T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1407 - 2025/1674 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1407 KARAR NO : 2025/1674 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 18/01/2023 NUMARASI : 2021/364 E. - 2023/15 K. DAVANIN KONUSU : Marka 2021-M-8433 YİDK Kararı İptali- Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sı…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/1407 - 2025/1674 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1407 KARAR NO : 2025/1674 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 18/01/2023 NUMARASI : 2021/364 E. - 2023/15 K. DAVANIN KONUSU : Marka 2021-M-8433 YİDK Kararı İptali- Hükümsüzlük Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 18/01/2023 Tarih ve 2021/364 Esas - 2023/15 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin "..." programının uluslararası olarak satıldığını, küresel boyutta 250 milyondan fazla izleyici tarafından takip edildiğini, Türkiye'de de ... kanalında yayınlandığını ve büyük marufiyet kazandığını, müvekkili şirketin 2012/09400 ve 2010 79442 sayılı “...” markaları ile davalı şirketin davaya konu "... ..." markası arasında davaya konu markada "..." ibaresinin esas unsur olarak yer almasından bahisle hem görsel hem işitsel hem de kavramsal açılardan yüksek düzeyde benzerlik bulunduğunu, müvekkili şirket markasının yoğun reklam faaliyetleri ve sektördeki payı düşünüldüğünde marufiyet taşıdığını, arttırılmış ayırt ediciliğe sahip olduğunu, davalı markasındaki "..." ibaresinin davalının müvekkili şirketin lisans verdiği bir kimse sanılması veya satılan malların müvekkil şirketin ticari faaliyetleri kapsamında olduğu yanılgısına yol açacağını; müvekkil markalarının 41. sınıfta kapsadığı “eğlence hizmetleri” ile yiyecek/içecek ürünlerinin birbirini tamamlayan birbiri ile doğrudan bağlantılı hizmetler olduğundan ayırt edilemeyecek derecede benzerlik oluştuğunu, müvekkili şirketin tanınmış markalarının kapsadığı"televizyon programları yapım hizmetleri" ile Türkiye çapında popüler bir yemek/mutfak televizyon programında gerek aşçılık gerekse yemek tarifleri olarak sergilenirken davalının “... ...” markasının tescilinin talep edildiği tüm mallar da yeme-içme üzerine mallar olduğundan; ortalama tüketicinin her akşam televizyonda gördüğü müvekkili şirket markasıyla davalı markası arasındaki iltibas kurmasının kaçınılmaz olacağını, başvuru markası gibi tesciller sonucunda marka sulandırmasının önüne geçilemeyeceği, potansiyel lisans sözleşmelerinin değeri düşerek müvekkilin maddi ve manevi zarar göreceği; davalının müvekkil şirket markasının itibarından haksız yararlanacağını ileri sürerek, SMK'nın 6/1, 6/3, 6/5 ve 6/9 maddesi uyarınca TÜRKPATENT YİDK’nın 2021-M-8433 sayılı kararının iptaline, 2020/07168 sayılı markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesi talep ve dava edilmiştir. Davalı ... vekili, müvekkili kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı Şirket vekili, davacının markasının 29, 30 ve 35. sınıflarda kullanımının ispatlanmasının istendiğini, ancak davacının bu hususu ispatlayamadığını, YİDK kararının yerinde olduğunu, huzurdaki davada da kullanım ispatı talep ettiklerini, SMK'nın 6/5. maddesi şartlarının oluşmadığını, davacı markasının tanınmış olduğu kabul edilse dahi "film televizyon ve radyo programları yapımı hizmetleri" sektöründe olduğunu, müvekkilini davacı markalarına yakınlaşma amacı bulunmadığını, markalar incelenirken ilk sözcüklerin dikkate alınacağını, "..." ibaresinin tescil konusu mal ve hizmetlerde de zayıf olduğunu, yaygın kullanıma konu edildiğini, markalar arasında benzerlik bulunmadığını, başvurunun seri marka olarak kabulünün gerektiğini, taraf markaları kapsamındaki emtiaların da farklı olduğunu, başvurunun kötüniyetli olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, davalının "... ..." ibareli marka başvurusu ile davacıya ait "..." ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sesçil benzerlik oluşmuş ise de; kullanım ispatına konu edilen 2010/79442 sayılı “..." markasının tescili kapsamındaki mal ve hizmetlerden sadece “film, televizyon ve radyo programları yapım hizmetleri” bakımından davacı tarafın markasını kullandığını ispatladığı; kullanım ispatı yapılan bu hizmetler ile başvuru markasının tesciline karar verilen 29, 30 ve 35. sınıftaki mal ve hizmetlerin aynı, benzer ve ilişkili emtialar olmaması nedeniyle SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibas/karıştırılma koşulunun oluşmadığı; davacının kullanım ispatına konu olmayan 2012/09400 sayılı “..." markasının kapsamındaki mallar/hizmetler ile başvuru markasının tesciline karar verilen mal ve hizmetlerin aynı, benzer ve ilişkili emtialar olmaması nedeniyle SMK'nın 6/1. maddesindeki iltibas/karıştırılma koşulunun oluşmadığı; davacı tarafın "... ..." ibareli başvuru üzerinde SMK'nın 6/3. maddesi anlamında önceye dayalı kullanım ve gerçek hak sahipliğinin kanıtlanmadığı, SMK'nın 6/5. maddesindeki tanınmışlık koşulunun da oluşmadığı, dava konusu marka açısından SMK'nın 6/9. maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiasının da kanıtlanmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, taraf markaları arasında iltibasa sebebiyet verebilecek seviyede benzerlik bulunduğunu, mahkeme tarafından müvekkilinin markasının tanınmışlığı konusunda hatalı değerlendirme yapıldığını, bilirkişi raporunun hatalı değerlendirmeler içerdiğini, müvekkiline ait markaların Türkiye'nin en çok izlenen ve Dünyada da Guiness Rekorlar Kitabına konu olan yarışma programını izlemeyen kesimler tarafından dahi bilindiğini, bilirkişi raporuna itirazlarının ek rapor ya da yeni bir heyetten rapor alınmaksızın değerlendirildiğini, rapora itirazlarının değerlendirilmesinin özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğini, kaldı ki dava devam ederken davalı kurum tarafından da 24.10. 2022 tarihli kararla müvekkili şirketin markasının tanınırlığının kabul edildiğini, davalı şirketin kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, yerel mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : 1-Dava, YİDK marka kararı iptali ile marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, kullanım ispatı talebi sonucu yapılan incelemeye göre, SMK'nın 6/1. maddesi kapsamında emtia benzerliğinin gerçekleşmediği, davacı vekilinin ek rapor ya da yeni bir heyetten rapor alınması talepleri kabul edilmemiş ise de, bilirkişilerin görüşü hakim için bağlayıcı olmayıp HMK'nın 282. maddesinde uyarınca hakimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı vekilinin kötüniyete ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere, davacı vekili, müvekkili markasının tanınmış olduğunu ve başvurunun kötüniyetle yapıldığını işlem dosyasında ve dava aşamasında ileri sürmüş, davacı tarafın bu iddiası kabul görmemiştir. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötüniyetli olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla davalının başvurusunun davacı markalarıyla iltibas oluşturma ihtimalinin varlığının kabulü halinde, ayrıca tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuruda bulunduğunun da ispatı gerekir. Kötüniyetin varlığı her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötüniyetin istisna olması sebebiyle davalının kötüniyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötüniyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davacı vekilince, dosyaya sunulan delillerden, davacının mesnet markalarının kullanıldığı ... programının 2018 yılında yayına başladığı, başvurunun yapıldığı 20.01.2020 tarihi itibariyle uzun süredir yayında olduğu, programın reklamlarının sosyal medya hesaplarından da yapıldığı, yapılan haberlere göre programa ilginin gün geçtikte artmakta olduğu, programın instagram hesabının yüzbinlerce kişi tarafından takip edildiği, programın reytinglerinin de üst sıralarda yer aldığı, bu hale göre, başvuru tarihi itibariyle programın Türkiye'de belli bir bilinirliğe ulaştığı, ayrıca, markanın ilk olarak 1996 yılında İngiltere'de tescil edildiği ve o tarihten sonra da dünyanın pek ülkesinde tescilli olduğu anlaşılmıştır. Nitekim, dava konusu YİDK kararında da markanın belirli düzeyde bilinir olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca, davalı şirketin, dava konusu markanın başvuru tarihi itibariyle, davacının markasından haberdar olduğu da açıktır, zira, markasını, aynen davacının televizyon programında kullanıldığı gibi, "..." şeklinde tescil ettirmiştir. Dava konusu markadaki "..." ibaresinin çatı markası olduğu da göz önüne alındığında, davalı, başkasına ait olduğunu bildiği markayı, başvurusunun tek asli unsuru olarak marka başvurusuna konu etmiştir. Davalı markası kapsamındaki 29 ve 30. sınıf mallar ise, davacının televizyon programı formatında kullanılan mallardır. Dolayısıyla, davalı şirketin dava konusu marka tescili ile davacı markasından haksız olarak yararlanabileceği tabidir. Hal böyle olunca, Dairemizce, davalı şirketin, davacının markasının toplumda oluşturduğu imajı kendi markasına transfer etmek, davacıya ait olduğunu bildiği markadan haksız olarak yararlanmak amacıyla kötüniyetli olarak, dava konusu markanın başvurusunu yaptığı sonucuna ulaşılmıştır. Esasen kötüniyetli başvuru durumu mal ve hizmetlerle ilgili olmayıp, markanın tamamı ile ilgili olabileceğinden, kötüniyetli başvuru iddiası ile açılan davada, marka başvurusunun kötüniyetle yapıldığı kanaatine varıldığında, kötüniyet tescilin tamamını kapsar ve bölünemez (Uğur Çolak, Türk Marka Hukuku, İstanbul, Eylül 2018, s.953). Bu nedenle de, davalının kötüniyetli başvurusunun bütün sınıflar yönünden reddi gerekmektedir. Bu itibarla, dava konusu markanın başvurusunun kötüniyetli olarak yapılması nedeniyle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, HMK'nın 353/1-b-2. maddesine göre, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK 'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi 18/01/2023 gün ve 2021/364 Esas - 2023/15 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın KABULÜ ile, TÜRKPATENT 2021-M-8433 sayılı YİDK kararının İPTALİNE, 4-Dava konusu 2020/07168 sayılı markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, 5-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcından peşin olarak alınan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10-TL harcın davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olduğundan, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca belirlenen 40.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.400,00-TL bilirkişi ücreti, 166,50-TL tebligat ve posta masrafı ile istinaf aşamasında yapılan 286,00-TL tebligat ve posta gideri, 492,00-TL istinaf kanun yoluna başvuru harcından oluşan toplam 3.344,50-TL'ye, 59,30-TL başvurma harcı, 59,30-TL peşin harç tutarı eklenerek oluşan toplam 3.463,10-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalılar tarafından ilk derece ve istinaf yargılaması sırasında herhangi bir gider yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 9-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 10-Davacı vekilli tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 179,90-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya iadesine, 11-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 19/09/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH: 02/10/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.