TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/04/2023 NUMARASI : 2022/450 Esas 2023/248 Karar DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 21/06/2022 KARAR TARİHİ : 30/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/04/2026 Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı …
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ 2023/1407 Esas 2026/562 Karar T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/1407 KARAR NO : 2026/562 TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25/04/2023 NUMARASI : 2022/450 Esas 2023/248 Karar DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli) DAVA TARİHİ : 21/06/2022 KARAR TARİHİ : 30/04/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/04/2026 Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali istemine ilişkin davanın yargılaması sonunda ilamda yazılı gerekçeyle davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı taraf vekilince süresinde istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin iki ortaklı bir limited şirket ve müvekkilinin de şirkette %50 ortak olduğunu, yurtiçinde ve yurtdışında inşaat yapım işinde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin çoğunlukla yurtdışı şantiyelerde çalıştığını, şirketin diğer %50 ortağı olan ...'ın ise şirket merkezinde çalıştığını, 06.08.2008 tarihli genel kurul kararıyla şirket ortaklarına on yıl süreyle yetki verilmesine karar verildiğini , müdürlerin yetki sürenin bitmesinin ardından 15.07.2018 tarihli genel kurul kararı alındığını ve müdürlere tekrar 10 yıl süreyle yetki verilmesinin kararlaştırıldığını, bu kararın müvekkil tarafından da imzalandığını ve 23.07.2018 tarihinde Ankara 11. Noterliğinde onaylandığını, fakat daha sonra aynı tarihli yeni bir genel kurul kararı hazırlandığı ve müvekkilinin imzaladığı karardan farklı olarak, müdürlere 25 yıl münferit yetki veren ve diğer ortağı müdürler kurulu başkanı olarak belirleyen bu kararda, müvekkilinin imzasının taklit edildiğini , bu sahte kararın da 24.07.2018 tarihinde Ankara 11. Noterliğinde onaylandığı ve 31.07.2018 tarihli 9632 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığını , müvekkilinin, şirketin yurtdışında devam eden inşaat işlerinde çalışırken bu durumu fark ettiğini, şirketin konuyla ilgisi olan çalışanlarıyla e-mail ve whatsapp üzerinden çeşitli tarihlerde bu durumun düzeltilmesi için konuşmalar yapıldığını, şirketin iç muhasebecisi ... tarafından müvekkiline gönderilen 04.01.2022 tarihli whatsapp mesajında imzaları kendisinin attığını ikrar ettiğini, devam eden süreçte taraflar arasındaki yazışmalarda da bu yanlışlığın düzeltileceği, müvekkilinin iradesine uygun gerçek imzası bulunan kararın tescil edileceği yönünde konuşmalar yapıldığını, müvekkilinin iyiniyeti sulistimal edilerek zaman kazanmaya çalışıldığını gelinen aşamada yapılan hukuka aykırılığın giderilmemesi üzerine, 22.01.2022 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğunu iddia ederek 15.07.2018 tarihli ortaklar kurul kararının hükümsüzlüğünün tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu edilen genel kurul kararının 4 yıl önce alınmış olduğunu ve bu karara dayalı olarak şirket yetkililerinin , yani şirketin diğer yöneticisinin ve de davacı tarafın bu karara dayalı verilen yetkiyi kullanarak işlemler yaptığını , bu davayı açarak dürüstlük kuralına aykırı davrandığını , alındığı iddia edilen 2 genel kurul tutanağında süreler yönünde fark olup davacı tarafın 10 yıllık yetkiye itirazının bulunmadığını ancak diğer şirket müdürünün müdürler kurulu başkanı olarak yetkilendirilmesi hususuna itiraz ettiğini , bu yetkinin diğer müdürce hiç kullanılmadığını sadece davacının bu konuda husumet çıkartması üzerine yetkilerin yeniden belirlenmesi için genel kurul toplantısı çağrısı aşamasında kullanıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, davacı ortağın davalı şirketin dava konusu 15.07.2018 tarihli ortaklar kurulu kararındaki imzanın kendisine ait olmadığını sahte imza olduğunu iddia ederek hükümsüzlüğünün tespitini talep etmiş ise de, gerekli imza incelemesi için söz konusu ortaklar kurulu kararı aslı davalı tarafından sunmadığından imzanın davacı eli ürünü olup olmadığı hususunda rapor alınamadığı, davalı şirketin, bu karardaki davacı ismi altındaki imzanın davacıya ait olduğunu ispat yükü altında olup davalı şirketin bu ortaklar kurulu kararının yer aldığı defter sayfası aslının verilen kesin sürede sunmadığında imza incelemesi yapılamadığından ispat yükünü yerine getiremediğinden imzanın davacıya ait olmadığının kabul edildiği, bu nedenle eşit paya sahip iki ortaklı şirkette genel kurul toplantı tutanağındaki imzanın davacı ortağa ait olmadığından alınan kararların butlan nedeniyle geçersiz olduğu açık ise de , bu kararın ticaret sicilde ilanın ile uygulamasına geçildiği , davacının dilekçe ekindi sunduğu ve kabulünde olan şirket çalışanı ... ile yaptığı e-mali yazışmalarına göre bu durumda 01.08.2018 tarihinde haberdar olduğu , yine bu kararı Antalya 20. Noterliğine sunarak 28.11.2019 ve 18685 yevmiye sayılı imza sirküsü çıkarttı ve bu sirküleri kullanarak şirket adına üçüncü kişilere vekaletnameler vererek, bu genel kurul kararlarını kullandığı, Yargıtay 11 HD nin süreklik arz eden içtihatları da nazara alındığında davacının imzasını içerdiği ispat edilemeyen dava konusu genel kurul kararlarını, davacının benimsediği ve bu karardaki yetki belirlenmesine göre sirküler çıkartarak kullandığı ve aradan 4 yıl geçtikten sonra ortaklar arasında çıkan ihtilaflar sonrasında bu işlemin yokluğu / butlanını ileri sürülerek, iş bu dava açtığından TMK'nun 2. maddesi gereğince , artık davalı şirketin 15.07.2018 tarihli 2018. 07. 002 sayılı ortaklar kurulu kararının, yokluk/butlan nedeniyle tespiti isteminin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin katılmadığı bir toplantıda müvekkilinin iradesine aykırı bir şekilde sahte imza ile alınan kararın yok hükmünde olduğunu, çağrısız genel kurulun kurucu unsurlarının bulunmadığını, yok hükmündeki bir kararın Medeni Kanunun 2.maddesi kapsamında geçerli kabul edilmeyeceğini, müvekkilinin bu davayı açmasının Medeni Kanunun 2.maddesine aykırı olmadığını, müvekkilinin sahte imza ile alınan dava konusu kararla hiçbir şekilde menfaat elde etmediğini bildirerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin ispat yükünün davalı üzerinde olduğuna dair gerekçesinin hatalı olduğunu bildirerek ilk derece mahkemesi kararının bu yönden kaldırılmasını istemiştir. HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ Dava; Ankara 11. Noterliğinde 24.07.2018 tarihi ve 10223 y.no ile onaylanarak 31.07.2018 tarihli ve 9632 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlanan 15.07.2018 tarihli ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olduğunun tespiti istemine ilişkindir. 6100 Sayılı HMK'nın 355.maddesi gereğince, istinaf incelemesinin istinafa gelen tarafın sıfatı ile istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususu gözetilerek ilk derece mahkemesinin taraflar arasındaki ihtilafta görevli mahkeme oluşu ve eldeki davada kesin yetki kuralına da aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla işin esasına girilerek yapılan incelemede; Ticaret sicil kayıtları, taraflar arasındaki e-mail/ watshap yazışmaları ,Ankara C.Savcılığının2022/69603 nolu soruşturma dosyası, dava konusu genel kurul kararına dayanılarak Antalya 20.Noterliğinin 28.11.2019 tarih ve 18685 sayılı çıkartılan imza sirküleri, bu sirkülere dayalı olarak şirket adına üçüncü kişilere verilen Ankara 47. Noterliğinin 17.12.2021 tarih ve 31871 sayılı , Ankara 13. Noterliğinin 21 Aralık 2021 tarih ve 24294 sayılı vekaletnameleri, ihtarnameler, Ankara C. Savcılığı 2022/91500 sayılı soruşturma dosyası, bilirkişi raporu vs deliller dosya arasında mevcuttur. Dava konusu davalı şirketin 15.07.2018 tarihli ve 2018.07.002 sayılı ortaklar kurulu kararlarının incelenmesinde ;" ... Yapı İnş Ve Ticaret Limited Şirketi Genel Kurulu 15.07.2018 günü 1000 hisseden oluşan şirket sermayesinin 1000 payını temsil eden ortakların toplantıda hazır bulunduğunun tespit edilmesinden sonra aşağıdaki kararı almışlardır. 1. Şirket Müdürü olan ... ve ... nun müdürlük yetkisinin 25 Yıl süre ile uzatılmasına , 2. Şirket müdürü olan ... ve ... ya ait yeni imza sirkülerinin geçerli olacağı haller., Şirketimizi .....,..... Münferit yetkili olarak şirketi temsil ve ilzam etmeleri hususunda yetkilendirilmesine , 3. ... müdürler kurulu başkanı seçilmiştir." şeklinde düzenlendiği görülmüştür. Bu kararın Ankara 11. Noterliğinin 24.07.2018 tarih ve 10223 no ile onaylandığı , Ankara Ticaret Sicil Müdürlüğüne bu noter onaylı sureti sunulduğu ve 31.07.2018 tarihli 9632 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edildiği anlaşılmıştır. 15.07.2018 Hazirun Cetveli incelendiğinde ; 2.000.000,00 TL şirketin toplam payları sahipleri 1.000.00,00 TL ... ile 1.000.000,00 TL ... hazır oldukları görülmüştür. Uyuşmazlık , davacının ortağı olduğu davalı şirketin 15.07.2018 tarih ve 2018.07.002 sayılı , her iki ortağın 25 yıl münferit yetki ile müdür atandığı ve ...'ın müdürler kurulu başkanı olarak belirlendiği ortaklar kurulu kararında, davacı adına atılı imzasın sahte olup olmadığı , bu nedenle ortaklar kurulu kararının yok hükmünde olup olmadığı, ticaret sicilde ilan edilen bu kararda 01.08.2018 haberdar olan ve bu karara dayalı olarak 28.11.2019 tarihinde Antalya Noterliğinde imza sirküleri çıkartarak kullanması nedeniyle kararı benimseyip benimsemediği, bu kapsamda kararın hükümsüzlüğünün tespiti isteminin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olup olmadığı hususlarına ilişkindir. Grafolog bilikişi ...'den alınan 30.10.2022 tarihli raporda; davalı şirketin karar defterinin 14. sayfasında mevcut Ankara 11. Noterliğince tasdik edilmiş ,10223 yevmiye ve 24.07.2018 tarihli fotokopi belgede ... adına atılı imzanın, adı geçenin mukayese imzaları ile kısmen benzerlik ve farklılıklar gösterdiği, ancak belgenin fotokopi olması nedeniyle net bir tespitin yapılamadığı bildirilmiştir. Jandarma Kriminal Laboratuvar Müdürlüğünden alınan 29.03.2023 tarihli raporda ; davalı şirketin Ankara 11. Noterliğinin 24.07.2018 tarih ve 10223 no ile onaylandığı 15.07.2018 tarihli ortaklar kurul kararını içeren defterin ilgili karar sayfası aslının, sunulan defter yaprakları arasında yer almadığı, bu karar defter sayfası yerine noterde onaylanmış suretinin yapıştırıldığından, bu suret üzerinden imzanın davacı ya ait olup olmadığının tespitinin mümkün olmadığı bildirilmiştir. Mahkemece davalı vekiline, davalı şirketin genel kurul toplantı ve müzakere defterinin dava konusu edilen ve her iki ortağın 25 yıl münferiden temsilci olarak ,ortak ... ise müdürler kurulu başkanı olarak atanmasına ilişkin ıslak imzaların bulunduğu kararın yer aldığı defter sayfa aslının sunması için verilen kesin süre içerisinde belge aslının sunulmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, davalı yanca dava konusu ortaklar kurulu kararının yer aldığı defter sayfası aslının verilen kesin sürede sunmadığından imza incelemesi yapılamadığı, bu nedenle imzanın davacıya ait olduğu hususu tespit edilemediğinden ilk derece mahkemesince ispat yükünün davalıda olduğunun ve imzanın davacıya ait olmadığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine gelince; Her ne kadar dava konusu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olduğu ispatlanamamış ise de, davacının dava konusu 15/07/2018 tarihli ortaklar kurulu kararından ticaret sicilde ilanında kısa bir süre sonra dava dilekçesinde belirttiği gibi şirket çalışanı ... ile yaptığı e mail yazışmaları ile 01.08.2018 tarihinde haberdar olduğu, bu ortaklar kurulu kararına istinaden Antalya 20. Noterliğine sunarak 28.11.2019 ve 18685 yevmiye sayılı imza sirküsü çıkarttığı, söz konusu imza sürküsünde "temsil şekli/süresi"nin "münferiden/ 15/07/2043 tarihine kadar" olduğu, söz konusu ortaklar kararının Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 31/07/2018 tarih ve 9632 sayısının 21.sayfasındaki müdürler/yetkililer müdürlüğe seçilenler başlığında yer alan karara göre davacının 15/07/2043 tarihine kadar müdür olarak seçildiğinin açıkça yazılı olduğu, davacının bu sirkülere dayanarak da dosyaya örnekleri sunulan Ankara 47. Noterliğinin 17.12.2021 tarih ve 31871 sayılı ve Ankara 13. Noterliğinin 21 Aralık 2021 tarih ve 24294 sayılı vekaletnameleri ile üçüncü kişilere şirket adına vekaletnameler verdiği , yine dosyaya sunlan belgelerden bu yetkiye dayalı olarak bankalarda vs de şirket müdürü sıfatıyla işlemler yaptığı, böylelikle davacının dava konusu karardan dava tarihinden çok öncesinde haberdar olduğu , kararı benimsediği, bu konuda bir uyuşmazlık çıkarmadığı ancak daha sonra ortaklar arasında başka konularda uyuşmazlık çıkması üzerine davacının bu kararı imzanın kendisine ait olmadığını ve sahte olarak atıldığını belirterek kabul etmediği , yeniden yetki belirlemesi istediği ancak ortaklar arasında anlaşma sağlanamadığından iş bu davanın açıldığı, TMK'nın 2.maddesi gereğince artık davalı şirketin 15/07/2018 tarihli ortaklar kurulu kararının yokluk/butlan olduğunun tespiti isteminin iyi niyet kurallarıyla bağdaşmayacağı anlaşılmakla (Yargıtay 11. HD nin 2006/11688 E 2006/12438K sayılı, YİBK. 25.1.1984 T,3/1-30.9.1988 T,2/2 sayılı, 11 HD nin 11.09.2000 tarih ve 2000/5430 Esas, 2000/6618 Karar sayılı, 11 HD 'nin 02.02.2020 Tarih 2019/1975 ESas 2020/2262 Karar sayılı emsal ilamları ) anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf itirazlarının da reddi gerekmiştir. Tüm bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusu ile davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve takdiren aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun ve davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan 179,90-TL peşin alındığından bakiye 552,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalıdan alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan 179,90-TL peşin alındığından bakiye 552,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay'da temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy çokluğu ile karar verildi. 30/04/2026 Başkan- Üye - Üye Zabıt Katibi - (Karşı Oy) KARŞI OY Sayın çoğunluğun davalı yanca dava konusu ortaklar kurulu kararının yer aldığı defter sayfası aslının verilen kesin sürede sunmadığından imza incelemesi yapılamadığı, bu nedenle imzanın davacıya ait olduğu hususu tespit edilemediğinden ilk derece mahkemesince ispat yükünün davalıda olduğunun ve imzanın davacıya ait olmadığının kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığından davalı vekilinin katılma yoluyla istinaf itirazı yerinde görülmediği görüşüne katılınılmakla birlikte; Davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesi yönünden; Sayın çoğunluğun da saptadığı ve kabul ettiği üzere; dava konusu ortaklar kurulu kararındaki imzanın davacıya ait olduğu ispatlanamamış, davacının dava konusu 15/07/2018 tarihli ortaklar kurulu kararından ticaret sicilde ilanında kısa bir süre sonra dava dilekçesinde belirttiği gibi şirket çalışanı ... ile yaptığı e mail yazışmaları ile 01.08.2018 tarihinde haberdar olduğu, bu ortaklar kurulu kararına istinaden Antalya 20. Noterliğine sunarak 28.11.2019 ve 18685 yevmiye sayılı imza sirküsü çıkarttığı, söz konusu imza sürküsünde "temsil şekli/süresi"nin "münferiden/ 15/07/2043 tarihine kadar" olduğu, söz konusu ortaklar kararının Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinin 31/07/2018 tarih ve 9632 sayısının 21.sayfasındaki müdürler/yetkililer müdürlüğe seçilenler başlığında yer alan karara göre davacının 15/07/2043 tarihine kadar müdür olarak seçildiğinin açıkça yazılı olduğu, davacının bu sirkülere dayanarak da dosyaya örnekleri sunulan Ankara 47. Noterliğinin 17.12.2021 tarih ve 31871 sayılı ve Ankara 13. Noterliğinin 21 Aralık 2021 tarih ve 24294 sayılı vekaletnameleri ile üçüncü kişilere şirket adına vekaletnameler verdiği , yine dosyaya sunulan belgelerden bu yetkiye dayalı olarak bankalarda vs de şirket müdürü sıfatıyla işlemler yaptığı, anlaşılmış ise de; HGK'nun 08/03/2022 gün ve 2021/11-701 esas ve 2022/275 karar sayılı kararında: "...17. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı TTK’da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul karalarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 TTK’nın 447. maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle; pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran; pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran; anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı TTK’nın 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak; emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. 18. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Mahkemeye sunulmuş olan olaylardan anlaşılmak koşuluyla hâkim tarafından res’en göz önünde tutulur. 19. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk, ne 6762 sayılı TTK’da ne de 6102 sayılı TTK’da düzenlenmemiştir. Yokluk yaptırımının kanunlarda düzenlenmemiş olması, yokluk yaptırımının hukukî işlem niteliğinde olan genel kurul kararları hakkında uygulanamayacağı anlamına gelmemektedir. Bir hukukî işlem, meydana gelişi bakımından emredici hukuk kurallarına aykırı ise o işlem yok hükmündedir. Meydana gelişe ilişkin olan emredici hukuk kuralları, hukukî işlemin unsurlarını oluşturan, onun mevcudiyet şartlarını belirleyen kurucu-şekli nitelikteki hükümlerdir. İçeriğe ilişkin emredici hukuk kurallarına aykırılık hâlinde butlan söz konusu olup hukukî işlem şeklen mevcut olmakla birlikte konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hüküm ve sonuçları, daha başlangıçtan itibaren hiç kimseye karşı meydana gelmez. Kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde ise yokluk söz konusu olup kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. Dolayısıyla butlanda hukukî işlemin meydana gelmesi için gerekli olan içerik unsurları vardır; fakat hukuk düzeni bu içerik bakımından amaçlanan sonuçların meydana gelmesini kesinlikle reddetmektedir. Yoklukta ise hukukî işlem için gerekli olan içerik şekli bakımdan dahi meydana gelmiş değildir (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378). 20. Görüldüğü üzere yokluk ve butlan arasında, sebepleri yönünden bir farklılık olmakla birlikte ayrıca bu iki kavrama bağlanan hukukî sonuçlar da, sınırlı da olsa, farklıdır. Bu farklardan birisi hukukî tahvil müessesesidir. Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise TMK’nin 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen ve ahval ve şartların heyeti umumiyesini göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194). Oysa yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37). 21. Yokluğun bir hukukî işlemin kurucu unsurlarındaki eksikliği ifade etmesinden hareketle genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine karar verilmesi için öncelikle kurucu unsurlarının neler olduğunun belirlenmesi gerekir. Genel kurul kararlarının kurucu unsurları “genel kurul” ve “karar”dır. Dolayısıyla bir genel kurul, kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde toplanmış veya kanunun öngördüğü kurucu-şekli emredici hükümlerine aykırı bir şekilde karar almışsa, alınan bu karar yoklukla maluldür. Örneğin usulüne uygun çağrı yapılmadan toplanan genel kurullarda alınan kararlar, toplantı ve karar nisaplarına riayet edilmeksizin alınan kararlar, Bakanlık temsilcisinin bulunması gerektiği hâllerde temsilci olmaksızın gerçekleştirilen toplantılarda alınan kararlar, hakkında hiç oylama yapılmadığı hâlde yapılmış gibi gösterilen kararlar kurucu-şekli unsurları eksik olduğundan yoklukla malul kararlardır. 24. Bu itibarla davalı şirketin dava konusu olan sermaye artırımına ilişkin genel kurul toplantılarının çağrısız yapıldığı anlaşılmakta olup davacının bu toplantılara katılmadığı sabit olduğundan bu kararlar yoklukla malûldür. Yukarıda da bahsedildiği üzere yok hükmünde bir genel kurul kararı karşısında bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemez. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; yokluk yaptırımına tabi işlemlerin aradan zaman geçmesiyle geçerli hâle gelemeyeceği, ancak somut olayda davacıya atfen atılan bir imzanın bulunduğu, davacı sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararlarına katılmamış olsa da kendisine atfen atılan imzalarla yapılan işlemlerin temsil hükümlerine göre yapıldığının kabulü gerektiği, zira davacının bu işlemlere açık onayı bulunmadığı için bu işlemler davacıyı bağlamaz ise de örtülü olarak bu işlemlere icazet verilmiş olması hâlinde işlemlerin geçerli olacağı, davacı şirketin %40 hissesine sahip olan davacının on yedi yıl boyunca şirketin faaliyetine katılmadığı hâlde şirkette neler olduğunu merak etmemesi, şirketin faaliyetini nasıl sürdürdüğünü, alınması gereken kararların nasıl alındığını, ortaklık pay durumuna göre kendisinin oyunun nisap için önem taşıdığı konuların nasıl aşıldığını araştırmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yapılacak basit bir araştırma ile bu işlemlerin varlığından haberdar olunabileceği, davacının bu usulsüz işlemlere uzun süre ses çıkarmamasının zımni icazet anlamına geldiği, bu nedenle uzun süre geçtikten sonra temsil hükümlerine göre geçerli hâle gelen işlemlerin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu, dolayısıyla direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir." Görüşü ile yokluk halinde yokluğun ileri sürülmesini hiç bir şekilde TMK 2 olarak kabul edilmemiştir. Aynı karardaki karşı görüş ise TMK 2 maddesinin tartışılması gereğini ifade etmiştir. Doktrinde anılan kararın değerlendirilmesinde "Nasıl ki bir hukuki işlemin yok hükmünde olması onun yok hükmünde olduğunun ileri sürülmesine bu konuda bir tespit davası açılmasına engel değilse ve hem ileri sürme hem tespit talebinde bulunma bir hakkın kullanılması niteliğinde ise diğer haklar gibi bu hak da kötüye kullanılamaz. Dolayısıyla yokluğun ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırılık oluşturması kavramsal olarak çelişki arz etmez" görüşü dile getirilmiştir. ( Hukuki işlemin yok hükmünde olduğunun ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması oluşturabilir mi ? ..., ..., Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, BATIDER XXXVI s.11-36 s.) HGK'nun görüşü esas alındığında yoklukla malul olan işlemin hukuki sonuç doğurmayacağına ilişkin kabul çerçevesinde yokluğu ileri sürenin iyiniyetli olup olmadığına bakılmayacağına göre davalı şirketin 15/07/2018 tarihli ortaklar kurulu kararının yokluk/butlan olduğunun tespiti gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğa katılamıyorum. 30.04.2026 Başkan-