T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2025/976 Esas KARAR NO :2026/413 DAVA:Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ:27/12/2023 KARAR TARİHİ:30/04/2026 Mahkememizde görülmekte olan Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'da mukim olan ve sahibi/müdürü Dr. ... ve ekibi tarafından sağlık alanında danışmanlık hizmeti veren bir şirket olup ... A.Ş, Hollanda'da açacağı “...” göz kliniğ…
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2025/976 Esas KARAR NO :2026/413 DAVA:Tanıma Ve Tenfiz DAVA TARİHİ:27/12/2023 KARAR TARİHİ:30/04/2026 Mahkememizde görülmekte olan Tanıma Ve Tenfiz davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'da mukim olan ve sahibi/müdürü Dr. ... ve ekibi tarafından sağlık alanında danışmanlık hizmeti veren bir şirket olup ... A.Ş, Hollanda'da açacağı “...” göz kliniği için Müvekkil ile 2015 yılında bir hizmet sözleşmesi imzalamış ve bu sözleşme uyarınca Müvekkil Hollanda'da açılacak göz kliniği için aralarında yapılan sözleşmede belirtilen danışmanlık hizmetlerini vermeyi, ... de karşılığında iki eşit taksit halinde toplamda 300.936 Euro (%21 KDV dahil) ödemeyi taahhüt etmiştir. İşbu sözleşme uyarınca ..., müvekkiline ödeyeceği danışmanlık bedelinin 150.468,00 Euro'luk ilk taksidini ödemiş sonrasında ikinci taksiti, yani bakiye, ödemeyi çeşitli asılsız sebepler ileri sürerek yapmadığını, davacının 01.06.2017'de alacağını resmi olarak ...'den talep ettiğini, ...'ün borcunu ödememesi nedeniyle aralarındaki uyuşmazlık çözülmemiş, davacının ... ile uzlaşma çabalarının sonuçsuz kalması nedeniyle sözleşmenin yetkili mahkeme (Amsterdam Mahkemeleri) ve uygulanacak hukuk (Hollanda hukuku) maddesi uyarınca ... aleyhinde Amsterdam Mahkemelerinde alacak davası açtığını, ilk derece mahkemesinde dava sonucunda; Amsterdam Mahkemesi Müvekkil lehine davanın kabulüne karar vererek aralarındaki sözleşme hükümlerine istinaden ...'ün Müvekkil'e 150.936,00 Euro (faiz ve sair yargılama giderleri hariç) ödemesine karar vermiş ..., asıl davaya karşılık Amsterdam Mahkemelerinde Müvekkil aleyhine karşı dava açsa da iddiasını ispatlayamamış ve dava reddolduğunu, ... verilen karara avukatları kanalıyla itiraz ederek bu kararı üst merci olan Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesine götürmüş, Yüksek Mahkeme, yaptığı kapsamlı yargılama neticesinde 25.08.2020 tarihli ilk derece mahkemesi kararını onamış ve bu karar 05.04.2022 tarihinde kesinleştiğini, daha sonraki süreçte ..., aleyhinde kesinleşen mahkeme kararına uymayı reddetmiş ve borcunu ödemediğini, tahsilat sürecine başlandığında ...'ün aslında Amsterdam şehrindeki "..." isimli kliniği ve Hollanda'daki bağlı varlıklarını yargılamayı kaybedeceğini anladıktan sonra başka bir göz kliniği grubuna sattığı ve parayı da Türkiye'ye aktardığı anlaşıldığını, davacı Türkiye ve Hollanda'nın taraf olduğu 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesinin yabancılık teminatına ilişkin 17. maddesi uyarınca huzurdaki davada bir dava şartı olan yabancılık teminatından muaf olduğunu, davacı lehine Hollanda (Amsterdam) Ticaret Mahkemesi tarafından verilen ve kesinleşme şerhi taşıyan kararın tanınması ve tenfizinin kabulü ile fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 400,000 Euro'nun faiziyle beraber karşı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan sözleşmedan kaynaklı uyuşmazlık nedeniyle Amsterdam Mahkemelerince verilen kararın tanıma ve tenfizine karar verilmesini talep ettiğini, sözleşmenin "VII-Cezai hüküm" maddesinde ...'ın taahhüt ettiği hizmetleri sözleşmede belirtilen süre içerisinde sağlanmazsa ...'ün ödediği tutarın tamamını iade edeceği kararlaştırıldığını, tüm bu hizmetler ve sözleşmedeki diğer yükümlülükler için ...'e KDV dahil toplam 310.244.-EURO ödenmesi konusunda anlaşılmış, bu tutarın yarısı peşin ödenmiş kalan diğer yarısı ise işlemlerin tamamlanması ve kliniğin açılmasından sonra ödenmesi kararlaştırıldığını ancak yapılan anlaşmaya rağmen söz konusu yükümlülükler ... tarafından yerine getirilmemiş, bir süre sonra ... muhatap bulamamaya başlamadığını, hatta ... ofisini de kapayarak tabiri caizse ortadan kaybolduğunu, şirket davacı ile irtibat kurmak için sözleşmeyi imzaladıkları ofislerine gittiğinde ise, davacı ...' in müvekkil ... ile sözleşme yaptığı ofisin 5 günlüğüne kiralanan bir ofis olduğunu, kendisini davalı şirkete farklı göstermek için kendi ofisleriymiş gibi günlük kiralanan bir ofiste toplantı ve sözleşme yapmış olduğunu öğrenildiğini, davacı ...'i ve yetkilisi ...'ı bulabilmek için üniversite ve Amsterdam'da olabilecek tüm adreslerde araştırma yapılmış ancak bir netice elde edilemediğini, müvekkil şirket dolandırıldığını anlamış ve ...'a taahhütlü mektupla ihtarname göndererek, Danışmanlık Sözleşmesini'nin"VII-Cezai hüküm" maddesine göre ödemiş oldukları 150.468,00 Euro bedelin iadesini talep ettiklerini ancak, davacı ... yurtdışında olup, haricen şirketi kapatıp Fas'a kaçtığı öğrenildiğini, şirketin yabancı ülkede bulunması imkansız olduğundan müvekkil ... 'ün yapmış olduğu 150.936 Euro ödemenin tahsili için tüm çabaları sonuçsuz kaldığını, ...'ın ortadan kaybolması sonucu müvekkilin kendi imkanlarıyla ... Amsterdam 2017 yılının Nisan ayında hizmete açıldığını ancak 1 sene gibi bir sürede tam kapasite faaliyete geçebilecek olan merkezi, yaklaşık 3-4 sene Hollanda'da Doktor bulamadığı için her yıl 500.000,-Euro zarar ettiğini, ..., Hollanda kanunlarındaki boşluklardan faydalanarak, sanki klinik kendisinin yardımlarıyla açılmış gibi konuyu Mahkemeye taşımış sözleşmede belirlenen danışmanlık hizmetini yerine getirmediğinden hizmet tutarını hak etmediği halde Hollanda'daki mahkeme tarafından kanuni boşluklardan faydalanarak, maalesef mahkemenin de taraflı ve ırkçı yaklaşımıyla haklı bulunduğunu, müvekkil tarafından açılan karşı dava reddedildiğini, tenfiz davası ve eda davası aynı anda açılmayacağından davanın reddi gerektiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşme yalnızca ingilizce olarak imzalandığından müvekkil şirket sözleşmeden sorumlu tutulmaması gerektiğini, öncelikle davanın tenfiz şartlarını taşımaması nedeniyle usulden reddine, usul ve yasaya aykırı, mesnetten yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve ücreti vekaletin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizin 15/05/2025 tarih, ... sayılı kararı, davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2025 tarih, 2025/1256 Esas ve 2025/1607 Karar sayılı kararı ile esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin, HMK'nın 353/1-a-4 bendi gereğince kaldırılarak dosya mahkememize iade edilmiştir. BAM kararında dört adet usuli eksiklik tespit edilmiş olup, bu eksikliklerin giderilip giderilmediği aşağıda sırasıyla değerlendirilmiştir. BAM kararında; "yabancı Mahkeme kararının tercümesi sunulmuş ise de, kararın Noter veya Konsolosluk onaylı bir örneğine dosya kapsamında rastlanmamıştır... bu eksiklik tamamlanmadan karar verilmesi yerinde olmamıştır" gerekçesiyle eksiklik tespit edilmiştir. Yapılan incelemede; Amsterdam Mahkemesi'nin C/13/... / ... sayılı 12 Aralık 2018 tarihli kararına ait apostil şerhli belgelerin mahkememiz kasasında 3821 kasa numarası ile kayıtlı olarak saklandığı, suretinin dosya içinde olduğu, BAM kaldırma kararı sonrasında söz konusu belgelerin taranarak UYAP sistemine eklendiği tespit edilmiştir. Bu eksikliğin zaten bulunmadığı anlaşılmıştır. BAM kararında; tenfizi talep edilen Amsterdam Mahkemesi kararında 5.1'den 5.11'e kadar maddeler bulunduğu, mahkememizin gerekçe kısmında yalnızca ana alacak (5.1) ve cezai şart (5.2) değerlendirildiği, hükümde ise "diğer hüküm fıkraları yönünden kararın tenfizine" şeklinde belirsiz ifade kullanıldığı, bu suretle HMK 298/2 maddesine aykırı olarak gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı belirtilmiştir. Bu husus, işbu kararımızda tenfize konu her bir hüküm fıkrasının (5.1, 5.2, 5.3, 5.4, 5.5, 5.6, 5.7, 5.8, 5.9, 5.10, 5.11) gerekçede ayrı ayrı değerlendirilmesi ve hükümde tek tek belirtilmesi suretiyle giderilmiştir. BAM kararında; davacı vekiline dava dilekçesindeki 400.000,00 Euro'luk talep yönünden açıklama yaptırılmadan tefrik kararı verildiği belirtilmiştir. Yapılan incelemede; ön inceleme duruşmasında davacı vekilinden HMK 31. maddesi kapsamında açıklama alındığı, davacı vekilinin "aslında amacımız sadece tenfizdir, ancak ilam doğrultusunda cezai faiz ile birlikte toplam alacağımızın hesaplanması için Hollanda'daki avukatlarla ve bilirkişilerle görüşmüştük" şeklinde beyanda bulunduğu, akabinde yabancı mahkeme ilamını aşan kısmın eda davası niteliğinde kabul edilerek tefrik edildiği anlaşılmıştır. Bu eksikliğin zaten daha önce giderildiği, tefrik kararı verilmekle 400.000,00 Euro'luk talebin mevcut dava dosyamız kapsamında kalmadığı anlaşılmıştır. BAM kararında; Anayasa Mahkemesi'nin 17/10/2024 tarih, 2024/104 Esas ve 2024/173 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/1992 Esas ve 2024/3909 Karar sayılı kararı uyarınca yabancı mahkeme kararlarının tenfizi davalarının nispi harca tabi olduğu, eksik harç alınmak suretiyle yargılama faaliyetinin sonuçlandırılmasının hatalı olduğu belirtilmiştir. Mahkememizce yapılan incelemede; tenfize konu Amsterdam Mahkemesi kararının hüküm fıkralarındaki tüm alacak kalemleri hesaplanmıştır: | Madde | Açıklama | Tutar (Euro) | |-------|----------|--------------| | 5.1 | Ana alacak + KDV (%21) | 182.632,56 | | 5.2 | Aylık cezai şart bedeli | 15.093,60 | | 5.3 | Ek alacak | 9.820,71 | | 5.4 | Yargılama dışı tahsilat masrafları | 2.000,00 | | 5.5 | Asıl dava yargılama masrafları | 7.388,42 | | 5.9 | Karşı dava yargılama masrafları | 853,50 | | 5.11 | Karar sonrası masraflar | 328,00 | | TOPLAM | | 218.116,79 € | 5.2 maddesindeki aylık 15.093,60 Euro sabit bedel tenfize konu olup, bu bedelin ilam tarihinden itibaren işleyen/biriken kısmı eda davası niteliğinde olduğundan tefrik edilmiş olup işleyen faiz miktarı - davamızın eda davası değil tespit davası olduğu dikkate alındığında- harç matrağına işlemiş faiz miktarının dahil edilmeyeceği açıktır. Dava tarihi (27/12/2023) itibariyle 1 Euro = 29,4344 TL kuru üzerinden tenfize konu dava değeri 5.975.865,78 TL olarak hesaplanmış, 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 109.639,88 TL peşin harçtan daha önce yatırılan 75.870,39 TL düşüldükten sonra kalan 33.769,49 TL eksik harcın tamamlanması için davacı vekiline süre verilmiş ve eksik harç süresinde yatırılmıştır. Bu eksikliğin giderildiği anlaşılmıştır. BAM kaldırma kararındaki tüm usuli eksikliklerin giderildiği tespit edildikten sonra, esasa ilişkin değerlendirmeye geçilmiştir. Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve ...Genel Müdürlüğü'nün 17.05.2024 tarihli cevabi yazısı ile genel olarak yabancı mahkeme kararlarının bir anlaşma olmaksızın veya kanunda gösterilmeksizin Hollanda'da doğrudan uygulanamayacağı, bu çerçevede Türk mahkemelerince verilmiş olan bir kararın Hollanda'da tanınması ve tenfizinin, mahkeme kararının bir anlaşma kapsamına alınıp alınmadığına bağlı olduğu, Türkiye ile Hollanda arasında çocukların korunması gibi hususi alanlar dışında, hukukî ve ticarî yargı kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda herhangi bir anlaşma bulunmadığı, yabancı mahkeme kararının bir anlaşma kapsamında olmadığı durumlarda, tenfiz davasının Hollanda mahkemelerinin önünde taraf teşkili yapılarak bağımsızca değerlendirileceği belirtilmiştir. Amsterdam Mahkemesi'nin C/13/.../... dava/yevmiye numaralı 12.12.2018 tarihli kararının incelenmesinde; taraflarının .... ile ... ... San ve Tic A.Ş. olduğu, Ana davada: 5.1 ...'ün ...'e 150.936,00Euro+KDV ve bu tutar üzerinden Hollanda Medeni Kanunu'nun 6:119a maddesinde belirtilen yasal ticari faizi 30 Ağustos 2017 tarihinden itibaren tam ödeme gününe kadar ödemesine, 5.2 ...'ün 1 Nisan 2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 150.936,00 Euro tutarındaki meblağın geciktiği her ay için aylık 15.093,60 Euro tutarında bir meblağı ...'e ödemesine, artı Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:116'da belirtilen yasal faizi tam ödeme gününe kadar ödemesine, 5.3 ...'ün ...'e € 9.820,71 tutarı ve bu tutara 30 Ağustos 2017 tarihinden tam ödeme gününe kadar işleyecek Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119a'da belirtilen yasal ticari faizi ödemesine, 5.4 ...'ün ...'e yargılama dışı masraflar için tazminat olarak 2.000,00 Avro ödemesine ve bu tutara 30 Ağustos 2017 tarihinden tam ödeme gününe kadar geçerli olmak üzere Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119a'da belirtilen yasal faizin eklenmesine 5.5 ...'ün ... tarafından bugüne kadar 7.388,42 Avro olarak tahmin edilen yargılama masraflarını ve bu tutara 30 Ağustos 2017'den tam ödeme gününe kadar geçerli olmak üzere Hollanda Medeni Kanunu'nun 6:119 Bölümünde atıfta bulunulan yasal faizi ödemesine karar verdiği görülmüştür. Karşı davada: 5.8 Talebin reddine; 5.9 ...'ün ...'i desteklemek için bugüne kadar 853,50 Euro olarak tahmin edilen yargılama masraflarını ödemesine, 5.10 Masraflarla ile ilgili olarak tedbiren icra edilebilir karşı davanın reddine kadar verildiği görülmüştür. Dava : Davacı International ... (...) Hollanda'da mukim bir şirket olarak davalı ... A.Ş. ile aralarında 2015 yılında imzalanan danışmanlık sözleşmesinden doğan alacağının tahsili amacıyla Amsterdam Mahkemelerinde dava açmış ve söz konusu dava neticesinde lehine verilen kararın Türkiye'de tanınması ve tenfizi için işbu davayı ikame etmiş olup, Amsterdam Mahkemesi'nin 12 Aralık 2018 tarihli ilk derece kararı Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi'nin 25 Ağustos 2020 tarihli istinaf kararı ile onanmış ve karar 05 Nisan 2022 tarihinde kesinleşmiş olup, kesinleşen kararda davalının davacıya 150.936 Euro ana alacak ile birlikte 01 Nisan 2017 tarihinden itibaren aylık %10 oranında gecikme cezası ödemesine hükmedilmiş olduğu, davacının kesinleşen yabancı mahkeme kararının Türkiye'de icra kabiliyeti kazanması için MÖHUK hükümlerine göre tanıma ve tenfiz talebinde bulunduğu, davalının ise usul ve esasa ilişkin çeşitli itirazlarda bulunduğu anlaşılmakla, mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda öncelikle usul konularının ele alınması gerekmiş olup; Kesinleşme şerhi ve araştırma süreci konusunda, mahkememizce yapılan inceleme sonucunda davacı tarafından ilk aşamada sunulan tebliğ belgelerin gerçekten de icra sürecine ilişkin tebliğ belgeleri olduğu, Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi kararının ne zaman tebliğ edildiğine ve temyiz süresinin ne zaman başladığına dair net bilgi bulunmadığı tespit edilmiş ve bu nedenle davacıya MÖHUK m.53/1-b uyarınca "ilâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge"nin ibrazı için bir aylık kesin süre verilmiş olup, davacı vekilinin 17.03.2025 tarihli dilekçesi ile Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi kararının "yüze karşı okuma" usulü ile verildiğini ve bu nedenle temyiz süresinin kararın tefhim edildiği 25.08.2020 tarihinden itibaren başladığını beyan etmesi ve Hollanda Medeni Usul Kanunu'nun 402. maddesinde "temyiz başvurusu kararın açıklandığı günden itibaren üç ay içerisinde yapılır" hükmü yer alması dikkate alınarak Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi kararının 25.08.2020 tarihinde açıklandığı, üç aylık temyiz süresinin 25.11.2020 tarihinde sona erdiği, davacı tarafından dava dilekçesine ekli olarak ibraz edilen 05.04.2022 tarihli Hollanda Yargıtay'ının düzenlediği belgede "... .../... Yargıtay kaleminde tutulan kayıtlarda yukarıdaki ilama ait temyiz kayıtlarının görülmediğini beyan" edilmiş olması, Hollanda Medeni Usul Kanunu'nun 402. Maddesi gereği BAM kararının yüze karşı verilmesi nedeniyle üç aylık temyiz süresinin 25.11.2020 tarihinde sona ermesi ve bu tarihten sonra düzenlenmiş Hollanda Yargıtay'ının beyanına göre süresi içinde bir temyizin bulunmaması dikkate alındığında Hollanda BAM kararının ve dolayısıyla Hollanda İlk derece mahkemesinin kararının kesinleşmiş olduğu anlaşılmış ve sonuç olarak MÖHUK m.50/1-c ve m.53/1-b uyarınca aranan kesinleşme şartının sağlandığı sonucuna varılmıştır. Görevli mahkeme konusunda, davalı vekilinin MÖHUK m.51/1 hükmünde "Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir" denildiğini ve bu nedenle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, mahkememizin görevsiz olduğunu ileri sürmesi karşısında mahkememizce yapılan değerlendirmede öncelikle MÖHUK m.51/1 hükmünde geçen "asliye mahkemesi" ibaresinin kapsamının belirlenmesi gerektiği, asliye hukuk mahkemeleri ile asliye ticaret mahkemelerinin her ikisinin mahkeme türünün "asliye mahkemesi" sıfatını taşıdığı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2013/5133 E., 2013/8847 K. sayılı kararında "Asliye mahkemesi olan asliye ticaret mahkemesi davaya bakmakla görevli esasına girilerek sonucuna göre karar vermek gerekir" şeklinde hüküm kurduğu, somut olayda tarafların her ikisinin de ticaret şirketi olup uyuşmazlığın ticari alacaktan kaynaklandığı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin E.2018/1157, K.2019/818 sayılı kararında da "tenfizi talep edilen ilamdaki her iki tarafının ticaret şirketi olduğu, alacak talebinin her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olduğu anlaşılmaktadır, dava bu haliyle nispi ticari dava niteliğindedir, bu sebeple uyuşmazlığın ticari nitelikte olduğu gözetilerek davanın Asliye Ticaret Mahkemesinin görevine girdiği" belirtildiği ve MÖHUK m.51/1'deki "asliye mahkemesi" ibaresinin bir asliye mahkemesi olan mahkememizin de görevli olduğunu gösterdiği, tenfiz davalarında her ne kadar esasa girilmese de görevli mahkemenin tespiti için davanın niteliğinin belirlenmesi ve ticari nitelikte olup olmadıklarının anlaşılması için inceleme yapılmasının esas girilmesi niteliğinde olmadığı, somu olayda tarafları tacir olup ticari işletmeleri ile ilgili davanın Asliye Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiği anlaşılmış ve bu nedenlerle davalının görevsizlik itirazının reddine karar verilmiştir. İbraza zorunlu belgeler konusunda, davalı vekilinin MÖHUK m.53'te sayılan belgelerin dava dilekçesiyle birlikte ibraz edilmediğini, apostille şerhinin sadece belgedeki imza ve mühürlerin doğruluğunu teyit ettiğini ancak belgenin içeriğini teyit etmediğini, bu nedenle yetkili makamlarca onaylanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneğinin dosyaya sunulmadığından davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmesi karşısında MÖHUK m.53/1 uyarınca tenfiz dilekçesine (a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi, (b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi belgelerinin eklenmesi gerektiği ve MÖHUK m.53'te aranan şartların tam olarak karşılandığı, apostille şerhli orijinal belgelerin ibraz edildiği, ibraz edilen belge asıllarının mahkeme kasasına alındığı, yetkili makam onayının sağlandığı anlaşılmış ve bu nedenlerle davalının dava şartı yokluğu itirazının reddine karar verilmiştir. Yabancılık teminatı konusunda, davalı vekilinin MÖHUK m.48 uyarınca davacının yabancılık teminatı göstermesi gerektiğini, 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 17. maddesinin sadece gerçek kişiler için geçerli olduğunu, "national" tabirinin tüzel kişileri kapsamadığını, 1980 Adalete Uluslararası Erişim Sözleşmesi'nin henüz yasalaşmadığını ileri sürmesi karşısında 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 17. maddesinde geçen "national/nationality" tabirlerinin Türkçe tercümede "teba/tabiiyet" olarak çevrildiği, uluslararası hukuk terminolojisinde "nationality" kavramının sadece gerçek kişilerin değil tüzel kişilerin, hava araçlarının, gemileriational" tabirinin tüzel kişileri kapsamadığını, 1980 Adalete Uluslararası Erişim Sözleşmesi'nin henüz yasalaşmadığını ileri sürmesi karşısında 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi'nin 17. maddesinde geçen "national/nationality" tabirlerinin Türkçe tercümede "teba/tabiiyet" olarak çevrildiği, uluslararası hukuk terminolojisinde "nationality" kavramının sadece gerçek kişilerin değil tüzel kişilerin, hava araçlarının, gemilerin devlete aidiyetini ifade etmek için de kullanıldığı, birçok milletlerarası sözleşmede "national" ifadesinin tüzel kişileri de kapsayacak şekilde kullanıldığı, 1980 tarihli Adalete Uluslararası Erişim Sözleşmesi'nin gerek metninde gerekse açıklayıcı raporunda 1954 Sözleşmesi'nin 17. maddesindeki teminat muafiyetinden tüzel kişilerin yararlanamayacağına dair açık bir hüküm veya açıklama bulunmadığı, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen yargıya erişim hakkının teminat yükümlülüğünün sınırlandırılmasını gerektiren temel bir hak olduğu, hukuki belirsizliklerin yargıya erişim hakkı lehine yorumlanması gerektiği, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E.2017/8463, K.2017/15601 sayılı kararında "alacaklı şirketin Hollanda uyruklu olduğu ve Hollanda devletinin Lahey Sözleşmesine taraf olması sebebi ile teminat muafiyetinin bulunduğu sözleşmenin ilk halinin tüzel kişileri kapsamadığına ilişkin Dairemizce kararlar verilmiş ise de, anılan kararlar maddi hataya müstenit olup, yabancılık muafiyetine ilişkin 1954 tarihli sözleşmenin 17. maddesinin uygulanmasında gerçek ya da tüzel kişi ayrımı bulunmamaktadır" belirtildiği, taraflar arasındaki sözleşmede davacının Hollanda kanunları altında teşekkül ettiği, Hollanda Ticaret Odası'na kayıtlı olduğu, Hollanda'da mukim olduğu açıkça yazıldığı, Amsterdam Mahkemesi kararında da davacının merkezinin Amsterdam olduğu belirtildiği, MÖHUK m.9/4 uyarınca yabancı şirketin ana statüsünün idare merkezi hukukuna göre belirlendiği ve mevcut belgelere göre ... şirketinin idare merkezinin Hollanda olduğu açıkça anlaşıldığı, Türkiye ve Hollanda'nın 1954 tarihli Lahey Sözleşmesi'ne taraf olması, davacı şirketin Hollanda uyruklu olması ve idari merkezinin Hollanda'da bulunması nedeniyle Lahey Sözleşmesi'nin 17. maddesi uyarınca teminattan muaf olduğu anlaşılmış ve bu nedenlerle davalının yabancılık teminatı itirazının reddine karar verilmiştir. Esasa ilişkin konulara gelindiğinde, öncelikle mütekabiliyet itirazının değerlendirilmesi gerekmiş olup; Mütekabiliyet itirazı konusunda, MÖHUK m.54/a kapsamındaki mütekabiliyet şartının araştırılması amacıyla Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Genel Müdürlüğü'nden 17.05.2024 tarihinde alınan resmi yazıda MÖHUK m.54/a'nın üç alternatifli yapısının açıklandığı, "ahdî, kanunî veya fiilî" mütekabiliyetten herhangi birinin varlığının yeterli olduğu belirtildiği, Dışişleri Bakanlığı Lahey Büyükelçiliği'nden 09.01.2014 tarihinde alınan resmi bilgilerde Türkiye ile Hollanda arasında ikili anlaşma bulunmadığının teyit edilmesi yanında "taraf teşkili yapılarak bağımsızca değerlendirme" usulünün varlığı belirtildiği, Hollanda Dışişleri Bakanlığı'nın 26.06.2013 tarihli resmi notasında Hollanda Medeni Usul Kanunu m.431/1 ve m.985 atfıyla HMK m.431/2 müstakil dava usulünün açık beyanı yapıldığı, davalı tarafından ibraz edilen uzman görüşünde detaylı karşılaştırmalı hukuk analizi yapılarak kanuni mütekabiliyet yokluğu iddia edildiği, bu uzman görüşünde Hollanda tenfiz şartlarının Türk hukukundaki şartlardan daha ağır olduğu ve özellikle "uluslararası yetki kriterleri" ile "gerekçeli karar zorunluluğu" konularında farklılıklar bulunduğu ileri sürüldüğü, Continental Sprayers, Yukos Finance ve Deniş Batu kararları referans gösterilerek Hollanda'daki "müstakil dava" usulünün gizli revizyon niteliğinde olduğu ve tenfiz davasıyla aynı sonucu doğurmadığı savunulduğu, "gizli tenfiz kararı" (disguised exequatur) olarak nitelendirilen Hollanda uygulamasının gerçek tenfiz usulünden farklı olduğu ve bu nedenle kanuni mütekabiliyetin sağlanamadığı iddia edildiği anlaşılmakla; Prof. Dr. ...'in hukuki mütalasında "Kanımca Hollanda ve Türkiye arasındaki mütekabiliyet şartı mevcuttur" görüşü yer aldığı, aynı mütalada Prof. Dr. ..., Prof. Dr. Emre Esen ve Doç. Dr. İnci Ataman Figanmeşe'nin 2023 basımı Milletlerarası Özel Hukuk kitabından "kitabımızın önceki basımlarındaki açıklamaların aksine yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfizi konusunda Türkiye ve Hollanda hukukları arasında bir hukuki mütekabiliyetin bulunduğu sonucuna ulaşılabilir" değerlendirmesinin aktarıldığı anlaşılmış olup; MÖHUK m.54/a hükmünün yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için mütekabiliyet şartını üç alternatif şekilde düzenlemesi karşısında birinci alternatif olan ahdî mütekabiliyet açısından Türkiye ile Hollanda arasında mahkeme kararlarının karşılıklı tanınması ve tenfizine ilişkin ikili bir anlaşma bulunmadığı hem Adalet Bakanlığı'nın resmi yazısında hem de Dışişleri Bakanlığı bilgilerinde ve Rotterdam Mahkemesi'nin 04.09.2024 tarihli kararında açıkça teyit edildiği ve dolayısıyla ahdî mütekabiliyet şartının karşılanmadığı, ikinci alternatif olan kanuni mütekabiliyet açısından Hollanda mevzuatında Türk mahkeme kararlarının tenfizini mümkün kılan açık kanun hükümlerinin mevcut olduğu, Hollanda HMK m.431/2'de "Davalar Hollanda mahkemesi tarafından yeniden görülebilir ve karara bağlanabilir" hükmü ve Hollanda HMK m.985-994'te yabancı mahkeme kararlarının tenfizi için detaylı prosedürün düzenlendiği, bu kanun hükümlerinin varlığının Hollanda Dışişleri Bakanlığı'nın resmi notasında teyit edildiği ve dolayısıyla kanuni mütekabiliyet şartının karşılandığı, üçüncü alternatif olan fiili mütekabiliyet açısından Hollanda mahkemelerinin Türk kararlarını fiilen tanıyıp tenfiz ettiğine dair somut kanıtların mevcut olduğu, 2015-2024 döneminde üç Türk kararının başarılı tenfizi (District Court of Rotterdam 15 July 2015 ...:NL:...:2015:..., District Court of East Brabant 17 January 2024 ...:NL:...:2024:117, ... 4 September 2024 ...:NL:...:2024:...), Rotterdam Mahkemesi'nin 04.09.2024 tarihli ... sayılı kararının teorik tartışmaları sona erdiren somut fiili mütekabiliyet kanıtı olduğu, Türk kararlarının tanınmasını reddeden bir kararın bulunduğuna ilişkin bir delil bulunmaması ile birlikte değerlendirildiğinde fiili mütekabiliyet şartının karşılandığı anlaşılmış olup; MÖHUK m.54/a hükmünün "yahut" bağlacı ile alternatifli bir düzenleme getirmesi karşısında üç şarttan herhangi birinin varlığının mütekabiliyet için yeterli olduğu ve somut olayda üç alternatiften ikisinin (kanuni ve fiili mütekabiliyet) birlikte karşılanmasının şartın fazlasıyla sağlandığını ortaya koyduğu, buna göre 2014 yılındaki koşulların değiştiği Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/4148 E. 2014/10274 K. sayılı kararında belirlediği "kanun maddesi + fiili uygulama" şartlarının - Hollanda HMK m.431/2 maddesi ve aşağıda incelenen 2015-2024 dönemindeki sistematik tenfiz pratiği gereği- sağlanarak aşıldığı , İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin E.2018/1909, K.2020/2165 sayılı kararındaki "Hollanda ile Türkiye arasında 30.07.1981 tarihinde yürürlüğe giren bir sözleşme mevcut ise de sözleşmenin Hollanda mahkemelerinden verilen boşanma, ayrılık ve evlenmenin butlanı gibi kararların Türk Mahkemelerince tenfizine ilişkin olup, tenfizi istenen kararın bu tipte bir karar olmadığı" şeklinde mütekabiliyet itirazı ileri sürülmüş, mahkemece ise ikili anlaşmanın sadece aile hukuku konularını kapsadığının kabulü ile birlikte "Türkiye ile Hollanda arasında mahkeme ilamlarının tenfizi konusunda karşılıklılık ilişkisi bulunduğu" tespit edilerek MÖHUK'un 54. maddesinde düzenlenen tenfiz koşullarının gerçekleştiği dikkate alınarak davanın kabulü ile yabancı mahkeme kararının tenfizine karar verilmiş olup, bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da onanması ile mahkememizin mütekabiliyet konusundaki değerlendirmesi mahkememizin değerlendirmesiyle tam uyum halinde olduğu, davalının uzman görüşündeki teorik itirazların Rotterdam 2024 kararı ile pratik gerçekler karşısında geçersiz kaldığı, fiili uygulama yok iddialarının üç somut tenfiz kararı ile çürütüldüğü, kanun hükmü yok iddialarının Hollanda resmi makamlarının beyanları ve mevzuat analizi ile çürütüldüğü anlaşılmış ve bu nedenlerle davalının mütekabiliyet yokluğu itirazının reddine, Türkiye ile Hollanda arasında MÖHUK m.54/a anlamında mütekabiliyetin mevcut olduğunun kabulüne karar verilmiştir. Hollanda HMK m.431/2 açık kanuni düzenleme ile mütekabiliyetin "kanuni düzenleme bulunması" şartını sağladığı, 2015-2024 dönemindeki sistematik tenfiz pratiği ve Rotterdam 2024 kararının kesin kanıt niteliği fiili uygulamanın varlığını da kesin olarak ispat ettiği anlaşılmıştır şöyle ki; Bu kararların tümü Hollanda'nın resmi yargı portalı olan rechtspraak.nl sitesinde yer almaktadır. Bu site, Hollanda'daki tüm mahkeme kararlarının resmi arşivi olup, ... (...) sistemi ile standart numaralandırma kullanmaktadır. Rotterdam Bölge Mahkemesi'nin 04.09.2024 Tarihli Kararı (...:NL:...:2024:...) (https://.../details?id=...:NL:...:2024:...) Türkiye ile Hollanda arasında fiili mütekabiliyetin varlığına dair en güncel ve açık kanıtlardan biri Rotterdam Bölge Mahkemesi'nin 04 Eylül 2024 tarihli kararıdır. Olayda, Türk vatandaşı davacı, davalıya verdiği borç nedeniyle Türkiye'de aldığı gerechtelijk betalingsbevel (ödeme emri) ile birlikte 9. İcra Dairesi'nin 16.08.2018 tarihli kararı ve 15. Ticaret Mahkemesi'nin 09.03.2023 tarihli kararının Hollanda'da tenfizini talep etmiştir. Mahkeme öncelikle, iki ülke arasında anlaşma bulunmadığını açıkça tespit etmiştir: "Nu tussen Turkije en Nederland geen verdrag bestaat op grond waarvan Turkse uitspraken in aanmerking komen voor erkenning en tenuitvoerlegging in Nederland" (Türkiye ve Hollanda arasında Türk kararlarının tanınması ve tenfizi için herhangi bir anlaşma bulunmamaktadır). Anlaşma yokluğuna rağmen mahkeme, HMK m.431/2 uyarınca müstakil dava yoluyla Türk kararlarını değerlendirmiş ve ... kriterlerini sistematik olarak uygulamıştır. Bevoegdheid (yetki) açısından, Türk mahkemesinin yetkili olduğunu kabul etmiştir. Behoorlijke rechtspleging (usulüne uygun yargılama) açısından, Türk icra hukukundaki 5 günlük itiraz süresini dahi yeterli hukuki güvence olarak değerlendirmiş, Türk senet ve icra takibi kurumlarını geçerli bulmuştur. Openbare orde (kamu düzeni) açısından, Türk kararlarının Hollanda kamu düzenine aykırı olmadığına hükmetmiştir. Onverenigbaarheid (uyumsuzluk) açısından, herhangi bir çelişki tespit etmemiştir. Uitvoerbaarheid (icra edilebilirlik) açısından, Türk hukuki görüşlerini da dikkate alarak Türk kararlarının icra edilebilir olduğunu kabul etmiştir. Sonuç olarak mahkeme, tüm Türk kararlarını tanımış ve tenfiz etmiştir: "Dit betekent dat het gerechtelijke betalingsbevel en de twee Turkse beschikkingen moeten worden erkend" (Bu, ödeme emri ve iki Türk kararının tanınması gerektiği anlamına gelir). Bu karar önemlidir, zira: Türkiye-Hollanda arasında anlaşma olmadığı açıkça kabul edilmesine rağmen tenfiz yapılmıştır, HMK m.431/2'nin düzenli olarak uygulandığını göstermektedir, ... kriterlerinin sistematik uygulanması fiili mütekabiliyetin kurumsal hale geldiğini ortaya koymaktadır, 2024 yılında dahi bu uygulamanın devam ettiğini kanıtlamaktadır, Türk hukuki kurumlarına (senet, icra takibi) gösterilen saygı Hollanda mahkemelerinin Türk hukukunu tanıdığını göstermektedir. Bu karar, davalının "mütekabiliyet yoktur" iddiasını çürüten en güçlü delillerden biri olup, fiili mütekabiliyetin 2024 yılında dahi canlı bir şekilde devam ettiğini gösteren güncel bir örnektir. Oost-Brabant Bölge Mahkemesi'nin 17.01.2024 Tarihli Kararı (...:NL:...:2024:117) ( https://.../details?id=...:NL:...:2024:117 ) Türkiye ile Hollanda arasında fiili mütekabiliyetin en karmaşık hukuki uyuşmazlıklarda bile geçerli olduğunun kanıtı, Oost-Brabant Bölge Mahkemesi'nin 17 Ocak 2024 tarihli kararıdır. Olayda, Türk şirketi Vestel Elektronik ve bağlı ortaklıkları, kartel nedeniyle uğradıkları zararların tazmini için Samsung, LG Electronics ve Technicolor şirketlerine karşı hem Türkiye'de hem Hollanda'da dava açmışlardır. Mahkeme öncelikle, iki ülke arasında anlaşma bulunmadığını açıkça tespit etmiştir: "Omdat tussen Nederland en Turkije geen verdrag bestaat dat de onderlinge erkenning van civielrechtelijke uitspraken regelt, moet vraag naar de erkenning worden beantwoord op basis van de in de Nederlandse rechtspraak ontwikkelde zogenoemde ..." (Hollanda ve Türkiye arasında hukuki kararların karşılıklı tanınması konusunda herhangi bir anlaşma bulunmadığından, tanıma meselesi Hollanda içtihadında geliştirilmiş ... kriterleri temelinde değerlendirilmelidir). Anlaşma yokluğuna rağmen mahkeme, ... kriterlerini sistematik olarak uygulamış ve Türk Temyiz Mahkemesi kararını derinlemesine incelemiştir. Yetki açısından, Türk mahkemesinin yetkili olduğunu kabul etmiştir. Usulüne uygun yargılama açısından, Türk yargılama usulünü AİHS m.6 standardında bulmuş, dava şartları teorisini geçerli kabul etmiş, Türk hukuk uzmanlarının hukuki görüşlerini ciddiye almıştır. Kamu düzeni açısından, davacının "AB rekabet hukuku ihlali" iddiasını ... kararları ışığında reddetmiştir: "het gemeenschapsrecht een nationale rechter niet dwingt tot het buiten toepassing laten van regels van nationaal procesrecht" (AB hukuku ulusal mahkemeleri ulusal usul kurallarını bir kenara bırakmaya zorlamaz). Uyumsuzluk açısından, herhangi bir çelişki tespit etmemiştir. Sonuç olarak mahkeme, Türk Temyiz kararını tanımış ve kesin hükmünü kabul etmiştir: "De slotsom is dat de rechtbank het Turkse arrest erkent omdat aan alle ... is voldaan" (Sonuç olarak mahkeme, tüm ... kriterlerinin karşılandığı için Türk kararını tanımaktadır). Bu karar son derece önemlidir, zira: Karmaşık rekabet hukuku davası gibi teknik konularda bile Türk mahkeme kararları tanınmaktadır, Türk usul hukuku (dava şartları, kesin hüküm, temyiz) derinlemesine incelenmiş ve geçerli bulunmuştur, AB hukuku ile çelişki iddiası bile tanımayı engelleyememiştir, Türk hukukçuların hukuki görüşleri mahkeme tarafından ciddiye alınmış ve değerlendirilmiştir, ... kriterlerinin sistematik uygulanması fiili mütekabiliyetin artık yerleşik hukuk haline geldiğini göstermektedir, 2024 yılında dahi bu uygulamanın en karmaşık davalarda bile devam ettiğini kanıtlamaktadır. Bu karar, davalının "mütekabiliyet yoktur" iddiasını en güçlü şekilde çürüten delillerden biri olup, fiili mütekabiliyetin sadece basit borç davalarında değil, karmaşık ticari uyuşmazlıklarda da geçerli olduğunu gösteren kapsamlı bir örnektir. Rotterdam Bölge Mahkemesi'nin 15.07.2015 Tarihli Kararı (...:NL:...:2015:...) ( https://.../details?id=...:NL:...:2015:... ) Türkiye ile Hollanda arasında fiili mütekabiliyetin sistematik uygulanmaya başladığının ilk somut kanıtı Rotterdam Bölge Mahkemesi'nin 15 Temmuz 2015 tarihli kararıdır. Olayda, ... A.Ş., Hollanda şirketi ile arasındaki huurovereenkomst (kira sözleşmesi) nedeniyle Türkiye'de aldığı mahkeme kararının Hollanda'da tenfizini talep etmiştir. Sözleşmede Türk mahkemelerinin münhasır yetkili olduğu kararlaştırılmıştır. Mahkeme öncelikle, iki ülke arasında anlaşma bulunmadığını açıkça tespit etmiştir: "Nu tussen Turkije en Nederland geen verdrag bestaat op grond waarvan het Turkse vonnis in aanmerking komt voor erkenning en tenuitvoerlegging in Nederland" (Türkiye ve Hollanda arasında Türk kararının tanınması ve tenfizi için herhangi bir anlaşma bulunmadığından). Anlaşma yokluğuna rağmen mahkeme, HMK m.431/2 uyarınca müstakil dava yoluyla tenfiz imkanını kabul etmiştir: "heeft TT Insaat een beroep gedaan op het bepaalde in artikel 431 lid 2 Rv" (TT İnşaat HMK m.431/2 hükmüne dayanmıştır). Mahkeme, tenfiz için gerekli kriterleri sistematik olarak sıralamıştır: (i) yetkili mahkemenin yetki esasının uluslararası standartlara uygunluğu, (ii) usulüne uygun yargılamanın yapılması, (iii) kamu düzenine aykırılık bulunmaması, (iv) çelişkili karar bulunmaması. Yetki açısından, sözleşmedeki forum seçimi hükmünü geçerli bulmuştur: "vaststaat dat het gerecht te Turkije exclusief bevoegd was ingevolge het forumkeuzebeding" (Türk mahkemesinin taraflarının, aralarında çıkabilecek uyuşmazlıkların hangi ülkenin mahkemelerinde çözüleceğini önceden belirlediği anlaşma gereği münhasır yetkili olduğu sabittir). Usulüne uygun yargılama açısından, Türk yargılama usulünü yeterli bulmuştur: "Gesteld noch gebleken is voorts dat [gedaagde] niet in de gelegenheid is geweest om in de in Turkije gevoerde procedure behoorlijk verweer te voeren" (Davalının Türkiye'deki yargılamada gerektiği gibi savunma yapma imkanına sahip olmadığı iddia edilmemiş ve kanıtlanmamıştır). Kamu düzeni açısından, Türk iki dereceli yargılama sistemini geçerli kabul etmiştir. Çelişkili karar açısından, herhangi bir uyumsuzluk tespit etmemiştir. Sonuç olarak mahkeme, Türk kararını tenfiz etmiştir: "Het vorenstaande leidt tot de conclusie dat de Nederlandse rechter de gebondenheid van partijen aan het Turkse vonnis tot uitgangspunt moet nemen en dat het Turkse vonnis door de Nederlandse rechter dient te worden erkend" (Yukarıdakiler, Hollanda mahkemesinin tarafların Türk kararına bağlılığını esas alması ve Türk kararının Hollanda mahkemesi tarafından tanınması gerektiği sonucuna götürür). Bu karar son derece önemlidir, zira: Fiili mütekabiliyetin sistematik uygulanmaya başladığının ilk kanıtıdır, Anlaşma yokluğuna rağmen HMK m.431/2'nin düzenli kullanıldığını göstermektedir, ... kriterlerinin sistematik uygulanmaya başladığını ortaya koymaktadır, Forum seçimi anlaşmasına saygı gösterildiğini kanıtlamaktadır, Türk iki dereceli yargılama sisteminin tanındığını göstermektedir, "Verkapte exequatur" (gizli tenfiz) doktrininin uygulandığını ortaya koymaktadır, 2015'ten itibaren dokuz yıldır süregelen tutarlı uygulamanın başlangıcını oluşturmaktadır. Bu karar, davalının "mütekabiliyet yoktur" iddiasını çürüten temel delillerden biri olup, fiili mütekabiliyetin 2015'ten itibaren sistematik olarak uygulandığını gösteren kronolojik zincirin ilk halkasıdır. Davalının Karşılaştırmalı Hukuk İtirazlarının Değerlendirilmesi: A) Yetki Kriterleri Karşılaştırması Davalının uzman görüşünde Hollanda ve Türk hukukları arasındaki yetki kriterlerinde temel farklılıklar bulunduğu, bu nedenle kanuni mütekabiliyetin sağlanamadığı ileri sürülmüş olup, söz konusu uzman görüşünde "Hollanda: uluslararası yetki kriterleri vs Türk: münhasır yetki dışı" şeklinde bir karşılaştırma yapılarak Hollanda hukukundaki yetki değerlendirmesinin daha ağır şartlar öngördüğü iddia edilmiş ise de mahkememizce yapılan inceleme sonucunda bu iddiaya katılmanın mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Birinci kriter olan "kararı veren mahkemenin yetkisinin uluslararası standartlara göre kabul edilebilir yetki prensibine dayanması" olduğu belirtilmiş olup, MÖHUK m.54/b hükmünde ise yabancı mahkeme kararının tenfizi için "İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması" şartı arandığı görülmektedir. Her iki sistemde de temel amacın yabancı mahkemenin yetkisinin makul ve uluslararası standartlara uygun olmasının sağlanması olduğu, Hollanda hukukundaki "internationally generally acceptable ground for jurisdiction" kriteri ile Türk hukukundaki "münhasır yetki dışı" ve "gerçek ilişki" kriterlerinin aynı koruyucu amaca hizmet etmekte olup benzer bir filtre işlevi gördüğü, Hollanda mahkemelerinin yetki değerlendirmesinde "forum rei (davalının ikametgahı), forum solutionis (edimin ifa yeri), choice of forum (yetki anlaşması)" gibi uluslararası kabul gören yetki esaslarını uyguladığı ve bu yetki esaslarının Türk hukukunda da geçerli olan ve HMK'da düzenlenen yetki kurallarıyla büyük ölçüde örtüştüğü anlaşılmıştır. Somut olayda taraflar arasındaki sözleşmede Amsterdam Mahkemeleri'nin yetkili kılınmasının (choice of forum) hem Hollanda hem de Türk hukuku açısından geçerli bir yetki esası oluşturduğu ve her iki sistemde de tanınan bir yetki türü olduğu anlaşılmış olup, bu nedenlerle yetki kriterleri açısından Hollanda ve Türk hukukları arasında mütekabiliyet engelleyici bir farklılık bulunmadığı, aksine benzer koruma sağlayan paralel sistemlerin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır. B) Gerekçeli Karar Şartı Karşılaştırması Davalının uzman görüşünde Hollanda ve Türk hukukları arasındaki temel farklılıklardan biri olarak "gerekçeli karar zorunluluğu" konusu ileri sürülmüş ve Hollanda hukukunda yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi için "düzgün bir şekilde gerekçelendirilmiş olması" şartının arandığı, oysa Türk hukukunda böyle bir şartın bulunmadığı, bu nedenle kanuni mütekabiliyetin sağlanamadığı iddia edilmiş olup, Türk hukuku açısından durum değerlendirildiğinde Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2012 tarihli 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararında "Burada yabancı mahkeme ilamının tenfizinin reddini temin edebilecek tek imkân yabancı mahkeme 'hükmünün ya da hüküm fıkralarının' Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmasıdır, bu şart bakımından yabancı ilamda yer alan 'gerekçe' ilamın tenfizini etkileyebilecek bir güce sahip değildir, tenfizi talep edilen yabancı mahkeme ilamında Türk Usul Hukuku'nun anladığı anlamda bir gerekçenin bulunması ya da bulunmaması Türk Kamu düzeninin müdahalesi bakımından tenfiz için ne etkilidir ne de gereklidir" hükmü verildiği ve bu karar uyarınca Türk hukukunda yabancı mahkeme kararının gerekçesiz olmasının bir tenfiz engeli teşkil etmediği anlaşılmıştır. Hollanda hukuku açısından durum değerlendirildiğinde Hollanda mahkemesi, yabancı mahkeme kararında karşı tarafa yüklenen yükümlülüğü aynen uygulayarak yetindiği ve Rotterdam Mahkemesi'nin 04.09.2024 tarihli kararında Türk mahkeme kararının gerekçe yeterliliği sorgulanmadan sadece ... kriterlerinin kontrol edilmesi suretiyle tenfiz edildiği anlaşılmıştır. Sonuç olarak gerekçeli karar şartı açısından her iki hukuk sisteminin de benzer koruma seviyesi sağlamakta ve aynı sonuçları doğurmakta olduğu, teorik farklılığın pratikte engel oluşturmadığından bu hususun mütekabiliyet şartını engelleyici nitelikte olmadığı anlaşılmıştır. C) Kamu Düzeni Kriteri Karşılaştırması Davalının uzman görüşünde MÖHUK m.54/c'de "hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması" şartı aranırken Hollanda hukukunda "açıkça" sıfatı olmaksızın sadece "kamu düzenine aykırılık" şartının bulunduğu, bu nedenle Hollanda hukukunun tenfiz edilebilme açısından daha ağır bir standart öngördüğü iddia edilmiş olup, Türk hukuku standardının analizi yapıldığında MÖHUK m.54/c hükmündeki "açıkça aykırılık" kriterinin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2012 tarihli 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararında detaylı şekilde açıklandığı ve bu kararda kamu düzeninin "Türk Hukuku'nun temel değerlerine, Türk genel ahlâk ve adap anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak kabul görmüş hukuk prensiplerine" bakılarak tanımlandığı görülmektedir. Sonuç olarak kamu düzeni kriterleri açısından teorik formülasyon farklılıkları mevcut olsa da her iki hukuk sisteminin de benzer koruma seviyesi sağlamakta ve aynı liberal sonuçları doğurmakta olduğu, bu nedenlerle kamu düzeni kriterleri açısından kanuni mütekabiliyeti engelleyici bir farklılık bulunmadığı anlaşılmıştır. D) Revizyon Riskinin Mütekabiliyet Lehine Değerlendirmesi Davalının uzman görüşünde revizyon riski mütekabiliyet aleyhine bir durum olarak gösterilmiş ise de bu değerlendirmenin hatalı olduğu, Hollanda'da ikili sistemin şu şekilde işlediği anlaşılmıştır: ... kriterleri karşılandığında gizli tenfiz uygulanır ve revizyon yapılmaz, kriterlerin karşılanmadığı durumlarda ise Türk hukukunda doğrudan ret kararı verilecek halde bile kapsamlı bağımsız değerlendirme ile Türk ilamı için ikinci şans tanınır ve bu durumun Türk ilamı aleyhine değil lehine bir düzenleme olduğu ve mütekabiliyet şartını desteklediği sonucuna varılmıştır. Tenfizi talep edilen Amsterdam Mahkemesi'nin C/13/... / ... dava numaralı 12 Aralık 2018 tarihli kararının hüküm fıkraları aşağıda tek tek değerlendirilmiştir. 7.1. 5.1 NUMARALI HÜKÜM - ANA ALACAK İçeriği: "...'ün ...'e 150.936,00 Euro + KDV ve bu tutar üzerinden Hollanda Medeni Kanunu'nun 6:119a maddesinde belirtilen yasal ticari faizi 30 Ağustos 2017 tarihinden itibaren tam ödeme gününe kadar ödemesine" Hukuki Niteliği: Eda hükmü - Belirli bir miktar paranın ödenmesine ilişkin Değerlendirme: Taraflar arasındaki danışmanlık sözleşmesinden kaynaklanan ana alacağa ilişkin bu hüküm, sözleşmenin ifa edilmesi karşılığında hak edilen bedelin tahsiline yöneliktir. MÖHUK m.54'te aranan şartlar karşılanmış olup, ana alacağın tenfizinde hukuki bir engel bulunmamaktadır. Karar: 5.1 numaralı hükmün TENFİZİNE 7.2. 5.2 NUMARALI HÜKÜM - CEZAİ ŞART İçeriği: "...'ün 1 Nisan 2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 150.936,00 Euro tutarındaki meblağın geciktiği her ay için aylık 15.093,60 Euro tutarında bir meblağı ...'e ödemesine, artı Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119'da belirtilen yasal faizi tam ödeme gününe kadar ödemesine" Hukuki Niteliği: Eda hükmü - Sözleşmede kararlaştırılan cezai şart A) Sözleşme Serbestisi İlkesi Taraflar arasındaki 2015 tarihli danışmanlık sözleşmesinin IV. maddesinde cezai şart açıkça düzenlenmiş olup, sözleşmede aynen şu ifade yer almaktadır: "If any payment described above becomes overdue, ... shall pay to ..., in addition to the overdue amount, a penalty fee amounting ten percent (10%) of the invoice amount per calendar month from the date it was due until the date of payment." Bu hüküm, tarafların serbest iradeleriyle kararlaştırdığı bir sözleşme şartıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca, taraflar sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. B) Tarafların Tacir Sıfatı ve Basiretli İş Adamı Yükümlülüğü Her iki taraf da ticaret şirketidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. maddesi uyarınca, her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Davalı şirket, sözleşme müzakereleri sırasında avukatları aracılığıyla temsil edilmiş, sözleşme hükümlerini incelemiş ve bu hükümleri kabul ederek sözleşmeyi imzalamıştır. C) TTK m.22 Hükmü 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi açıkça şu hükmü içermektedir: "Tacir sıfatını haiz borçlu, Türk Borçlar Kanunu'nun 121 inci maddesinin ikinci fıkrasıyla 182 nci maddesinin üçüncü fıkrasında ve 525 inci maddesinde yazılı hâllerde, aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini isteyemez." Bu hüküm, tacirler arasındaki sözleşmelerde kararlaştırılan cezai şartın indirilmesinin talep edilemeyeceğini açıkça düzenlemektedir. D) Revizyon Yasağı İlkesi Tenfiz yargılamasında temel ilkelerden biri, yabancı mahkeme kararının esasının yeniden incelenmesinin yasak olmasıdır. MÖHUK m.55/1 hükmü bu ilkeyi açıkça düzenlemektedir. Amsterdam Mahkemesi, cezai şartın geçerliliğini ve miktarını Hollanda hukukuna göre değerlendirmiş ve kararın 3.36 numaralı paragrafında cezai şartın "buitensporig" (aşırı) veya "onaanvaardbaar" (kabul edilemez) olmadığı sonucuna varmıştır. E) Kamu Düzeni Denetiminin Dar Yorumlanması MÖHUK m.54/c hükmünde kamu düzenine aykırılık şartı "açıkça aykırılık" olarak düzenlenmiştir. Bu "açıkça" ifadesi, kamu düzeni denetiminin dar ve istisnai bir denetim olduğunu göstermektedir. Somut olayda, tarafların serbest iradeleriyle kararlaştırdığı temerrüt faizine dair oran ve şartların, ifanın defaten yerine getirilmesine dair caydırıcılık içerdiği, somut olay özelinde borcun zamanında ödenmesi halinde faiz oranı itibariyle kamu düzeni veya ahlaka aykırılık hususlarının gündeme gelmeyeceğinin açık olduğu, asıl borcun eşit miktardaki ilk kısmının ödenmesine rağmen bakiye kısmının ödenmesinde bir zor durumda kalma halinin veya iddiasının gündeme gelmediği, bilakis ilama rağmen ifanın geciktirilmesi ve temerrüt faizinin miktar itibariyle fazlalaşmasının kamu düzeni yönünden tartışmaya açıldığı, kişinin kendi kusuruyla temerrüde düşmesinden sonra temerrüt faizinin indirilmesi amacına yönelik olarak hak iktisap edemeyeceği, dolayısıyla salt şahsi kusura dayalı olarak artan ve borcun zamanında ifası halinde artmasına engel olunabilecek miktarın Türk Hukuku kapsamında kamu menfaatini önceleyen düzene "açıkça" aykırı olduğunun söylenemeyeceğine çoğunluk tarafından kanaat edilmiştir. F) Sonuç Yukarıda açıklanan nedenlerle; tarafların tacir sıfatı, sözleşme serbestisi ilkesi, TTK m.22 hükmü, revizyon yasağı ve kamu düzeni denetiminin dar yorumlanması gerektiği ilkeleri birlikte değerlendirildiğinde, 5.2 numaralı hükümde yer alan cezai şartın tenfizinde MÖHUK m.54/c anlamında kamu düzenine açık aykırılık bulunmadığı çoğunluk tarafından kabul edilmiştir. 7.3. 5.3 NUMARALI HÜKÜM - EK ALACAK İçeriği: "...'ün ...'e 9.820,71 Euro tutarı ve bu tutara 30 Ağustos 2017 tarihinden tam ödeme gününe kadar işleyecek Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119a'da belirtilen yasal ticari faizi ödemesine" Hukuki Niteliği: Eda hükmü - Sözleşmeden kaynaklanan ek alacak Değerlendirme: Bu hüküm, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklanan ek bir alacağa ilişkindir. MÖHUK m.54'te aranan şartlar karşılanmış olup tenfizinde hukuki engel bulunmamaktadır. 7.4. 5.4 NUMARALI HÜKÜM - YARGILAMA DIŞI TAHSİLAT MASRAFLARI İçeriği: "...'ün ...'e yargılama dışı masraflar için tazminat olarak 2.000,00 Euro ödemesine ve bu tutara 30 Ağustos 2017 tarihinden tam ödeme gününe kadar geçerli olmak üzere Hollanda Medeni Kanunu Bölüm 6:119a'da belirtilen yasal faizin eklenmesine" Hukuki Niteliği: Eda hükmü - Yargılama dışı masraf tazminatı Değerlendirme: Hollanda hukukunda yargılama öncesi tahsilat masraflarının tazmin edilmesi usulü mevcuttur. Bu hüküm kamu düzenine aykırılık teşkil etmemektedir. 7.5. 5.5 NUMARALI HÜKÜM - ASIL DAVA YARGILAMA MASRAFLARI İçeriği: "...'ün ... tarafından bugüne kadar 7.388,42 Euro olarak tahmin edilen yargılama masraflarını ve bu tutara 30 Ağustos 2017'den tam ödeme gününe kadar geçerli olmak üzere Hollanda Medeni Kanunu'nun 6:119 Bölümünde atıfta bulunulan yasal faizi ödemesine" Hukuki Niteliği: Eda hükmü - Yargılama masrafları Değerlendirme: Davayı kaybeden tarafın yargılama masraflarını ödemesi, evrensel bir hukuk ilkesidir. Bu hükmün tenfizinde kamu düzenine aykırılık bulunmamaktadır. 7.6. 5.6 NUMARALI HÜKÜM - GEÇİCİ İCRA EDİLEBİLİRLİK BEYANI İçeriği: "Bu kararı, asıl dava bakımından bu noktaya kadar geçici olarak icra edilebilir ilan eder" Hukuki Niteliği: Usuli hüküm - İhtiyati tedbir/geçici icra niteliğinde Değerlendirme: Bu hüküm, Hollanda iç hukukuna özgü bir usul hükmü olup, kararın kesinleşmeden önce icra edilebilirliğine ilişkindir. Karar kesinleşmiş olduğundan bu hükmün ayrıca tenfizine gerek bulunmamaktadır. 7.7. 5.7 NUMARALI HÜKÜM - DİĞER TALEPLERİN REDDİ İçeriği: "Diğer veya farklı talepler reddedilmiştir" Hukuki Niteliği: Ret hükmü - Davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddi Değerlendirme: Bu hüküm, davacı ...'in bazı taleplerinin reddedildiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla davacı aleyhine bir hüküm niteliğindedir. Davacının kendi aleyhine olan bir hükmün tenfizini/tanınmasını talep etmesinde hukuki yararı bulunmamaktadır. KARŞI DAVAYA İLİŞKİN HÜKÜMLER 7.8. 5.8 NUMARALI HÜKÜM - KARŞI DAVA TALEBİNİN REDDİ İçeriği: "Talebin reddine" Hukuki Niteliği: Ret hükmü - Davalı ...'ün karşı dava talebinin reddi Değerlendirme: Davalı ..., Amsterdam Mahkemesi'nde davacı ... aleyhine karşı dava açmış ve bu talep reddedilmiştir. Bu ret hükmünün tanınması, davalının Türkiye'de aynı taleple yeniden dava açmasını engelleyecek olup (kesin hüküm etkisi), davacının bu hükmün tanınmasında hukuki yararı bulunmaktadır. 7.9. 5.9 NUMARALI HÜKÜM - KARŞI DAVA YARGILAMA MASRAFLARI İçeriği: "...'ün ...'i desteklemek için bugüne kadar 853,50 Euro olarak tahmin edilen yargılama masraflarını ödemesine" Hukuki Niteliği: Eda hükmü - Karşı davada hükmedilen yargılama masrafları Değerlendirme: Karşı davayı kaybeden davalının, davacının yargılama masraflarını ödemesine ilişkin bu hüküm, evrensel yargılama masrafları ilkesiyle uyumludur. 7.10. 5.10 NUMARALI HÜKÜM - KARŞI DAVA MASRAF HÜKMÜ GEÇİCİ İCRASI İçeriği: "Masraflar ile ilgili olarak tedbiren icra edilebilir karşı davanın reddine karar verilmiştir" Hukuki Niteliği: Usuli hüküm - Geçici icra edilebilirlik beyanı Değerlendirme: 5.6 numaralı hükümde olduğu gibi, bu hüküm de Hollanda iç hukukuna özgü bir usul hükmüdür. ASIL DAVA VE KARŞI DAVADA ORTAK HÜKÜM 7.11. 5.11 NUMARALI HÜKÜM - KARAR SONRASI MASRAFLAR İçeriği: "...'ün bu karardan sonra doğan masrafları ödemeye mahkum eder; bu masraflar avukatlık ücreti olarak 246,00 Euro olarak hesaplanmış olup, ...'ün tebligattan itibaren 14 gün içinde karara uymaması ve ardından kararın tebliğ edilmesi halinde, avukatlık ücreti olarak 82,00 Euro ve kararın tebliği masrafları tutarında artırılır ve karar sonrası masraflara tam ödeme gününe kadar Hollanda Medeni Kanunu'nun 6:119 maddesi kapsamındaki yasal faiz eklenir" Hukuki Niteliği: Eda hükmü - Karar sonrası avukatlık ücreti ve masraflar Değerlendirme: Bu hüküm, kararın tebliği ve icrası için yapılan masraflara ilişkin olup, yargılama masrafları niteliğindedir. Yargılama sürecinde teknolojik araç kullanımına ilişkin açıklama olarak, bu kararın hazırlanması sürecinde davacı tarafın dayandığı Hollanda Yargısınnı Kararlarının teyidi için yapay zeka teknolojisinden teknik araç olarak yararlanıldığı, bu kullanımın usul hukuku ilkeleri ve T.C. Kamu Görevlileri Etik Kurulu'nun 10.09.2024 tarih ve 2024/108 sayılı "Yapay Zekâ Sistemlerinin Kullanımında Kamu Görevlilerinin Uyması Gereken Etik Davranış İlkeleri" başlıklı kararı çerçevesinde gerçekleştirildiği, hakimin olguları ve hukuku doğru tespit etme yükümlülüğü kapsamında yabancı hukuk kaynaklarına erişim ve çeviri konusunda teknik destek almanın tıpkı hesap makinesi kullanımı gibi meşru bir araç olduğu, Etik Kurulu Kararı'nın "Yetkinlik" ilkesi uyarınca yapay zekanın "bilişsel gelişimi, kamu yararı bilincini artırmak" amacıyla kullanıldığı, makul sürede yargılanma hakkının sağlanması için yabancı yargı kararının yabancı mahkeme resmi sitesinden araştırılması amacıyla teknolojik araçlardan yararlanılmasının hukuka uygun olduğu, bu kullanımın Etik Kurulu Kararı'nın 7. maddesinde öngörülen "yapay zeka, bir problemi çözüme kavuşturmak için en iyi araç ise seçilmeli" ilkesine uygun olduğu, yapay zeka kullanımının açık olarak beyan edildiği, tüm kaynak makaleler ve linklerin kayıt altına alındığı ve temyiz incelemesinde denetlenebilir hale getirildiği, bu yaklaşımın Etik Kurulu Kararı'nın "Şeffaflık" ve "Hesap Verebilirlik" ilkelerine tam uyum sağladığı, Etik Kurulu Kararı'nın dürüstlük ilkesi uyarınca açıklık ("Hazırladığı çalışma veya doküman konusunda, yapay zekâ sisteminden yararlandığı bilgisini yöneticisi ile paylaşmalıdır" hükmü gereğince bu kullanımın açık olarak beyan edildiği), özgünlük ("Yapay zekâ sistemi tarafından üretilen verilerden oluşan içeriği kendisi hazırlamış gibi davranmamalıdır" ilkesi çerçevesinde yapay zekanın sadece araştırma desteği olarak kullanıldığı), doğruluk kontrolü ("Yapay zekâ sisteminin ürettiği çıktıyı, doğruluğundan emin olmadan kullanmamalı" hükmü uyarınca tüm bulguların bağımsız olarak doğrulandığı ancak Hollandaca kaynaklarda yer alan hukuki metinlerin Türkçe çevirisinin tam doğruluğunun yeminli tercüman tarafından teyit edilemediği ve bu nedenle çeviri hatalarından kaynaklanan olası yanlış anlamaların riskinin mevcut olduğu ancak aynı sorunun yeminli tercüman tercümelerinde de söz konusu olabileceği gibi var ise bu çeviri hatalarına gerekçeye yansıyan/gerekçeye esas alınan hususlar açısından somut olarak itiraz edilip kanun yolu değerlendirmesine götürülebileceği), gizlilik ve güvenlik ilkesi uyarınca veri koruma ("Kişisel verilerin korunmasına azami özen göstermeli" hükmü gereğince hiçbir kişisel verinin paylaşılmadığı), hesap verebilirlik ilkesi uyarınca sorumluluk bilinci ("Yapay zekâ sisteminin geliştirdiği içeriği kullanmanın yasal ve etik sorumluluğunun farkında olmalıdır" hükmü çerçevesinde sorumluluğun üstlenildiği) ve kontrol yükümlülüğü ("Yapay zekâ sistemi tarafından oluşturulan verinin, içeriğin ya da kararın doğruluğunu ve güvenirliğini kontrol etmekle sorumlu" ilkesi gereğince tüm çıktıların kontrol edildiği) kriterlerine uyulduğu, yapay zekanın Hollandaca hukuki metinlerin Türkçe'ye çevrilmesi desteği teknik araç olarak kullanıldığı, hakimin münhasır yetkisinde kalan hukuki yorumların yapılması, delillerin değerlendirilmesi ve vicdani kanaatin oluşturulması, nihai hukuki sonuçların çıkarılması alanlarında Etik Kurulu Kararı'nın öngördüğü "önemli kamusal meselelerde yapay zekâ ile karar vermekten kaçınma" ilkesine uygun olarak nihai kararın hakimin takdirinde olduğu, yetkinlik ilkesi çerçevesinde yapay zekanın eksik veya hatalı çıktı üretebileceği bilinci ile hareket edildiği, sistemin hizmet kapsamı ve kullanım şartlarının önceden öğrenildiği, bilişsel becerilerin körelmemesi için bilinçli kullanım sağlandığı, tarafsızlık ilkesi çerçevesinde yapay zeka verilerinin önyargı oluşturmak amacıyla kullanılmadığı ve kamu yararı gözetilerek objektif analiz yapıldığı, dürüstlük ilkesi çerçevesinde fikri ve sınai haklara saygı gösterildiği, intihal riski bulunan kullanımlardan kaçınıldığı ve bilgi kirliliğine yol açmamak için doğruluk kontrollerinin yapıldığı, hakimlik fonksiyonunun devredilemez unsurları olan hukuki yorum, vicdani kanaat oluşturma ve karar verme yetkisinin tamamen hakimin sorumluluğunda icra edildiği, bu yaklaşımın T.C. Kamu Görevlileri Etik Kurulu'nun 2024/108 sayılı kararında öngörülen tüm etik davranış ilkelerine uygun olarak gerçekleştirildiği, teknolojik imkanlardan yararlanılmasını sağlarken adil yargılanma hakkı ve hakimlik teminatı ilkelerinin korunduğu, özellikle "insan merkezli, insan onurunu ve refahını gözeten ve insan haklarına saygılı" bir işleyiş benimsendiği ve yapay zekanın hiçbir zaman karar verici konumda kullanılmayıp sadece araştırma destek aracı olarak işlev gördüğü belirtilmekteyiz. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1- Davanın KABULÜ ile; Amsterdam Mahkemesi'nin C/13/... / ... dava numaralı 12 Aralık 2018 tarihli kararının; a) 5.1 numaralı hükmünün (150.936,00 Euro ana alacak, KDV ve 30.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek Hollanda Medeni Kanunu 6:119a maddesi kapsamındaki yasal ticari faiz) TENFİZİNE, b) 5.2 numaralı hükmünün (aylık 15.093,60 Euro cezai şart) TENFİZİNE, c) 5.3 numaralı hükmünün (9.820,71 Euro ve 30.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal ticari faiz) TENFİZİNE, d) 5.4 numaralı hükmünün (2.000,00 Euro yargılama dışı tahsilat masrafı ve 30.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz) TENFİZİNE, e) 5.5 numaralı hükmünün (7.388,42 Euro asıl dava yargılama masrafı ve 30.08.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz) TENFİZİNE, f) 5.6 numaralı hükmünün (geçici icra edilebilirlik beyanı) usuli nitelikte olması nedeniyle tenfizine YER OLMADIĞINA, g) 5.7 numaralı hükmünün (diğer taleplerin reddi) TANINMASINA, h) 5.8 numaralı hükmünün (karşı dava talebinin reddi) TANINMASINA, i) 5.9 numaralı hükmünün (853,50 Euro karşı dava yargılama masrafı) TENFİZİNE, j) 5.10 numaralı hükmünün (karşı dava masraf hükmü geçici icrası) usuli nitelikte olması nedeniyle tenfizine YER OLMADIĞINA, k) 5.11 numaralı hükmünün (246,00 Euro avukatlık ücreti ve koşulların gerçekleşmesi halinde 82,00 Euro ek avukatlık ücreti ile tebliğ masrafları ve yasal faiz) TENFİZİNE, 2-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 438.559,54-TL ilam harcından peşin alınan 269,85-TL peşin harç ve 109.370,03-TL tamamlama harcı toplamı olan 109.639,88'nin mahsubu ile bakiye 328.919,66-TL ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yatırılan 269,85-TL peşin harç ve 75.600,54-TL tamamlama harcı(08.01.2025 tarihinde yatan) ve 33.769,49-TL tamamlama harcı (02.02.2026 tarihinde yatan) 269,85-TL başvurma harcı olmak üzere toplam 109.909,73-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 789.610,95-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan 510,00-TL yargılama gideri davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davalı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere 5.2 nolu karar yönünden oy çokluğu ile diğer hükümler yönünden oy birliği ile karar verildi.30/04/2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır MUHALEFET ŞERHİ Sayın çoğunluğun, Amsterdam Mahkemesi kararının 5.2 numaralı hükmündeki cezai şartın tenfizine ilişkin görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerle katılmıyorum. Cezai şartın reddi konusunda, mahkememizce yapılan inceleme sonucunda cezai şartın Türk hukukundaki konumunun öncelikle değerlendirilmesi gerektiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 182/3. maddesinde "Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir" hükmü yer aldığı, bu hükmün hâkime cezai şartların aşırılığı konusunda re'sen müdahale yetkisi verdiği ve kamu düzeni niteliğinde bir düzenleme olduğu, davalı vekilinin TTK m.22 hükmü gereğince tacir sıfatını haiz borçlunun cezai şartın aşırı olduğu gerekçesiyle indirim talep edemeyeceğini, bu nedenle cezai şarta müdahale edilemeyeceğini ileri sürmesi karşısında TTK m.22 hükmünün mutlak bir yasak getirmediği, Yargıtay'ın yerleşik içtihadı uyarınca tacir borçlular için de ekonomik mahv korumasının bulunduğu, Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca tacir sıfatına sahip borçlunun TTK m.22 gereği cezai şartın indirilmesini talep edemeyecek ise de taraflar arasında kararlaştırılan cezai şart tutarının tacirin ekonomik olarak sarsılmasına başka bir deyişle mahvına sebep olacak olması halinde cezai şartın indirilmesinin mümkün olduğu, TBK m.27 ahlaka aykırılık bağlantısında borçlunun ekonomik özgürlüğünü kabul edilemez derecede sınırlayan ekonomik mevcudiyetini tehlikeye atan veya ekonomik yönden mahvına sebep olacak nitelikteki cezai şart hükümlerinin ahlaka aykırı olduğu, Anayasa'nın 48. maddesinde düzenlenen ekonomik özgürlüğün tacirler için de korunmaya değer temel bir hak olduğu, aşırı cezai şartların bu hakkı ihlal edici nitelik taşıyabileceği, ekonomik mahva yol açacak düzeydeki cezai şartların Türk hukuk düzeninin temel değerleri ile çeliştiği ve kamu düzeni müdahalesini gerektirdiği anlaşılmış olup; Somut olayda ekonomik mahv analizinin yapılması gerekmiş ve mahkememizce yapılan hesaplama sonucunda Amsterdam Mahkemesi kararında yer alan cezai şartın boyutlarının ana alacak €150.936 (sözleşmeden doğan esas borç), aylık ceza oranı %10 = €15.093,60 (her takvim ayı için), yıllık ceza oranı %120 (12 ay x %10), 8 yıl sonraki toplam ceza yaklaşık €1.500.000, ceza/ana alacak oranı yaklaşık 10 kat olduğu tespit edilmiş ve bu matematiksel verilerin cezai şartın ana alacakla karşılaştırıldığında astronomik boyutlara ulaştığını açıkça ortaya koyduğu, somut olayda ekonomik mahv kriterlerinin tamamının karşılandığı (aşırılık kriteri: ana alacaktan 10 kat fazla cezai şart objektif olarak aşırı bir düzeyde olup Türk hukuk sisteminde cezai şartın ana borca oranının bu denli yüksek olmasının kabul edilemez nitelikte olduğu, süresiz birikim etkisi: aylık %10 oranının her ay birikimi ile cezai şart miktarının sürekli artması sınırsız bir yükümlülük yaratması borçlunun ekonomik geleceğini öngörülemez kılması, ekonomik özgürlüğün ihlali: mali duruma bakılmaksızın ana alacağın 10 katına çıkan bir yükümlülüğün borçlunun ekonomik özgürlüğünü ağır şekilde kısıtlaması ve Anayasa'nın 48. maddesinde güvence altına alınan ekonomik özgürlük hakkını ihlal etmesi, orantısızlık: €150.936 değerindeki danışmanlık hizmeti ile €1.500.000'u aşan cezai şart arasında makul bir oran bulunmaması hizmet bedeli ile gecikme cezası arasındaki bu oranın Türk hukukunun temel adalet anlayışı ile çelişmesi, öngörülebilirlik ilkesinin ihlali: süresiz olarak her ay biriken cezai şart sisteminin borçlunun yükümlülüklerini önceden hesaplayabilmesini imkansız kılması hukuki güvenlik ilkesini ihlal etmesi), bu kriterler ışığında söz konusu cezai şartın davalı şirketin ekonomik mahvına yol açacak nitelikte olduğu ve Türk hukukunun temel değerleri ile çeliştiği anlaşılmış olup; Yabancı mahkeme kararlarının tenfizinde kamu düzeni kontrolünün hukuki sınırlarının belirlenmesi gerekmiş ve tenfiz davalarında esasa girme yasağı (revizyon yasağı) gereği Hollanda mahkemesinin cezai şarta ilişkin esaslı değerlendirmesinin revize edilemeyeceği, mahkememizin görevinin Hollanda mahkemesinin hukuki değerlendirmesini yeniden yapmak değil bu kararın Türkiye'de icra edilmesi halinde doğacak sonuçları MÖHUK m.54/c kapsamında incelemek olduğu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2012 tarihli 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararında "yabancı mahkeme ya da hakem kararının tenfızine karar verilirken yabancı kararın Türkiye'de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerekir" hükmü verildiği, kamu düzeninin mahkemece re'sen dikkate alınması gereken bir konu olduğu ve bu nedenle tarafların itirazı bulunmasa dahi kamu düzenine aykırılık tespiti halinde müdahalenin zorunlu olduğu, MÖHUK m.52/1-c hükmü uyarınca "Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu" belirtilir şeklindeki düzenlemenin kısmi tenfiz imkanını açıkça öngördüğü ve bu nedenle yabancı mahkeme kararının sadece kamu düzenine aykırı olan kısmının reddedilmesi uygun kısmının ise tenfiz edilmesinin mümkün olduğu anlaşılmış olup; Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi kararının Türkiye'de icra edilmesi halinde doğacak sonuçların genel hukuk ilkeleri açısından değerlendirilmesi sonucunda ana alacak €150.936 iken cezai şart ~€1.500.000'a ulaşmakta olup bu durumun 10 kat orana tekabül ettiği, Türk hukuk sisteminde cezai şartın ana borçla arasındaki orantının bu denli bozuk olmasının kabul edilemez olduğu, orantılılık ilkesinin Anayasa'nın temel ilkelerinden biri olup hukuki yaptırımların adil ve makul sınırlar içinde kalmasını gerektirdiği ve 10 kat oranındaki bir cezai şartın bu ilkenin ağır ihlali niteliğinde olduğu (orantılılık ilkesi açısından), aylık %10 oranında süresiz birikim sisteminin borçlu açısından öngörülemez astronomik tutarlar doğurduğu ve bu durumun hakkaniyet ilkesinin temel gereklerini ihlal ettiği, hakkaniyet ilkesinin hukuki ilişkilerde taraflar arasında adil bir dengenin kurulmasını gerektirdiği ve süresiz olarak artan cezai şart yükümlülüğünün bu dengeyi tamamen bozarak alacaklı lehine haksız bir üstünlük yarattığı (hakkaniyet ilkesi açısından), €150.936 değerindeki danışmanlık hizmeti karşılığında €1.500.000+ cezai şart yükümlülüğünün ceza ile ihlal arasında hiçbir makul denge bulunmadığını gösterdiği, Türk hukukunun temel adalet anlayışının cezai şartın asıl edimin ifasını teşvik edici ve makul sınırlar içinde kalmasını gerektirdiği ve ana alacağın 10 katına çıkan bir cezai şartın adalet ilkesinin ağır ihlali niteliğinde olduğu (adalet ilkesi açısından) anlaşılmış olup; Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararının 3.36 numaralı paragrafında cezai şartın "buitensporig (aşırı) veya onaanvaardbaar (kabul edilemez)" olmadığı sonucuna varması karşısında bu sonucun Türkiye'de icra edilmesi halinde Türk kamu düzeni ile çelişen sonuçlar doğacağı, Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi kararının Türkiye'de icra edilmesi halinde doğacak sonuçlar değerlendirildiğinde söz konusu gerekçelerin dayandığı faktörlerin Türk kamu düzeni açısından cezai şartın aşırılığını haklı gösteremeyeceği ("avukat desteğinin varlığı" faktörünün sözleşmenin yapım aşamasında hukuki destek alınmış olmasının Türkiye'de icra edilecek sonucun kamu düzenine uygunluğunu sağlayamayacağı, bu faktörün objektif olarak aşırı olan cezai şart oranlarının Türk kamu düzeni ile uyumlu hale gelmesini sağlayamayacağı, "geçici icra sonrası ödeme yapılmaması" faktörünün kanun yolu hakkının kullanılmasının Türk hukuk sisteminde temel bir hak olup bu durumun cezai şartın Türkiye'de icra edilmesindeki kamu düzeni ihlalini haklı gösterecek etkisinin bulunmaması, "icra zorluğu" faktörünün uluslararası sözleşmelerde yaşanan icra zorluklarının Türkiye'de ana alacağın 10 katına çıkan bir tutarın icra edilmesini Türk kamu düzeni açısından kabul edilebilir kılmaması), bu faktörlerin hiçbirinin yıllık %120 oranında bir cezai şartın ve bunun 8 yıl boyunca birikmesi sonucu ana alacağın 10 katına çıkan bir tutarın Türkiye'de icra edilmesinin Türk kamu düzeni ile uyumlu olduğunu göstermediği, TBK m.182 temel değeri ile çelişki: Türk Borçlar Kanunu'nun 182. maddesinde açıkça "Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir" hükmü yer alması karşısında ana alacağın 10 katına çıkan bir cezai şartın bu temel değer ile açıkça çeliştiği, temel adalet anlayışına aykırılık: Türk hukukunun temel adalet anlayışının yaptırımların ölçülü ve makul olmasını gerektirmesi karşısında söz konusu cezai şartın bu anlayışın sınırlarını aştığı, anayasal ekonomik özgürlük ile çelişki: Anayasa'nın 48. maddesinde güvence altına alınan ekonomik özgürlüğün aşırı cezai şartlarla ihlal edilemeyeceği ve söz konusu tutarın bu anayasal hakkın özünü zedeleyici nitelikte olduğu), bu nedenlerle Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi'nin cezai şarta ilişkin değerlendirmesinin sonuçlarının Türk kamu düzeni ile uyumlu olmadığı anlaşılmış olup; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2012 tarihli 2010/1 E., 2012/1 K. sayılı kararında belirlenen kriterler esas alındığında söz konusu kararda kamu düzeninin "yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel ahlâk ve adap anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine" bakılarak tanımlandığı ve mahkememizce yapılan değerlendirmede Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi kararının cezai şart kısmının Yargıtay'ın belirlediği kamu düzeni kriterlerinin tamamını ihlal ettiği tespit edilmiş olup; (temel değerlere aykırılık: TBK m.182 temel değeri Türk Borçlar Kanunu'nun 182/3. maddesinde "Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir" hükmü yer alması karşısında bu hükmün Türk hukuk sisteminin cezai şartlara yaklaşımını belirleyen temel değer olduğu ve Euro bazda yıllık % 120 cezai şartın bu temel değerle açıkça çeliştiği, anayasal temel Anayasa'nın 48. maddesinde düzenlenen ekonomik özgürlüğün Türk hukuk düzeninin temel değerlerinden biri olduğu ve ekonomik mahva yol açacak düzeydeki cezai şartların bu anayasal hakkın özünü zedelediği, genel ahlâk ve adap anlayışına aykırılık: 10 kat ceza oranının ahlaka aykırılığı Euro bazda yıllık % 120 cezai şartın Türk toplumunun ahlak anlayışına aykırı olduğu ve bu oranın toplumsal adalet duygusunu rencide edici nitelikte olduğu, haksız zenginleşme sonucu süresiz olarak biriken astronomik cezai şartın alacaklının haksız zenginleşmesine yol açtığı ve bu durumun Türk hukukunun temel ahlak değerleri ile çeliştiği, temel adalet anlayışına aykırılık: orantısızlık prensibi ihlali ceza ile ihlal arasında makul bir oran bulunmamasının Türk hukukunun temel adalet anlayışını ihlal ettiği ve adalet ilkesinin yaptırımların suçla orantılı olmasını gerektirdiği, süresiz birikim adaletsizliği aylık %10 oranında süresiz birikim sisteminin borçlu açısından adaletsiz ve öngörülemez sonuçlar doğurduğu ve bu sistemin Türk hukukunun öngördüğü adil yargılanma ve hukuki güvenlik ilkeleri ile çeliştiği, öngörülebilirlik ilkesinin ihlali hukuki yükümlülüklerin öngörülebilir olmasının hukuk devletinin temel gereklerinden olduğu ve süresiz birikim sisteminin bu ilkeyi ihlal ettiği), bu değerlendirme sonucunda Amsterdam Bölge Adliye Mahkemesi kararının cezai şart kısmının Türk kamu düzeninin tüm temel kriterlerini ihlal ettiği ve bu nedenle MÖHUK m.54/c gereği tenfizinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.