T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1067 Esas KARAR NO: 2026/282 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2019/638 Esas- 2022/559 Karar TARİH: 21/09/2022 DAVA :Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:12/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmu…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2023/1067 Esas KARAR NO: 2026/282 Karar T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI:2019/638 Esas- 2022/559 Karar TARİH: 21/09/2022 DAVA :Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ:12/02/2026 İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 01.10.2015 tarihli Bayilik Sözleşmesi, 10.12.2012 tarihli Bayilik Sözleşmesi "Ek Protokol" vs tüm bayilik ilişkileri Davalı (...) tarafından Bakırköy ...Noterliği 28.11.2018 Tarih ve ... Yevmiyeli fesih ihtarnamesi ile fesih edildiğini, bu feshin haksız ve tek taraflı olduğunu, davacının yaptığı yatırımların boşa gitmesine sebep olduğunu, davalının fiili olarak davacının iş yapmasını engellediğini, bu nedenle davacının feshi kabul etmediğini ve ibranameyi de imzalamadığını, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 01/07/1995 yılında başladığını, davalının yaklaşık 24 yıl Fenerbahçe bölge bayisi olduğunu, 2012 yılında davalının ... ve ... bayilerine olan toplam 350.523,00-TL borcun davacı tarafından ödendiğini ve davalı şirketin ödeyerek bayilik alanının genişletildiğini, davacının sözleşme edimlerini eksiksiz şekilde yerine getirdiğini, davacının davalıya büyük yatırımlar yaptığını, buna rağmen davalı şirketin haksız olarak sözleşmeyi feshettiğini, davalı şirketin 2014 yılında bilinçli olarak davacının gelir kaybına neden olacak eylemlerde bulunduğunu, davalı şirketin ticari ilişkiyi 20/10/2022 tarihine kadar devam ettirmeyi taahhüt ettiği halde 31/12/2018 tarihinde feshederek davacının büyük zarara uğramasına sebep olduğunu beyan ederek; davalı şirketin sözleşmeyi süresinden önce feshetmesi sebebiyle uğranılan zararın tazmini için şimdilik 20.000,00-TL'yi fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ticari ilişkinin 20/10/2022 tarihine kadar devam edeceği yönünde davalı şirket tarafından verilen taahhüt sebebi ile yapılan yatırımlar nedeniyle şimdilik 60.000,00-TL'nin sözleşme fesih tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, TTK 122 maddedeki şartların gerçekleşmesi nedeniyle davalının müvekkile denkleştirme talebi olarak şimdilik 12.000,00-TL'nin sözleşme fesih tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının şahıs firması olması ve işini 24 yıldır yaparken bir anda ticaretine son verilmesi nedeniyle uğradığı manevi zarar nedeniyle 12.000,00-TL'nin sözleşme fesih tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, arabuluculuk ücreti, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın sözleşmenin haksız feshi iddiası ile açıldığını, uğranılan zararın hesaplanarak açılması gerektiğini, belirsiz alacak davası olarak açılmasının usule uygun olmadığını, dava dilekçesindeki tüm iddiaların haksız olduğunu, 2014 yılında yapılan değişikliğin ...Holding ve ... Şirketler Grubu birleştiği için davalı şirketin hisselerinin tamamının ... Şirketler Grubuna ait hale geldiğini, birleşme sebebiyle ortaklı yapısında veya sermaye yapısında bir değişiklik olmadığını, ortaklık yapısındaki değişikliğin 2018 yılı Mayıs ayında hisselerin ... Holdinge satılması ile olduğunu, davalı şirketin süreli ve süresiz yayınlar ile bazı yayın dışı ürünlerin dağıtımı ile dijital kontör satışı yapan bir şirket iken 28/09/2018 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan karar doğrultusunda faaliyet konusunun değiştiğini ve dağıtım işinden çıktığını, bu nedenle davacının da aralarında olduğu birçok sözleşmenin feshedildiğini, internet kullanımının yaygınlaşması sebebiyle tirajların düştüğünü, davalı şirketin satış üzerinden komisyon alarak kazancını oluşturduğunu, ekonomik koşulların zorlaşması sebebiyle dağıtım faaliyetlerine son verdiğini, sözleşmenin haklı sebeplerle ve usulüne uygun olarak feshedildiğini, taraflar arasında imzalanan 28/03/2016 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin 8.3 maddesinde 7 gün öncesinden bildirimle herhangi bir sebep belirtmeye gerek olmaksızın fesih yetkisi bulunmasına rağmen bayilerine 30 gün vererek ve sebep belirterek yasaya ve sözleşmeye uygun bir şekilde feshedildiğini, kabul anlamına gelmemekle davacının davasında haklı olduğu, sözleşmenin haksız olarak feshedildiği kabul edilse dahi davacının uğramış olduğu menfi veya müspet herhangi bir zararı bulunmadığını beyan ederek 01/10/2015 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin davalı şirket tarafından haklı sebeplerle ve usulüne uygun olarak feshedildiğini ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 21/09/2022 tarih ve 2019/638 Esas- 2022/559 Karar sayılı kararında;"Dava; taraflar arasında düzenlenen bayilik sözleşmesinin feshinden kaynaklanan menfi ve müspet, manevi zararlar ile denkleştirme tazminat istemlerine ilişkindir.Taraflar kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak kaydı ile aralarındaki sözleşmenin hangi şartlarda feshedilebileceğini düzenleyebilirler. Dava konusu uyuşmazlıkta da taraflar sözleşmenin nasıl feshedileceğini sözleşme hükümleri ile belirlemiş oldukları görülmüştür.Taraflar arasında dava dosyasında mevcut olan 10.12.2012 tarihli Ek Protokolün, 2.1. maddesinde; "ödeme planlarında belirlenen taksitlerden en sonuncusunun ödeme tarihinden itibaren 5 (beş) yıl süresince, Bayilik Sözleşmesi'ni tek taraflı olarak, haklı bir sebep olmaksızın fesih etmeyeceğini ve Ana Sözleşme eki Ek-1'deki bayilik bölgesini Bayi'nin gelir kaybına neden olacak biçimde değiştirmeyeceğini kabul ve beyan eder.” şeklinde hüküm yer almaktadır. Dava dosyasında mevcut olan 01.10.2015 tarihli sözleşmenin; madde 6 Süre: "İş bu sözleşme imzalandığı tarihten itibaren başlamak üzere, 5 yıllık süre için akd ve imza olunmuştur. Tarafların işbu sözleşmeden kaynaklanan hakları saklı kalmak üzere, sözleşmenin uzatılmasına tarafların yazılı mutabakatı ile karar verilmediği takdirde beş yılın sonunda herhangi bir ihbar ve ihtara gerek kalmaksızın sözleşme sona erer", madde 8 Fesih: 8.2 Şirket, 7 (Yedi) gün öncesinden yazılı olarak ihtar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisine de haizdir. Bu takdirde Bayi, sözleşmenin ilgili hükümleri uyarınca 30 (otuz) gün içinde Şirket ile hesap mutabakatı yapmak, aynı süre içinde gerek Şirket'e gerekse Son satıcılara olan borçlarını tasfiye etmekle yükümlüdür, madde 9.14. "İşbu sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte, taraflar arasında varsa daha önce akdedilmiş olan bayilik sözleşmesi geçersiz hale gelecektir. Ancak işbu sözleşmenin imzalanmış olması, tarafların geçersiz kılınan sözleşmeden kaynaklanan hak ve alacaklarını ortadan kaldırmayacağı gibi, Bayi'nin varsa Şirket'e olan borçlarının, yenilenmesi veya ertelenmesi anlamına da gelmez." hükümleri yer almaktadır.01.10.2015 tarihli sözleşmede ise şirkete, yedi gün öncesinde bildirmesi kaydıyla sözleşmeyi feshedebilme imkânı tanınmıştır. Bu nedenle 10.12.2012 tarihli protokolde yer alan hükümle çatışma hali söz konusu olmakla birlikte 01.10.2015 tarihli sözleşmenin 9.14 maddesinde “İşbu sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte, taraflar arasında varsa daha önce akdedilmiş olan bayilik sözleşmesi geçersiz hale gelecektir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme dayalı olarak davalının 01.10.2015 tarihli sözleşmeye dayanarak sözleşmeyi feshedebilme imkanının bulunduğunun kabulü gerektiği anlaşılmıştır.Buna göre taraflar arasındaki 01.10.2015 tarihli sözleşmede davalı şirkete, yedi gün öncesinde bildirmesi kaydıyla sözleşmeyi feshedebilme imkanı tanınmış olup davalı şirket tarafından davacı adına gönderilen Bakırköy ... Noterliği 28.11.2018 tarih ... yevmiye numaralı ihtarname ile 01.10.2015 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin ve tüm eklerinin işbu ihtarnamemizin muhataba tebliğinden itibaren en geç 30 gün sonra feshedileceği bildirildiği anlaşılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 18/2. (mülga 6762 sayılı TTK'nın 20/II.) maddesine göre her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bu ilke sözleşmenin imzası, ifası ve feshi aşamalarının hepsinde gözetilmesi gereken ilke olması nedeniyle davalılar tarafından , sözleşmenin davacı aleyhine hükümler içermesine rağmen bu durumu kabul eden tacir davacının sözleşme serbestisi ilkesi ile sözleşme hükmü nazara alındığında tazminat, bedel vb. herhangi bir talepte bulunamayacağı belirtilmiş ise de, imzalanmış sözleşmenin yürütümü sırasında da hukukun genel ilkelerinden olan TMK'nın 2. maddesi gereğince de, hak ve borçların kullanımı ve ifasında da iyiniyet kurallarına uyulması gerekmektedir. Bir hakkın sırf başkasını zarara sokacak şekilde kötüye kullanılmasını kanun himaye etmeyeceği uyuşmazlık konusu sözleşme hükmü bu açıdan değerlendirildiğinde bu sözleşme maddesinin davalı tarafa keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmediğinin kabulü gerektiği ( T.C. YARGITAY 11. Hukuk Dairesi 2017/755 esas 2019/116 karar sayılı vb. ilamlar) buna göre davalının savunmaları da nazara alınarak, sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı yönünde MK'nın 2. maddesi kapsamında mahkememizce değerlendirme yapılması gerektiği sonucuna ulaşılarak; Tüm dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporu hep birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında bayilik sözleşmesi akdedildiği, davalı, 01.10.2015 tarihli sözleşmeye dayanarak sözleşmeyi olağan fesih yolu ile feshederek ileriye etkili olarak sözleşme ilişkisini sona erdirdiği ,feshin sözleşmeye uygun olarak önceden ihbar edildiği anlaşılmış olup; somut olayda davalı tarafından sözleşmenin feshine yönelik mahkememize sunulan 18.02.2020 tarihli cevap dilekçesindeki savunmaları gözetildiğinde; davalı şirketin gazete, dergi, kitap gibi süreli ve süresiz yayınlar ile, bazı yayın dışı ürünlerin (“medya dışı ürün” olarak isimlendirilen, kağıt mendil, çakmak, pil gibi gündelik ihtiyaç malzemeleri) dağıtımı ve digital kontör satışı işleri ile iştigal eden bir şirket iken, 28/09/2018 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan karar doğrultusunda, faaliyet konusunu değiştirdiği ve dağıtım işinden tamamen çıktığı alınan bu karar sebebiyle, davacının da aralarında olduğu 164 bayi, 149 yayınevi, 127 nakliyeci, 46 Medya dışı ürün tedarikçisi ile imzalanan sözleşmelerini ve bunların dışında da başkaca sözleşmeleri fesih ettiği anlaşılmış akabinde davalı şirketin dağıtım işinden tamamen çıkmasından sonra ünvanının ve faaliyet konularının değiştirildiği ve ana sözleşmenin ilan edildiği dosya arasında bulunan 12.10.2018 tarihli ticaret sicil gazetesi suretinden anlaşılmış olup yine davalı savunmasında şirketin faaliyet konusunun keyfi olarak değiştirilmediği internet oratmının daha çok kişi tarafından ve daha yaygın olarak kullanılır hale gelmesiyle, yazılı basının son yıllarda büyük tiraj kaybı yaşadığı ve 2015 yılında davalı şirketin dağıtılan gazete ve dergilerin aylık ortalama 89,5 milyon net satış adeti varken bu adet, 2016 yılında 61,6 milyon adete, 2017 yılında 42,5 milyon adete ve 2018 yılında 34,4 milyon adete düşmüş olup, 4 yılda yaklaşık 62'lik bir satış kaybı yaşandığını Tirajların düşmesi ile birlikte, satış üzerinden komisyon alarak kazancını oluşturan davalı şirketin karları da aynı hızla düştüğünü ve bu nedenlerle dağıtım işinden çıkma kararı almak zorunda kaldığını ve dağıtım faaliyetine son verdiğini ve bu sebebe dayanarak yine sözleşmede belirlenen usule de uygun biçimde, sözleşmeyi fesih ettiğini bildirmiş olup buna göre ticari ve ekonomik sebeplerle meydana gelen hal sebebiyle feshin gerçekleştiği iddialarının gerek dosyaya sunulan bilgi ve belgeler ile delillerin incelenmesi gerekse ileri sürülen iddiaların mahkememizce haklı fesih sebebi olarak kabulünün gerektiği kanaatine varıldığından Davalı tarafın sözleşmeyi, 01.10.2015 tarihli sözleşmede yer alan fesih imkanına dayanarak sona erdirmesi nedeniyle sözleşmenin geçerli bir şekilde feshedildiği, dürüstlük kurallarına aykırılık olmadığı davacının talebinde haksız olduğu ve haklı fesih söz konusu olduğu kanaatine varılmakla; davacının tazminat talebine yer olmadığı anlaşılmakla; davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir...."gerekçesi ile, ''1-DAVANIN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;İlk derece mahkemesi davalı '... Şirketi' nin (...) müvekkil davacı bayiye yüklediği borçlar-yükümlülükler karşılığı verdiği yazılı taahhüt ile Bayilik Sözleşmesini belirli bir süre fesh etmeyeceği, yazılı yükümlülüğünü ve en son imzalanan 01.10.2015 tarihli Bayilik Sözleşmesinin 9.14. Maddesi 2. Cümle hükmünü ve müvekkilin yaptığı 4 Milyon TL 'lik yatırımları göz ardı ederek, tek taraflı davalının fesih imkanına dayanarak Bayilik Sözleşmesini iştigal konusu değişikliği yaptığı için sona erdirmesini ve davalının (... grubun) 1.1.MİLYAR DOLAR verip (eski sahibi ... Holding grubundan) satın aldığı 30 yıllık Yaysat işini sadece 7 ay sonra tamamen kapatmasını haklı fesih kabul ettiğini; adalet, vicdan, ticari örf adetlere ve yasalara aykırı olarak davalarını tamamen reddettiğini, Yerel Mahkemenin belirttikleri hususlarda araştırma yapmaksızın, gerekçesini bir hukuki ve ticari temele dayandırmaksızın ve resen nazara alınacak hususlarda dahil hatalı, hukuk, adalet ve gerçeğe aykırı bir karar verdiğini, davalının müvekkil bayiye karşı kullanabileceği tek taraflı fesih yetkisi olmadığını aksine davalı müvekkile karşı 2022 yılı Ekim sonuna kadar bayilik sözleşmesinin devamını taahhüt ettiğini, haklı bir fesihten asla bahsedilemeyeceğini, müvekkili ile davalı arasında ticari ilişkinin 01 Temmuz 1995 tarihinde başladığını, müvekkilinin o tarihten feshe kadar yaklaşık 24 yıl davalının Fenerbahçe Kadıköy bölge başbayisi olduğunu, davalı ...; müvekkil davacı bayiye daha çok kazandırma vaadi ile ayrıca müvekkilin davalıya bağımlı olma zaruriyetinden de faydalanarak '10.12.2012 tarihli Ek Protokol' ile müvekkilden 350.523-TL (Günümüzdeki alım güçü değeri ise 4.000.000-TL) alması karşılığında müvekkilin hem bayisini genişletmeyi hem de bayilik ilişkisini belli bir süre fesh etmemeyi taahhüt ettiğini, bu paranın üçüncü kişi eski bayilerinin davalı şirkete olan borcu olduğunu, bu ek protokol gereği müvekkil bu parayı davalıya 5 yılda (2017 yılı Ekim sonuna kadar) ödeyecek karşılığında ise Davalı ...'ın müvekkilin hem bayi bölgesini genişleterek işini artırmayı hem de bu borçları ödemesinin tamamlanmasından itibaren en az 5 Yıl daha (2022 yılı Ekim sonuna kadar) Bayilik Sözleşmesini haklı bir neden olmaksızın fesih etmemeyi müvekkile taahhüt ettiğini, müvekkilinin Ekim 2017 tarihine kadar davalı şirkete ödemeler yapmayı taahhüt ederken, davalının ise "ödeme planlarında belirlenen taksitlerden en sonuncusunun ödeme tarihinden itibaren 5 (beş) yıl süresince olduğunu Bayilik Sözleşmesi'ni tek taraflı olarak, haklı sebep olmaksızın fesih etmeyeceğini ve Ana Sözleşme eki Ek 1 deki bayilik bölgesini Bayi'nin gelir kaybına neden olacak biçimde değiştirmeyeceğini kabul ve beyan eder" taahhüdünde bulunduğunu, tüm dava ve taleplerinin bu gerçeğe ve davalı ...'ın müvekkilden tahsil ettiği milyonlarca lira karşılığı verdiği bu yazılı yükümlülüğüne dayandığını, davalının feshinin haklı olmadığını, davalının ise tüm savunmasını; taraflar arasında bu ek protokol imza edilirken 2010 tarihli Bayilik Sözleşmesinin var olduğundan, 10.12.2012 tarihli ek Protokolün buna bağlı olduğu ve 01.10.2015 tarihli Bayilik Sözleşme ile (özellikle 9.14 madde gereği) artık 10.12.2012 tarihli Ek Protokol'deki yükümlülük ve taahhüdünün de artık hükümsüz olduğunu, şirketin iştigal konusunu değiştirdiği için de Sözleşmede olağanüstü fesih hakkını kullandığını, bu iddianın yersiz olduğunu, Yerel Mahkeme'nin 01.10.2015 tarihli Bayilik Sözleşmesi 9.14. Maddesi 2. Cümle hükmü yokmuş gibi ve müvekkilin 2015 tarihinden sonrada ödediği 2012 tarihli protokoldeki ödemelerini yokmuş gibi karar verdiğini, 01.10.215 tarihli bayi sözleşmesinin 9.14 maddesi ile ''Tarafların, geçersiz kılınan sözleşmeden kaynaklanan hak ve alacaklarının kaldırmayacağı '' hususunda mutabık olduklarını, Yerel Mahkeme'nin, 01.10.2015 tarihli Bayilik Sözleşmesi'nin 9.14. maddesinin 2. cümlesi gereğince; müvekkilin "Bayilik Anlaşmasına 20 Ekim 2022'ye Kadar Devam Etme Hakkı" nın 01.10.2015 tarihli Sözleşme tarafından ortadan kaldırılmadığı hukuki gerçeğine gözünü kapattığını, Yerel mahkemenin ve bilirkişinin 12.10.2012 tarihli ek protokol ile müvekkile davalı şirket tarafından verilen taahhüt ve 01.10.2015 yılında yapılan bayilik sözleşmesi 9.14 madde de tarafların önceki sözleşmelerindeki haklarının devam ettiği hususunun dikkate alınmadan davanın reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Davalının sözleşmeyi haklı nedenle fesh ettiğinin kabul edilemeyeceğini, mahkemenin bu kanaatinin hukuka, olaya, ticari hayatın gerçeklerine ve adalete aykırı olduğunu, karşılıklı edim yükleyen bayilik Sözleşmesinde davalı ... 'ın haklı bir nedenle sözleşmeyi fesh etmesi için 'çekilmez bir halin varlığı' tartışmasız olmalı olduğunu, davalı ... 'ı satın alan ... şirketi bir medya devi olup esas amacı kendi medya yayınlarını dağıtmakta olduğunu, bu nedenle bu davalı şirketi fesihten sadece birkaç ay önce ... Grubundan 1.1 Milyar Dolar vererek bu şirketi satın aldığını, bu parayı veren ..., 7 ay önce şirketin zarar ettiğini bilerek aldığını, neden Mayıs 2018'de satın alıp Kasım 2018'de işi sonlandırmış olduğunu, davalının zarar ettiği için iştigal konusunu değiştirmesini haklı fesih kabul etmenin mümkün olmadığını, medya gücünün ülkeyi yöneten güçlerden birisi olduğunu, davalının kendi genel kurul kararı ile hiçbir yasal veya ekonomik zorlama da olmadan ve yeni satın aldığı şirkete çivi çakmadan, hiçbir işi iyileştirmeden ve çaba göstermeden dağıtım sektöründen çıktığını ve faaliyetini değiştirdiğini, davalının yeni sermayederinin ... Grubu 1.1 milyar doları medya dağıtım işini kapatmak için verdiğini, bu keyfi kararın ve bu fesih yolu ve zamanlamasının müvekkili için haklı görülemeyeceğini, bilirkişi kök ve ek raporu ile de sözleşmenin haklı sebeple feshedilmediği sonucuna varıldığını, bu sektörün kar getirmediği iddiasının olağan hayata uymadığının en büyük ispatının bu sektörde yeni kurulmuş olan... firması olduğunu, kaldı ki davalı şirketin ...n grubunun Medya Sektöründen ( 2011 yılında Milliyet ve ... Gazetesi ve sonrasında ... Gazetesi, ..., ..., ...gazeteleri ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... kanalları ) sahibi olduğu birçok basılı yayın organlarının dağıtımının yapılması ...'ın kar elde etmesinden daha önemli bir durum olduğunu, zaten medya sektörünün amacının para kazanmaktan daha fazlası olduğunu, ... firmasının ise bu sektöre yeni giriyor ve milyar TL' ler yatırıyor olması sektörün kazançsız olmadığının ispatı olduğunu, davalının bu fesih ile rekabet hukukunu ihlal etmiş olmasının ortada haklı bir fesih olmadığının bir diğer ispatı olduğunu, bu fesih ile davalının hukuka aykırı olarak, rekabet hukukunu ihlal ederek tekel piyasa oluşmasını kasten sağladığını,Davalı ... 'ın kendisi için çekilmez hale getiren haklı bir sebep olmadığını aksine karar keyfi, başka çıkar ve kazançlar için alındığını, mali yapının geçici bozukluklarında veya ülkedeki ekonomik koşullardan ileri gelen ve uzun vadede sözleşmeyi etkilemeyecek koşulların ortaya çıkması durumunda, sebebin sözleşmeyi sona erdireceğini iddia etmenin TMK. m. 2’ 'Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz' ye göre aykırılık teşkil edebileceğini, fesih için geçerli bir sebebin bildirilmediğini, Müvekkile yüklenen bir kusur olmadığını, davalının müvekkilden kaynaklanan bir haklı fesih iddiasının dahi olmadığını, TBK Madde 112 .gereği fesh eden Davalı ... "Kendisine Hiçbir Kusur Yüklenemeyeceğini ispat Etmedikçe" müvekillinin zararlarını gidermesi gerektiğini, TBK Madde 112 ''Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.'Davalının 6102 sayılı TTK madde 121 'de düzenlenmiş olan olağan fesih hakkının sınırsız bir hak olup olmadığının ve dava konusu olayda bu hakkın 4721 sayılı TMK madde 2 ve 3'de düzenlenmiş olan iyiniyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanmadığını,İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2019/724 Esas, 2021/314 K, T. 7/4/2021 kararı ile Davalı ...t'ın bayilikleri feshetmesinin; olağan fesih hakkını kötüye kullanmış olduğunu ispatladığını, bu emsal kararda davalı taraf... ve davacının ise kar kaybı isteyen bir bayi olduğunu,Davalının vaad ve inanç ile müvekkilin girdiği ekonomik yük ve yatırımları mahkemenin yok olarak gördüğünü, dolayısıyla menfi tazminat talebinin hukuki ve haklı demek olduğunu,Olağan fesih hakkının iki tarafa tanınmadığını, keyfi bir uygulama olduğunu, olağan fesih halinde taraflar belirli bir sebebe dayanmaksızın sözleşmeyi sonra erdirebileceklerini, ancak herhangi bir sebebe dayanılmadan sözleşmeyi sona erdirebilme imkanının keyfi durumlara yol açabileceğinden, olağan sebeple feshin sınırlarının belirlenmesi gerektiğini, öncelikle olağan fesih hakkının her iki tarafa da tanınmış olması gerektiğini, ayrıca sadece davalı şirkete verilen tek taraflı fesih yetkisi, TBK 28. Maddesi kapsamında sözleşmedeki olağan fesih maddesinin butlan ve açık orantısızlık nedeniyle yok hükmünde olması gerektiğini, bu nedenle davalı şirketin tek taraflı fesih hakkı dikkate alınmaması ve haklı neden kabul edilmemesi gerektiğini, ayrıca olağan fesih kanunda ya da sözleşmede belirtilen usule ve sürelere uygun ve makul süre sonrası için gerçekleştirilmiş olması gerektiğini, ayrıca sözleşmenin feshinin hakkın kötüye kullanılması yasağını ihlal eder nitelikte olmaması gerektiğini bu koşulların gerçekleşmesi halinde feshin geçerli olacağının kabulü gerektiğini, bu noktada "keyfilik" ve " hakkın kötüye kullanımı" hususlarında inceleme yapılmasının da gerekmekte olduğunu, somut olayda 30 gün süre verildiğini, ticari hayatta 30 gün çok kısa ve yapılan işin süreli yayınları dağıtma işi olduğundan ve taraflar arasındaki bu iş 20 yıldır devam ettiğinden; müvekkil açısından hazırlanabilme planlama ve proje üretme açısından çok kısa bir süredir olduğunu, zaten daha önce izah ettiklerini ve davalının da inkar ettiği üzere 30 gün geçmesine rağmen de işin devam ettiğini ve davalı müvekkile ayrıca ücret ödemeleri de yaptığını, Müvekkilinin tazminat kalemi olarak; karşılanmayan yatırım maliyetinden kaynaklanan talepleri incelenmesi gerektiğini, müvekkil davacının yeni bir sözleşme kurulacağı inancı ile sözleşme kurulmasını temini, bayilik alanının ve gelirlerinin büyümesinin temini ve bayilik süresinin belli bir süre devam edeceğini ( 5 yıl borçları ödediği süre ve devamında 5 yıl olarak Bayilik işinin 2012 de itibaren toplam 10 yıl devam edeceğini) garanti altına almak için yaptığı masraflar, bu ödediği başka kişilerin davalıya olan borçları bulunduğu halde yerel mahkemenin sözleşmede olağan fesih maddesi var ve davalının işi bırakmasının da haklı gerekçedir diyerek hükme varmasının kabul edilemeyeceğini, mağdur olan müvekkilin zararının giderilmesi gerektiğini,Müvekkilinin portföy tazminatı talebinin de haklı olduğunu, somut olaya bakıldığında ise müvekkilinin tek satıcı ve bölgesel olarak münhasırlık taşıyan bir iş yapmakta olduğunu, bu nedenle müvekkilin portföy tazminatı talebinin de haklı olduğunu,Müvekkilinin yaptığı yatırımın, 24 yıllık ticari ilişkinin bu şekilde sonlandırılmasının, sözleşmenin orantısız fesih, müvekkilin hiçbir kusur atfedilemeksizin sözleşmenin sona erdirilmesinin, sözleşmenin ani, sebepsiz ve 24 yıllık bir iş için makul olmayan bir süre öncesinde sözleşmenin feshi ile müvekkilin kaybettiği ticari itibar nedeniyle davalı manevi tazminat ödemesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; taraflar arasında akdedilen 01/10/2015 tarihli "Bayilik Sözleşmesi"nin davalı tarafından haksız feshedildiği iddiasıyla denkleştirme tazminatı, uğranıldığı iddia edilen müspet ve menfi zarar ile manevi zararın davalıdan tahsili talebine ilişkindir.Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasındaki ticari ilişkinin 1995 yılından itibaren başladığı ve taraflar arasında 01/10/2010 tarihli "Bayilik Sözleşmesi", 01/10/2012 tarihli dava dışı bayilerin davalıya olan borçlarının davacı tarafından borca katılan olarak üstlendiği "Borca Katılma Sözleşmeleri", 01/10/2010 tarihli "Bayilik Sözleşmesi"ne ek olarak yapılan 10/12/2012 tarihli "Ek Protokol" ve en son 01/10/2015 tarihli "Bayilik Sözleşmesi"nin akdedildiği, sözleşmenin konusunun davalı şirketin dağıtımını üstlendiği yayınlar ile medya dışı ürünlerin okur kitlesine ve nihai tüketiciye istenilen zamanda istenilen miktarda ve düzenli olarak ulaştırılmasını sağlamak amacıyla sözleşmede belirlenen coğrafi alanda dağıtım, pazarlama ve satış yetkisinin bayiye verilmesinin oluşturduğu, davalı tarafından davacıya gönderilen Bakırköy ... Noterliği'nin 28/11/2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı şirketin 28/09/2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan karar gereği faaliyet konusunun değişmesi, dağıtım, satış ve pazarlama faaliyetlerini sonlandırması sebebiyle sözleşmenin 8.2 maddesine dayalı olarak olağan fesih yoluyla feshedildiğinin bildirildiği anlaşılmıştır.Davacı tarafından taraflar arasında akdedilen 01/10/2010 tarihli "Bayilik Sözleşmesi"ne ek olarak yapılan 10/12/2012 tarihli "Ek Protokol"ün 2.1 maddesindeki " ...'nin, Ana Sözleşmede belirlenen tüm borç ve yükümlülüklerine ve ilaveten,..., ....ŞTİ. arasında imzalanan 01/10/2012 tarihli Borca Katılma Sözleşmesi ile ..., ... ŞTİ.arasında imzalanan 01/10/2012 tarihli Borca Katılma Sözleşmesindeki (her iki Borca Katılma Sözleşmesi birlikte kısaca “Borca Katılma Sözleşmeleri” olarak anılacaktır) tüm borç ve yükümlülüklerine, özellikle, Borca Katılma Sözleşmeleri eki Ek-1 deki ödeme planlarına eksiksiz ve kusursuz olarak uyması kayıt ve şartıyla ..., Borca Katılma Sözleşmeleri eki Ek-) ödeme planlarında belirlenen taksitlerden en sonuncusunun ödeme tarihinden itibaren 5 (beş) yıl süresince, Bayilik Sözleşmesi'ni tek taraflı olarak, haklı bir sebep olmaksızın feshetmeyeceğini ve Ana Sözleşme eki EK-1 deki bayilik bölgesini ...'nin gelir kaybına neden olacak biçimde değiştirmeyeceğini kabul ve beyan eder." hükmü ve 01/10/2015 tarihli "Bayilik Sözleşmesi"nin 9.14. Maddesindeki "İşbu sözleşmenin yürürlüğe girdiği tarihte, laraflar arasında varsa daha önce akdedilmiş olan Bayilik sözleşmesi geçersiz hale gelecektir. Ancak işbu sözleşmenin imzalanmış olması, tarafların, geçersiz kılınan sözleşmeden kaynaklanan hak ve alacaklarını orladan kaldırmayacağı gibi, ...'nin varsa ŞİRKET'e olan borçlarının, yenilenmesi veya ertelenmesi anlamına da gelmez." hükmü uyarınca davalının taraflar arasındaki sözleşmeyi son ödeme tarihi dikkate alındığında 20/10/2022 tarihinden önce feshetmemeyi taahhüt ettiğini, buna rağmen geçerli bir sebep olmaksızın sözleşmeyi süresinden önce feshederek davacının zarara uğradığını ileri sürmüştür. Ancak taraflar arasındaki 01/10/2015 tarihli "Bayilik Sözleşmesi"nin 8.2 maddesindeki "ŞİRKET, 7 (yedi) gün öncesinden yazılı olarak ihbar etmek kaydıyla dilediği zaman sözleşmeyi tek taraflı ve tazminatsız olarak fesih yetkisini de haizdir. Bu takdirde BAYİ, sözleşmenin ilgili hükümleri uyarınca 30 (otuz) gün içinde ŞİRKET ile hesap mutabakatı yapmak, aynı süre içinde gerek ŞİRKET'e gerekse Son Satıcılara olan borçlarını tasfiye etmekle yükümlüdür." hükmü uyarınca davalıya tanınan tek taraflı ve tazminatsız olağan fesih hakkı uyarınca hükümde belirtilen süreye uyulmak suretiyle sözleşmeyi feshettiği, sözleşme maddelerinin ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesi ve davacı tarafından söz konusu sözleşme hükümlerinin itirazsız olarak kabul edilerek ticari ilişkinin uzunca süre devam ettirilmesi, davacının söz konusu iş kolunda uzman oluşu ve basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü dikkate alındığında sözleşme hükmünün tek taraflı olarak sadece davalıya fesih hakkı tanımasının haksız ve orantısız olduğunun ileri sürülemeyeceği, yine Ek Protokol"ün 2.1 maddesindeki düzenlemenin maddede belirtilen sürede davalı tarafından sözleşmenin haksız olarak feshedilmeyeceğini öngördüğü, oysa davalı tarafından olağan fesih yolu ile sözleşme hükmüne uygun olarak sözleşmenin feshedildiği, yine internet kullanımının artması ve yazılı basına olan ilgisinin azalması sebebiyle davalı şirketin 28/09/2018 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan karar gereği faaliyet konusunun değişmesi, dağıtım, satış ve pazarlama faaliyetlerini sonlandırması sebebiyle davacının da aralarında bulunduğu bir çok bayi, yayın evi, nakliyeci, medya dışı ürün tedarikçisi ile sözleşmelerin feshedildiği, davalının iştigal konusu olmaktan çıkan bir konuda mevcut sözleşmelerin devamının davalının menfaatine olmadığı gibi sözleşmenin konusunun gerçekleştirilmesinin de imkansız olduğu gözetildiğinde sözleşmenin haksız olarak feshedildiğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla Ek Protokol"ün 2.1 maddesindeki taahhüdün ihlalinin söz konusu da olmadığı, davacı tarafından davalının sözleşmeyi kötü niyetli olarak davacıyı zarara uğratma kastı ile ve haksız rekabet teşkil edecek şekilde feshettiğine dair dosyaya somut bir delil sunulmadığı, davalının seçmiş olduğu iştigal konusunu değiştirip değiştirmemekte özgür iradeye sahip olduğu, davalıyı seçtiği bir iştigal alanında sürekli bir şekilde kalmaya zorlanmasının mümkün olmadığı, bu sebeple iştigal alanını değiştirmesinin zorunlu olup olmadığının araştırılmasının sonuca etkisinin bulunmadığı, bununla birlikte karlılık oranının azalmasına ilişkin verileri dosyaya sunduğu, yine davacının kendi özgür iradesi ile yaptığı sözleşme ve protokoller uyarınca yükümlülük altına girdiği gibi karşılığında gelir elde ettiği, bu hususunda tek başında sözleşmenin haksız olarak feshedildiğini göstermediği, sözleşmenin 8.2 maddesine dayalı olarak olağan fesih yoluyla sona ermesi nedeniyle sözleşme hükmüne göre davacının tazminat talebinde bulunamayacağı, sözleşme davacının kusuru ile feshedilmemiş ise de davalının faaliyet konusunu değiştirdiği ve dağıtım işinden çıktığı dikkate alındığında davacı satıcının müşteri çevresinden sözleşmenin fesih tarihi itibarıyla bir menfaat sağlayamayacağı ve denkleştirme tazminatı koşullarının da oluşmadığı, sözleşmeye uygun olarak fesih sebebiyle davacının itibarının sarsılmasından ve manevi zarara uğradığından söz edilemeyeceği dikkate alındığında Mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetli olup, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye 552,10 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı bulunması halinde karar kesinleştiğinde avansı yatıran tarafa iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 12/02/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.