T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/491 KARAR NO : 2025/1500 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 02/02/2021 NUMARASI : 2014/252 E. - 2021/56 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/491 KARAR NO : 2025/1500 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 02/02/2021 NUMARASI : 2014/252 E. - 2021/56 K. DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; TMSF tarafından el konulan ... ile ... Sanayi ve Ticaret AŞ arasında 50.000 TL bedelli genel kredi sözleşmesi imzalandığını, daha sonra bu kredinin miktarının 150.000TL'ye çıkarıldığını, davalının bu kredi sözleşmesinin kefili olduğunu, asıl borçluya ve kefillere ... tarafından Kadıköy 2. Noterliği vasıtası ile gönderilen 17.01.2000 tarihli ve 993 yevmiye numaralı ihtarname ile kredi sözleşmesinden kaynaklanan 16.035 TL borcun ödenmesinin istendiğini, ancak borcun ödenmediğini, bu sebeple İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 140.maddesindeki ''Fon her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Faaliyet izni kaldırılan veya tasfiyeleri Fon eliyle yürütülen bankaların iflas ve tasfiye idarelerinin Fon tarafından, borçlarının ve/veya taahhütlerinin üstlenilmesi ve/veya alacaklarının devralınması hâlinde Fonun, üstlendiği borçlar ve/veya taahhütler ile devraldığı alacaklarla ilgili devir ve temlik sözleşmeleri, her türlü teminatın tesisi ve kaldırılması, sözleşmelerin bozulması, dava ve icra takipleri ile bu borçlar ve/veya alacaklar ve/veya taahhütlerle ilgili diğer her türlü işlemler ve bu işlemlerle ilgili düzenlenen kâğıtlar, her türlü vergi, resim, harç, fonlar ve 2548 sayılı Ceza Evleriyle Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkümlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1 inci maddesi hükmünden istisnadır." hükmü uyarınca TMSF'nin iştiraki ve halefi olan müvekkili davacının harç muafiyetinden faydalandığını, davalının takibe itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; 5411 sayılı Yasanın 143/5.maddesi gereği davacıya tanınan harç muafiyetinin kuruluşundan itibaren 5 sene olduğunu, davacının kuruluşundan itibaren (2005 yılı) 9 sene geçmekle öncelikle dava harcının ikmali gerektiğini, davacı ... Yönetim AŞ'ye 5411 sayılı Yasanın 138/4 maddesindeki TMSF'ye özgü hakların tanınmadığını, bu sebeple talebin zamanaşımına uğradığını, ödeme emrinin muğlak ve belirsiz ifadeler içerdiğini, davalının 24.11.1998 yılında ... AŞ yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını, bu durumu da İstanbul 13.Noterliğinin ... yevmiye sayılı ve 18.01.2000 tarihli ihtarıyla da ...'a bildirdiğini, borcu bulunmadığını savunarak, davanın reddini ve %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı talebi nazara alınarak, takip sonrası faiz değerlendirmesi dışında 28/10/2019 tarihli rapor gerekçeli ve denetime olanaklı bulunmakla bu rapora itibar edilmiş ve yeniden rapor aldırılmaya gerek görülmemiştir.İstanbul 24.İcra Hukuk Mahkemesi 2015/124 esas sayılı dosyası incelendiğinde; İstanbul 24.İcra Hukuk Mahkemesi 2015/124 esas, 2016/161 karar sayılı kararı ile 01.03.2016 tarihli kararı ile dosyamız davalısı ... şikayeti kısmen kabul edilmiş ve verilen karara karşı yeniden yasa yoluna başvurulmamış ve kararın 14.03.2016 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.TMSF'ye devredilen ... A.Ş ile dava dışı asıl borçlu ... San.Ve Tic.A.Ş arasında Genel Kredi Sözleşmesi akdedildiği, davalının aynı limitle sözleşmede müteselsil kefil sıfatının bulunduğu, dava dışı şirkete BCH-borçlu cari hesap kredisi (rotatif kredi) olduğu ve anılan sözleşmeye göre kullandırılan kredinin geri ödemesinin yapılmaması nedeniyle banka tarafından hesabın kat edildiği ve Kadıköy 2. Noterliğinin 14.12.1999 tarihli ihtarnamesinin gönderilerek borcun ödenmesinin istendiği, ancak bu ihtarnamenin davalıya tebliğ edilemediği ve davalı kefilin takip tarihi olan 27.06.2013 tarihinde temerrüde düştüğü anlaşılmıştır.Müteselsil kefillerin 818 Sayılı Borçlar Kanunun ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 598. maddesi gereğince asıl borçlunun borcundan ve temerrüdünün sonuçlarından kendi kefalet limitleri dahilinde sorumlu oldukları ayrıca kefillerin temerrüde düşmesi halinde bu temerrüdün sonuçlarından da sorumlu olacaklarının kabulü gerektiği, ancak somut olayda kefil olan davalının icra takibiyle temerrüde düştüğü kabul edilmiştir. 6098 sayılı TBK m. 117/1' e göre, "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtariyle temerrüde düşer."Bu maddeden de anlaşıldığı üzere temerrüt, borcun muaccel olmasıyla değil, ilke olarak alacaklının ihtarıyla gerçekleşir.İhtar, alacaklının borçluyu borçlanılan edimi yerine getirmeye davet etmesi, çağırmasıdır.İhtar, alacaklının borçludan borcu ifa içeriğini içeren tek taraflı, varması gerekli bir irade açıklamasıdır.Alacaklı, ihtarda alacağı talep iradesini kesin olarak açığa vurmalı, borçluyu, edimi vaktinde yerine getirmediği takdirde temerrüdün sonuçlarından sorumlu olacağı hususunda uyarmalıdır.(*Prof.Dr.Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler 23.Baskı 1120-1121.sayfalar) (818 sayılı Borçlar Kanunu madde 101)Zira Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2014/7738 esas, 2014/11765 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere kredi sözleşmesinin kefili, kefalet limiti ve kendi temerrüdünün sonuçlarından sorumludur.Müteselsil kefilin temerrüdü için hesabın katından sonra hakkında ödeme ihtarında bulunulması gerekir.Temerrüt ihtarının bulunmadığı hallerde kefilin temerrüdü icra takibi ile başlar ve temerrüt faizi uygulamasında bu yönün gözetilmesi gerekmektedir.Ancak asıl borçlu takip tarihinden önce temerrüde düşürülmüş ise, davalı kefalet limiti sınırları içinde kalmak sureti ile asıl borç ve asıl borçlunun temerrüdünden sorumlu tutulabilir.(Benzer yönde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16.Hukuk Dairesi 2017/3932 Esas, 2020/352 karar sayılı 13/02/2020 tarihli kararı)Yapılan yargılamadan toplanan delillerden; ... A.Ş. İle dava dışı ... San.Ve Tic.A.Ş arasında imzalanan Umumi Kredi Taahhütnamesi çerçevesinde dava dışı asıl borçlu şirkete kredi hesabı açılarak kullandırılmış olduğu ve davalı ...' un da sözleşmeyi 200.000,00TL limiti ile müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladığı anlaşılmaktadır.Dosyada mevcut bulunan ve mahkememizce itibar edilen bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, anılan ihtarın kefil olan davalıya tebliğ edilmediği, bu durumda takiple temerrüde düştüğü, sözleşmenin V/4, V/a maddelerinde akdi ve temerrüt faizinin düzenlendiği ve ancak bankanın 6098 sayılı yeni TBK 88 ve 120. maddelerini uyguladığı anlaşılmakla, her ne kadar sözleşme uyarınca akdi faiz oranı yıllık %150 ve temerrüt faiz oranı da yıllık %300 olarak tespit edilmiş ise de davacı tarafından yapılan icra takibinde sözleşmedeki akdi ve temerrüt faizinin istenmeyip Türk Borçlar Kanununun 88 ve 120. maddesine uygun olarak değişen oranlardaki avans faizi talep edildiği değerlendirilmekle, taleple bağlılık ilkesi gereğince temerrüt tarihine kadar değişen oranlardaki avans faizinin akdi faiz olarak uygulanması ve temerrüt tarihinden sonra da yine taleple bağlı kalınarak avans faizi olacak şekilde temerrüt faizinin uygulanması gerektiği, kat tarihi itibariyle bankanın 16.035,16 TL ana para alacağının olduğu, icra takibinde de bu miktarda asıl alacağın istendiği, kat tarihinden icra takibine kadar akdi faiz olarak değişen oranlardaki avans faizinin uygulanması neticesinde takibe kadar işlemiş faizin 53.266,00 TL olarak tespit edildiği, bu durumda icra takip tarihi itibariyle davacının ödemelerde nazara alınarak asıl alacak 11.269,26 TL ve 53.266,00TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 64.535,26 TL alacağının bulunduğu ve bu miktarın davalı kefilin kefalet limitinin altında kaldığı, dolayısıyla davalının bu miktardan sorumluluğu bulunduğu, icra dosyasındaki itirazının anılan miktar üzerinden haksız olup iptali gerektiği ve alacağın kredi sözleşmesinden kaynaklanıp likit olması itirazın da haksız bulunması dikkate alınarak kabul edilen kısmın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının da davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği kabul edilmiş ve davanın kısmen kabulü ile ve de tahsilde tekerrür olmamak üzere, davalı ...'un İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın, 11.269,26 TL asıl alacak, 53.266,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 64.535,26 TL için iptaline, asıl alacak için takip tarihinden itibaren (takip talebindeki taleple bağlı kalınarak) değişen oranlarda avans faiz oranından temerrüt faizi uygulanmasına, kabul edilen alacağın %20 'si olan 12.907,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Davalı tarafından kötü niyet tazminatı talep edilmiş ise de, davacının fon alacağını TMSF'den temlik aldığı, temlik alanın temlik eden TMSF'nin haklarından yararlanacağı ve alacağın fon alacağı olması sebebiyle 5411 Sayılı Yasa uyarınca davacı aleyhine tazminatına hükmedilemeyeceği açık olduğundan ve de şartları da oluşmadığından reddedilen kısım üzerinden davalı yararına tazminat takdir edilmesi mümkün görülmemiştir.Öte yandan genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 Sayılı BK'nın 484. maddesine uygun olarak kefalet tesis edildiği (benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2014/15866 es., 2015/3694 kr. Sayılı, 17.03.2015 günlü ve de yine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2014/8936 es., 2014/12112 kr. Sayılı, 01.07.2014 günlü kararları) ve de yukarıda izah edildiği üzere zamanaşımı defi yerinde olmadığı gibi, Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesi ve 5/2. Maddeleri yollaması ile 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 598/3. Maddesinde belirtilen sürenin de icra takip tarihi nazara alınarak sona ermediği anlaşılmaktadır.Ayrıca davalı yan, dava dışı asıl borçlu şirket yönetim kurulundan ayrıldığını ve kefaletinin sona erdiğine ilişkin ihtarname çektiğini beyan etmiş ise de ihtarname öncesi doğan ve kendisinin müteselsil kefil olarak imzasını içeren sözleşmeye dayalı borçtan dolayı davalı kefilin sorumlu olacağı açıktır.Ayrıca sözleşmenin 11. Maddesinde banka kayıt ve defterleri kesin delil olarak kabul edilmiş olup, dava dışı şirket defterlerinin incelenmesine lüzum görülmemiş ve de davalı yanın iddia ettiği teminat çeki de belirlenememiş ve davalı yanca bu yönde bir delil de sunulmamış olması karşısında davalı savunmasına itibar edilememiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, tahsilde tekerrür olmamak üzere, davalının İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın, 11.269,26 TL asıl alacak, 53.266,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 64.535,26 TL için iptaline, takibin 11.269,26 TL asıl alacak, 53.266,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 64.535,26 TL üzerinden devamına, asıl alacak için takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faiz oranından temerrüt faizi uygulanmasına, kabul edilen alacağın %20'si olan 12.907,00 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davalı tarafın kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından davalı borçlunun itirazının kaldırılması yönünde verilen kararın yerinde olduğunu, ancak mahkemenin temerrüt tarihi ve temerrüt faizi yönünden verdiği kararın yanılgılı bilirkişi raporuna dayandığını, temerrüt faizinin davalının temlik eden banka ile imzalamış olduğu sözleşme kapsamında belirlenen faiz oranlarına göre hesaplanması gerektiğini, bu kapsamda takibin kesinleştiğini, takipte kesinleşen faiz oranı üzerinden hesaplama yapılması gerekirken bilirkişinin aksi yöndeki görüşünün hükme esas alınmasının hukuken kabul edilebilir bir yanı bulunmadığını, TTK madde 8 doğrultusunda ticari işlerde faizin serbestçe belirlendiğini, buna rağmen raporda genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun faizinin Borçlar Kanunu 88 ve 120'nci maddelerine göre hesaplandığını, bu hesaplamanın hukuken kabul edilemeyeceğini, kredi sözleşmelerinde faiz oranlarının taraflarca akdi olarak belirlendiğini, sözleşmede akdi faiz oranının %150 olduğunu, bilirkişi raporunda hesap kat ihtarnamesinin davalı borçluya tebliğ edilemediğinden temerrütün oluşmadığının belirtilmesinin de hatalı olduğunu kat ihtarnamesi keşide edilmesi ve borcun süresinde ödenmemesi sebebiyle takip konusu alacakla ilgili temerrütün gerçekleştiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; 5411 sayılı Yasanın 138/4 maddesi gereği TMSF'nin haiz olduğu ve TMSF'ye özgü haklardan ayni Yasanın 143.maddesi gereği davacı yanın yani varlık şirketlerinin yararlanamayacağı hususları göz ardı edilerek davacı, TMSF/FON gibi addedilerek değerlendirme yapıldığını, İstanbul 7. İcra Mahkemesinin ... Esas sayılı dosyasına konu hacizler nedeniyle yaptıkları şikayet sonucu tesis edilen ve davaya konu icra dosyasına şamil olan kararın Yargıtay 12.Hukuk Dairesinden geçtiğini, bu kararda varlık şirketlerinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunun 138/4.maddesinden yararlanmasının mümkün olmadığı, bu hakkın RCT'ye tanınmadığının belirtildiğini, ayrıca harç muafiyeti için öngörülen 5 yıllık sürenin de dolduğunu, bu sebeple davacının harcı ikmal etmesi gerektiğini, 20 yıllık zamanaşımından faydalanamayacağını, talepten fazlaya hükmedildiğini, dava dilekçesinde davacı yanın talebinin 16.035,00 T olmasına rağmen çok daha fazlasına hükmedildiğini, davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, davacı ... şirketi iken ... şirketinin nasıl davacı olduğunun anlaşılamadığını, icra takibindeki istemin alacak değil "kredi sözleşmesi " olarak belirtildiğini, ihtarnamede istemin '' ... teminat açığı ....." olarak ifade edildiğini, ancak bunun bir alacak olmadığını, teminat açığının nasıl alacak haline geldiğinin davacı yanca ispatlanamadığını, davalının 1998 yılında yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını, bu ayrılık bütün bankalara bildirilmişken ve ayrıca müvekkiline hiç bir ihtar/uyarı yapılmamış/ ve tebliğ edilmemişken tebliğ edilmeyen ihtara dayalı işlem yapılmasının kabul edilemeyeceğini, bilirkişi raporunun yetersiz ve çelişkili olduğunu, itirazlarının karşılanmadığını, teminat açığının nasıl alacağa dönüştüğünün açıklanmadığını, davalıya ihtar yapılamamakla temerrütün ancak icra takibi ile söz konusu olacağını, o halde alacak aslının 11.269,26 TL'ye de icra takibiyle faiz işletilmesi gerekecek iken 53.266,00.TL'lik işlemiş temerrüt faizine de hükmedilmesinin çelişkili olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE Dava, dava dışı ... AŞ ile dava dışı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için asıl borçlu ve müteselsil kefiller aleyhine başlatılan ilamsız takibe vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Dosya kapsamında bulunan İstanbul 7.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı ... Yönetim AŞ tarafından davalı takip borçluları ..., ... ve davalı borçlu ... aleyhine 16.035,16 TL kredi sözleşmesi alacağı, 154.877,90 TL takip öncesi işlemiş faiz, 133,00 TL masraf alacağı olmak üzere toplam 171.046,0 TL alacak yönünden 28.06.2013 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak ''kredi sözleşmesi ve ihtarname''nin gösterildiği, davalı-borçlu ... tarafından 26.07.2013 tarihinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.Dosya kapsamının incelenmesinden, kredi kullandıran ... AŞ'nin 10.01.2001 tarihli temlik sözleşmesi ile Kadıköy şubesince dava dışı asıl borçlu şirkete kullandırılan nakdi ve gayri nakdi kredilerden doğan alacak feri ve teminatlarını TMSF'ye devir ve temlik etmiş olduğu, belgede temlik eden ve temlik alanların imzalarının bulunduğu, 14.02.2006 tarihli ''Kredi Alacağı Temlik Sözleşmesi'' ile dava dışı TMSF'nin dava dışı ... Sanayi ve Ticaret AŞ'nin ... AŞ'nin kullandığı kredilerden kaynaklanan nakdi ve gayri nakdi kredi alacağını ... Yönetim AŞ'ye temlik ettiği, 10.04.2017 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilanına göre davacı ... Yönetim AŞ'nin ... Yönetim AŞ'yi devralıp birleştiği ve davacı-alacaklı sıfatının ... Yönetim AŞ'ye geçtiği görülmüştür. Dosya kapsamında, dava dışı asıl borçlu ... Sanayi ve Ticaret AŞ ve ... AŞ arasında arasında bir adet 50.000 TL limitli genel kredi sözleşmesi ile 150.000 TL tutarında bir limit arttırım sözleşmesi imzalandığı, davalının söz konusu sözleşmelerde müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, davalının kefaletinin geçerli olduğu, bu nedenle takip konusu borç sebebiyle müteselsil kefil olarak sorumlu olup aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili alacağın zamanaşımına uğradığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Dava konusu alacak BDDK tarafından el konulan ... AŞ'nin tüm hak ve alacakların Fon’a devredildiği, 14.02.2006 tarihinde ise alacağın temliki sözleşmesi ile davayı açan ... Yönetim AŞ'ye temlik edildiği, davaya konu kredi borcunun 14.12.1999 tarihinde kat edilerek muaccel hale geldiği anlaşılmaktadır. Bu tarihte zamanaşımı süresi 10 yıldır. 4389 sayılı Kanun'a 26.12.2003 tarihinde eklenen Ek 3 üncü madde ile fon alacaklarında zamanaşımı süresi 20 yıla çıkarıldığından dava konusu alacağın gerek Fon'a devredildiği tarih gerekse alacağın temliki ile dava açan şirkete temlik edildiği tarih itibarıyla 10 yıllık zamanaşımı süresi dolmamış olduğundan zamanaşımı süresi 20 yıl olarak hesaplanacaktır. Takip tarihi itibarıyla 20 yıllık zamanaşımı süresi dolmadığından davalının zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 04.07.2024 tarihli ve 2023/3357 Esas, 2024/5585 Karar sayılı kararı). Davacı varlık şirketi 5411 sayılı Kanunun 143.maddesi uyarınca davacı harçtan muaf olduğundan aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, ...'ın kim olduğunun anlaşılamadığını ileri sürmüş ise de, yukarıda da açıklandığı üzere, 10.04.2017 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ilanına göre davacı ... Yönetim AŞ'nin ... Yönetim AŞ'yi devralıp birleştiği ve böylece eldeki davada davacı-alacaklı sıfatının ... Yönetim AŞ'ye geçtiği anlaşıldığında olup bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Dava konusu alacak kredi sözleşmesinden doğmakta olup likit niteliktedir. Bu sebeple icra inkar tazminatına hükmedilmesi yerinde olduğu gibi hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacı banka tarafından rotatif kredi kullandırıldığı, davalının müteselsil kefil sıfatıyla bu kapsamda kullandırılan kredi borcundan sorumlu olduğu, ihtarnamedeki ifadenin kredi hesabı portföyünde teminat çeki bulunmadığının belirtildiği, zaten teminat olsaydı hesabın kat edilmeyeceği anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili her ne kadar davalının 1998 yılında yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını ve sorumluluğu kalmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, davalı sözleşmeyi müteselsil kefil olarak imzaladığından yönetim kurulu üyeliğinden ayrılmasının borcu ortadan kaldırmayacağı anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili hüküm kurulurken taleple bağlılık ilkesinin ihlal edildiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde dava değerini ana para olan 16.035,16 TL göstermiş ise de, dava dilekçesi içeriği ve netice-i talep kısmında takibin bütününe yönelik itirazın iptalini talep ettiği ve harçtan da muaf olduğu nazara alındığında davanın takip tutarının tümüne yönelik itirazın iptali talepli olarak açıldığı sonucuna varılmış olup mahkemece de bu kapsamda davanın kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde olmuştur. Bu açıklamalara göre davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Davacı vekil istinafında temerrüt tarihi ve temerrüt faizi yönünden kararın hatalı olduğunu, alacak için TBK'nın 88 ve 120.maddelerine göre faiz hesabı yapılmasının doğru olmadığını, sözleşmedeki akdi faiz oranının %150 olduğunu, bu oranın uygulanması gerektiğini, davalının adres bildirmediğinden tebliğ yapılamasa da temerrütün gerçekleştiğini belirterek, davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davacı alacaklı takip talebinde TBK'nın 88 ve120.maddelerinde öngörülen faiz oranından az olmamak üzere artan oranlarda faiz talebinde bulunmuştur. Ayrıca hükme esas alınan bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davacı şirketin alacağı temlik almasından sonra alınan yönetim kurulu kararı ile TBK'nın 88.ve120.maddelerine göre akdi ve temerrüt faizi oranlarının uygulanması kararlaştırılmıştır. Bilirkişi tarafından hesaplama yapılırken sözleşmesel akdi faiz ve temerrüt faizi yerine temlik tarihinden itibaren yasal mevzuata göre belirlenen faiz oranlarının uygulanacağı tespit edilmiştir. Buna göre taleple bağlılık ilkesi uyarınca bu oranlara göre hesaplama yapılması yerinde olduğunundan takip talebinde talep edildiği üzere %27,50 oranında ve değişen oranlarda işleyecek temerrüt faizine hükmedilmesi de yerinde olmuştur. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf sebepleri de yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup her iki taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 3.306,30 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.09.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi. KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.