7. Hukuk Dairesi 2015/8949 E. , 2015/13599 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : İzmir 4. İş Mahkemesi Tarihi : 17/02/2014 Numarası : 2012/253-2014/87 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Davacı vekili, davacının iş akdinin haklı nedene dayanmaksızın sonlandırıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalılardan tahsiline kar
**7. Hukuk Dairesi 2015/8949 E. , 2015/13599 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi : İzmir 4. İş Mahkemesi Tarihi : 17/02/2014 Numarası : 2012/253-2014/87 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1-Davacı vekili, davacının iş akdinin haklı nedene dayanmaksızın sonlandırıldığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı T.... Gıda San. Tic. A.Ş. vekili, davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı davaya cevap vermemiştir. Mahkemece toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre davanın kabulüne karar verilmiştir. İşin esasının incelenmesine geçilmeden önce, davaya konu kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunup bulunmadığı hususu öncelikle irdelenmelidir. Hemen belirtmek gerekir ki; mahkemece davada verilen davanın kabulüne ilişkin kısa karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararı kısa karar doğrultusunda ve kanuni gerekçeleriyle birlikte mahkemenin yazmasından ibarettir. Artık bu karardan dönme mümkün olmadığı gibi, kararın asli unsurlarından olan gerekçenin de hüküm fıkrasına uygun biçimde kararda yer alması gerekir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 1991/7 Esas ve 1992/4 Karar sayılı ve 10.04.1992 günlü kararı) Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup, bu kurala kanun koyucu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 294. ve 298. maddeleriyle varlık kazandırmıştır. Gerçektende 6100 sayılı Kanunun 294. ve 298. maddeleri kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerdendir. Bu maddeler hükmünce kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Yine Anayasamızın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141. maddesinin 3. fıkrasında; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir. Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. maddesinde belirtilmiştir. Buna göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların mümkünse sıra numarası altında birer birer açık şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Aynı kural 6100 sayılı Kanunun 294. maddesinde de tekrarlanmış; 6100 sayılı Kanunun 297. maddesinde ise “kararın tefhimi hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçilerek okunması suretiyle olur.” 6100 sayılı Kanunun 298/2 maddesinde de “gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” hükmüne yer verilmiştir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar ve hükmün hedefine ulaşması engellenir. Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi, gerekçeli kararın kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması da gerekir. Aksinin kabulü mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve yasalarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur. Somut olayda, mahkemece kısa kararda "1-9575,91 TL brüt kıdem tazminatının akdin fesih tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 2-2090,48 TL brüt ihbar tazminatının 1500,00. TL sinin dava tarihinden 590.48 TL sinin 17/02/2014 ıslah tarihinden olmak üzere işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine,..." şeklinde karar verilmişken gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, "1- 9575,91 TL brüt kıdem tazminatının akdin fesih tarihinden itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan (müştereken ve müteselsilen) alınıp davacıya verilmesine, 2-2090,48 TL brüt ihbar tazminatının 1500,00. TL sinin dava tarihinden 590.48 TL sinin 17/02/2014 ıslah tarihinden olmak üzere işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan (müştereken ve müteselsilen) alınıp davacıya verilmesine,..." şeklinde karar verilerek kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılmış olup bu durum bozma nedenidir. 2-Kabule göre de 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir. Somut olayda, davacı taraf davasını ıslah etmiş ise de, ıslah dikçesinin davalı O...Lojistik A.Ş.'ne tebliğ edildiğine dair bir belgeye dosya da rastlanmadığı gibi duruşma zabıtlarında da buna dair bir açıklamada bulunulmadığı görülmüştür. Islah dilekçesi davalı O... Lojistik A.Ş.'ne tebliğ edilmeden karar verilmiş olması doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 02.07.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.