T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 25/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 29/05/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ...... 2- ...... 3- ...... 4- ...... 5- ...... VEKİLİ : Av.…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 25/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 29/05/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ...... 2- ...... 3- ...... 4- ...... 5- ...... VEKİLİ : Av... DAVALILAR : 1- ...... VEKİLİ : Av... 2- ...... VEKİLİ : Av... 3- ...... 4- ...... VEKİLİ : Av... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 25/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 31/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 25.08.2017 tarihinde müteveffa ......'ın kullandığı bisiklet ile, ...... tarafından sigortalanmış olan, mülkiyeti ...... AŞ.'ye ait, ...... tarafından kiralanan ve ...... idaresindeki ...... plakalı aracın ......'a çarpması sonucu davacıların murisi ......'ın vefat ettiğini, müteveffa/muris ......'ın mirasçısı olarak geriye; babası ...... ve annesi ...... kaldığını, diğer davacılar ......, ...... ve ...... ise müteveffanın kardeşleri olduğunu, kazadan dolayı Konya Cumhuriyet Savcılığında ...... Soruşturma numara ile taksirle adam öldürme suçundan dosya açılmış ve savcılığın 23.10.2016 tarihli iddianamesi ile sürücü ......’ın Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına başlanıldığını, Konya .... Asliye Ceza Mahkemesi’nin ... E, ... K sayılı dosyasında görülen ceza dosyasında alınan 02.05.2019 tarihli bilirkişi raporunda sürücü ...... tali kusurlu bulunduğunu, rapor hükme esas alınarak sürücü ......’ın taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini, davacılar ...... ve ......, evlatlarının kaybı nedeniyle murisin desteğinden yoksun kalındığını, gelirlerinin ciddi oranda azaldığını, bu nedenle, HMK 107. madde hükmü gereğince maddi tazminat yönünden alacak miktarının şu anda tam olarak belirlenebilmesi mümkün olmadığından dolayı, tazminat miktarı belirlendiğinde bedel yükseltilip harcı tamamlanmak sureti ile belirsiz alacak davası olarak baba ...... için 10.000 TL, anne ...... için 10.000 TL destekten yoksun kalma maddi tazminatın haksız fiil tarihi olan 25.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (davalı sigorta şirketi açısından poliçe limitleri ile sınırlı kalmak kaydıyla) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine, davacı ...... için 100.000 TL, ...... için 100.000 TL, ...... için 50.000 TL, ...... için 50.000 TL ve ...... için 50.000 TL olmak üzere toplam 350.000 TL manevi Tazminatın haksız fiil tarihi olan 25.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılar ...... AŞ ve ...... 'den tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmesini, ayrıca öncelikle alacağın tahsiline imkan vermesi açısından, her zaman için malvarlığını kaçırma ihtimali bulunduğundan dolayı davalılardan ......, ...... ve ...... Şti.'nin taşınır ve taşınmaz malları ile 3. şahıslardaki hak ve alacakları üzerine HMK 406/2 madde hükmü atfı ile, İİK' nun 257 ve devamı madde hükümleri gereği dava değeri olan 370.000 TL üzerinden ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ...... vekili cevap dilekçesinde özetle; kazaya karışan aracın davalı şirket tarafından diğer davalı ...... şirketine uzun dönem kiralandığını, teslim edildiğini ve işletmesinin bırakıldığını, kazaya karışan ...... plaka sayılı araç 21.03.2014 tarih saat 16:55'te ......'a teslim edildiğini, araca ilişkin kira ödemelerinin de zamanında yapıldığını, ticari defterlerden de bu hususun anlaşılacağını, davalı ...... A.Ş.'nin davada sorumluluğunun bulunmadığını, öncelikle davanın husumet nedeniyle reddine, davanın yasal süresi içinde açılmadığını, kazadan 2 yıl sonra davanın açıldığını, davacının ihtiyati haciz talebinin davalı ...... A.Ş. yönünden reddine karar verilmesini, davacı hakkındaki tüm taleplerin pasif husumet yokluğu ile reddine karar verilmesini, mahkeme aksi kanaatte ise zamanaşımı süresinin dolmuş olması sebebiyle davanın reddine, mahkeme aksi kanaatte ise dava konusu olayda kusurlu taraf müteveffa olduğundan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tüm taleplerinin zamanaşımına uğradığını, diğer davalı ...... A.Ş. ile davalı şirket arasında 17/03/2014 tarihinde 3 yıllık süre ile otomobil operasyonel kiralama ve hizmet sözleşmesi akdedildiğini, sürücüsünün ...... olduğu ve müteveffa ......’ın kusuru ile meydana gelen kaza davalı şirket ile diğer davalı arasında akdedilen sözleşme sona erdikten sonra meydana geldiğini, davalı şirketin iş bu kaza dolayısı ile herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, nitekim kaza tarihi itibariyle sözleşme sona erdiğini, davalı şirket yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, müteveffa ......’ın yaşı itibari ile anne ve babasına destek sağlayamayacağını, destekten yoksun kalma tazminatı talebinin yersiz olduğunu, olayın oluşu, oluşa etki eden amiller değerlendirildiğinde müteveffanın tam kusurlu olduğunu, sigortaya başvurulduğuna ilişkin bir belge sunulmadığını, SGK tarafından yapılan bir ödeme söz konusu ise bu meblağın da göz önünde bulundurularak alacak kalemlerinden mahsup edilmesini talep ettiklerini, manevi tazminat bir tarafın mahvına, diğer tarafın ise zenginleşmesine sebebiyet verecek ölçüde olamayacağını, manevi tazminatın takdirinde, sosyal ve ekonomik durumlar ile birlikte hak ve nefaset kuralları da göz önünde bulundurulması gerektiğini, davacının davasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... A.Ş. Vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle usule ilişkin yetki, işbölümü, zamanaşımı, hak düşürücü süre, görev, hukuki yarar ve dava şartı yokluğu yönünden itirazlarının bulunduğunu, davalı sigorta şirketine başvuru şartının tam olarak yerine getirilememesinden dolayı başvuru sahibine ödeme yapılamadığını, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, kusurun tespiti için hem Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesinden, hem de Karayolları Fen Heyetinden rapor alınması gerektiğini, tazminat hesabı yapılırken aylık net asgari ücretin dikkate alınması gerektiğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla dava konusu kaza nedeniyle tazminat hesabı yapılmasına karar verilir ise; destekten yoksun kalma sebebiyle açılacak maddi tazminat davalarında, tazminatın denkleştirilmesi kuralı gereğince, olay sebebiyle elde edilen kazanımların tazminat tutarından indirilmesi ile haksız eylem sonucu gerçekleşen gerçek zararın belirlenmesi ve ona göre tazminata hükmedilmesi gerektiğini, Mahkemenizce davacılar lehine tazminat hesaplanmasına karar verildiği takdirde, söz konusu hesaplama, güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosuna göre yapılması gerektiğini, müteveffanın davacılara destek olup olmadığı hususunun belirlenmesi gerektiğini, davacılara gelir bağlanıp bağlanmadığı, ödeme yapılıp yapılmadığı hususlarının tespit edilmesi gerektiğini, öncelikle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine, bu mümkün olmaz ise esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, ölen kişinin hayatta iken destek verdiği kişilerin olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini, haksız fiil sorumluluğundan söz edebilmek için ortaya çıkan zararın haksız fiili meydana getiren fiil neticesinde olması gerektiğini, kaza esnasında davalının ...... için hız sınırına uygun bir şekilde seyir ettiğini, müteveffa ......'ın trafiğin kaidelerine uymayarak, dikkatsiz bir biçimde ani bir manevra ile yola çıkması sebebi ile meydana geldiğini, müteveffanın kendi kusurlu davranışı ile kazaya sebebiyet verdiğini, davacı tarafın iddialarını kabul etmediklerini fakat sigorta şirketi veya SGK tarafından yapılan bir ödeme söz konusu ise bu meblağın da göz önünde bulundurulmasını talep ettiklerini belirterek, davacı tarafın ihtiyati haciz taleplerinin ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Tüm dosya kapsamı üzerinden yapılan değerlendirmede; 25/08/2017 tarihinde ...... plakalı araç ile müteveffa ......'ın kullandığı bisikletin karıştığı trafik kazası nedeniyle, davalıların destekten yoksun kalma ve manevi tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmakla, dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporları ve Konya BAM. 3. HD.'nin ... Esas ... Karar sayılı 23/12/2024 tarihli ilamı dikkate alınarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davalı ...... A.Ş. ve ...... Şti. 'nin husumet nedeniyle yaptıkları itirazların değerlendirilmesinde; trafik tescil kayıtlarının incelenmesinde ...... plakalı aracın ...... şirketi üzerine kayıtlı olduğu, aracın davalı ...... Şti.'ye kiralandığına dair sözleşmenin bulunduğu, Konya İl Emniyet Müdürlüğü'nün 04/05/2023 tarihli cevabi yazı ekinde gönderdikleri KABİS sistemi üzerinden yapılan sorgulamada da ...... plakalı aracın 21/03/2014-21/03/2017 tarihleri aralığında kiralandığının belirtildiği, her ne kadar ...... Şirketi kazanın kiralama sözleşmesinin bitiminden sonra gerçekleştiğini beyan etmiş ise de; taraflar arasında düzenlenen 17/03/2017 tarihli sözleşmenin incelenmesinde taraflar arasında imzalanan 3 yıllık sözleşmenin sona erme tarihi 17/03/2017, kazanın gerçekleme tarihi 25/08/2017 olsa da sözleşmenin 5. Maddesinde '' sözleşme imza tarihinden itibaren 3 yıl geçerlidir, ancak tarafların tamamı kiralayan tarafından kiracının kullanımına sunulmuş ve kirası devam eden araç ve / veya var olduğu müddetçe işbu genel koşullar havi sözleşmenin tüm şartları ile beraber devam ettiği ve kiracının kullanımındaki son aracın iadesiyle bu araca ilişkin karşılıklı ibra belgesinin düzenlendiği tarihe kadar geçerliliğini koruduğu ve kiracının kullanımındaki son aracın iadesiyle bu araca ilişkin karşılıklı ibra belgesinin düzenlenmesi anında ise kiralayanın sözleşmenin geçerliliğinin bulunduğu süre içerisindeki kiracının aracı kullanımında ve sorumluluklarından kaynaklanan bütün hakları saklı kalmak kaydıyla kendiliğinden sona ermiş olacağı konusunda karşılıklı mutabakata varılmışlardır:'' şeklinde düzenleme bulunması dikkate alınarak, davacıların davalı ...... . açısından açtıkları maddi ve manevi tazminat taleplerinin pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir. Davacıların manevi tazminat talepleri yönünden yapılan incelemede ise ; kazanın meydana geldiği tarih, tarafların kusur durumu, paranın alım gücü, tarafların ekonomik ve sosyal durumu ve istenilen manevi tazminatın miktarı ile manevi tazminatın amacı göz önünde bulundurularak, davacıların manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış ve oluşan vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklinde -Davacı ......'ın maddi tazminat talebinin kabulü ile 226.359,63 TL destekten yoksun kalma maddi tazminatının, davalı sigorta şirketinden 25/01/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (159.171,18 TL sınırlı olmak kaydıyla) , davalılar ...... ve ..... Şti.'den kaza tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı ......'ın maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 242.938,13 TL destekten yoksun kalma maddi tazminatının, davalı sigorta şirketinden 25/01/2022 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (170.828,82 TL sınırlı olmak kaydıyla) , davalılar ...... ve ...... Ltd.Şti.'den kaza tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya dair talebin reddine, Davacı ......'ın manevi tazminat talebinin kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ...... Şti.'den kaza tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı ......'ın manevi tazminat talebinin kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ...... Şti.'den kaza tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı ......'ın manevi tazminat talebinin kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ...... Şti.'den kaza tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı ......'ın manevi tazminat talebinin kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ...... Şti.'den kaza tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı ......'ın manevi tazminat talebinin kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ...... ve ...... Şti.'den kaza tarihi olan 25/08/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacıların davalı ...... . açısından açtıkları maddi ve manevi tazminat taleplerinin pasif husumet nedeniyle reddine, dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalılar ...... ile ...... vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu; zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmeyip HMK 176 uyarınca ıslah sınırlamasına riayet edilmeden karar verildiğini, illiyet ve kusur unsurunun (TBK m.49 ve TBK m.52) eksik ve hatalı değerlendirildiği, müteveffanın kontrolsüz şekilde kavşağa/karayoluna girmesi ve kask kullanmaması nedeniyle olay oluşunda açık şekilde kusurunun bulunduğu, bu nedenle müterafik kusur indiriminin yapılması veya sorumluluğun tamamen ortadan kaldırılması gerektiği, bilirkişi ve aktüerya raporları arasındaki çelişkiler ile aktüeryal hesaplamalarda yaşam tablosu, iskonto/teknik faiz, destek süresi ve aile gelir/harcama varsayımlarının hatalı seçildiği, müteveffanın tek çocuk olduğuna dair kabulün yerinde olmadığı ve aile gelir-gider durumunun doğru tespit edilmediği, ......Şti. ile ...... A.Ş. arasındaki operasyonel kiralama sözleşmesinin kazadan önce sona erdiği gerekçesiyle ...... hakkında pasif husumet yokluğu ve sorumluluk bulunmadığı, mahkemece müşterek ve müteselsil sorumluluğun, tahsil gerçekleşmediği iddiası ile hatalı şekilde uygulanarak müvekkil aleyhine ağır manevi tazminat ve tüm yargılama giderleri ile vekâlet ücretine hükmedildiği; bu hukuki ve maddi eksiklikler ile re’sen nazara alınacak sair nedenler nedeniyle Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Es.‑... K. sayılı ilamının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Davacılar vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu; hükme esas alınan 27.11.2023 tarihli Adli Tıp kusur raporunun eksik ve hatalı inceleme ile hazırlandığını, dosyadaki kamera kayıtları ve tanık beyanları dikkate alındığında müteveffanın bisiklet yolundan geçtiği ve canını kurtarmak için ani refleksle yön değiştirdiğinin, davalı sürücünün kavşağa yaklaşırken hızını artırdığı, sollama yaptığı ve ada/gevşek geçiş kuralına uygun şekilde yavaşlamayıp bisikletliye yol vermediğinin açıkça görüldüğünü; bu sebeple kusur tespitinin yeniden ve objektif olarak yapılmasının zorunlu olduğu; kusur raporuna dayandırılan aktüerya raporunun da hükme elverişli olmayacağı, bilirkişinin evlilik yaşını ve pay dağılımını hayatın olağan akışına ve yerleşik içtihatlara aykırı belirlediği ve bu nedenle tazminat hesabının hatalı olduğu; ayrıca aktüerya hesaplamalarında yaşam tabloları, iskonto ve destek süresi varsayımlarında çelişkiler bulunduğunu; alacağı belirleme dilekçesindeki taleplerin anne-baba hesaplamasında raporlar arası uyumsuzluk sebebiyle eksik değerlendirildiği; ...... A.Ş. hakkında pasif husumet yokluğu gerekçesiyle reddedilen kararın ise kanuna aykırı olduğunu, zira araç malikinin sorumluluğunun kira sözleşmesinin sona erip ermediğine göre değil, kazanın gerçekleştiği tarihteki hukuki duruma göre değerlendirilmesi gerektiği; bu aksaklıklar ve re’sen nazara alınacak sair sebepler gözetilerek yerel mahkeme kararının kaldırılması, hükme esas kusur raporu hakkında ek rapor alınması, ek rapor sonucuna göre dosyanın yeniden hesap bilirkişisine tevdi edilmesi ve yeniden düzenlenecek hesap raporu uyarınca (sigorta poliçe limitleri saklı kalmak üzere) davanın kabulüne; yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. İDM CE DAİREMİZCE VERİLEN KALDIRMA KARARI DOĞRULTUSUNDA İŞLEM YAPILMASINA BU BAĞLAMDA Teknik faizin uygulanması gerektiği ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları,idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir. Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından,vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda DÜZENLENEN 24/03/2025 TARİHLİ RAPORA GÖRE PMF 1931'e göre karar verilmesi doğrudur. Kusura itiraz 25.08.2017 günü saat 15:25 sıralarında sürücü ...... sevk ve idaresindeki ...... plaka sayılı otomobil ile Lastik Durağı Kavşağı istikametinden ...... yönüne doğru ...... Caddesi üzerinde sol şeritte seyir halindeyken Ebusuud Caddesi dönel kavşağına geldiğinde aracının sağ ön kısımları ile, aynı istikamette yolun sağındaki bisiklet yolunda seyir halindeyken sola manevra ile kavşak içerisine yönelen müteveffa sürücü ...... sevk ve idaresindeki bisikletin sol yan kısımlarının çarpışması sonucu ölümlü trafik kazası meydana gelmiştir. 12.10.2017 tarihli bilirkişi raporunda; sürücü ......'ın tali kusurlu, müteveffa sürücü ......'ın ise asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. 07.12.2018tarihli bilirkişi raporunda; sürücü ......'ın tali kusurlu, müteveffa sürücü ......'ın ise asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. 02.05.2019 tarihli keşifli bilirkişi raporunda; Sürücü ......'ın tali kusurlu, müteveffa sürücü ......'ın ise asli kusurlu olduğu belirtilmiştir. Mahkemece kusur durumunun tespiti amacıyla Ankara Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'ndan alınan 27/11/2023 tarihli raporda sonuç olarak; sürücü ......'ın % 25 (yüzde yirmibeş ) oranında kusurlu olduğu, müteveffa sürücü ......'ın %75 (yüzde yetmişbeş) oranında kusurlu olduğu belirtilmekle raporlar örtüşmekte olup itiraz yersizdir. Davalı ...... Ltd. Şti. 'nin husumet nedeniyle yaptıkları itirazların değerlendirilmesinde; Trafik tescil kayıtlarının incelenmesinde ...... plakalı aracın ...... şirketi üzerine kayıtlı olduğu, aracın davalı ...... Ltd. Şti.'ye kiralandığına dair sözleşmenin bulunduğu, Konya İl Emniyet Müdürlüğü'nün 04/05/2023 tarihli cevabi yazı ekinde gönderdikleri KABİS sistemi üzerinden yapılan sorgulamada da ...... plakalı aracın 21/03/2014-21/03/2017 tarihleri aralığında kiralandığının belirtildiği, her ne kadar ...... Şirketi kazanın kiralama sözleşmesinin bitiminden sonra gerçekleştiğini beyan etmiş ise de; taraflar arasında düzenlenen 17/03/2017 tarihli sözleşmenin incelenmesinde taraflar arasında imzalanan 3 yıllık sözleşmenin sona erme tarihi 17/03/2017, kazanın gerçekleme tarihi 25/08/2017 olsa da sözleşmenin 5. Maddesinde '' sözleşme imza tarihinden itibaren 3 yıl geçerlidir, ancak tarafların tamamı kiralayan tarafından kiracının kullanımına sunulmuş ve kirası devam eden araç ve / veya var olduğu müddetçe işbu genel koşullar havi sözleşmenin tüm şartları ile beraber devam ettiği ve kiracının kullanımındaki son aracın iadesiyle bu araca ilişkin karşılıklı ibra belgesinin düzenlendiği tarihe kadar geçerliliğini koruduğu ve kiracının kullanımındaki son aracın iadesiyle bu araca ilişkin karşılıklı ibra belgesinin düzenlenmesi anında ise kiralayanın sözleşmenin geçerliliğinin bulunduğu süre içerisindeki kiracının aracı kullanımında ve sorumluluklarından kaynaklanan bütün hakları saklı kalmak kaydıyla kendiliğinden sona ermiş olacağı konusunda karşılıklı mutabakata varılmışlardır:'' şeklinde düzenleme bulunması dikkate alınarak davalı ...... şirketi ile diğer davalı ...... arasında akdedilen 17.03.2014 tarihli araç kira ve hizmet sözleşmesinin süresi 17.03.2017 tarihinde dolmasına rağmen yaklaşık 5 ay boyunca aracın teslim edilmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Bu nedenle taraflar arasında 17.03.2014 tarihli araç kira ve hizmet sözleşmesi, sözleşme bittikten sonra yenilendiği aşikardır. davacıların davalı ...... açısından açtıkları maddi ve manevi tazminat taleplerinin pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi doğrudur - Davalının, müterafik kusura ilişkin itirazın incelenmesinde : 16 Ağustos 2022’de yayımlanan Resmi Gazete ile Karayolları Trafik Yönetmeliğine göre Aynı Yönetmeliğe ekli “1 SAYILI CETVEL”in; C) HUSUSİYETLERİNE GÖRE ARAÇLARDA BULUNDURULACAK TEÇHİZAT” bölümünün; 1) “Taşıt” kısmında yer alan “Motorlu bisiklet, motosiklet ve elektrikli bisiklet (Sürücüsü bir çerçeve veya karoseri ile korunanlar hariç)” ibaresi “Motorlu bisiklet, motosiklet, bisiklet ve elektrikli bisiklet (Sürücüsü bir çerçeve veya karoseri ile korunanlar hariç)” şeklinde, 2) “Durum ve Nitelikleri” kısmında yer alan “Sürücüler için; gözü dış tesirlere karşı koruyacak, görüşe engel olmayacak, normal görüşü bozmayacak renkli veya renksiz (Koruma başlığının gözlüğü varsa ayrıca gözlük aranmaz) olacaktır.” ibaresi “Sürücüler için; gözü dış tesirlere karşı koruyacak, görüşe engel olmayacak, normal görüşü bozmayacak renkli veya renksiz (Koruma başlığında koruma gözlüğü olması durumunda ve bisiklet sürücülerinde koruma gözlüğü aranmaz) olacaktır.” şeklinde, 3) “Taşıt” kısmında yer alan “Bisiklet, motorlu bisiklet ve motosiklet” ibaresi “Bisiklet, elektrikli bisiklet, elektrikli skuter, motorlu bisiklet ve motosiklet” şeklinde, 4) “Teçhizat” kısmında yer alan; “Reflektif işaret” ibaresi “Reflektif kıyafet (yelek vb.)” şeklinde, 5) “Durum ve Nitelikleri” kısmında yer alan “Sürücüler ve taşınması halinde yolcular için, gece seyahatlerinde görünürlüklerini sağlayacak şekilde giyinecekler veya giysilerine reflektif işaret takacaklardır.” ibaresi “Sürücüler ve taşınması halinde yolcular için, gece seyahatlerinde görünürlüklerini sağlayacak şekilde reflektif yelek vb. giyineceklerdir.” şeklinde değiştirilmesi karşısında ,16/08/2022 tarihi öncesi gerçekleşen kazada ilgili yönetmelik uyarınca bisiklet sürücüsünün koruma başlığı takmasının zaruret teşkil etmediği gözetilmekle itiraz yersizdir Açılan davada zamanaşımının gerçekleştiği istinafı yönünden Borçlar Kanunu'nun 49. maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde de haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemi ile açacağı davaların bağlı olduğu zamanaşımı süreleri özel olarak düzenlenmiştir. BK'nın 72. maddesinde üç türlü zamanaşımı süresi öngörülmüş olup bunlar, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıllık sübjektif ve nispi nitelikteki kısa zamanaşımı süresi, herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık objektif ve mutlak nitelikte uzun zamanaşımı süresi ile olağan üstü nitelikteki ceza zamanaşımı süresidir. 2918 sayılı KTK'nın 109/I. Maddesinde de "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/II. maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir. Aynı fiil bazen, hem sorumluluğu gerektiren hem de ceza kanunlarına göre cezayı gerektiren bir fiil olabilir. Bu fiile göre Ceza Kanununun daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü hallerde, tazminat davasının daha önce zamanaşımına uğraması tutarlı bir çözüm oluşturmaz. Zira cezalandırma, müeyyide olarak tazminattan daha ağırdır. Bu sebeple, kanun koyucu uyum sağlamak amacıyla ceza davası için öngörülen zamanaşımı süresince tazminat davasının da devamını temin bakımından genel olarak (6098 sayılı TBK m. 72/I), özel olarak da KTK 109/II. maddesinde düzenleme yapmıştır. Burada üzerinde durulması gereken, 2918 sayılı KTK'nın 109. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin, tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin, sadece fiilin Ceza Kanununa göre cezayı gerektiren bir fiil olmasının yeterli olması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece fiilin cezayı gerektiren bir eylem olmasını yeterli görmekte; bunun dışında, eylemi gerçekleştiren fail hakkında soruşturma yapılmasını, ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı koşulu aranmamaktadır. Dahası, söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten veya sigorta şirketi) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür (HGK'nın 10.10.2001 gün 2001/19-652-705, HGK'nın 16.04.2008 gün, 2008/4-326-325, HGK'nın 05.06.2015 gün 2014/17-2198,2015/1495 ve HGK'nın 16.09.2015 gün, 2014/17-116, 2015/1771, HGK'nın 10.06.2015 gün, 2014/17-27, 2015/1530 sayılı kararları ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir). Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; kaza25/08/2017 tarihinde gerçekleşmiştir Yasa koyucunun amacı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca tehlike sorumluluğunu doğuran olaylarda sorumlulara karşı daha uzun zamanaşımı süresi içerisinde yönelmeyi sağlamaktır. KTK'nın 109. maddisinin 2. fıkrasındaki “cezayı gerektiren fiil” ifadesinin seçilmesi zamanaşımı yönünden yukarıda da açıklandığı gibi soruşturma veya kovuşturma yapılması koşullarının aranmadığı sonucunu doğurmaktadır. Somut olayda tek taraflı trafik kazasında drestek ölmüş,yanındaki halil ibrahim bayındırlıoğlu yaralamıştır.) TCK 85/2 madde gereği Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise Buna göre eylem için(TCK 85/2) kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesinde öngörülen ceza zamanaşımı süresinin 15 yıl olduğu dikkate alındığında dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmaktadır. İtirazlar yersizdir. Davalı vekilinin Aktüerya hesabının farazi olan unsurlar üzerinden yapılmasının usul ve yasaya uygun olmadığı istinafı yönünden Destek kavramı, gerçekleşmiş veya gerçekleşmesi umulan bir bakım ilişkisini gösterir. Eylemli ve düzenli olarak bir kimsenin geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak biçimde ona yardım eden veya olayların olağan akışına göre eğer ölüm gerçek1eşmeseydi az veya çok yakın bir gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. Bu manada, bir başka kişiye fiilen bakan, onu geçindiren veya ileride bakma, geçindirme ihtimali bulunan kişi, destektir. İlk durumda eylemli destek, ikinci durumda ise varsayımsal (farazi) destek kavramı söz konusudur. İfade olunan bu hususlar, gerek öğretide gerekse Yargıtay uygulamalarında kabul edilmiş olup, destek kavramının sadece mali olarak yardımı ifade etmediği, bakım ve hizmet etmek suretiyle sağlanacak katkıyı da kapsadığı genel olarak kabul edilmektedir. Yargıtay'ın kökleşmiş uygulamasına göre Çocuklar evli veya bekar olsa da anne ve babalarına destek olmaları hayatın olağan akışı gereğidir. O an fiilen destek olmasa da, ileride destek olması muhtemeldir. Nitekim, yoksun kalınan destek sadece parasal yardım olarak düşünülemez. Evladın hafta sonlarında, bayram günlerinde vs. anne ve babayı ziyareti, her türlü hastalık ve sair sıkıntılarında yardımlarına koşması, onlara bakmaları da destek kapsamında değerlendirilmelidir. Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2015/9386 esas 2018/4008 karar sayılı ilamı Bu halde ölen desteğin ileride anne ve babasına destek olacağı varsayımla destek paylarının hesaplanmasında, bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı vekilinin buna yönelik istinaf itirazları yerinde değildir. Manevi tazminat miktarının çokluğuna yönelik istinaf itirazında; Manevi tazminat, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 56.maddesinde düzenlenmiştir. Anılan hükme göre, Manevi zarar; mutlak hak olan ve dolayısıyla herkese karşı korunmuş bulunan kişilik haklarının kapsamına giren değerlerden birisinin ihlali ile doğar. Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namı ile bir miktar para ödenmesini talep edebilir. Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye ihlalin ve kusurun özel ağırlığının haklı kılması halinde hakimin manevi tazminat olarak verilmesine hükmedeceği para miktarının belirlenmesinde hakkaniyet gözetilmelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hak ve nisfetle hüküm vereceği Medeni Kanun'un 4. maddesinde belirtilmiştir. Ödettirilecek para miktarı ise aslında ne tazminat, ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine olarak zarara uğrayanda bir huzur duygusunu doğurmaktır. Aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri, davalının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumu, davalının olaydaki kusur durumu, olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu, bu itibarla davalı vekilinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davacılar vekili ile davalılar ...... ile ...... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE, 1-Davacılar tarafından alınan harçlar yeterli olduğundan yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 2-Davalı ...... Mühendislik tarafından alınması gereken 55.966,22 TL harçtan peşin alınan 13.992,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 41.974,22 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ...... tarafından alınması gereken 55.966,22 TL harçtan peşin alınan 13.992,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 41.974,22 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; (544.000,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi. 31/12/2025 ... ... ... ... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... ... E imza E imza E imza E imza Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.