T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO :2026/170 Esas KARAR NO :2026/220 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI :2025/650 D.İş - 2025/656 Karar TARİH: 27/11/2025 (Ek Karar Tarihi) DAVA:İhtiyati Haciz KARAR TARİHİ:05/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO :2026/170 Esas KARAR NO :2026/220 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI :2025/650 D.İş - 2025/656 Karar TARİH: 27/11/2025 (Ek Karar Tarihi) DAVA:İhtiyati Haciz KARAR TARİHİ:05/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:İhtiyati haciz talep eden vekili talep dilekçesinde özetle, Müvekkil ..., borçlu ... A.Ş.'den alacaklı olup borçlu yan borcunu ifa etmemekle ve haklı talepleri sürüncemede bıraktığını, bu sebeple senet İstanbul 33. İcra Dairesi ... sayılı dosyası ile icra takibine konu edildiğini, senet aslı İstanbul 33. İcra Dairesi'ne teslim edildiğini, duruşma yapılmaksızın, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla müvekkilin haklı alacağı olan 6.000.000,00-TL karşılığında borçlunun taşınır ve taşınmaz mallarıyla, üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları haczedilebilmesi için öncelikli olarak teminatsız mahkemeniz aksi kanaatte ise mahkemenizin uygun bulacağı bir teminat tutarı karşılığında ihtiyaten haczine,işbu kararın İstanbul 33. İcra Dairesi ... sayılı dosyada uygulanmasına,yargılama giderleri ve vekalet ücretinin borçluya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesinin 13/11/2025 tarihli kararı ile; "Talebin kabulü ile yukarıda yazılı belgeler nedeni ile yine yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı borçluların, yukarıda belirtilen borç tutarı ile sınırlı olmak kaydıyla ve İcra ve İflas Kanununda muayyen tahditler dairesinde, yukarıda yazılı teminatın yatırılması koşulu ile menkul, gayrimenkul ve üçüncü şahıslarda olan hak ve alacaklarının İHTİYATEN HACZİNE," karar verilmiş ve verilen karara karşı borçlu vekili tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmuştur.İhtiyati haciz kararına itiraz eden vekili dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin, 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ve alt düzenlemelerine tabi olup, ... Bankası A.Ş. (...) tarafından lisans verilen ve aynı zamanda denetlenen bir elektronik para kuruluşu olup Müvekkilim, mevzuat gereğince kullanıcılara hesap açmakta ve ödemelerine aracılık etmekte olduğunu, 6394 sayılı kanun ve devamındaki yönetmeliklere uygun şekilde faaliyet gösterdiğini, ihtiyati haciz kararı verilmesi durumunda uygulanacak olunan hacizler aslında müvekkilin parası olmayıp müşterilerin parası haczedilmiş olacağını, bu nedenle 3.şahısların paralarının haczedilmesi de hukuka aykırı olacağını, ihtiyati haciz kararı verilmesinin koşulları oluşmadan usul ve yasaya aykırı olacak şekilde ihtiyati haciz kararı verilmesi hukuka aykırılık teşkil ettiğini, müvekkil şirketin doğrudan muhatap alındığı bir sözleşme, taahhüt veya ilişki bulunmadığını, söz konusu ihtiyati haciz talebine konu kambiyo evrakından kaynaklı bir borç söz konusu olmadığını, itirazlarımız doğrultusunda ihtiyati haciz kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 27/11/2025 (Ek Karar Tarihi) 2025/650 D.İş - 2025/656 Karar sayılı kararı ile: " İcra ve İflas Kanunu'nun 257. maddesinin 1. fıkrası uyarınca; "Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklarıyla diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir." Somut olayda dayanak bono vadeli olup, ihtiyati haciz talebinin yapıldığı ve kararın verildiği tarih itibarıyla borcun vadesi gelmiştir. Ayrıca alacağın rehinle temin edildiğine ilişkin bir itiraz ve delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda İİK 257/1 kapsamında ihtiyati haciz kararı verilmesi için aranan yasal şartlar oluşmuştur.İtiraz eden vekili, müvekkilinin muayyen yerleşim yerinin bulunduğunu, mal kaçırma veya kaçmaya hazırlanma gibi bir durumun söz konusu olmadığını ileri sürmüştür. Ancak İİK 257. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması veya borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadıyla mallarını gizlemesi, kaçırması ya da kendisinin kaçmaya hazırlanması yahut kaçması ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması şartları, yalnızca vadesi gelmemiş borçlar için aranmaktadır. Vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş alacaklarda bu özel şartların gerçekleşmesi aranmaz.İtiraz eden vekilinin, müvekkil şirketin 6493 sayılı Kanun kapsamında elektronik para kuruluşu olduğu ve hesaplardaki paraların müşterilere ait olduğu yönündeki beyanları, ihtiyati haciz kararının kaldırılması için geçerli bir sebep teşkil etmemektedir. Zira ihtiyati haciz kararı, borçlunun ticari faaliyeti veya kuruluş türüne göre değil, İİK'da aranan şartların varlığına göre verilmektedir. Borçlu şirketin elektronik para kuruluşu olması, kambiyo senedinden kaynaklanan borç ilişkisini ortadan kaldırmamakta ve ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil etmemektedir. Kaldı ki müşteri fonlarının korunmasına ilişkin düzenlemeler, -haciz edilir ise istihkak prosedürü kapsamında- icra takibinin aşamalarında ileri sürülebilecek hususlar olup, ihtiyati haciz kararının kaldırılması talebinin değerlendirilmesinde dikkate alınacak bir husus değildir.İtiraz eden vekilinin, müvekkil şirketin kambiyo senedinden kaynaklanan doğrudan bir borcu bulunmadığı yönündeki iddiası yerinde görülmemiştir. Dosyada mevcut bono incelendiğinde, itiraz eden şirketin senet üzerinde borçlu/keşideci/kefil/ciranta sıfatlarından biri ile yer aldığı, dolayısıyla kambiyo senedinden kaynaklanan müteselsil sorumluluk kapsamında alacaklıya karşı sorumlu olduğu anlaşılmaktadır. TTK'nın 778. maddesi atfıyla 724. maddesi uyarınca, poliçeyi düzenleyen, kabul eden, ciro eden veya aval veren kişiler, hamile karşı müteselsilen sorumludurlar. Bu nedenle borçlunun kambiyo senedinden kaynaklanan sorumluluğu bulunmaktadır.İtiraz eden vekilinin, alacağın çekişmeli ve yargılamayı gerektirdiği yönündeki iddiası da yerinde değildir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın kesin olarak ispatlanması gerekmeyip, "yaklaşık ispat" yeterlidir. Kambiyo senetleri, kıymetli evrak niteliğinde olup, kayıtsız şartsız borç ikrarını içermektedir. Alacaklı tarafından ibraz edilen bono, alacağın varlığını yaklaşık olarak ispata yeterli güçte bir belgedir. Yargılama gerektiren iddiaların varlığı, ihtiyati haciz kararının kaldırılması için tek başına yeterli bir gerekçe değildir. Zira ihtiyati haciz, geçici hukuki koruma tedbiri niteliğinde olup, asıl uyuşmazlığın çözümünden önce alacağın teminat altına alınmasını amaçlamaktadır.İtiraz eden vekilinin, müvekkil şirketin iş dünyasında saygın bir kuruluş olduğu ve mal kaçırmaya tenezzül etmeyeceği yönündeki beyanları, hukuki bir itiraz mahiyetinde olmayıp, ihtiyati haciz kararının kaldırılması için yasal bir dayanak teşkil etmemektedir. İhtiyati haciz kararının verilmesi, borçlunun güvenilirliği veya itibarına göre değil, İİK'da aranan objektif şartlara göre değerlendirilmektedir. Aynı şekilde alacaklının kötü niyetli olduğu ve mükerrer tahsilat amacı güttüğü iddiası da somut delillerle desteklenmemiş, soyut bir iddia olarak kalmıştır.Yukarıda açıklanan nedenlerle; vadesi gelmiş ve rehinle temin edilmemiş kambiyo senedine dayalı alacak için İİK 257/1 maddesi kapsamında ihtiyati haciz şartlarının oluştuğu, vadesi gelmiş alacaklarda İİK 257/2'deki özel şartların aranmadığı, elektronik para kuruluşu sıfatının ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil etmediği, borçlunun kambiyo senedinden kaynaklanan müteselsil sorumluluğunun bulunduğu, alacağın kambiyo senedi ile yaklaşık olarak ispatlandığı ve itiraz dilekçesinde ileri sürülen diğer hususların ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını gerektirir nitelikte olmadığı anlaşılmakla, ihtiyati haciz kararının kaldırılması talebinin reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesi ile, "İhtiyati hacze yapılan itirazların REDDİNE," karar verilmiş ve karara karşı itiraz eden vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:İtiraz eden vekili istinaf dilekçesinde özetle, yerel mahkemenin, müvekkili şirketin 6493 sayılı kanun kapsamındaki özel statüsünü ve bu statünün sonuçlarını göz ardı ettiğini, yerel mahkeme kararında, müvekkili şirketin 6493 sayılı "Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun" kapsamında bir elektronik para kuruluşu olmasının, ihtiyati haciz kararı verilmesine engel teşkil etmeyeceğinin belirtildiğini ancak bu değerlendirmenin, kanunun ruhuna ve amacına aykırı olduğunu; müvekkili şirketin, ...Bankası (...) tarafından lisanslandırılmış ve denetlenen, kamu güvenine dayalı faaliyet gösteren bir finansal kuruluş olduğunu, 6493 sayılı Kanun'un 22. maddesi, "Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşlarının Korunması" başlığı altında, müşteri fonlarının kuruluşun kendi mal varlığından ayrı hesaplarda izlenmesini ve bu fonların kuruluşun borçları için haczedilemeyeceğini, rehnedilemeyeceğini ve iflas masasına dahil edilemeyeceği sonucu çıkmakta olduğunu; mahkemenin ihtiyati haciz kararının, doğrudan kanunun bu emredici hükmünü ihlal etme potansiyeli taşımakta olduğunu; müvekkilin banka hesaplarına konulacak bir haczin, kanun gereği ayrıştırılmış olan ve üçüncü kişi konumundaki müşterilere ait olan fonların haczedilmesi sonucunu doğuracağını; bu durumun, sadece müvekkilinin değil, binlerce müşterinin de mağduriyetine yol açacağını ve ödeme sistemlerine olan güveni sarsacağını, yerel mahkemenin, bu hususun "icra takibinin aşamalarında istihkak prosedürü kapsamında ileri sürülebileceği" yönündeki tespitinin, hukuki korumanın özüne aykırı olduğunu; ihtiyati haczin, telafisi imkansız zararların önüne geçmek için uygulanan bir tedbir olduğunu; oysa burada, tedbirin kendisinin telafisi imkansız zararlara yol açmakta olduğunu; müvekkili şirketin ticari faaliyetlerinin durma noktasına gelmesi, lisansının tehlikeye girmesi ve binlerce müşterinin fonlarına erişememesi gibi ağır sonuçlar doğduktan sonra istihkak davası açmanın pratik bir faydası kalmayacağını; bu durumun, "ölçülülük" ve "menfaatler dengesi" ilkelerinin ağır bir şekilde ihlali olduğunu,Yerel mahkeme, İİK m. 257/1'deki şartların varlığını kabul etmekle birlikte, tedbirin gerekliliğini ve orantılılığını değerlendirmediğini, yerel mahkemenin, borcun vadesinin gelmiş ve rehinle temin edilmemiş olmasını İİK m. 257/1 uyarınca yeterli gördüğünü ancak ihtiyati haczin, alacaklının alacağına kavuşmasının tehlikeye girdiği hallerde başvurulacak istisnai bir yol olduğunu; alacaklının, alacağını tehlikede gösteren hiçbir somut olgu (borçlunun mal kaçırdığı, kaçmaya hazırlandığı vb.) ileri sürmediği ve ispatlamadığını, her ne kadar vadesi gelmiş alacaklarda İİK m. 257/2'deki özel şartlar aranmasa da, HMK'da düzenlenen geçici hukuki korumaların genel ruhu ve Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının, bu tedbirin keyfi olarak uygulanmasını engelleyeceğini; müvekkili şirketin, adresi, malvarlığı ve ticari faaliyetleri belli olan, ... gibi bir kamu otoritesinin sürekli denetimi altında bulunan saygın bir kuruluş olduğunu; alacağı tahsil edememe gibi bir risk söz konusu olmadığını; bu durumda, ihtiyati haciz kararının, bir "tedbir" olmaktan çıkıp, bir "cezalandırma" ve "tahsil aracı" haline gelmekte olduğunu, bunun kanunun amacına aykırı olduğunu,Yerel mahkemenin, müvekkilin kambiyo senedinden doğan sorumluluğuna ilişkin tespitinin, itirazlarını karşılamaktan uzak olduğunu, mahkemenin, müvekkilin senet üzerinde borçlu/keşideci/kefil/ciranta sıfatlarından biriyle yer aldığını ve bu nedenle müteselsilen sorumlu olduğunu belirttiğini ancak itirazlarında da belirttiklerini, müvekkili şirketin bu kambiyo senedinden kaynaklanan gerçek bir borcu bulunmamakta olduğunu; somut olayda Müvekkili Şirket'in doğrudan muhatap alındığı bir sözleşme, taahhüt veya ilişki bulunmamakta olduğunu; söz konusu ihtiyati haciz talebine konu kambiyo evrakından kaynaklı bir borç söz konusu olmadığını; senedin müvekkili şirket aleyhine nasıl ve ne şekilde düzenlendiği, hangi hukuki ilişkiye dayandığı hususlarının, asıl davada esastan inceleneceğini ve borçsuzluklarının ispat edileceğini; ihtiyati haciz aşamasında bu denli derin bir inceleme beklenmese de, yukarıda izah edilen orantısız sonuçlar ve alacağın şüpheli niteliği, mahkemenin bu konuda daha hassas davranmasını gerektireceğini, yerleşik yargıtay uygulama ve kararları uyarınca ihtiyati hacze konu iddiaların, yargılamayı gerektirdiğinden; henüz karşı tarafın alacağını ispat eden hiçbir delil yokken ihtiyati haciz kararı verilmesinin kabul edilebilir olmadığını; bu sebeple verilen kararın hukuka aykırılık teşkil etmekte olduğunu, taraflar arasındaki alacak miktarının çekişmeli olup; yargılamayı gerektirdiğinden usul ve yasaya aykırı olarak verilen ihtiyati haciz kararının kaldırılması gerektiğini,İleri sürerek, yukarıda arz ve izah edilen ve re'sen dikkate alınacak nedenlerle; ilk derece mahkemesinin itirazın reddine dair kararının kaldırılmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin karşı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Talep; kambiyo senedine dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, mahkemece ihtiyati haciz talebinin teminat mukabilinde kabulüne karar verilmiş, karara karşı yapılan itiraz ise yukarıda belirtilen gerekçelerle reddedilmiştir. İtiraz eden vekilince, itirazın reddine dair ek karara karşı süresinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Talep dayanağı; 22/05/2025 tanzim tarihli, 05/08/2025 vadeli, 6.000.000,00-TL bedelli bononun keşidecisinin ... A.Ş., lehdarının ... A.Ş., cirantalarının ise ... A.Ş. ve ... olduğu, son cirantanın cirosunun beyaz ciro olduğu, bonoyu elinde bulunduran ihtiyati haciz talep sahibinin ihtiyati haciz istemini keşideciye karşı ileri sürdüğü anlaşılmıştır.Somut olayda itiraz edenin talep dayanağı bonoda keşideci olduğu, talep tarihi itibariyle bono vadesinin dolmuş bulunduğu, alacağın muaccel ve rehinle temin edilmemiş olduğu hususunda yaklaşık ispat koşulunun oluştuğu, talep muaccel alacağa dayandırıldığından İİK'nun 257/2 fıkrası koşullarının değerlendirilmesine gerek bulunmadığı, itiraz eden tarafından ileri sürülen sair sebeplerin ise İİK'nun 265 maddesinde sayılan sebeplerden birini teşkil etmedikleri, tüm istinaf sebeplerinin itiraz sebebi olarak da ileri sürüldüğü ve mahkemece her birinin ayrıntılı olarak karşılandığı, buna göre mahkemece ihtiyati haciz kararına itirazın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmış olup, kamu düzenine aykırılık da saptanmadığından, itiraz edenin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İhtiyati hacze itiraz edenin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL'nin ihtiyati hacze itiraz edenden tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine, 6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğe gönderilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 05/02/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-f maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.