T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/127 KARAR NO:2025/346 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:15/11/2021 NUMARASI:2020/602 Esas - 2021/1089 Karar DAVANIN KONUSU:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2022/127 KARAR NO:2025/346 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:15/11/2021 NUMARASI:2020/602 Esas - 2021/1089 Karar DAVANIN KONUSU:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; okullarda yapılan etkinliklerde eğitim amaçlı kullanmak üzere davalı şirketten 40 adet ... olarak da adlandırılan üç boyutlu resim kalemi satın alındığını, ancak kalemleri kullanmaya başladıktan sonra, bir çoğunun çalışmadığının belirlenerek davalıya iadesi için bildirimde bulunulduğunu, davalının ürünlerin yurt dışından ithal edilmesi nedeniyle ithalatçının ayıbı kabul etmesi şartıyla ürünleri teslim alabileceğini bildirdiğini, 07.12.2019 tarihli teslim tutanağı ile ürünlerin satıcı firmaya teslim edildiğini, daha iadenin kabul edilmeyerek satılan kalemlerin müvekkiline iade edildiğini, ürünlerin ayıplı olduğuna ilişkin İstanbul Anadolu 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/149 D. İş sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığını ve yapılan bilirkişi incelemesinde kalemlerin ayıplı olduğunun tespit edildiğini, ayıplı satılan emtia bedeli olan 11.773,00 TL ile tespit için ödenen 1.069,90 TL' nin tahsili için dava açıldığını ileri sürerek, tespit vekalet ücreti ile birlikte toplam 13.748,90 TL'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı, süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır.Davalı vekili 25.12.2020 tarihli beyan dilekçesinde özetle; müvekkilince, davacıya 22.11.2019 tarih ve .. nolu fatura ile 40 adet ... ürünü satıldığını, ürünlerin ... yazıcıların çalışma fonksiyonu baz alınarak tasarlandığını ve içerisinde yer alan filament adlı materyali işlemek suretiyle 3 boyutlu şekiller oluşturmaya yarayan bir teknolojik alet olduğunu, davacının 02.12.2019 tarihinde bazı ürünlerde deneme yapıldığını ve ilk etapta 20 adet ürünün, içerisinde bulunan filamenti işleyemediğini belirterek iade edilmesi talebinde bulunduğunu, davacının daha sonra 07.12.2019 tarihinde toplamda 40 adet olan ürün müvekkili şirkete, tutanak karşılığında elden teslim etiğini, davacının bu sürecin tamamlanmasını beklemeden delil tespiti de istediğini, tespit raporunda tüm ürünlerin ayıplı olduğunun belirlendiğini, davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava taraflar arasında satıma konu davacı tarafından alınan malların ayıplı olduğundan bahisle alacak istemine ilişkindir.Öncelikle ispat müessesesini açıklamakta fayda var. Bilindiği üzere, hakim, davada hangi vakıaların ispat edilmesini tespit ettikten sonra, bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi gerektiği sorusuyla karşılaşır; buna ispat yükü denir. Kendisine ispat yükü düşen taraf için, bu bir yükümlülük(mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür(külfettir). Taraf kendisinin ispat etmesi gerektiği vakıayı ispat edemezse karşı taraf ve mahkeme onu mutlaka ispat etmesini isteyemez, bilakis kendisine ispat yükü düşen taraf , o vakıayı ispat edememiş sayılır.(Kuru, Medeni Usul Hukuku, 2016, sy 319) Dava dosyamızda ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerinde olup, taraf delilleri bu muvacehe ölçüsünde değerlendirilmiştir. Mahkememizce alacak iddiası doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve yapılan inceleme neticesinde davacı tarafından davalıdan satın alınan ürünlerin ayıplı olduğu, bu ayıbın kullanıma bağlı olarak ortaya çıkan cinsten gizli ayıp olduğu anlaşılmıştır.6098 sayılı TBK nın satım sözleşmesinde alıcının seçimlik hakları başlıklı TBK. 227. maddesinde; 'satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı;1-Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme 2-Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, 3- Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, 4- İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme, Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.' hükmü düzenlenmiştir.Tacirler arası satış sözleşmelerinde 6102 sayılı TTK’nun 23. maddesi ile, bu madde yollamasıyla 6098 sayılı TBK’nun satış sözleşmesine ilişkin hükümleri uygulanacaktır.Gizli ayıp yani kullanımla ortaya çıkan bir ayıp söz konusu olduğundan ayıp ihbar süreleri bakımından TBK’nun 223. maddeleri hükümleri dikkate alınacaktır.Dosya kapsamından ayıbın kullanıma bağlı olarak ortaya çıkan türden olması nedeniyle ayıp ihbarının süresinde yapıldığı kanaatine varılmış, yapılan tespite göre ürünlerdeki ayıbın ürünlerden beklenen faydayı ortadan kaldırdığı anlaşılmakla satıma konu ürünlerin iadesi prosedürü mahkememizce uygun bulunmuştur. Uyuşmazlık konusu ürünlerin davalıya teslim edildiği tarafların kabulünde olup, ayıba konu ürünlerden ötürü yapılan incelemelere göre davacı tarafından 11.733,00 TL davalıya ödeme yapıldığı, ürünlerin davalıya iadesine rağmen davalıya ücret iadesinin yapılmamış olduğu, bu ödemenin davacıya iadesi talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla dava hakkında aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, davanın kabulü ile 11.773,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkil şirketçe 22.11.2019 tarihinde 40 adet ... yazıcıların çalışma fonksiyonu baz alınarak tasarlanmış ve içerisinde yer alan filament adlı materyali işlemek suretiyle 3 boyutlu şekiller oluşturmaya yarayan bir teknolojik aletin satılarak teslim edildiğini, teslim sonrası 02.12.2019 tarihinde ürünlerin bazılarının denenerek, ilk etapta 20 adet ürünün, içerisinde bulunan filamenti işleyemediğini belirtilerek iade alınmasının istendiğini, daha sonra 07.12.2019 tarihinde tüm ürünlerin tutanakla müvekkiline tutanakla teslim edildiğini, iade talebinin kabul edilmemesi üzerine açılan davada mahkemece verilen kararın hatalı olduğunu,TTK'nın satıma ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiğini, zira davacının bu miktarda teknolojik aletleri alarak okullarda düzenlediği etkinliklerde para kazanması nedeniyle tacirlere ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiğini, müvekkilince düzenlenen 22.11.2019 tarihli faturanın da ...- ... adına düzenlenmesi nedeniyle davacının tacir olarak kabulü gerektiğini,Davaya konu kalemlerde ayıp bulunmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, bilirkişilerce incelenen müvekkilinin ticari defterlerinin usulüne uygun olduğunu, raporda hatalı olarak, davacının satın aldığı emtialarda kullanıma bağlı olarak ortaya çıkabilecek şekilde gizli ayıplı olduğuna kanaat getirildiğini, dava konusu kalemlerin davacının elinde yaklaşık 1.5 sene boyunca çalıştırılmadan bırakıldığını, cihazın çalışma prensibi gereği, haznesindeki mamülü ısıtmak suretiyle eritmesinden dolayı haznede eriyen ve kuruyan katı parçalar sebebiyle bilirkişi incelemesi sırasında kalemlerin çalışmamış olmasının doğal olduğunu, cihazların çürümeye terk edilerek kullanılmaması nedeniyle rapordaki tespitin hatalı olduğunu, bu ürünün üretim ve kullanım amacının kalemin içindeki mamülü ısıtmak suretiyle eritilerek üç boyutlu eser meydana getirmek olduğu düşünüldüğüne, bir an içi bu işlevin yerine getirilemediği varsayıldığında, bu durumun gizli ayıp değil, açık ayıp teşkil edeceğini, TTK'nın 23. maddesi gereğince açık ayıbın da süresinde bildirilmediğini, teslim tarihi ile ayıp bildirimi arasında 11 gün bulunduğunu ve süresinde ayıp ihbarında bulunulmadığını, arabuluculuk sürecinin tamamlandığı tarih olan 2020 yılı arabuluculuk ücret tarifesince hesaplanması gereken arabuluculuk ücretinin hatalı hesaplandığını, tespit dosyasındaki kanuni vekalet ücretinin tahsiline de karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, satım sözleşmesi nedeniyle teslim edilen emtianın ayıplı olması nedeniyle ödenen satım bedeli ile ayıbın tespiti için yapılan giderlerin tahsili istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu 4 adet ... Set ürününün 22.11.2019 tarihli fatura ile davacıya teslim edildiği ve satım bedelinin ödendiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, satılan emtiada ayıp bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa niteliği ile bu niteliğine göre süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı ve buna göre satım bedelinin iadesi gerekip gerekmediği noktasındadır.Davalı tacir olup, ilk derece mahkemesince yapılan incelemede davacının da İstanbul Ticaret Odası kaydının bulunduğu ve davacının da tacir olduğu anlaşılmaktadır. İstinaf başvurusunda belirtildiği üzere, mahkemece de ticari satıma ilişkin TTK'nın 23.maddesine göre inceleme yapılmıştır.Satılan emtiada ayıp bulunması üzerine davacının, satım konusu kalemleri incelenmek üzere davalıya teslim ettiği ve davalının incelediği kalemlerde ayıp bulunmaması nedeniyle iade ettiği anlaşılmaktadır. 22.11.2019 tarihinde satılan ürünler 02.12.2019 tarihinde incelenmek üzere davalıya teslim edilmiştir.Davacı tarafından İstanbul 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2019/194 D.İş saylı dosyasında 13.12.2019 tarihinde delil tespiti istenmiştir. Anılan dosyada Elektronik Mühendisi Bilirkişi tarafından ibraz edilen raporda, satılan ürünlerden 15 tanesinin ayıplı olduğu, kalanların da ayıp endişesi ile başka kişilere satılamayacağı belirlenmiştir.İlk derce mahkemesince mali müşavir ve elektronik mühendisi bilirkişiden alınan raporda, ürünlerde, kullanım ile ortaya çıkabilecek nitelikte gizli ayıp bulunduğu belirlenmiştir. Satımdan kısa süre sonra ayıplı olduğu belirlenen ürünlerin davalı tarafından teslim alınarak incelendiği, davacının aynı zamanda yaptırdığı delil tespitinde ürünlerin ayıplı olduğunun belirlendiği, alınan bilirkişi raporunda da kullanım ile ortaya çıkacak gizli ayıp bulunduğu belirlenmiştir. Bilirkişi incelemesinin sonradan yapılmış olması, bu ürünlerin davacı tarafından kullanılmasını gerekli kılmaz. Davacı en başından itibaren ürünlerin ayıplı olduğunu iddia etmektedir. Ürünlerdeki ayıp üretimden kaynaklanmakta olup, kullanıcı ayıbı veya ürünün bir süre kullanılmaması nedeniyle ortaya çıkan bir ayıp bulunmadığından, ürünlerin ayıplı olmasında davacının bir sorumluluğu bulunmamaktadır.Tacir olan taraflar arasında ticari satım ilişki bulunmakta olup uyuşmazlığın TTK'nın 23. maddesi ile TBK'nın satım sözleşmesini düzenleyen hükümlerine göre çözümlenmesi gerekmektedir. TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli ve zarar gideriminde bulunamaz. Davalı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, 2020/8002 E. 2022/4625 K., 04/11/2020 tarihli ve 2020/3279 E., 2020/4723 K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve 2018/270 E., 20218/6287 K. Sayılı ilamı).TBK'nın 223/2.maddesi ise '' Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.''hükmünü içermektedir.Bu hükümlere göre, alıcının süresinde, satılan emtiayı gözden geçirerek ayıp ihbarında bulunduğu ve emtiada üretimden kaynaklanan gizli ayıp bulunduğu anlaşıldığından, davalı satıcının da bu ayıptan sorumlu tutulması yerindedir.Mahkemece alınan bilirkişi raporu, dosyadaki delillere ve tespit raporuna uygundur. Emtiaların, davacının elinde durması nedeniyle ayıplı hale geldiğine ilişkin somut ve inandırıcı bir kanıt bulunmamaktadır.Süresinde ayıp ihbarı ile davalıya teslim edilen ürünlerin ayıplı olduğu usulüne uygun delillerle kanıtlandığından, davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davanın açıldığı tarihi itibariyle davacı, davanın açılmasından önce zorunlu arabuluculuğa başvurmuş ve arabuluculuk süreci tarafların anlaşmaması ile sonuçlanmıştır. Açılan davada davacı haklı olduğundan, 2020 yılı tarifesine göre belirlenen ücretin davalıdan tahsiline karar verilmesi yerindedir. Diğer yandan HMK'nın 323-1-ç.maddesine göre geçici hukuki koruma tedbirleri gibi delil tespiti için yapılan giderler de yargılama giderlerinden olup, delil tespiti için yapılan giderlerin mahkemece esas hükümle birlikte değerlendirilerek hüküm altına alınması yerindedir. İlerde açılacak esas dava sonucuna bağlı olarak hükmedilen tespit vekalet ücretinin de yargılama gideri olması nedeniyle, mahkemece tespit giderlerine hükmedilmesinde asaya aykırı bin yön bulunmadığından, davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 603,15 TL nispi istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda,oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 06.03.2025