İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/04/2026 Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; taraflar arasında 01/05/2012 tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 1. maddesinde belirtildiği üzere müvekkilinin ... satışları Marmara bölge distribütörü olarak atandığı, müvekkilince sözleşmede belirlenen tüm satış kotalarına ulaşıldığı, ancak dava…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1213 KARAR NO : 2026/665 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 21/05/2024 NUMARASI : 2020/705 Esas - 2024/510 Karar DAVA: Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 11/10/2017 İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/04/2026 Davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; DAVA: Davacı vekili; taraflar arasında 01/05/2012 tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 1. maddesinde belirtildiği üzere müvekkilinin ... satışları Marmara bölge distribütörü olarak atandığı, müvekkilince sözleşmede belirlenen tüm satış kotalarına ulaşıldığı, ancak davalının 2015 yılı boyunca ve 2016 yılı başlarında müvekkiline yönelik baskı ve zorlama uygulamaya başladığını, bu nedenle sözleşmenin 07.03.2016 tarihinde feshedilmek zorunda kalındığını, bu kapsamda davalının müvekkilinin taleplerine cevap vermediğini, müvekkiline talep edilen satış kotasını vermediğini, müşteri portföyünde bir problem bulunmamasına rağmen 24.06.2015 tarihli toplantıda ürün yelpazesinin azaltıldığını,siparişlere kasten gecikmeli cevap verildiğini, Marmara bölgesi distribütörlüğünün başka bir firmaya yönlendirildiğini, ödeme yapılmasına rağmen ürün gönderilmediğini,nakit ödemelerde iskonto uygulanmadığını, müvekkili 2016 yılında stoksuz bırakılarak elde kalan stokların da geri alınmadığını, sözleşmedeki ödeme planına uyulmadığını, müvekkili ile diğer distribütöre farklı fiyat verildiğini, davalı tarafından imzaya zorlanan 01.06.2015 tarihli ürün listesi tadilinde ürün yelpazesinin önemli ölçüde sınırlandığını, bu suretle müvekkilinin ürün satamaz hale geldiğini, stoklarında bulunan ancak satışına izin verilmeyen ürünler nedeniyle stok maliyetine katlandığını, bu nedenle müvekkilinin sözleşmeyi feshetmekten başka çaresinin kalmadığını, müvekkili tarafından davadan önce davalıya gönderilen 12.10.2016 tarihli ihtarname nedeniyle TTK'nın 122/4. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanmasının mümkün olmadığını, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle müvekkilinin kar kaybına uğradığını, yaptığı yatırımlar nedeniyle zarara uğradığını, ticari itibarının zedelendiğini belirterek, 200-Euro karşılığı 840-TL yatırım bedeli, 200-Euro karşılığı 840-TL oluşturulan fakat yararlanılamayan işlerin bedeli, 300-Euro karşılığı 1.260-TL 2016 yılı kar kaybı, 100-Euro karşılığı 420-TL manevi tazminat, 100-Euro karşılığı 420-TL portföy tazminatı ve 100-Euro karşılığı 420-TL stok bedeli olmak üzere toplam 1.000-Euro karşılığı 4.200-TL tazminatın sözleşme ilişkisinin sona erdiği 07/03/2016 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı, davaya cevap vermemiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece; İstanbul BAM 12. HD'nin 01/09/2020 tarihli ve 2018/2365 Esas 2020/728 karar sayılı ilamı gereğince davacıya tercüme ve tebliğ evrakının sunulması hususunda süre verilmiş ise de, ihtarnamenin davalı tarafa tebliğine ilişkin herhangi bir belge sunulamadığı, davacı tarafça davalı şirket uzantılı mail adresi üzerinden ... adında çalışan ile yapılan mail görüşmeleri ibraz edilmiş ve mail görüşmelerinin tercümeleri sunulmuş ise de, sunulan maillerin 29.03.2017 tarihli olduğu, mail yazışmaları esas alındığında dahi davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı anlaşıldığından, davalı şirket uzantılı mail adresi üzerinden yapılan yazışmalarda adı geçen şirket çalışanı hakkında temsile yetkili olup olmadığı yönünden ayrıca inceleme yapılmadığı, buna göre davanın kanunda öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılmadığı dosya kapsamında tespit edilmediği gibi, TTK'nın 122/3 maddesi hükmü uyarınca feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığının, sözleşmenin feshinin davacı veya davalı tarafın eylemlerinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususunun da dosya kapsamında ispatlanamadığı, davacının portföy tazminatı dışındaki kar kaybı, stok zararı, sözleşmenin feshine bağlı diğer zararlar ve manevi tazminat istemlerinin de yine sözleşmenin feshi nedeni ile uğranılan zararlara ilişkin olduğu, belirtilen zarar kalemleri yönünden de yine TTK'nın 122/3 maddesi hükmü uyarınca feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığının ve sözleşmenin feshinin davalının eylemlerinden kaynaklandığının davacı tarafça ispatlanması gerektiği, ne var ki dosya kapsamına sunulan deliller ile sözleşmenin feshinin davalının eylemlerinden kaynakladığının ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili; müvekkilince denkleştirme istem hakkının süresi içinde kullanıldığını, taraflarca imzalanan 01/05/2012 tarihli distribütörlük sözleşmesinin, 07/03/2016 tarihinde davalı tarafın baskı ve zorlamaları neticesinde feshedildiğini, müvekkili tarafından 12.10.2016 tarihinde davalıya portföy tazminatı ve diğer zarar kalemlerine ilişkin taleplerin yer aldığı bir ihtarname gönderildiğini, TTK'nın 122/4 maddesi hükmü uyarınca, müvekkilince de 07.03.2016 tarihli fesih tarihinden itibaren bir yıl içinde 12.10.2016 tarihinde davalıya gönderilen ihtarname ile bu hakkın kanuna uygun şekilde kullanıldığını, taraflar arasındaki tüm ticari ilişkinin e-posta üzerinden yürütülmesi karşısında, mahkemece noter tebligat alındısı aranmasının yerinde olmadığını, davalı şirketin yurt dışında mukim uluslararası bir firma olması nedeniyle taraflar arasında imzalanan distribütörlük sözleşmesinin dahi başlangıçta e-posta yoluyla gönderilip elektronik yolla kabul edildiğini, taraflar arasında tüm yazışmaların, taleplerin, siparişler ve iş süreçlerinin e-posta üzerinden yürütüldüğünü,yalnızca noter tebliğine ilişkin fizikî alındı sunulamamış olmasının, talebin ileri sürülmediği ve ihtarnamenin tebliğ edilmediği anlamına gelmediğini, nitekim ihtarnamenin gönderilmesinden sonra davalı şirket çalışanı ... ile müvekkili arasında, davalıya ait kurumsal e-posta adresi üzerinden yazışmalar yapıldığını, ihtarnamenin hem e-posta ile gönderildiği hem de fiziki olarak tebliğ alındığının, davalı şirket çalışanı tarafından e-postalarında beyan edildiğini, davalının ihtarnameden ve müvekkilinin ihtarname içeriği taleplerinden haberdar olduğunu, sonuç olarak mahkemece yalnızca tebligat belgesi sunulamamış olması gerekçesiyle hem ihtarnamenin varlığını hem de e-posta yazışmalarıyla sabit olan tazminat talebini tamamen göz ardı etmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, taraflar arasındaki sözleşmenin haklı sebeple feshedildiği iddiasına dayalı olarak denkleştirme tazminatı ile yatırım bedeli, kar kaybı, stok zararı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin verilen kararın istinafı üzerine Dairemizin 2018/2365 esas 2020/728 karar sayılı ilamıyla; davacı tarafça sunulan yabancı dilde düzenlenen belgelerin Türkçe tercümelerinin sunulmadığı ve mahkemece de istenilmediği, davacı vekilince dava dilekçesinde 07.03.2016 tarihindeki fesihten sonra 12.10.2016 tarihinde davalıya ihtarname gönderilerek 1 yıllık süre içinde denkleştirme ve diğer alacak taleplerinin ileri sürüldüğünün beyan edildiği, tercüme ve tebliğ evrakı sunulmadığından bu hususun incelenemediği,delil olarak dayanılan sözleşme, ihtarname tercümesi ve tebliğ evrakı istenilerek davalıya portföy tazminatına yönelik bir talep yöneltilip yöneltilmediği belirlenerek, hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin belirlenmesi gerektiği, TTKnın 122/4 maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin, portföy tazminatı taleplerine ilişkin olduğu, davalının sözleşmenin feshine bağlı diğer taleplerinin de hakdüşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı, bu itibarla öncelikle portföy tazminatına yönelik hak düşürücü sürenin geçip geçmediği belirlenerek, tarafların gösterdikleri deliller toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle karar kaldırılmıştır.Kaldırma kararı üzerine yapılan yargılama sonucunda yukarıda özetlenen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Somut olayda; taraflar arasında 01.05.2012 tarihinde davalı ... ürünlerinin Marmara Bölgesinde davacı şirket tarafından satış ve pazarlanmasına ilişkin olarak distribütörlük sözleşmesi imzalandığı, sözleşmenin davacı tarafından 07.03.2016 tarihinde feshedildiği, davacı tarafça davalıya gönderilen 12.10.2016 tarihli ihtarname ile sözleşmenin haklı sebeple feshine bağlı olarak 213.852,93-Euro yatırım bedeli, 188.889-Euro yaratılan ve yararlanılamayan iş bedeli, 289.340,79-Euro kar kaybı, 300.000-Euro manevi tazminat, 321.991,81+48.076,92-Euro portföy tazminatı ve 70.632-Euro iade edilmeyen stok bedelinin tebliğden itibaren 15 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiği, işbu davanın ise 11.10.2017 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 122/4 maddesi gereğince denkleştirme istem hakkının, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren 1 yıl içinde ileri sürülmesi gerekir. Kanunda dava açılmasından söz edilmeyip tazminat talebinin ileri sürülmesinden söz edildiği dikkate alındığında, 1 yıllık sürenin dava açılması için değil, tazminat talebinin ileri sürülebilmesi için bir hak düşürücü süre olarak anlaşılması gerekmektedir. Bu kapsamda davacı tarafça fesihten itibaren 1 yıllık süre içerisinde davalıya gönderilen 12.10.2016 tarihli ihtarname ile denkleştirme tazminatı talep edilmiştir. Davacı tarafça gönderilen söz konusu ihtarnamenin davalı tarafa tebliğine ilişkin bir alındı veya tebliğ mazbatası sunulmamış olsa da, davalının yurt dışında yerleşik olması nedeniyle taraflar arasındaki ilişkinin e-posta yoluyla sürdürüldüğü anlaşılmaktadır.Davacı tarafça delil olarak sunulan 17.10.2016 tarihli e-postada, Fransa'ya gönderilen yazının teslim alındığı bildirilmiş, yine davalı şirket çalışanı ... tarafından davalı şirket uzantılı e-posta yazısı ile de ihtarın alındığı bildirilmiştir. Bu durumda söz konusu ihtarın davalıya ulaştığı anlaşıldığından, denkleştirme isteminin süresinde ileri sürüldüğünün kabulü gerekir. Davacı vekilince sözleşmeyi fesih gerekçesi olarak; davalının müvekkilince talep edilen satış kotasını vermediği, müşteri portföyünde bir problem bulunmamasına rağmen müvekkilinin ürün yelpazesinin sınırlanarak azaltıldığı, talep ve siparişlere kasten gecikmeli cevap verildiği, Marmara bölgesi distribütörlüğünün başka bir firmaya yönlendirildiği, ödeme yapılmasına rağmen ürün gönderilmediği, yetkisiz satışlar tolere edilerek sözleşmenin ihlal edildiği, nakit ödemelerde iskonto uygulanmadığı, müvekkili 2016 yılında stoksuz bırakılarak elde kalan stokların da geri alınmadığı, sözleşmedeki ödeme planına uyulmadığı, müvekkili ile diğer distribütöre farklı fiyat verildiği hususları ileri sürülmüştür. Ancak davacı tarafça ileri sürülen fesih gerekçelerine ilişkin herhangi bir delil sunulmamış olup, haklı fesih iddiası kanıtlanamamıştır. Bu nedenle sözleşmenin davacı tarafından haksız olarak feshedildiğinin kabulü gerekmektedir. Sözleşmenin feshi tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK'nın 122/1 maddesine göre; acentelik sözleşmesinin sona ermesinde acentenin kusurunun bulunmaması koşuluyla; müvekkilin, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde etmesi, acentenin, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak işletmeye bağlı müşterilerle yapılmış veya yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme devam etmiş olsaydı elde edeceği ücreti talep etme hakkını kaybediyor olması ve somut olayın özelliklerine göre denkleştirme isteminin karşılanmasının hakkaniyete uygun düşmesi hallerinde denkleştirme tazminatı istenebilir. Maddenin 5. fıkrasında ise bu hükmün hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağı düzenlenmiştir. Taraflarca akdedilen sözleşmenin 5. maddesinde, ...'ın distribütörü sözleşme süresi boyunca ürünlerin bölgedeki münhasır olmayan yetkili distribütörü olarak atadığı ve distribütöre sözleşmedeki hüküm ve koşullara tabi olarak bölgede ürünlerin dağıtım ve satışını yapmak üzere münhasır olmayan bir hak verdiği, ...'ın kendi ürünlerini bölgedeki müşterilere doğrudan veya iştirakleri aracılığıyla satma hakkını saklı tuttuğu hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla davacıya sözleşme ile tekel hakkı tanınmamış olup, aksine davacının münhasır olmayan distribütör olarak atandığı belirtilerek, davalının ürünleri kendisi veya iştirakleri aracılığıyla satma hakkı açıkça saklı tutulmuştur. Bu durumda taraflar arasındaki sözleşmenin tek satıcılık olarak nitelendirilmesi mümkün olmayıp, denkleştirme tazminatı talep koşulları oluşmamıştır. Kaldı ki sözleşmenin davacı tarafça haksız olarak feshedildiği sabit olmakla, bu nedenle de denkleştirme tazminatı talep edilmesi mümkün değildir. Kar kaybı talep edilebilmesi için; karşı tarafın borca aykırı davranışı nedeniyle sözleşmenin haklı sebeple feshi veya karşı tarafça haksız olarak feshedilmiş olması gerekmektedir. Somut olayda sözleşmenin davacı tarafça haklı sebeple feshedildiği kanıtlanamamış olmakla, davacının kar kaybı talep etmesi mümkün değildir. Sözleşmenin davacı tarafça haksız olarak feshi nedeniyle davacının yatırım bedeli ve oluşturulan ve fakat yararlanılamayan işlerin bedeli adı altında tazminat talep edebilmesi de mümkün değildir. Kaldı ki davacının ticari işletmesinin devamı ve sözleşme ile üstlendiği yükümlülüklerin ifası için yapmış olduğu olağan işletme ve yatırım giderlerinin müspet zarar kapsamında değerlendirilmesi de mümkün değildir. Davacı tarafça sözleşmenin haksız olarak feshedilmiş olması nedeniyle manevi tazminat talep edilmesi mümkün olmadığı gibi, esasen davacının ne suretle ticari itibarının zedelendiği hususunda bir delil de ibraz edilmemiştir. Yine aynı gerekçeyle davacının stok mal bedeli talep etmesi mümkün değildir. Kaldı ki sözleşmenin 10.2 maddesinde, ...'ın, distribütörün sözleşmenin feshi veya yenilenmemesi esnasındaki ürün stokunu geri almak veya bu stoktan dolayı distribütörü alacaklandırmak zorunda olmadığı, ...'ın kendi tercihine bağlı olarak ürün stokunu geri satın alabileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla davalının stok malları alma yükümlülüğü bulunmamakta olup, davalıya bu malları alma yönünde tercih hakkı tanınmıştır. Bu kapsamda davalı tarafça davacının elindeki stok malların geri alınmasına ilişkin bir taahhüdü bulunduğu kanıtlanamamıştır. Davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı tarafça sözleşmenin feshinin haklı olduğu kanıtlanamadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle: Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Alınması gereken 732-TL istinaf karar harcından peşin yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile kalan 116,60-TL harcın davacıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, Davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, Gerekçeli kararın bir örneğinin taraf vekillerine tebliğine, HMK 'nun 361/1. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde temyiz yoluna başvurulabileceğine, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliğiyle karar verildi.09/04/2026