11. Hukuk Dairesi 2024/148 E. , 2025/792 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1456 E., 2023/957 K. HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/975 E., 2020/22 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar ver…
**11. Hukuk Dairesi 2024/148 E. , 2025/792 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1456 E., 2023/957 K. HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/975 E., 2020/22 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 11.02.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 12.08.2015 tarihinde bayilik sözleşmesi akdedildiğini, söz konusu sözleşmesinin 12.08.2020 tarihine kadar bağlayıcı olduğunu,davalının 03.08.2016 tarihli ihtarname ile bayilik sözleşmesini süresinden evvel sona erdirdiğini, davalının söz konusu ihtarnamede akaryakıt istasyonu üzerinde bulunan taşınmazın maliki ile aralarında daha evvel akdedilmiş olan kira sözleşmesinin 31.07.2016 tarihinde sona ereceğini, malikin taşınmazı başka bir dağıtım şirketine kiralamış olduğunu, taşınmazın malikinin ve yeni kiracının tahliye talep ettiğini, bu nedenle 12.08.2016 tarihinde taşınmazı tahliye edeceğini, bayilik sözleşmesini de buna dayalı olarak feshettiğini bildirdiğini, davalının kiracılık hakkının sona ermesine dayalı olarak bayilik sözleşmesini feshetmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davalının fesih ihtarnamesini takip eden süreçte söz konusu taşınmazı tahliye etmediğini, başka bir dağıtım firması ile yeni bir bayilik sözleşmesi akdederek başka bir dağıtım şirketinin lisansı altında faaliyetlerini sürdürdüğünü, bayilik sözleşmesi yürürlükte iken haklı bir neden olmaksızın feshedilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu nedenle davacının sözleşmenin uygulanmamasından ötürü doğmuş doğacak tüm hak, müspet, menfi zararları ve alacaklarını talep etme hakkına sahip olduğunu, buna ilişkin olarak günlük satış miktarlarının sözleşmenin kalan süresi olan dört yıla oranlanması ve bu satış miktarının müvekkil şirketin metreküp başına kâr marjı ile çarpılması neticesinde müvekkil şirketin mahrum kaldığı karın hesaplanabileceğini, bayilik sözleşmesinin 11.3 ve 4. maddeleri uyarınca 500.000,00 USD sözleşme cezasının doğmuş olduğunu, hem kâr kaybının hem de ceza koşulunun talep edilebileceğini ileri sürerek haksız fesih nedeniyle uğradığı zararın (mahrum kalınan kâr) karşılığı olarak şimdilik 20.000,00 TL'nin, fesih tarihi olan 12.08.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, sözleşme cezası olarak kararlaştırılan 500.000,00 USD’nin, tahsil tarihindeki T.C. Merkez Bankası Döviz Satış Kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, fesih beyanının haksız olmadığını,meydana gelen halin bozucu şartın gerçekleşmesi sebebiyle veya Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 136. maddesi hükmü gereğince borçlunun sorumlu olmadığı (kusursuz) ifa imkansızlığından kaynaklandığını, davalının istasyon maliki olmadığını, sadece kiracı olduğunu, davalının kiracılık sıfatının devam ettiği 15 yıl boyunca sadece davacının bayiliğini yaptığını, davalı ile İmes Kooperatif arasındaki kira ilişkisinin bitmesiyle birlikte bayilik anlaşmasının da kendiliğinden sona ermiş olduğunu, davacı ile 18.08.2015 yılında imzalanan çerçeve anlaşmada kira sözleşmesinin 2016 yılında sona ereceğinin öngörülmüş olduğunu, sözleşmenin ona göre düzenlenmiş olduğunu, çerçeve anlaşmanın 7. maddesi uyarınca, davalının kiracılık sıfatını kaybetmesi halinde davacı ...'in davalı ...’ten sözleşme cezası talep etmeyeceğinin kararlaştırılmış olduğunu, davacının kira ilişkisinin biteceğini bildiğini, bu sonucu göze aldığını, malik İmes Kooperatif tarafından 27.07.2016 tarihli ihtarname keşide edilerek tahliye talep edildiğini, davalının tahliye için ek süre talep ettiğini, davacının ariyet malzemelerini geri aldığını, kurumsal kimliklerini istasyondan söktüğünü, tüm sürecin davacının bilgisi dahilinde gerçekleştiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinde cezai şart talep edilebilecek haller düzenlenmiş iken "Çerçeve Anlaşma" başlıklı sözleşme ile cezai şart talep edilemeyecek hallerin düzenlendiği, her iki sözleşme birbiriyle bağlantı içinde olsa dahi çerçeve anlaşmasının, taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesine bağlı olarak yapıldığı, bu itibarla çerçeve anlaşmanın daha özel nitelikte bulunduğu anlaşılmakla sonradan yapılan "özel nitelikteki sözleşmenin" uygulanmasının yorum kuralları çerçevesinde öncelik arz edeceği, dayanak sözleşmenin düzenlendiği tarihten sonra istasyonun yer aldığı taşınmaz üzerindeki davalının kiracılık sıfatının sona erdiği, sözleşmede davalının taşınmaz üzerindeki sıfatını kaybetmiş olması, münhasıran gerekli ve yeterli görülmüş olup kiracılık sıfatının ne zaman, ne şekilde, hangi şartlarla kaybına ilişkin özel bir düzenleme yapılmadığı, davalı kiracı yönünden kira sözleşmesinin sona ermesinin zorunlu olarak gerçekleştiği, esasen hükmün bu yönüyle tam da davalı lehine olan sonucu doğurduğu, açıklanan bu durum karşısında davalıdan cezai şart talep edilebilmesinin sözleşmesel açıdan mümkün olmadığı, çerçeve anlaşmasına göre cezai şartın davacı tarafından talep olunabilmesi, bu anlaşmanın yedinci maddesinde belirtilen üç halden sadece birinin davalı lehine oluşması durumunda mümkün olamayacağı, davalı bayinin kiracılık sıfatını kaybetmesi noktasında davalının bir kusuru olmaksızın ve bir anlamda kusursuz ifa imkansızlığı sonucunda gerçekleştiği, somut uyuşmazlık açısından davacının bayilik sözleşmesinin feshinden dolayı kâr kaybını ancak davalının kusuru ile sözleşmeyi feshetmesi halinde talep edebileceği, sözleşmenin devam ettirilmemesinden dolayı davalıya atfı kabil bir kusur bulunmadığı, buna göre davalı sözleşmenin feshinde kusurlu olmadığından davalıdan mahrum kalınan kâr bedeli talep edilemeyeceği, davacı şirketin, feshe konu kira sözleşmesinin biteceği tarihi bilmesi, en azından öngörmesi ve bunu tespit etme imkanının mevcut olması ve yine buna göre sözleşmede gerekli düzenlemeleri yapması veya sözleşme yapmaktan kaçınması hak ve imkanı mevcut olduğu halde feshe konu sözleşmenin süresinin sona ermesinden sonra davalı kiracıdan ceza şartı ve kâr mahrumiyeti talep etmesi iyiniyet kurallarına dahi aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ A.Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, bayilik sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart ve mahrum kalınan kar alacağı taleplerinin tahsili istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 11.02.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.