İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile aralarında 18/09/2010 -…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1753 KARAR NO : 2026/46 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 08/02/2024 NUMARASI : 2014/1288 Esas - 2024/64 Karar DAVA: Alacak İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile aralarında 18/09/2010 - 18/09/2015 tarihleri arasını kapsayan bir akaryakıt bayilik sözleşmesi imzaladıklarını, davalının ... bayisi olarak faaliyet göstermeye başladığını, davalı tarafından 11/06/2014 tarihinde Hacıbektaş Noterliğinin ... yevmiye numarasına kaydan gönderilen ihtarname ile sözleşme süresinden önce haksız şekilde davalının sözleşmeyi feshettiğini, sözleşmenin feshini takiben .. A.Ş.’nin bayisi olarak faaliyetine başladığını, halen bu şirketle bayilik ilişkisinin devam ettiğini, davalı şirketin akde aykırı davranışı sebebiyle ...’nun kar mahrumiyeti ve cezai şart alacaklarının tahsiline karar verilmesi üzerine bu davanın açıldığı özetle; 11/06/2014 - 18/09/2015 tarihleri arasındaki dönem için kar mahrumiyet karşılığı olan 99.000,00 TL'nin (...’un sorumluluğu 20.000 USD veya Türk Lirası karşılığı ile sınırlı olmak üzere) ve cezai şart olan 30.000 USD’nin tahsilini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı hakkında açılan davanın haksız ve hukuka aykırı olduğunu Rekabet Kurulunun kararlarında 18/09/2005 tarihinden önce akdedilen 5 yıldan uzun süren sözleşmelerin 18/09/2010 tarihine kadar geçerli olduğunu, dolayısıyla ikinci kez yapılan bu 5 yıllık sözleşmenin geçerli olmadığını, ayrıca davacının satış destek primi uygulamasındaki iskonto oranının diğer bayilere göre düşük olduğunu, bu durumda mevcut piyasadaki rekabet koşullarında uygun satış miktarı ve karlılığı anlamında ciddi sorunlar yaşadıklarını, davacı firmadan her ay tank temizliği adı altında davalıdan ücret tahsil edildiğini, davalının haklı nedenlerle sözleşmeyi feshettiğinden davacının kar mahrumiyeti talebinin haksız olduğunu, özetle; açılan davanın tamamen yersiz bulunduğundan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...davanın 18/09/2010 tarihli bayilik sözleşmesinin feshinden kaynaklı kar mahrumiyeti ve cezai şart alacağına ilişkin olduğu, tarafların 18/09/2010 tarihinde 5 yıl süre ile bayilik sözleşmesi imzaladıkları, sözleşmenin bitiş süresinin 18/09/2015 tarihi olarak belirlendiği, 11/06/2014 tarihinde davalı ... şirketince işbu bayilik sözleşmesinin feshedildiğinin davacıya ihbar edildiği, diğer davalı ...'un işbu bayilik sözleşmesine kefil sıfatıyla imza attığı, mahkememizce konusunda uzman bilirkişi heyetine feshin koşullarının oluşup oluşmadığı ile oluşması halinde kar mahrumiyeti ve cezai şart koşullarının belirlenmesi amacıyla görevlendirme yapıldığı, taraflar arasında düzenlenen 14/09/2010 tarihli protokol ve 18/09/2010 tarihli bayilik sözleşmesi uyarınca davacının kar mahrumiyeti isteyebileceği, sözleşmenin feshedildiği 11/06/2014 tarihinden itibaren 3 aydan az olmayacak ve 6 aydan çok olmayacak bir süre içerisinde yeni bir bayilik ilişkisi kurabileceği bu nedenle 6 aylık kar mahrumiyetinin hüküm altına alınabileceği, davalının yapmış olduğu feshin herhangi bir haklı gerekçesi olmadığı anlaşıldığından kar mahrumiyeti talebinin kabul edildiği, davalının yeni sözleşmeyi haksız nedenle feshetmesi ve makul bir gerekçede sunmaması nedeniyle 14/09/2010 tarihinde hüküm altına alınan 30.000,00 USD cezai şartın kabul edildiği, yapılan bilirkişi incelemesinde bu cezai şartın davalı bayinin ekonomik mahvına sebebiyet vermeyeceği, davalı ...'un kefil sıfatıyla sözleşmelere imza atması nedeniyle kar mahrumiyeti zararının tamamına ancak cezai şart yönünden 20.000,00 USD kefil sınırı belirlendiğinden davalı ...'un 20.000,00 USD ile sorumlu tutulduğu anlaşılmakla ..." Davacının kar mahrumiyeti talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile, 41.291,55 TL'nin 3095 sayılı yasanın 4A maddesine göre devlet bankasının USD cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranı işletilerek davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının cezai şart alacağının kabulü ile 30.000 USD'nin 3095 sayılı yasanın 4A maddesine göre devlet bankasının USD cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranı işletilerek davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davalı ...'un kefareti dikkate alınarak ...'un 30.000 USD kadar sorumlu tutulmasına" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafından müvekkili ile müzakere edilmeden tek taraflı olarak hazırlanarak müvekkiline dayatılan sözleşme, protokol, taahhüt ve diğer metinler genel işlem koşulu içerdiğinden müvekkilini bağlamadığı gibi, müvekkilinin sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, genel işlem koşulu içeren sözleşmeye dayanarak cezai şart ve kar mahrumiyeti talep edilemeyeceğini, müvekkili şirket bayilik sözleşmesini haklı nedenle fesih ettiğinden kar mahrumiyeti ve cezai şart talebinin yersiz olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmediği düşünülse dahi, 6 aylık kar mahrumiyeti üzerinden karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacının cezai şart talebinin reddi gerekirken, aksi yöndeki mahkeme kararının hatalı olduğunu,EPDK'nın cevabında güncel olarak ... ... A.Ş.'nin Nevşehir ili Hacıbektaş ilçesi sınırları içinde bayiliği olmadığının bildirildiğini, öte yandan, davaya konu istasyon Ankara-Kayseri yolu üzerinde olup, davacının Hacıbektaş ilçesinde bayiliği olup olmamasından ziyade aynı yol güzergahında yakın mesafede bayiliğinin olup olmadığının araştırılarak tespit edilmesi gerektiğini, çünkü, o bölgede yakın mesafelerle Kırşehir Nevşehir ve Kayseri illeri sınırına girildiğini, Mahkemenin, hüküm kurmaya elverişli olmayan eksik ve hatalı bilirkişi raporlarını esas alarak karar verdiğini, Bilirkişiler yargılama sırasında, kendilerini hakim yerine koyarak sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmediği şekline göre alanının dışında, bilirkişilikle bağdaşmayacak değerlendirmelerde bulunduklarını, temel bilirkişilik ilkelerine aykırı şekilde düzenlenen bilirkişi raporlarına itibar edilerek ve en nihayetinde de eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, sözleşme haklı nedenle feshedildiğinden davacının cezai şart talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının talep ettiği cezai şart miktarı, davacının 5 yıllık toplam sözleşme süresince elde edebileceği kardan daha fazla olduğunu, cezai şartın zenginleşme nedeni olamayacağı gibi cezai şarttan hakkaniyet indirimi de yapılması gerektiğini, kaldı ki, -kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sözleşme kendisi açısından çekilmez hale geldiğinden sözleşmenin haklı nedenle fesih edilmesi bir yana, aksi düşünülse dahi-, sözleşme süresine göre, sözleşmenin bitimine az bir zaman kaldığı göz önüne alınarak ceza şartın indirilmemesinin adalete ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının dayandığı sözleşmeyi bu haliyle değerlendirmek gerekir ise, hangi tarihte imzalatıldığı dahi belli olmayan kefalet sözleşmesinden dolayı ...'tan alacak talebinde bulunulması mümkün olmadığını, taahhütnamede tarih olmamasına rağmen mahkeme tarafından hükme esas alınan 10.05.2023 tarihli bilirkişi raporunda "taahhütnamenin bayilik sözleşmesi ile birlikte imza edilmesinin muhtemel olduğu" ifadesinde bulunulmuş olup, böyle bir ifade hiçbir koşulda bilirkişilik görevi ile bağdaşmayacağını, "Müddei iddiasını ispata mecburdur" kuralı uyarınca, davacının dahi ispatlayamadığı tarihin bilirkişi tarafından soyut yorumla belirlenmesi mümkün olmadığını, aksine, tarihi belli olmayan taahhüdün geçerli olduğunu kabule imkan olmadığını, bu hususun müvekkilinin aleyhine yorumlanmasının mümkün olmadığını,davacının dayandığı kefalet sözleşmesi geçersiz olduğundan, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak ...'un sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığını, mahkemenin cezai şart alacağına ilişkin olarak 30.000 USD'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davalı ...'un kefaleti dikkate alınarak 30.000 USD kadar sorumlu tutulmasına karar verdiğini, kefalet sözleşmesine itibar edilse dahi, ...'un sorumluluğu 20.000 USD ile sınırlı olduğunu, kaldı ki taahhütnamede, taahhütnamenin sadece borçlar için olduğu ifadesi yer aldığını, dolayısıyla taahhütnamenin cezai şart için kullanılmasının mümkün olmadığını, mahkemenin kararının bu nedenlerle de açıkça hatalı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, mahkemenin kabulüne göre dahi ...'un imzaladığı taahhütnamedeki kefalet limiti 20.000,00 USD ile sınırlı olup, bu 20.000,00 USD limitin hem cezai şart hem de kar mahrumiyeti toplamı olduğunu beyanla İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin usul ve yasaya aykırı 08.02.2024 Tarih ve 2014/1288 E. 2024/64 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; hükmün (1) numaralı maddesinde; TL cinsinden kar mahrumiyeti alacaklarına USD cinsinden faiz işletilmesine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu, TL cinsinden olan kar mahrumiyeti alacaklarına "3095 sayılı Kanunun 2. maddesi gereğince TCMB’nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı değişen oranlı faiz" işletilmesine karar verilmesi gerektiğini, Hükmün (1) ve (2) numaralı maddelerinde; gerek kar mahrumiyeti gerekse cezai şart alacakları bakımından faiz başlangıç tarihine hükmedilmemiş olmasının hatalı olduğunu, dava dilekçelerinde, kar mahrumiyeti ve cezai şart alacaklarının, dava tarihinden itibaren işleyecek faizleriyle birlikte davalılardan tahsili talep edilmiş olup kararda faiz başlangıç tarihlerinin gösterilmesi gerektiğini, Hükmün (3) numaralı maddesinde; fazla alınan 38,43 TL eksik harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına karar verildiğini, harcın fazla mı yoksa eksik mi alındığının tespiti ve buna göre hüküm kurulması gerektiğini, Hükmün (4) numaralı maddesinde; yargılama giderlerinin hatalı şekilde dağıtıldığını, davanın kabul oranının %65,53, ret oranının %34,47 olduğunu, yargılama giderlerinin bu orana göre dağıtılması gerektiğini, Hükmün (6) ve (7) numaralı maddelerinde; davacı lehine 17.900 TL, davalı lehine ise 20.179,75 TL vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, davada 99.000 TL tutarındaki kar mahrumiyeti taleplerinin 41.291,55 TL tutarındaki kısmının ve harca tabi değeri 68.415 TL olan cezai şart taleplerinin tamamının kabulüne karar verildiğini, böylece vekalet ücretine esas değer hesaplamasında; davanın kabul edilen kısmı 109.706,55 TL, reddedilen kısmı ise 57.708,45 TL olduğunu, hal böyleyken, davalı lehine yüksek vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının hatalı olduğunu, kar mahrumiyeti taleplerinin kısmen kabulünün hatalı olduğunu, açıklanan nedenlerle, davalıların istinaf başvurusunun reddine, katılma yoluyla istinaf başvurularının kabulüne, hükmün kaldırılmasına ve davanın tümden kabulüne (bu taleplerinin kabul görmemesi halinde gönderme kararı verilmesine) yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yüklenilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava, bayilik sözleşmesinin süresinden önce haksız feshedildiği iddiasına dayalı kar kaybı ve cezai şart istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince cezai şart alacağının kabulüne, kar mahrumiyeti talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı ile davalı şirket arasında 14.09.2010 tarihli protokol yapılmış olup, anılan protokol, taraflar arasında mevcut dikey anlaşmanın 18.09.2010 itibariyle sonlandırılarak bu tarihten geçerli olmak üzere beş yıllık yeni bir anlaşma yapılması ve bayiinin .../davacı lehine tesis ettiği intifanın süresinin 18.09.2015'e kadar geçerliliğini koruyacak şekilde kısaltılması konularında karşılıklı hak ve yükümlülüklerin belirlenmesine ilişkindir. Protokolün 3.maddesinde, tarafların arasındaki dikey anlaşmayı Rekabet Kurulunun 05.03.2009 tarihli kararları ve Rekabet Kurulunun 12.03.2009 tarihli duyurusunda belirlenen ilkeler doğrultusunda serbest iradeleri ile 18.09.2010 tarihi itibariyle sonlandırdıkları ve bu tarihten itibaren geçerli olmak üzere yine serbest iradeleri ile iş bu protokolde yazılı esaslar çerçevesinde 5 yıl süreli yeni bir dikey anlaşma tesis ettikleri, protokolün 13.maddesinde bayinin bu protokol ve/veya taraflar arasında akdedilecek bayilik sözleşmesinin herhangi bir hükmünü kısmen veya tamamen ihlal ettiği veya borç ve taahhütlerini yerine getirmediği ahvalde ...'nun/davacının, iş bu protokol ve/veya buna uygun olarak akdedilecek sözleşmelerden dilediklerini fesh etmek yetkisini haiz olduğu hususlarına yer verilmiştir. Davalılar vekilinin istinaf istemleri yönünden yapılan değerlendirmede; 1.Davalılar vekilince, sözleşmenin, protokol, taahhüt ve diğer metinlerin genel işlem koşulu niteliğinde hükümler içerdiği belirtilerek kar mahrumiyeti ve cezai şart talep edilemeyeceği ileri sürülmüştür. Kural olarak genel işlem koşulları içeren sözleşme yapılması, yasal sınırlar içinde hukuken mümkündür. Somut uyuşmazlıkta davaya konu sözleşmenin tarafları tacir olup, sözleşme hükümleri de kolayca anlaşılabilecek niteliktedir. Bu nedenle sözleşmede ve protokolde kararlaştırılan cezai şart ve kar mahrumiyetine ilişkin düzenlemeler, dürüstlük kuralına aykırı bir düzenleme sayılamayacağından, haksız işlem şartı olarak da kabul edilemeyecektir. Bu nedenle davalıların aksi yöndeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir.2.Dosyada mevcut davalı ... tarafından imzalanmış bila tarihli taahhütnamede, davacı ile davalı şirket arasında akdedilmiş olan ve/veya akdedilecek her türlü protokol/protokoller veya sözleşme/sözleşmelerde kayıtlı her türlü yükümlülüğün davalı şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen üstlendiği, anılan protokol/protokoller ve/veya sözleşme/sözleşmelerin tatbiki nedeni ile davacı şirketin herhangi bir talebi halinde davalı şirket ile birlikte ve ayrıca münferiden bu talebi karşılayacağı, davalı şirketin davacı şirkete karşı doğmuş ve/veya doğacak her türlü borçlarının 20.000 USD müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak ayrıca münferiden işlemiş ve işleyecek faizi, tazminatı ve sair ferileri ile birlikte davacı şirketin talebi halinde herhangi bir ihtar ve hükme hacet olmaksızın derhal nakden ve defaten ödeyeceği hususları yazılıdır.Bayilik sözleşmesinin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 110. Maddesine göre bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt eden kimse, bu üçüncü şahıs tarafından taahhüdün ifa edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine mecburdur. Anılan düzenlenmeye 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 128.maddesinde “Üçüncü kişinin fiilini üstlenme” başlığı altında da yer verilmiş olup, garanti sözleşmesi herhangi bir şekle tabi tutulmadığı gibi verilen garantinin belli bir limite bağlanmış olması da öngörülmemiştir. Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 497. maddesi hükmü uyarınca kefil, borçluya ait def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkında sahipken, garanti sözleşmesinde teminat veren kişiye bu hak tanınmış değildir. Kefalette, kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlı iken, bir tür üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğini taşıyan garanti sözleşmesi, bağımsızlık ilkesi gereğince bu koşullara tabi tutulmamıştır. Bu farklı hüküm ve sonuçlardan anlaşılacağı üzere garanti veren kişinin sorumluluğu, kefalet veren kimsenin sorumluluğundan çok daha ağır koşullara tabi tutulmuştur. (Yargıtay 19 HD'nin 2013/19331 esas 2014/15934 karar sayılı ilamı)Somut olayda davalı ... tarafından imzalanmış bila tarihli taahhütname, garanti sözleşmesi niteliğinde olup, kefalet sözleşmesindeki koşullara tabi değildir. Davacı şirket ile davalı şirket arasında imzalanan veya akdedilecek protokol veya sözleşmede kayıtlı her türlü yükümlülüğü davalı şirket ile birlikte müştereken ve müteselsilen üstlenen, anılan protokol ve sözleşmenin tatbiki nedeni ile davacı şirketin herhangi bir talebi halinde davalı şirket ile birlikte ve ayrıca münferiden bu talebi karşılayacağını kabul eden davalının, davalı şirket ile birlikte sorumlu olduğu anlaşılmakla davalının taahhüdünün geçerli olmadığına , taahhüdün cezai şartı kapsamadığına yönelik davalının istinaf istemi yerinde görülmemiştir. 3.Davalı şirket tarafından davacı şirket hakkında keşide edilen Hacıbektaş Noterliği’nin 11.06.2014 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile kendilerine tanınan satış destek primi uygulamasındaki iskonto oranının diğer bayilere göre düşük olduğu, piyasadaki rekabet koşullarında şirketlerinin satış miktarı ve karlılık açısından iskonto oranının ciddi sıkıntılara yol açtığı, kendilerine diğer bayiliklere göre olumsuz ticari koşulların, düşük iskonto ve kar oranı farklılıklarının uygulanmasının bayilik ilişkisinin sonlandırılmasındaki nedenler olduğu belirtilerek bayilik sözleşmesi feshedilmiştir. Ancak davalı tarafça , fesih gerekçesine ilişkin dosya kapsamına herhangi bir delil ibraz edilmediği gibi davalı şirketin iskonto oranı, dağıtıcı şirketin ve bayinin karşılaması gereken giderler, promosyon vb uygulama şartları gibi sözleşmenin feshi sebepleri olarak ileri sürdüğü hususlarda bayilik süresince herhangi bir itirazının bulunmadığı gözetildiğinde davalı tarafça yapılan feshin haksız olduğunun kabulü gerekir .Taraflar arasında akdedilen 14.09.2010 tarihli protokolün 14. Maddesinin a bendinde, bu protokolün ve taraflar arasında akdedilecek bayilik sözleşmesinin bayi tarafından haksız surette feshi halinde bayi, ödeme tarihindeki T.C.Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden 30.000 USD tutarında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt etmiş olup, bayilik sözleşmenin davalı tarafından feshinin haksız olduğu gözetildiğinde mahkemece cezai şart bedelinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. 4. Davacı ile davalı şirket arasında imzalanan 18.09.2010 tarihli istasyonlu bayilik sözleşmesinin "kar mahrumiyeti" başlıklı 20.maddesinde, bayinin iş bu sözleşme mevzuu edimlerini basiretli bir tacirden beklenen gayret ve özenle yerine getirmemesi neticesinde ... menşeli ürünlerin bayi eliyle satışının gerekli düzeyin altında kalması halinde bayinin, bu sebeple ...'nun uğrayacağı kar mahrumiyetini tazmin etmekle yükümlü olduğu, bu sözleşmenin bayinin sözleşmeye aykırı davranışları sebebi ile ... tarafından ya da haksız surette bayii tarafından feshedilmesi halinde ...'nun bu yüzden doğabilecek tüm menfi ve müspet zararlarını ve bu arada sözleşme fesh edilmemiş olsaydı, ifa edileceği süre sonuna kadarki döneme ait olmak üzere ...'nun ileriye dönük kar mahrumiyetini derhal ödemekle yükümlü olduğu, sözleşmenin "feshin sonuçları" başlıklı 32.maddesinde, bu sözleşmenin bayinin sözleşmeye aykırı davranışları sebebiyle ... tarafından ya da haksız surette bayi tarafından fesh edilmesi halinde bayiinin, ...'nun menfi ve müspet bilcümle zararlarını ve bu arada sözleşme fesh edilmemiş olsaydı ifa edileceği süre sonuna kadarki döneme ait olmak üzere ...'nun ileriye dönük kar mahrumiyetini derhal ödemekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir .Kar mahrumiyeti talep edilebilmesi için davalı bayinin borca aykırı davranması ve bu borca aykırı davranış nedeniyle davacı dağıtıcının sözleşmeyi feshetmesi ya da davalının haklı sebep olmadan sözleşmeyi feshetmiş olması gerekmekte olup, somut olayda sözleşme süresinden önce davalı şirket tarafından yapılan feshin haksız olmasına göre davacının bayilik sözleşmesinin 20.maddesine göre kar mahrumiyetini talep hakkı bulunmaktadır. Bu durumda taraflar arasında imzalanan sözleşme 18.09.2015 tarihinde sona erecek iken 11.06.2014 tarihinde fesihle sona ermiş olduğundan davacının 11.06.2014-18.09.2015 tarihleri arasında o bölgede bayisiz kaldığı düşünülerek davacının, davalı ile yaptığı sözleşmedeki miktarda akaryakıt satışından mahrum kaldığı varsayımı ile davacının kar mahrumiyeti talebinde bulunması mümkündür. Ancak bu halde, davacının, dava konusu taşınmaz için yeni bir bayilik sözleşmesi yapıp yapmadığının ve yeni bir istasyon kurup kurmadığının tespit edilmesi, yeni bir bayilik ilişkisi kurulmamış ise kâr mahrumiyeti süresinin, fesihten sözleşmenin sonuna kadar olan bölüm için değil, davacının aynı bölgede benzer bir bayilik kurabilmesi için gerekli makûl sürenin belirlenmesi ve davacı makul süre kadar davalı hizmetinden mahrum kalacağından sadece bu miktar için kar mahrumiyetine hükmedilmesi gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 11.04.2019 tarihli 2018/2661 E., 2019/2508 K. sayılı ve 15.12.2015 tarihli 2015/3689 E., 2015/16904 K. Sayılı kararı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/4195 Esas - 2022/64 Karar sayılı kararı benzer mahiyettedir.) Yargıtay kararlarında yeni bir bayilik tesisi için 3-6 ay arası süreler makul süre olarak kabul edilmektedir. Makul süreye ilişkin kazanç kaybının, kâr marjı üzerinde bulunan brüt tutardan, yapılmak zorunda olunan personel, kira, taşıt gibi giderlerin mahsubu suretiyle net kar oranı tespit edilerek hesaplanması gerekir. (Yargıtay 19.HD'nin 17/06/2015 tarih, 2014/12105 E., 2015/9030 K. Sayılı ilamı)Kâr mahrumiyeti zararı hesaplanmasında davacının aynı bölgede aynı şartlarla yeni bir bayilik ilişkisi kurabilmesi için gerekli olan makul sürenin bilirkişi marifetiyle tespiti gerekmekte olup, somut uyuşmazlıkta bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonucu düzenlenen 10.05.2023 tarihli ek raporda, bu süre 6 ay olarak tespit edilmiştir. Davalı vekilince başka bir davada EPDK'ya müzekkere yazılarak bayilik sözleşmesinin feshedildiği dönemde davacı dağıtıcı şirketin bölgede başkaca bayiliği olup olmadığının sorulduğu ve dağıtıcı şirketin bölgede başkaca bayilikleri olduğundan bahisle sadece 30 günlük kar mahrumiyeti hesaplandığı ileri sürülmüş ise de emsal gösterilen davanın, Ankara ili Mamak ilçesinde bulunan taşınmaz hakkında intifa hakkından kaynaklanan elatmanın önlenmesi davası olduğu ve kararda yer alan davacının başka bir dağıtım şirketi olduğu görülmüş olup, anılan karar, eldeki dava yönünden emsal teşkil etmemektedir. Somut olayda davacının, davalı bayinin bulunduğu yerde başka bir bayisi bulunduğu iddia ve ispat edilmediğine göre yeni bir bayilik oluşturulması için makul süre olan 6 ay için kâr mahrumiyeti alacağı oluştuğunun kabulü gerekir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi ek raporunda, 6 aylık sürede ilan edilen litre fiyatları üzerinden ... ... firmasının ortalama litre ürün karı belirlenerek, davacının kar mahrumiyeti 41.291,55 TL olarak tespit edildiğine göre mahkemenin kar mahrumiyetine ilişkin gerekçesi yerinde olup, tespit edilen kar mahrumiyeti bedelinin davalı şirketten tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.5.Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2016/6702 Esas 2016/16086 Karar 21/12/2016 tarihli karar içeriğinde de işaret edildiği üzere; dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 22. maddesi uyarınca tacir sıfatını haiz borçlu, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez ise de bir borçlunun, iktisadî ve ticarî faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezaî şart, ahlâk ve adaba aykırıdır. Kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebep olabilecek tarzda yüksek olduğunun saptanması halinde bu durum ahlâk ve adaba aykırı olduğundan mahkemece cezai şarttan uygun bir indirim yapılabileceği Yargıtay'ca kabul edilmektedir . Somut olayda belirlenen cezai şartın ve kar mahrumiyeti bedelinin davalı şirketin ekonomik mahvına sebep olmayacağının bilirkişi raporu ile tespit edildiği gözetildiğinde mahkemece tespit edilen kar mahrumiyeti ve cezai şart bedelinden indirim yapılmaması yerinde olmuştur. 6.Ne var ki davalı ...'un garanti miktarının 20.000 USD olmasına ve gerekçede bu husus belirtilmesine rağmen hükümde çelişkiye yol açacak şekilde davalının 30.000 USD üzerinden sorumlu tutulması hatalı olduğu gibi garanti edilen miktara yalnızca cezai şarta yönelik hükümde yer verilmesi de isabetsiz olmuştur. Bu nedenle davalıların bu yöne ilişen istinaf istemi yerinde görülmüştür.Davacı vekilinin istinaf istemi yönünden yapılan değerlendirmede; 1.İlk derece mahkemesince TL üzerinden hükmedilen kar mahrumiyet bedeline TCMB’nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı değişen oranlı faiz uygulanması yerine USD cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesaplarına uygulanan en yüksek faiz oranının işletilmesine karar verilmesi ve davaya konu alacaklar yönünden dava tarihinden itibaren faiz uygulanması talep edilmesine rağmen faiz başlangıç tarihlerinin hükümde gösterilmemesi isabetsiz olmuştur. 2.Davanın kabulüne karar verilen miktarın 109.706,55 TL olduğu, bu miktar üzerinden alınması gereken harcın 7.494,05 TL olduğu gözetildiğinde mahkemece alınması gerekli harcın 2.820,62 TL olarak hesaplanması hatalı olduğu gibi hükümde "2.820,62 TL olarak belirtilen harcın peşin alınan 2.859,05 TL harçtan mahsubu sonrasında bakiye kalan 38,43 TL harcın davacıdan alınmasına" şeklinde karar verilmesi de isabetsiz olmuştur. Ayrıca davanın kabul oranı %65,53 olmasına rağmen yargılama giderlerinin bu orandan daha az olacak şekilde davacı aleyhine hükmedilmesi de hatalı olmuştur. Bu nedenle davacının bu yönlere ilişen istinaf istemi yerinde görülmüştür.Diğer yandan davanın reddine karar verilen kısmı üzerinden davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken mahkemece davalı lehine maktu vekalet ücretini aşacak şekilde vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı ise de davanın reddedilen ve kabul edilen kısımları üzerinden Dairemiz karar tarihinde geçerli olan tarife üzerinden taraflar yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda davacı ve davalılar vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davacının cezai şart alacağı talebinin kabulü ile 30.000 USD'nin dava tarihi olan 08.10.2014 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4-A maddesine göre devlet bankasının USD cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesaplarına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, 2-Davacının kar mahrumiyeti talebinin kısmen kabulü ile 41.291,55 TL'nin dava tarihi olan 08.10.2014 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2. maddesi gereğince TCMB’nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı değişen oranlı faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, 3-Davalı ...'un 1.maddede hükmedilen cezai şart ve 2.maddede hükmedilen kar mahrumiyetine ilişkin 20.000 USD ile sınırlı olarak sorumlu tutulmasına 4-Alınması gerekli 7.494,05 TL karar ve ilam harcından peşin alınan 2.859,05 TL harcın mahsubu ile 4.635 TL harcın (davalı ...'un sorumluluğu 3.115,48 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına, 5-Davacı tarafça başlangıçta yatırılan 2.859,05 TL harç giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı tarafça başlangıçta yapılan 25,20 TL başvurma harcı ile yargılama aşamasında yapılan 5.209,75 TL olmak üzere toplam 5.234,95 TL yargılama giderinden davanın kabul oranına göre hesaplanan 3.430,46 TL yargılama giderinin (davalı ...'un sorumluluğu 1.426,19 TL ile sınırlı olmak kaydıyla) davalılardan alınıp davacıya verilmesine, geriye kalan kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 7-Gider avansının kullanılmayan kısmının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine, 8-Davacı kendini bir vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 45.000 TL vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacıya verilmesine, 9-Davalılar kendilerini bir vekille temsil ettirdiklerinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve taktir olunan 45.000 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, 10-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak; a- Taraf vekillerince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine, b-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 1.169,40 TL, posta ve tebligat gideri 925,00 TL olmak üzere toplam 2.094,40 TL yargılama masrafının davalılardan alınarak davacıya verilmesine, c-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 1.169,40 TL'den oluşan yargılama masrafının davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 11-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026