İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle : müvekkili ile davalılardan ... 16/01/2014 tarihinde ekli ticaret sicil gazetesinde inşaat alanında faaliyet göstermek üzere ...'ni kurmuş olduğunu, şirket'in 400,0…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1640 KARAR NO : 2025/1988 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 02/07/2025 NUMARASI : 2024/506 Esas - 2025/601 Karar DAVA: Alacak (Taşınmaz Alım-Satımı Kaynaklı) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle : müvekkili ile davalılardan ... 16/01/2014 tarihinde ekli ticaret sicil gazetesinde inşaat alanında faaliyet göstermek üzere ...'ni kurmuş olduğunu, şirket'in 400,000,00 TL sermaye ile kurulduğunu, şirket müdürü olarak davalı ... seçildiğini, müvekkili ve ... her biri şirketin yüzde 50 ortağı olduğunu, 400,000,00 TL sermayenin müvekkili payına düşen 200,000,00 TL'sinin müvekkili tarafından 250,000,00 TL olarak ödendiğini, davalı ... ise payına düşen 200,000,00 TL'yi önce şirket hesabına yatırdığını, daha sonra ise kendisine ait Yiğitler Kuyumculuk Sanayi Ticaret Limited Şirketi hesabına aktardığını, müvekkilinin şirkete koymuş olduğu 250,000,00 TL ile şirket, faaliyetine başladığını, toplam yıllar içerisinde şirket, 6 farklı kat karşılığı inşaat yaptığını, davalı ..., yapılan 6 farklı inşaata rağmen müvekkiline yıllar boyunca hiç bir kar payı ödemesi yapmadığını, davacının dava açmaya karar verdiğini, bunu öğrenen şirket müdürü davalı ..., dava açılmadan 2 gün önce ... yapı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı İstanbul İli, Pendik İlçesi, Esenyalı Mah. ... pafta, ... Ada,1 Parselde kayıtlı zemin kat 6 numaralı bağımsız bölümü, eşi...'e, ...'ten de, ...'in kız kardeşinin kızı ...ye muvazaalı olarak devredildiğini, müvekkilinin ortaklıktan çıkmak için İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/387 E sayılı dosyasıyla ortaklıktan çıkmak üzere dava açarken şirketin adına kayıtlı 3 taşınmaza da tedbir konulmasını istediğini, mahkemece 3 taşınmaza tedbir konulduğunu, dosya kesinleşmediği için tedbirin kalkmadığını, bu tedbirin kalkması üzerine kalan 3 bağımsız bölümden İstanbul İli, Kartal İlçesi, 1.Bölge Bucağı, Bağlarbaşı Köyü, Bağlarbaşı Mevkii, 3.. Parselde kayıtlı zemin kat dükkan, müvekkilinin yüzde 50 ortağı olduğu, davalı ... adına kayıtlı iken, şirket müdürü diğer yüzde 50 ortak ... tarafından ...'in halasının oğlu...'a muvazaalı olarak devrettiğini, bununla alakalı dava açıldığını, diğer kalan 2 bağımsız bölüm ise dava konusu 2 bağımsız bölüm olduğunu, tedbirin kalkması üzerine her iki bağımsız bölüm, ... tarafından 3.kişilere satıldığını, dava konusu taşınmazların ve diğer taşınmazların gerçek satış bedelinin şirket kayıtlarına geçmediği müvekkili tarafından bilinmekte olduğunu, Kartal 21.Noterliğince onaylanan taahhütname ve şirket müdürü sıfatıyla davalı ...'in müvekkiline vermiş olduğu 07/08/2014 tarih, ... yevmiye numaralı , 6 inşaatın 5'i bizzat her ince ayrıntısına kadar müvekkili tarafından inşaa edildiğini, müvekkili rayiç bedel üzerinden tapuda bedel gösterildiğini, davalının bazı bedelleri elden aldığı bilindiğini, taşınmazın gerçek bedelinin tespit edilip, bu bedel üzerinden şirket hesabına bedelin yatıp yatmadığı hususunun araştırılması gerektiğini, satılan 2 adet bağımsız bölüm bedelinin şirket hesabına yatırılıp yatırılmadığı, yatırılmışsa rayiç bedel üzerinden mi, gerçek bedel üzerinden mi yatırıldığı hususu araştırılması gerektiği , bu bedellerden paylarına düşen kısmın taraflarına ödenmesini ve uğranılan zararın tazminini talep ettiklerini, taşınmazların gerçek bedellerinin tespiti ile, gerçek bedellerinin şirket hesabına davalı ... tarafından ödenmesine, satışlardan payına düşen kısmın davalılar tarafından, şimdilik fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla her bir taşınmaz için tarafımıza faiziyle birlikte 500,00 'er TL olarak ödenmesine, şirket hesaplarına gerçek değer yansıtılmamışsa gerçek bedelin davalı gerçek kişi tarafından şirkete ödenmesine ve satışlardan paylarına düşen alacağın şimdilik fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla her bir taşınmaz için t davalılar tarafından faiziyle birlikte 500,00 'er TL olarak ödenmesine, mahrum kalınan zararların tespiti ile gerçek kişi davalıdan zararın oluştuğu tarihten itibaren faiziyle birlikte şimdilik fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 500,00 TL'sinin tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu taşınmaz satışları ile davacının satışları öğrendiği tarihten itibaren iki yıl geçmiş olması sebebiyle dava zaman aşımına uğradığından davanın esasa girilmeden usulden reddi gerektiğini, davacı tarafından İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 30.09.2020 Tarih, 2019/387 Esas, 2020/420 Karar Sayılı dosyasıyla kâr payının dağıtılmaması nedeniyle TTK madde 636/3 maddesine dayanarak şirket ortaklığından çıkmayı, kabul görmemesi halinde TTK madde 643 ve 644. Maddeleri uyarınca şirketin feshi ve tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava ettiği , Yerel Mahkeme' nin 30.09.2020 tarihli kararı '' ...Davacı tarafından ileri sürülen olgulara ilişkin deliller bilirkişi tarafından incelenmiştir. Dosya kapsamında yer alan belgeler incelendiğinde; her ne kadar davacı kar payı dağıtılmadığından bahisle ortaklıktan çıkmayı talep etmiş olsa da ana sözleşmenin incelenmesinde ve yukarıda açıklanan sözleşme hükümlerine göre ayrılması gereken yedek akçeler nazara alındığında şirket tarafından yukarıda açıklanan işlemlerin kanuna ve ana sözleşmeye aykırılık taşımadığı yedek akçeler ayrılmadıkça kar dağıtımına karar verilemeyeceği, davalı şirketin dava dışı diğer ortak tarafından kötü yönetildiğine ilişkin somut deliller sunulmadığı, şirketin mal varlığı faaliyet alanı ve borçları nazara alındığında bu aşamada kar payı dağıtılmamasının ana sözleşme ve kanuna aykırılık teşkil etmediği, sadece kar payı dağıtılmamasının doğrudan şirketten çıkmak için haklı neden oluşturmayacağı şirketin fesih ve tasfiyesini gerektiren bir durum tespit edilemediği.. '' gerekçesiyle dava reddedilmiş olduğunu, davacı huzurdaki davayla birlikte diğer mahkemenin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 30.09.2020 Tarih, 2019/387 Esas, 2020/420 Karar Sayılı dosyasıyla aynı dava ikamet ettiğini, dava konusu ilk dava dosyasında incelendiğini, aynı konudan dolayı dava açılmayacağını, davanın konusu ve tarafları aynı olduğunu, limited şirketlerin kar payının dağıtılmasına ilişkin hükümleri TTK 608 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup kar payının nasıl dağıtılacağına ilişkin usul, gerek TTK gerekse müvekkil şirketin ana sözleşmesinde sabit olduğunu, davacının resmi olarak kar payı dağıtılmasına ilişkin usulüne uygun bir talebi olmadığını, davacı şirketin Ortaklar Kurulu' na karşı kar dağıtımına ilişkin olarak sözlü ve yazılı beyanda bulunmadığını, bu konuda geçmişte hiçbir tasarrufu olmadığını, ticari olarak iş ve işlemlere ilişkin davacıya ait bir talep olmadığını, bu konuda ilk davada şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapıldığını, davacının davası reddedildiğini, müvekkili şirketin ticari kayıtları incelendiğinde davacı tarafından açılan ilk dava dosyasında da sabit olduğu üzere kar payı dağıtılmasına ilişkin şartların oluşmadığı anlaşılacak olduğunu, bu konuda mahkeme tarafından oluşturulacak ara karar ile bilirkişi atanması halinde yapılacak incelemede kar payı dağıtılmasına ilişkin yasal şartların oluşmadığı, davacının da bu konuda sözlü ve yazılı bir beyanı olmadığı anlaşılacak olduğunu, kar payı talebine karşılık zaman aşımı itirazında bulunduklarını, ilk dava dosyasının istinaf incelemesi neticesinde davacının istinaf talebi esastan reddolunmuş olduğunu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi' nin 18.01.2024 Tarih, 2020/2224 Esas, 2024/51 Karar sayılı ilamında '' Davacı tarafından ileri sürülen olguların incelenmesinde; kar payı dağıtılmamış olmasının ortaklıktan çıkmayı gerektirir bir sebep olmadığı, bu husustaki talebin genel kurulda görüşülüp karara bağlanabileceği ve aksi bir genel kurul kararı çıkması halinde kararın iptali davası açılarak sorunun hukuken çözüm imkanı bulunduğu, ayrıca davalı şirketin ana sözleşme hükümlerine göre ayrılması gereken yedek akçeler ile elde edilen kar miktarı nazara alındığında kar payı dağıtılmamış olmasının haklı bir sebep oluşturmadığı anlaşılmaktadır... '' şeklinde olduğunu, davacının iddialarının gerçekleri yansıtmadığı, kar payı dağıtılmasına ilişkin usulüne uygun bir talebin söz konusu olmadığı, şirketin ticari defter ve kayıtlarının incelendiği ve davacıyı haklı gören herhangi bir usulsüzlük görülmediği sabit olduğunu, davacı dava dilekçesinde, müvekkili şirkete %50 ortağı olduğu ve müvekkili ...'in %50 ortağı olduğu, davacının 200.000,00 TL sermaye borcunu 250.000,00 TL olarak ödediğini, müvekkil ...' in 200.000,00 TL sermaye borcunu şirket hesabına yatırdığını daha sonra kendisine ait dava dışı ... Sanayi Ticaret Limited Şirketi hesabına aktardığını, müvekkili şirketin 6 farklı kat karşılığı inşaat yaptığını, İstanbul İli, Pendik İlçesi, Esenyalı Mah, ... Pafta, ... Ada, 1 Parselde kayıtlı zemin kat 6 numaralı bağımsız bölümü muvazaalı olarak devredildiğini, İstanbul İli, Kartal İlçesi, 1. Bölge Bucağı, Bağlarbaşı Köyü, Bağlarbaşı Mevkii, ... Parselde kayıtlı zemin kat dükkanın muvazaalı olarak devredildiğini, dava konusu 2 bağımsız bölümün 3. kişilere satış yapıldığını ve satılan taşınmazların gerçek satış bedellerinin yansıtılmadığını iddia ettiğini, söz konusu iddiaların asılsız olduğunu, müvekkili şirkete ortak olması hesabi ile şirketin mevcut yasal işlemlerinden kendisine haksız yarar sağlamaya çalıştığını, davacının bu yöndeki iddiası net şekilde kötü niyetli olarak işbu davayı açtığını göstermekte olduğunu, davacının huzurdaki davayı açmada hukuki yararı bulunmadığını, öncelikle taraflarınca yapılan usule itiraz nedeniyle davanın usulden reddine, taraflarınca yapılan beyanlarının kabulüne, haksız ve mesnetsiz açılan davanın esastan reddi ile yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ... Görüleceği üzere talepler iki kısımdan oluşmakta olup, birincisi satışı yapılan iki adet taşınmazın gerçek bedelin tespiti, diğeri, gerçek bedelin tespitinden sonra kendisine düşen payın ödenmesi şeklindedir. Davacının taşınmazların değerinin tespiti ile bedellerinin şirkete ödenip ödenmediğinin tespitinin mahkeme eliyle gerçekleştirilmeye çalışıldığı oysa davacının davalı şirket ortağı olarak, dava öncesinde ortaklığa bağlı haklarından TTK 614.maddesinde düzenlenen bilgi alma ve inceleme hakkını kullanabileceği, bu hakkını kullanmak suretiyle elde edeceği bilgiler çerçevesinde eda davası açarak dava dilekçesindeki taleplerini ileri sürebileceği, bu nedenle mahkemeyi araç kılarak öncesinde başvuracağı yolları tüketmeden dava konusu taşınmazların gerçek değeri ile satış bedellerinin şirkete ödenip ödenmediğine yönelik tespit talebinde bulunmasında hukuki yararının bulunmadığı, dosya kapsamına göre davacının bilgi alma ve incele hakkını kullanmaya yönelik bir girişiminin bulunmadığı, bu nedenle taşınmazın satış bedellerinin şirkete ödenip ödenmediğinin ve buna bağlı olarak ödenmemişse şirkete ödenmesinin sağlanmasına yönelik talebinin yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer talebi olan söz konusu taşınmazların satışından payına düşen alacağın ödenmesi talebi ise nitelik olarak kar payı ödenmesi talebidir. Davacının hissedarı olduğu şirket limited şirkettir. Sermaye şirketlerinin kuruluşunda temel amaç kâr elde etmek ve nihayetinde bu kârı ortaklara dağıtmaktır. Davalı şirket bir limited şirket olup TTK'nın 616/1-e düzenlemesine göre, genel kurul kâr payı hakkında karar verme yetkisine sahiptir. ...şirketin kâr etmiş olması, ortakların kâr payını talep etmesi için yeterli değildir. Ayrıca genel kurulun kâr payı dağıtımına ilişkin karar alması gerekir. Kârın dağıtılmasına karar verme yetkisi münhasıran şirket genel kuruluna ait olup dosyada, şirket genel kurulu tarafından kâr payı dağıtımına dair herhangi bir kararın mevcut olmadığı, bu durumda bu talebininde dosya kapsamına uygun olmadığı anlaşılmıştır. Sonuç olarak yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, dava konusu taşınmazların satış bedellerinin ve bu bedellerin şirkete ödenip ödenmediğinin tespitinin, paydaşlığa bağlı kanundan doğan hakların şirkete doğrudan başvuru suretiyle tüketilmeden dava yoluyla istenmesinde hukuki yararın bulunmadığı gibi, bu taşınmazların satış bedellerinin kendisine ödenmesi talebinin kar payı talebi niteliğinde olması ve bu konuda şirket genel kurulunca karar alınması gerekmesi nedeniyle yerinde olmadığı kanaatine ulaşılmakla davanın reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hukuki yarar yokluğu tespitinin hatalı olduğunu, talebin, soyut bir tespit değil; taşınmaz satış bedellerinin şirket hesabına ödenip ödenmediğinin belirlenmesi ve payına düşen alacağın tahsili olduğunu, mahkemenin “hukuki yarar yok” gerekçesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu taleplerin kar payı olmadığını, şirkete aktarılan bedellerin tespiti ve paya düşen alacağın ödenmesi talebi olduğunu, derdestlik ve zamanaşımı itirazlarının yerinde olmadığını, mahkemenin de bunları reddettiğini, ancak buna rağmen esasa geçip hatalı şekilde davayı reddettiğini, davanın, önceki 2019/387 E. dosyasından tamamen farklı niteliktedir (o dava ortaklıktan çıkma ve o tarihte mevcut kar payının ödenmesi davasıdır) olduğunu, haksız şekilde hükmedilen vekalet ücretinin kaldırılmalısı gerektiğini, davanın niteliğine göre nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini, vekalet ücretinin maktu değil, nispi oran üzerinden, davanın parasal değerine göre belirlenmesi gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava; davalı şirket adına kayıtlı 2 adet taşınmazın şirket müdürü diğer davalı tarafından yapılan satıştan kaynaklı zarar nedeniyle oluşan zararın şirkete ve davacıya ödetilmesine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan gerekçe doğrultusunda, davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Limited şirket müdürlerinin sorumluluğu, 6762 sayılı TTK da olduğu gibi, 6102 sayılı TTK’nda da anonim şirket sorumluluk hükümlerine atıf yapılarak düzenlenmiştir. Gerçekten de, TTK m. 644 fıkra 1 bent a hükmü açıkça, anonim şirketlere ilişkin sorumluluk hükümlerinin limited şirketlere de uygulanacağını, hüküm altına almıştır. Atıf yapılan anonim şirketlere ilişkin hukuki sorumluluk hükümleri, TTK’nın ikinci kitabının dördüncü kısmının sonunda, onbirinci bölümde m. 549 ilâ 561 arasında toplu olarak düzenlenmiş ve m. 549-555 de sorumluluk halleri altı başlık altında toplanmış bulunmaktadır. Sorumluluk hallerinin özel olarak sayıldığı başlıklarda, sorumluluğun konusu, sorumlular ve sorumluluk şartları ile sorumluluğun hukuki sonucu gösterilmiştir. Böylece, TTK m. 555 ilâ 561 de düzenlenen ve ortak hüküm niteliği taşıyan, şirketin zararına, müteselsil sorumluluğa, ibraya, zamanaşımına ve yetkili mahkemeye ilişkin hükümlerin de limited şirkette uygulanmasına imkan verilmiştir.Müdürlerin hukuki sorumluluğu esas itibariyle TTK’nun 553 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde organa özgü sorumluluğu, müdürlerin, yöneticilerin, tasfiye memurlarının sorumluluğu yanında, kurucuların sorumluluğunu da içerecek şekilde hüküm altına almıştır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen şirket yöneticileri bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir.6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı hem yönetim kurulu üyelerine hem de şirkete yöneltebilir.Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar/Reflexschaden). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir. Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz/conditio sine qua non” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır.Bu genel açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında ; Davada vakaların anlatımı taraflara talebinin hukuki niteliğini tavsif mahkemeye ait olup (YİBK. 04.06.1968, 15/6 sayılı ) ; Davalı gerçek kişinin şirkete ait 2 adet taşınmazın satışından elde edilen paranın şirket hesaplarına aktırılmadığı, yada tam bedelin aktarılmadığı, iddiasıyla bu miktarın belirlenerek öncelikle şirkete ödenmesi talep edilmiş olmakla dava niteliği itibarıyla yöneticiye yönelik sorumluluk davasıdır. Davacının devamındaki talebinin bedelin kendisine ödenmesi talebi bu talebi ortadan kaldırmamaktadır. Bu durumda mahkemece davanın esasına girilerek toplanacak delilere göre karar verilmesi gerekirken davanın hukuki yarar yokluğundan bahisle reddine dair verilen karar isabetli olmamıştır. Açıklanan nedenlerle HMK 'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık sebebi ile sınırlı olarak bu aşamada taraf vekillerinin sair istinaf sebepleri incelenmeksizin yapılan istinaf incelemesi sonunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına davanın esasına girilerek yapılacak araştırma sonucu oluşacak sonuca göre karar verilmek üzere dosyanı kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 25/12/2025