11. Hukuk Dairesi 2010/5965 E. , 2011/16440 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/12/2009 tarih ve 2009/263-2009/380 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları…
**11. Hukuk Dairesi 2010/5965 E. , 2011/16440 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Denizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/12/2009 tarih ve 2009/263-2009/380 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalıların trafik sigortacısı ve sürücüsü olduğu müvekkiline ait aracın karışmış olduğu kaza sonunda ölenin hak sahiplerine sigorta şirketince 4.826 TL eksik ödeme yapıldığını, eksik ödeme nedeniyle açılan davalar hak sahiplerine anapara, masraf ve faizleri ile birlikte müvekkilince 15.624 TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını ileri sürerek, bu meblağın davalılardan temerrüt faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalılardan sigorta şirketi vekili, müvekkilince hak sahibine 2.093 TL ödeme yapıldığını, davacı sigortalı, aleyhine açılan davaları ihbar etmediğinden müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini, bu nedenle müvekkilinin faiz ve ferilerinden sorumlu tutulamayacağını, asıl alacak miktarı olan 4.826 TL'nin 03.05.2005 tarihinde davacıya ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalı, tazminatın fahiş olduğunu savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacıya ait aracın karıştığı kaza nedeniyle, ölenin mirasçısına, eksik hesaplama sonucu 14.03.2002 tarihinde 2.093 TL ödeme yapıldığı, hak sahibinin araç maliki davacıya açtığı tazminat davaları sonucunda ise davacının 15.624 TL ödeme yaptığı, davalılardan Muhammet'in, kazaya sürücü olarak neden olması sebebiyle bu tutarın tamamından sorumlu olduğu, davalı ... şirketinin ise 02.02.2002 tarihinde temerrüde düştüğü, bu tarihten dava tarihine kadarki süreç için sorumluluğunun (haksahibine yapılan 2.093 TL ödeme düşülerek) 6.457,97 TL olduğu, bu miktarın (asıl sorumluluğu olan 4826 TL'den 2.093 TL ödemenin düşülmesi ile) 2.733 TL ana para ve 3.724,94 TL faizden oluştuğu, bu davalının tazminat davalarının kendine ihbar edilmemiş olması nedeniyle yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamayacağı, dava dilekçesinde 4.826 TL talep edildiği, taleple bağlı kalınarak bunun 2.733 TL'lik kesimine dava tarihinden itibaren faiz yürütüleceği, faize ilişkin kalan bölümüne faiz yürütülmesine gerek görülmediği gerekçesi ile, birden fazla tahsilata yer vermeyecek şekilde, davalı ... yönünden davanın kabulüne, davalı ... yönünden davalı 4.826 TL ile sorumlu olmak üzere ve bu miktarın da 2.733 TL tutarındaki bölümü için dava tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte sorumlu olacak şekilde tahsiline, davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1- HMK'nun 294/1. maddesine göre, mahkemece tahkikat tamamlandıktan sonra uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar hüküm niteliğinde olup, aynı maddenin 3. fıkrasına göre zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, yazılacak gerekçeli kararın HMK'nun 298/2. maddesine göre tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olmaması gerekir. Esasen, kısa kararı yazıp, tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili ya da farklı olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa'nın 141. maddesi ile HMK'nın yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca, anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yüklenmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama yargıcın, yargıç ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile bağdaşmaz. Somut olayda, yargılama sonunda tefhim edilen kısa kararda, maddi tazminatın, davalılar ... ve Aksigorta A.Ş.'den müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine hükmedilmiş, gerekçeli kararın hüküm sonucu bölümünde ise bu kez davalıların müşterek ve müteselsil nitelikte sorumlu tutulması yönündeki isteğin reddine karar verilmesi suretiyle farklı ve çelişkili hüküm tesis edilmiştir. Bu itibarla, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, mahkemece, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ:Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, hükmün BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.