tutar olduğunun tespiti üzerine davacının alacak hesabından alınarak davacının şirkete olan sermaye borcundan mahsup edildiğini, şirketin bir borcu bulunmadığını, asıl davacının şirkete borçlu olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; alınan bilirkişi rapor ve ek raporları kapsamına göre davalı şirket kayıtlarından, davacının, 857.461,31 Euro alacağı olduğunun belirlendiği, davalı tarafın, davacı yönünden alacak olarak kayda geçen miktarın bir kısmının Amerika'daki şirkete ait ev satımından kaynaklandığı iddia edilmiş ise de sunulan kayıt ve belgelere göre söz konusu evin davacı tarafından alındığı, davalı tarafından, bu evin şirket nam ve hesabına alındığına yönelik herhangi bir kayıt ve belge sunulamadığı, Amerika'da ki evin davacıya ait olduğunun kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının itirazının iptali ile takibin devamına, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ilişkin yazılı olduğu üzere karar verilmiştir. Taraflar arasında, ABD' nin Florida Eyaletinde bulunan ve davalı şirket adına alınıp satılan taşınmazın (konut) satış bedelinin, USD ( 700.000 ve 88.186 USD) olarak iki adet şirket adına düzenlenen çek karşılığında gönderildiği, davacı tarafından alınan bu tutarın, davacının isteğiyle şirketin ortaklara borçlar hesabına kaydedilerek sonrasında davalı şirket tarafından, davacının sermaye borcundan mahsup edilmiş olduğu hususları dosya kapsamına göre tarafların kabulündedir. Uyuşmazlık; davacı ortak tarafından, hesabına gönderilen takibe konu bu tutarların, davalı şirkete ödünç olarak verilip verilmediği, ABD'de şirket adına 2012 yılında satın alınıp bir kaç yıl sonra 2015 yılında satılan taşınmazın, davacıya ait olup olmadığı, davacı tarafından, söz konusu evin bizzat bedeli kendi mal varlığından karşılanmak suretiyle, vergi indiriminden yararlanmak amacıyla ve yönetim kurulu üyelerinin yazılı alınan bilgi ve rızaları dahilinde şirket adına satın alınıp alınmadığı, bir başka ifadeyle evin davacıya ait olup olmadığı, salt vergi indiriminden yararlanmak amacıyla davalı şirket adına kayden alım satım işlemlerinin yapılıp yapılmadığı, taşınmazın bedelinin şirket hesaplarından karşılanıp karşılanmadığı, şirkete ait olup olmadığı hususlarında toplandığı anlaşılmaktadır. Bağlantılı olduğu ileri sürülen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/429 esas 2021/864 karar sayılı dosyasında; davacı ... tarafından, davalı şirketçe davacının borçlu olduğu yönünde alınan yönetim kurulu kararlarının iptali istemiyle dava açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda:" Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nin 15/05/2017 tarih ve (9326) sayılı nüshasında davalı ...'nin 2016 yılı olağan genel kurul toplantısında alınan karar ile sermayesinin 12.000.000 TL'den 16.000.000 TL'ye artırıldığı, davacı ...'in artırılan 4.000.000 TL için 2.000.000 sermaye koyma borcunun şirketteki alacaklarından karşılandığı belirtilerek tescil edildiği, izlenmiştir. Durum böyle iken bu noktada davalı şirket, davacının Amerikan mahkemesindeki beyanına ve Türkiye'ye gelen dövize dayalı olarak bu tutarların davalı şirkete ait olduğu iddiasıyla önceden davacının cari hesabına aktardığı tutarları bu kez şirketin hesabına aktarmış, davacının oluşan yeni cari hesabı eksildiğinden sermaye koyma borcunu yerine getirmediğini kabul ederek önce 01/06/2021 tarih 2021/01 sayılı ve takiben 21/06/2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarını almış ve ıskat dâhil yasal prosedürleri işleteceğini ihtar etmiş, davacı da buna karşı eldeki davayı açmıştır.... davacının Amerika'daki mülk satışından davalı şirketin haberdar olduğunu ve gerekli izni aldığını iddia ederek 23/05/2015 tarihli ... ...-... imzalı belgeye ve 16/12/2015 tarihli ...-... ...-... ... imzalı belgeye dayanmıştır. Davalı şirket vekili 16/11/2021 UYAP taramalı dilekçesi ekinde 23/05/2015 tarihli belge örneğini de ekleyerek bu belgenin geçerli olmadığını, İngilizce düzenlendiğini, ... ...'ın İngilizce bilmediğini, gayrimenkul alım-satımının resmî usulde yapılması gerekliliğini ileri sürerek belgeye itiraz etmiştir. Davacının Amerika'da mülk alım satımında vergi ödememek, az ödemek saiki ile işlem yapmasının ceza hukuku, vergi hukuku yönünden değerlendirilmesi elbette eldeki davanın konusu olamaz. Kaldı ki Amerika'da mülk alım satımı nedeniyle satımın ... adına ve hesabına veya ... adına şirket hesabına yahut şirket adına ve hesabına temsilen/vekâleten yapılıp yapılmadığı dolayısıyla satımdan doğan alacağın ... ya da şirket malvarlığından hangisine ait olduğu hususu esas itibariyle Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/136 E. sayılı 'itirazın iptali' dava dosyasında irdelenecektir. Eldeki davada uyuşmazlık; davalı şirketin 01/06/2021 tarihli 2021/01 numaralı ve 21/06/2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarının butlan veya yoklukla sakat olup olmadığı noktasında toplanmaktadır...Somut olayda, davacı ortağın sermaye koyma borcunu ödediği yönetim kurulunun 25/04/2017 tarih 2017/1 sayılı kararı ile belirlenmiş ve iş bu karar ticaret sicilinde tescil edilmiştir. Yukarıda bahsedildiği gibi davacı ortağın sermaye koyma borcu şirketteki alacaklarından karşılanmış sonradan, davacı ortağın şirketten alacaklı olmak yerine borçlu olduğu gerekçesiyle yeniden cari hesap oluşturulmuş ve bu cari hesaba bağlı kalınarak davacı ortağın cari hesabının (-702.110,63) TL oluğu temerrüt faizi ile birlikte (1.017.133,99 TL sermaye koyma borcu bulunduğu gerekçesiyle ıskat dâhil prosedür başlatılmıştır. Ancak, davacı ortak ile şirket arasında, Amerika'dan alınan ve satılan mülk nedeniyle doğan paradan kaynaklanan alacak/borç konusunda uyuşmazlık bulunmakta olup bu uyuşmazlık ancak yargı kararı ile çözümlenebilecektir. Pay sahibinin sermaye koyma borcu bakımından temerrüdünden söz edebilmek için sermaye koyma borcunun muaccel olması gerekmektedir. Sermaye koyma borcunun muaccel olmaması durumunda pay sahibinden sermaye koyma borcunu ifa etmesi istenemez. Evvelce ödendiği kabul edilen ve ticaret sicilinde tescil edilen sermaye koyma borcunun cari hesapta hata yapıldığı zannıyla yeniden ele alınarak oluşan duruma göre sermaye koyma borcunun ödenmediği savı varlığı kesin-muaccel bir borç için yeterli olamaz. Bu nedenle 21/06/2021 tarih 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının alındığı tarih itibariyle varlığı kesin olan bir alacaktan söz edilemez. Davalı şirketin alacak iddiasını icra takibi veya dava yoluyla ileri sürmesi mümkün olduğu gibi açılmış olan davada ileri sürmesi de olanaklıdır. Davalı şirket her ne kadar davacı ortağın Amerikan mahkemesindeki beyanları nedeniyle alacağın şirkete ait olduğunu iddia etmekte ise de şirketin aldığı 25/04/2017 tarih 2017/1 sayılı kararı da şirket kabul beyanı mahiyetindedir. Bu nedenle, alacağın varlığı yargı kararını gerektirir. Bu karar olmadıkça 'muaccel' bir borçtan söz edilemez. Bu bakımından 'muaccel borç'tan söz etmek ve pay sahibinin 'mütemerrit' olduğunu söylemek olanaklı olmadığından, TTK m.391, f.1,b.(b) ile TTK m.391, f.1, b(c) hükümleri gereğince hem sermayenin korunması ilkesine hem de pay sahibinin hakkının kullanılmasını kısıtlayan hususlara aykırı olacağından, dava konusu 21/06/2021 tarih, 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararının batıl olduğunun tespitine karar verilmelidir." gerekçeleriyle; Davanın kabulü ile, davalı şirketin 01/06/2021 tarihli 2021/01 numaralı ve 21/06/2021 tarihli 2021/02 sayılı yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun TESPİTİNE ilişkin karar verildiği, bu kararın, Dairemizin, 2022/505 Esas 2023/1645 Karar sayılı ilamıyla gerekçe yönünden düzeltilerek " Davalı şirketin, 01/06/2021 tarihli, 2021/01 nolu Yönetim Kurulu kararının yoklukla batıl olduğunun TESPİTİNE, 21/06/2021 tarihli Yönetim Kurulu toplantısı usulsüz yapıldığından alınan kararların yoklukla batıl olduğunun TESPİTİNE " şeklinde yeniden karar verildiği, kararın, Dairemizin inceleme tarihinde Yargıtay temyiz incelemesinde bulunduğu anlaşılmıştır. Davacı, 23/05/2015 tarihli belge ile 16/12/2015 tarihli belgelere dayanarak yönetim kurulunun bu satımdan haberdar olduğunu, şirket adının kullanılmasının, ABD mevzuatına göre şirketlere tanınan vergi ve benzeri muafiyetlerden yararlanması amacıyla yapıldığını, evin satın alınmasında şirketin parasının kullanılmadığını, evin şirket envanterine girmediğini iddia etmiş, davalı şirket ise yukarıda incelenen davaya konu da konu edilen 01/06/2021 tarih 2021/01 sayılı yönetim kurulu kararını almıştır. İş bu kararda özetle : ABD Hazinesi tarafından, ... ... A.Ş. adına düzenlenmiş 88.186 USD tutarında şirket ismi yazılı bir çek gönderildiği, çekin 03/02/2017 tarihinde teslim alınarak 22/02/2017 tarihinde tahsil edildiği, Yönetim Kurulu Başkanı ...'e sorulduğunda çek bedelinin kendisine ait olduğunu söylemesiyle çek bedeli TL'ye çevrilerek 320.783,23 TL'nin adı geçenin cari hesabına alacak kaydedildiği; yapılan araştırmada ...'in ... Hukuk Bürosu vasıtasıyla tek imza ile 2021 yılında şirket adına bir gayrimenkul aldığı ve bunu 2015 yılında şirket adına 875.000 USD'ye sattığı bilgisine ulaşıldığı; bu tutarın %10'u olan 87.500 USD'nin ABD Hükûmeti tarafından kesildiği, 700.000 USD'nin ... tarafından 04/01/2016 tarihinde alındığı, 05/01/2016 tarihinde Türkiye'de davacıya devredildiği, FIRPTA stopajının faiz dâhil bir yıl sonra ABD Hazinesi tarafından 16/12/2016 tarihinde 88.186 USD tutarında çek düzenlenerek serbest bırakıldığı, böylece 700.000 USD karşılığı 2.063.250,00 TL ile 88.186 USD karşılığı 320.783,23 TL toplamı 2.384.033,23 TL'nin 15/05/2017 tarihinde davacının sermaye artışı nedeniyle sermaye borcuna mahsup edilerek bakiye artan 1.681.922,60 TL'nin davacı cari hesabına aktarıldığı; davacı ...'in Amerika'da alıp sattığı gayrimenkulün aslında ... Depoculuğa ait olduğunu avukatı vasıtasıyla Amerika Florida Eyalet Mahkemesine verdiği 28/12/2020 tarihli savunma dilekçesinde belirttiği gerekçesiyle yukarıdaki tutarın davacının cari hesabından çıkarılarak şirketin gelir hesaplarına aktarılmasına karar verilerek cari hesabın düzeltilmesinden sonra artan bakiye 702.110,63 TL'nin ...'in 501 sermaye taahhüt hesabına kaydedilerek borçlandırılmasına,... hususlarına yer verildiği görülmüştür. Davacının, elde ki davada iddiasını ileri sürüş şekline göre ve yukarıda incelenen dava dosyası kapsamı ile tarafların iddia ve savunmaları kapsamıyla tespit edilen uyuşmazlık konularına göre; sözü edilen ABD'de ki satışı yapılan evin mülkiyetinin kendisine ait olduğunu, şirket adına olmakla birlikte kendi hesabına yaptığı bu taşınmaz alım satım işinde, alım bedelinin şahsi hesabından karşılanması nedeniyle satışı nedeniyle gönderilen USD cinsinden tutarların da kendisine ait olması gerektiğini, şirket kayıtlarından da bu evin alış bedelinin şirketçe karşılanmadığının alınan raporlar kapsamıyla sabit olduğunu, evin, vergi indirimlerinden ve muafiyetlerden yararlanmak amacıyla şirket adına alımından yönetim kurulu üyelerinin yazılı bilgi ve rızalarının bulunduğunu, bu nedenle yurt dışından gönderilen paraların şirketçe kendisine tevdi edilmesiyle bu paraları davalı şirkete ödünç verdiğini, verdiği tutarların davalı şirketin " ortaklara borçlar hesabında " kayıtlandığını, davalı şirkete olan yükümlülükleri göz önüne alındığında ve alacaklarından borcu mahsup edildiğinde bakiye 857.461,31 Euro alacağı bulunduğunu ileri sürerek dayanak Ankara 16. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2788 Esas sırasındaki takibi başlattığı, incelenen şirket kayıtlarında söz konusu ev için yapılmış bir ödeme bulunmadığı bir başka ifadeyle şirket aktifinden çıkan bir para olmadığı, davacının, ortağı olduğu şirkete verdiği ödünç parayı ilk kez davaya dayanak takiple birlikte davalı şirketten istediği anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında toplanan delillere göre somut olayda talep borç olarak gönderilen paranın iadesi istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 386. maddesine göre; "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." Aynı Kanun'un 392. maddesi ise; ''Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.'' hükmünü ihtiva etmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 392. Maddesine göre; ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise, ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir. 6098 sayılı Kanun'un 392. maddesinde yer alan; ''Ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.'' ibaresinden, alacaklının ödünç verdiği şey için dava açması ya da takip başlatması için ilk istemden başlayarak altı hafta beklemesi gerektiğinin anlaşılması gerektiği, alacağın bu süre sonunda muaccel olacağı sabittir. Muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılması mümkün değildir. Muaccel olmayan bir alacak için açılan davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi kapsamında hukuki yarar bulunmayıp kanunda yer alan bu ibare dava şartına ilişkindir. Emsal Yargıtay kararları uyarınca da alacaklının ödünç verdiği şeye yönelik dava açması ya da takip başlatması için ilk istemden başlayarak altı hafta beklemesi gerektiği, alacağın bu süre sonunda muaccel olacağının anlaşılması ve muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılmasının mümkün olmayacağının anlaşılması gerekmektedir. Bu konuya ilişkin güncel Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2024/248Esas ve 2024/1217 Karar sayılı ilamında;" 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 312 nci maddesi, takip ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 392 nci maddesi gereğince; ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerekir. Yani, madde metninde yazılı hususlar söz konusu değilse ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir. Yine madde gerekçesinde bu husus; "...818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 312 nci maddesinde kullanılan “altı hafta içinde geri verilmek lâzımdır.” şeklindeki ibare, geri verme borcunun ödünç verenin ilk isteminden başlayarak altı hafta sonra muaccel olacağı göz önünde tutularak, Tasarıda “altı hafta geçmedikçe, ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.” şeklinde düzeltilmiştir..." şeklinde açıklanmıştır. Ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.1975 tarihli ve 1973/409 E., 1975/242 K. sayılı ilamında da; "...Borçlar Kanunu'nun 312 nci maddesi ilk talepten itibaren 6 hafta içerisinde borcun geri verilmesi gerekeceğini kabul ettiğinden zamanaşımının başlangıç tarihinin borcun verildiği tarihe, 6 hafta eklenerek tespiti gerekir..." şeklinde açıklanmıştır. Bu durumda ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ilk istemden başlayarak 6 hafta sonra alacak muaccel olmaktadır. Emsal Yargıtay kararlarında belirtildiği üzere 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde yer alan ''Ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.'' ibaresinden, alacaklının ödünç verdiği şey için dava açması ya da takip başlatması için ilk istemden başlayarak altı hafta beklemesi gerektiği, alacağın bu süre sonunda muaccel olacağı, muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılmasının mümkün olmadığı, muaccel olmayan bir alacak için açılan davada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının (h) bendi kapsamında hukuki yararın bulunmadığı ve kanunda yer alan bu ibarenin dava şartına ilişkin olduğu ve Mahkemece verilen red kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır. " hususlarına değinilerek konuya açıklık getirildiği görülmektedir. Yargıtay 11.Hukuk Dairesi kararlarında anılan hükmün ortağın şirketten ödünç alacağında da uygulanacağı kabul etmiştir.(26/05/2021 2020/2126 Esas 2021/4429 Karar, 02/05/2024 gün ve 2023/973 Esas 2024/3493 Karar sayılı),(25/09/2025 gün 2024/6624 Esas 2024/5672 Kararı) Bu durumda ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ilk istemden başlayarak 6 hafta sonra alacağın muaccel olacağı anlaşılmakta ise de; somut olayda tarafların da kabulünde olduğu üzere ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmediği veya istenildiği zaman muaccel olacağının kararlaştırılmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca muaccel olmayan bir alacak için dava ve takip başlatılması mümkün olmayıp elde ki davada, muaccel olmayan bir alacak için dava açılmış olduğunun anlaşılması karşısında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendi kapsamında hukuki yarar bulunmayıp (18/02/2022 gün ve 2019/5 Esas 2022/1 YİBK sayılı karar ) kanunda yer alan bu ibare dava şartına ilişkin olmakla davanın kamu düzeni de gözetilmek suretiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek dava şartları yönünden davanın reddine yönelik Dairemizce karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; A)1-Tarafların istinaf başvurularının kamu düzeni de gözetilerek KABULÜNE, 2- Ankara 10.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/10/2023 tarih ve 2021/136 Esas 2023/780 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/(1)-b.2. Maddesi ve HMK'nın 355. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, B)1-Davanın dava şartı yokluğundan (hukuki yarar) USULDEN REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40-TL harçtan peşin alınan 99.568,53-TL'nin mahsubu ile fazla alınan 98.953,13-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden istinaf karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa ödemesine, 6-Kullanılmayan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, C)1-İstinafa başvuran davacı tarafından yatırılan 269,85-TL istinaf maktu karar harcının kararın kesinleşmesi ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 2-İstinafa başvuran davalı tarafından yatırılan 129.073,34-TL istinaf nispi karar harcının kararın kesinleşmesi ve talep halinde davalı tarafa iadesine, 3-İstinafa başvuran davacı tarafından yapılan 738,00-TL istinaf başvuru gideri ve 260,00-TL dosya gönderme ücreti olmak üzere toplam 998,00-TL istinaf giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-İstinafa başvuran davalı tarafından yapılan 738,00-TL istinaf başvuru giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 25/12/2025 Başkan - ... Üye - ... Üye - ... Zabıt Katibi -... ... ... ... ...