T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/260 - 2026/617 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/260 KARAR NO : 2026/617 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 09/10/2025 NUMARASI : 2025/29 E. - 2025/356 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/260 - 2026/617 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2026/260 KARAR NO : 2026/617 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 09/10/2025 NUMARASI : 2025/29 E. - 2025/356 K. DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 09/10/2025 tarih ve 2025/29 E. - 2025/356 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin 2010/14808 sayılı ve "... A.Ş." ibareli tanınmış markanın sahibi olduğunu, davalı Şirketin 2019/76178 sayılı ve "..." ibareli başvurusuna yaptıkları itirazlarının Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından kısmen kabul edilerek, başvuru kapsamından 35. Sınıf bir kısım hizmetlerin çıkarıldığını, bu karara karşı yaptıkları itirazlarının da dava konusu YİDK kararı ile reddedildiğini, oysa başvuru kapsamında bırakılan hizmetler yönünden de tarafların markaları arasında iltibas koşullarının oluştuğunu, dava konusu başvurunun, müvekkiline ait markanın tanınmışlığından haksız yarar sağlayacağını, dava konusu başvurunun müvekkilinin ticaret unvanı ile de benzer olduğundan SMK'nın 6/6. maddesi gereğince tescil edilemeyeceğini, dava konusu başvurunun kötüniyetli olduğunu, ayrıca dava konusu başvurunun ayırt ediciliği bulunmadığından marka vasfını haiz olmadığını, bu nedenle mutlak ret nedenleri kapsamında da reddinin gerektiğini ileri sürerek, YİDK'nın 2020-M-11093 sayılı kararının iptali ile dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirket vekili, davacının markasını kullandığına yönelik delillerini mahkemeye sunmasını talep ettiklerini, davacının “müşterilerin malları elverişli şekilde görmesi ve satın alması için çeşitli malların bir araya getirilmesi” hizmetini hangi ürünler üzerinde kullandığını ispatlamasının gerektiğini, davacı markasındaki hizmetin eski usul genel mahiyette yazıldığını, müvekkiline ait markanın özgün bir font, şekil ve renk ile oluşturulduğunu, şekil unsurunun da markasal olarak ön planda olduğunu, davacıya ait markanın, ticaret unvanının tamamından oluştuğunu, ayırt edici gücünün düşük olduğunu, “...” ibaresinin, 35. Sınıfı doğrudan tanımladığını, davacının marka kullanımlarının olmadığını, tüketicilerin, davacının “...” markasını tanıdığını, bu markayı bilen hiç kimsenin, markanın sahibinin farklı bir ticaret unvanına sahip olduğunu bilebilecek bir durumda olmadığını, davacı, davaya konu markanın tanınmışlığı iddiasında ise buna ilişkin delillerini sunmasının gerektiğini, davacının mutlak ret nedenleri kapsamındaki iddialarının yerinde olmadığını, davacının, markasının ve unanının zayıf olmasının sonuçlarına katlanmasının gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, sunulan fatura örneklerinde markasal olarak kullanımı gösteren verilere rastlanmadığı, muterizin itirazına dayanak yaptığı 2010/14808 tescil numaralı markasını, markanın tescil kapsamındaki hizmetler için kullanım ispatı gerçekleştiremediği, davacı muterizin nispi ret nedenlerinden birisi olan karıştırılma ihtimaline dayalı itirazına karşılık olarak davalı başvuru sahibinin, itiraza dayanak gösterilen 2010/14808 tescil numaralı markasının (taraflar arasında çekişmesiz hale gelen) 35. Son sınıftaki “bakliyat, pirinç, meyve suları ve meşrubat mallarının perakendeciliği” hizmeti ile benzer olan hizmetlerin başvuru markasından çıkarıldığı, bunların dışındaki hizmetler bakımından muterizin kullanım ispatı gerçekleştirmemiş olması nedeniyle muteriz markasının karıştırılma ihtimali bakımından dikkate alınabilmesinin mümkün olmadığı, dava aşamasında, cevap dilekçesi ile davacı markasının kullanımının ispatına ilişkin olarak açık bir şekilde def’i ileri sürüldüğü, bu nedenle davacının dayanak yaptığı 2010/14808 tescil numaralı markasının kapsamındaki hizmetlerin yine kullanımının ispatlandığı kısmın dikkate alınması gerektiği, davacının dayanak markasının kullanımının ispat edildiğine ilişkin olarak taraflar arasında çekişmesiz hale gelmiş olan kısmı dikkate alınarak davalı şirket marka başvurusunun reddedilmiş olması karşısında tescil edilmiş olup hükümsüzlüğe konu olabilecek herhangi bir hizmetten söz edilemeyeceği, davacının, sadece 35. son sınıftaki “bakliyat, pirinç, meyve suları ve meşrubat mallarının perakendeciliği” hizmeti bakımından kullanım ispatı sağladığı, taraf markalarının kapsamlarının karşılaştırıldığı “Sınıf 35: Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri, Büro hizmetleri; sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme (başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri”nin kullanımına ilişkin somut bir ispat davacı tarafından gerçekleştirilemediği, bu durumda dava aşamasında da davalı tarafından açıkça def’i olarak dayanılmış olan “kullanım ispatı” sağlanamadığı için salt kapsam ve işaret benzerliği nedeniyle karıştırılma ihtimalinin varlığı sonucuna ulaşılmasının mümkün olmadığı, kullanılmayan/kullanımı ispat edilmemiş bir markanın karıştırılma ihtimali bakımından dikkate alınmasının mümkün olmadığı, bu nedenle SMK 6/6 kapsamındaki iddianın da değerlendirilebilir olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, mahkeme kararının yeterli gerekçeyi içermediğini, herhangi bir şekilde karıştırılma ihtimaline yönelik değerlendirme yapılmadığını, iddiaların tartışılarak tatmin edici ve yeterli bir gerekçe oluşturulmadığını, yalnızca bilirkişi raporunda yer alan sonucun tekrarlanması ile yetinildiğini, mahkemece hukuki bilgi ile çözümlenmesi mümkün olan bir konuda bilirkişi deliline başvurulduğunu, SMK'nın 6/6. maddesinde, bir marka başvurusunun başkasına ait ticaret unvanını içermesinin nispi ret nedeni olarak düzenlendiğini, davalı marka başvurusunun müvekkilinin ticaret unvanını içerdiğini, kullanım ispatına ilişkin deliller yeterli görülmeyerek SMK m.6/6'ya dayalı itirazın kabul görmediğini oysa bu itiraz bakımından kullanım ispatı aranmasının hatalı olduğunu, bilindiği üzere, kullanmama def'i ve kullanım ispatı konusunun SMK m. 19/2 ve m.25/7'de düzenlendiğini, ilgili hükümler hem lafzi hem de amaçsal yorum ile ele alındığında SMK m.6/1 dışındaki itirazlarda markasal kullanım ispatının aranmayacağı sonucuna ulaşılacağını, her iki hükümde de kullanmama def'inin 6/1'e dayalı itirazlarda öne sürülebileceğinin açıkça ifade edildiğini, ticaret unvanı ve işletme adı sahiplerinin, SMK m.6/6'da öngörülen koşulların varlığı halinde, aynı veya benzer sınıflarda markasal bir kullanım olup olmadığına bakılmaksızın, başkaları tarafından yapılan marka başvurusuna itiraz edebileceğini, Yargıtay da istikrar kazanmış kararlarında söz konusu hükmün uygulamasında markasal kullanım şartının aranmayacağının belirtildiğini (Karasu, Suluk, Nal: Fikri Mülkiyet Hukuku, 2023, 225) (11. HD, 27.02.2006, E. 2005/2014, K. 2006/1948), sonuç olarak ünvan tescili ve ünvanın ilgili mal veya hizmetler bakımından ticarette ünvan biçiminde de olsa kullanılmış olmasının, SMK m.6/6 kapsamında nispi ret nedenine dayalı olarak, üçüncü kişilerce sonradan yapılacak marka tescil başvurusuna itirazda bulunulması ve böyle bir başvurunun engellenmesi, tescil edilmiş ise, açılacak bir hükümsüzlük davası sonucunda bu marka tescilinin mahkemece hükümsüz kılınabilmesi için yeterli olduğunu, gerekçeli kararın kendi içerisinde çelişkili olduğunu, müvekkilinin markasını kullanım ispatı talep edilen dönemde, düzenli, kesintisiz ve ticari etki doğuracak şekilde kullandığını, müvekkilinin markasının kullanılmadığı gerekçesiyle SMK m. 6/1 yönünden tescil engeli bulunmadığı kanaatinin hukuka aykırılık taşıdığını, mahkemece eksik inceleme neticesinde, marka işlem dosyası göz önünde bulundurulmaksızın karar verildiğini, SMK m. 6/3 yönünden itirazlarının değerlendirmediğini, müvekkilinin ... A.Ş. ibareli markasını ve ticaret unvanını, geniş ticaret ağı kanalıyla aktif bir şekilde kullanmakta olup markasını SMK m.6/5 anlamında tanınmış marka haline getirdiğini, bu doğrultuda, SMK m.6/1, m.6/6 ve m.6/3'e dair açıklamalar yanında SMK m.6/5 ile SMK m.6/9 hükümlerinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı tarafça, "... A.Ş." ibareli markanın tanınmış olduğu, tarafların markaları arasında iltibas bulunduğu, dava konusu marka başvurusunun ticaret unvanı ile benzer olduğu ve kötüniyetli bulunduğu, ayrıca dava konusu başvurunun ayırt ediciliği bulunmadığından marka vasfını haiz olmadığını ileri sürülmüş, bunun üzerine yapılan yargılama sonunda, SMK 5/1-c maddesinin uygulama koşullarının oluşmadığı, tarafların marka işaretleri arasında da SMK'nın 6/1 maddesi anlamında benzerlik bulunduğu, ancak davacının markasının kullandığını ispatlayamadığı, bu nedenle SMK m. 6/1 kapsamında ileri sürülen itirazlarda da dikkate alınması mümkün olmayacağı, SMK'nın 6/5 maddesindeki koşulların da oluşmadığı hükümsüzlük talebi açısından, taraf markalarının benzer olmaması ve 6769 sayılı SMK’nın 6/1 bendi anlamında iltibas tehlikesinin mevcut olmaması nedeniyle hükümsüzlük şartlarının oluşmadığı, kötüniyet iddiasının ispatlanamadığı belirlenmiş, bu kararın davacı tarafça istinafı üzerine, Dairemizce; "Somut uyuşmazlıkta da ilk derece mahkemesince, gerekçeli kararın 8, sayfasının üçüncü paragrafında ve 9. sayfasının altıncı paragraflarında, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olduğu açıklanmasına rağmen, 10. sayfanın ikinci paragrafında, tarafların markalarının benzer olmadığı belirtilerek, gerekçe içinde çelişkiye yol açılmıştır. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçeli kararın kendi içinde çelişkili olmamasına ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, gerekçeli kararda yaratılan çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Kabule göre de; davacı tarafça, dava konusu başvurunun müvekkilinin ticaret unvanı ile de benzer olduğundan, başvurunun SMK'nın 6/6 maddesi gereğince de tescili engeli bulunduğu ileri sürülmesine rağmen, ilk derece mahkemesince bu iddia üzerinde durulmamış ve herhangi bir değerlendirme de yapılmamıştır. Oysa, davacının bu iddiası üzerinde durularak, davacının delillerinin toplanması ve somut olay bakımından SMK'nın 6/6 maddesi koşullarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir." gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Gelinen bu aşama itibariyle, mahkeme kararında iltibas hususundaki değerlendirmede çelişkili olduğu ve davacı vekilinin SMK'nın 6/6. maddesine dayalı iddiasının da hiç değerlendirilmediği belirtilerek karararın kaldırılması üzerine, mahkemece, istinaf incelemesine tabi iş bu kararda, kullanılmayan/kullanımı ispat edilmemiş bir markanın karıştırılma ihtimali bakımından dikkate alınmasının mümkün olmadığı, bu nedenle SMK 6/6 kapsamındaki iddianın da değerlendirilebilir olmadığı belirtilmiştir. Oysa, SMK'nın 6/6. maddesi; "Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir." hükmünü barındırmakta olup, davacı vekilince de ticaret ünvanına dayanıldığına göre, mahkeme gerekçesindeki "kullanımı ispat edilmemiş bir markanın karıştırılma ihtimali bakımından dikkate alınmasının mümkün olmadığı, bu nedenle SMK 6/6 kapsamındaki iddianın da değerlendirilebilir olmadığı" hususu ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Zira, SMK'nın 6/6. maddesi marka kullanımı ile ilişkilendirilemeyeceği gibi, SMK m.6/1 dışındaki itirazlarda markasal kullanım ispatının aranmayacağı da açıkça Kanun hükümlerinden anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece Dairemizin kaldırma kararının gereği yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Diğer yönden davacı vekilince, SMK'nın m. 6/1, 6/3, 6/5 ve 6/9 hükümlerine dayalı incelemenin işlem dosyası incelenmeksizin yapıldığı ileri sürülmüş olup, gerçekten de işlem dosyasının Dairemizde bulunan dosya içerisinde olmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla mahkemece, öncelikle işlem dosyasının getirtilmesi, sonrasında davacı vekilinin bu yöne ilişkin itirazlarının karşılanması ve nihayetinde Dairemizin kaldırma kararının gereğinin yerine getirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, kararın dayanağı olan işlem dosyası dosya içerisinde bulunmadığı gibi Dairemizin kaldırma kararının gereği de hiç yerine getirilmediğinden, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairemizce davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 09/10/2025 gün ve 2025/29 E. - 2025/356 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA; 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine, 5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 27/03/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 08/04/2026 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.