İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın asıl davanın kısmen kabulüne ve karşı davanın ise reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ ASIL DAVA DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/907 KARAR NO : 2026/52 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 20/03/2025 NUMARASI : 2024/184 Esas - 2025/198 Karar ASIL DAVA-KARŞI DAVA: Alacak-Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/01/2026 Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın asıl davanın kısmen kabulüne ve karşı davanın ise reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ ASIL DAVA DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile müvekkili arasında İstanbul İli, Kartal İlçesi, ... Mahallesi'nde kain, ... ada, 5 parselde bulunan taşınmaz üzerindeki akaryakıt satış ve servis istasyonu için ilk olarak 27/10/2006 tarihinde protokol imzalandığını, bu protokol kapsamında ...'in davalı şirkete bayilik verdiğini ve bir kısım yatırımlar yaptığını, davalı şirketin de mülkiyetinde olan istasyon üzerinde ... lehine 27/10/2006 tarihinden itibaren 20 yıl süreli intifa hakkı tesis ettiğini ve yapılan bayilik sözleşmesi kapsamında istasyonu işletmeye başladığını, işbu protokol ile belirlenen yükümlülükler ve alınan yatırımlara karşılık bayinin, söz konusu akaryakıt istasyonu üzerinde davacı lehine 1. ve 2. dereceden toplam 3.500.000,00-TL ipotek hakkı tesis ettiğini, protokolün imzalandığı ve istasyon üzerinde 20 yıllık intifa hakkının tesis edildiği tarihte Rekabet Kurumunun uzun süreli intifa haklarına yönelik şikâyetleri özel hukuk sorunu olarak gördüğünü ve reddettiğini, ancak bayilik sözleşmelerinin 5 yıldan uzun süreli yapılamayacağını ifade ettiğini, bu nedenle bayilik sözleşmesinin 5 yıl süreli olarak imzalandığını, davalı bayinin vermiş olduğu taahhütname ile istasyonda beher yılda asgari 5,000 m3 beyaz ürünü ...'ten alarak müşterilere satmayı kabul ve taahhüt ettiğini, dağıtım şirketlerinin bayilik hakkı tanıyacakları istasyona yapılacak yatırımları ve ödeyecekleri bedelleri belirlerken bayinin satmayı taahhüt ettiği asgari ürün miktarını göz önüne aldıklarını, diğer davalı ...'nun taraflar arasında imzalanan protokol ve akaryakıt bayilik sözleşmesini garantör sıfatıyla imzaladığını ve davalı bayinin borçlarına, protokol ve bayilik sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklere garantör olduğunu, ... lehine 20 yıl süreli intifa hakkı tesis edildikten 3 yıl sonra Rekabet Kurulu'nun, akaryakıt sektöründe yaygın olan uzun süreli intifa ve kira sözleşmelerini özel hukuk sorunu olarak kabul eden yaklaşımını terk ettiğini ve bu tarihten sonra verdiği kararlarda rekabet yasağı süresini fiilen uzattığını, 12/03/2009 tarihli duyuru ile de sektörü bu hususta bilgilendirdiğini, davalılar aleyhine daha önce İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/206 E., 2011/103 K. Sayılı dosyası ile ikame ettikleri sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasının taraflar arasındaki bayilik dikey ilişki ve intifa sözleşmesi devam ettiğinden reddedildiğini, müvekkili şirketin, bayinin borçlarını ödememesi sebebiyle intifa haklarını terkin etmekten imtina ettiğini, ancak Rekabet Kurulu'nun uyarısı sebebiyle ceza baskısı altında intifa haklarını süresinden önce terkin etmek zorunda kaldığını, Rekabet Kurulu'nun 18/09/2005 tarihinden önce yapılan ve 18/09/2005 tarihi itibariyle kalan süresi 5 yılı aşan sözleşmelerin "azami hadde indirgeme ilkesi" gereğince 18/09/2010 tarihine kadar, 18/09/2005 tarihinden sonra kurulan sözleşmelerin ise akdedildikleri tarihten itibaren 5 yıl süre ile grup muafiyetinden yararlanacağını, bu tarihi aşan kısmının ise geçersiz olacağı sonucuna ulaştığını, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 2007 yılında imzalandığını ancak Rekabet Kurumu'nun taraflar arasında imzalanan ilk sözleşme olan 27/10/2006 tarihli protokolü esas aldığını, bu sebeple dikey ilişkinin 27/10/2011 tarihine kadar grup muafiyetinden yararlanabildiğini, davalı bayinin de keşide etmiş olduğu ihtarname ile taraflar arasındaki bayilik dikey ilişkisinin 27/10/2011 tarihinde sona erdiğini ihtar ettiğini, davalı bayinin 27/10/2011 tarihinden sonra davacı şirketten yeniden bayilik sözleşmesi imzalamak için ekstra taleplerde bulunduğunu, oysa davacı şirketin bayilik ilişkisinin başlangıcında yatırımlar gerçekleştirdiğini, istasyonun 20 yıllık intifa hakkını aldığını, Rekabet Kurumu görüş değişikliğine girmeseydi 20 yıllık intifa hakkının geçerli kalacağını ve bayilik sözleşmesinin 30/04/2012 tarihinde sona ereceğini, beşinci yılın sonunda ise ...'in yeniden sözleşme imzalayıp imzalamama konusunda söz sahibi olacağını, şayet davalının bayiliğinden ve satışlarından memnun ise yeniden sözleşme imzalayacağını, aksi halde intifa hakkı kendisinde olan istasyonu, uygun göreceği başka bir bayi ile işletebileceğini, anılan Rekabet Kurumu kararıyla iplerin bayinin eline geçtiğini, intifanın terkini ile davalı bayinin başka bir dağıtım şirketiyle anlaştığını, 27/10/2006 tarihli protokol şartları gereği davacının istasyona toplam 1.476.998 USD tutarında yatırım gerçekleştirdiğini, bu bedellerin belirlenen istasyonda 20 yıl süresince ... markası ve kurumsal kimliği altında taahhüt edilen miktarda benzin, motorin satışı yapılacağı inancıyla belirlenerek ödendiğini, belirlenen yatırımın davalının 20 yıl müddetle ve toplamda 100.000 m3 ürün satması ihtimaline göre hesaplandığını, oysa ki davalı bayinin ilk ürünü sözleşmenin başladığı tarihten 1 yıl 3 ay 7 gün sonra aldığını ve toplamda 9.177 m3 ürün aldığını, Rekabet Kurumu kararı sonucu intifa ilişkisinin muafiyet süresini aşan kısmının geçersiz olduğunu, bayilik ilişkisinin sona erdiğini, ifa edilmeyen dönemler bakımından edimlerin iadesinin gerektiğini, 27/10/2006 tarihli protokolün tazmin yükümlülüğü başlıklı bayi 3.1.5 maddesine göre; taraflar arasındaki bayiliğin herhangi bir nedenle sona ermesi halinde davalıların tazmin etmekle yükümlü olduğu tutarın belirlendiğini belirterek; fazlaya ilişkin doğmuş ve doğacak her türlü hakları saklı kalmak kaydı ile, dava dilekçesinin ekinde (Ek-16) kayıtlı ayrıntılı hesap tablosunda belirtmiş olduğu 6.632.863,87-TL alacaklarının, dava tarihinden itibaren 1.719.643,66-TL tutarındaki anapara alacaklarına dava tarihinden itibaren TCMB'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı avans faizi oranında faizi ile birlikte davalı bayi ve garantörden müştereken ve müteselsilen tahsiline, başkaca cezai şart, kar mahrumiyeti, ariyet malzemelerin iadesi, istasyon üzerindeki intifa hakkından kaynaklanan haklar, marka haklarını saklı tutulmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilmiş bayilik sözleşmesi feshinin tamamen Rekabet Kurulu kararına dayandığını, sözleşme süresinin sınırlandırılmasında müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, sözleşme süresinin bitiminde davacının öne sürdüğü ağır sözleşme şartlarını kabul etmeyerek başka bir dağıtıcı şirket ile anlaştığı için davacının müvekkilinden adeta öç almak istediğini, Rekabet Kurulu kararının müvekkiline tanıdığı hakkın kullanılmış olmasının davacı tarafça suistimal edildiğini, 20 yıla dönük kâr beklentisinden mahrum kalmasının tüm sonuçlarını davalıya yükletmeye çalıştığını, davacının müvekkiline imzalattığı sözleşme şartlarının haksız ve tek taraflı hazırlanmış ve yeni BK'nun ilgili hükümleri karşısında geçersiz sayılması gereken genel işlem şartları niteliğinde olduğunu, dava dilekçesinin 7. sayfasında bayilik ilişkisinin 27/10/2011 tarihi itibariyle sona erdiğinin belirtilmesine rağmen aynı sayfada 1.719.643-TL'lik anaparanın ödeme tarihlerinden itibaren faiz yürütülerek ana para+ vade farkı+ KDV toplamı olarak 6.632.863-TL'nin iadesini talep ettiğini, ticari teamüllere aykırı ve bizzat kendilerince yapıldığı anlaşılan hesaplama yöntemi ile iddia ve talep ettiği rakamları çıkardığını, bunların kabulünün mümkün olmadığını, davacının ancak Rekabet Kurulu kararı sonucu bayilik ilişkisinin sona erdiği 27/10/2011 tarihinden itibaren zenginleşme iddiasını gündeme getirebileceğini, ana paranın nasıl 3,85 kat arttırılarak bu rakama ulaşıldığının belirsiz olduğunu, davacının bir yandan faizden bir yandan da vade farkından bahsetmesinin bileşik faiz yasağına aykırı davrandığı kuşkusuna yol açtığını, davacı şirketin taleplerine dayanak olarak 4 kalemi gösterdiğini, bunlardan kurumsal kimlik giydirmesinin davacıya iade edildiğini, demirbaş yatırımının tutulan tutanak ile davacıya iade edildiğini, kalan birkaç tankın da satın alındığını, inşaat yarımının 27/10/2006 tarihli protokolde ileri sürülen koşullar dahilînde yapıldığını, bayilik hizmet bedelinin ise adından anlaşıldığı gibi bayilik hizmetinin bedeli olduğunu ve süreli olmadığını, faturasının da bu şekilde tanzim edildiğini, Rekabet Kurulu kararının uzun süreli intifa ve kira sözleşmelerinin, rekabet yasağının süresini fiilen uzatacak şekilde kullanılamayacağını açıkça belirttiğini, davacının kötü niyetli, müvekkillerinin iyi niyetli olduğunu, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin 42. Maddesinde de bu sözleşmenin süresinin 5 yıl olduğunu ve tarafların isterse yenileyebileceklerinin açıkça yazılı olduğunu, davacının sanki bu hüküm yokmuş gibi davranmasının hem kötüniyetli hem de bayi üzerinde baskı kurma ve Rekabet Kurulu kararlarını dolanma niyetini açıkça gözler önüne serdiğini, davacının basiretli davranmadığını, iyiniyetli zenginleşenin iade borcunun kapsamının BK 63 ve 64. maddeleri gereği sınırlı olduğunu, davalı şirketin davacıdan ilk ürünü 07/08/2008 tarihinde yanı bayilik başladığından 1 yıl 3 ay 7 gün sonra aldığını, oysaki davacı delilleri arasında inşaat yatırım belgesi olarak sunulan hak ediş faturalarından anlaşıldığı üzere, bayilik sözleşmesinin müvekkili şirket bakımından 30/04/2007 tarihinde yürürlüğe girdiğini, ancak istasyondaki inşaat işlerinin 2007 yılı Ağustos ayına kadar devam ettiğini, davacı şirketin tüm bu süreçte müvekkilinden aktif bir biçimde vaat edilen satış grafiğini neden yakalayamadığının hesabını sorduğunu, davacı şirketin müvekkili şirkete karşı taahhütlerini yerine getirmediği iddiası ve cezai şart talebiyle İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açtığı 2010/442 Esas 2012/27 Karar sayılı davanın reddedildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. KARŞI DAVA: DAVA: Davacılar vekili 03/12/2012 harçlandırma tarihli karşı dava dilekçesi ile; müvekkili ile karşı davalı şirket arasında 30/04/2007 tarihli akaryakıt bayilik sözleşmesi imzalanmadan, bu sözleşmenin ayrılmaz parçası olarak zikredilen 27/10/2006 tarihli protokolü imza etmek mecburiyetinde kaldığını, ilgili protokol hükümleri gereğince karşı davalıya 20 yıl süreli intifa hakkı verildiğini ve davacı(karşı davalı) lehine ipotek hakları tesis edildiğini, intifa hakkının karşı davalı tarafından Rekabet Kurumu tarafından uyarıldıktan sonra kaldırıldığını, tesis edilen 3.500.000,00-TL değerindeki ipotek hakkının ise cevap tarihî itibariyle halen fek edilmediğini, taşınmaz üzerinde mevcut ipotek nedeniyle müvekkilinin başka dağıtım şirketleri ile yapacağı bayilik sözleşmeleri için teminat göstermekte güçlük çektiğini, müvekkilinin sırf bu nedenle uğradığı itibar kaybı mukabili 30.000,00-TL manevi zararının olduğunu, taşınmazı teminat gösteremedikleri, kredi kullanamadıkları için uğradıkları zararın şimdilik 30.000,00-TL'lik kısmının tazminine karar verilmesini talep ettiklerini, mahkeme tarafından yaptırılacak zararın tespiti, tapu kayıtlarının celbi, yeni bayilik sözleşmesinin celbi, dinlenecek tanıkların görgüye dayalı beyanları ile alacak rakamının netleşeceğini belirterek; karşı davanın kabulü ile müvekkilleri lehine 30.000,00-TL manevi tazminata ve uğranılan zararın belirsiz olması hasebiyle şimdilik 30.000,00-TL maddi tazminata hükmedîlmesine, bu alacak rakamlarına sözleşmenin sonlandırıldığı 27/10/2011 tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi işletilmesine, noter ihtara masrafları, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı (karşı davalı) üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davalı (karşı davacı) vekilinin karşı dava dilekçesinin netice ve talep kısmında ipoteğin fekki talebinin yer almamasına rağmen, dava dilekçesinde ipotek fekki talep ettiğini, bu talebin hem usul hem de esas yönünden hukuka aykırı olduğunu, ipotek bedeli üzerinden eksik harcın tamamlattırılması gerektiğini, davalı (karşı davacı) vekilinin davacı (karşı davalı) şirketin ipotek terkinini yapmaktan imtina ettiği ve bu durumun keyfi olduğu yönündeki beyanlarının hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını, davacı yanın sözleşmeler akdedilir iken hata ve hileye düşürüldüğü iddiasının asılsız olarak suçlayıcı nitelikte olduğunu, ipotek akit resmi senedinde yer alan koşulları bilmediği iddiasının tamamen kötü niyetli olduğunu, davacının tacir olması hasebiyle yaptığı iş ve imzaladığı sözleşmelerin önem ve mahiyetini bilmek durumunda olduğunu, sözleşmeler hukukuna hakim prensipler gereği, tarafların ticari ilişkinin oluşması için özgür iradeleri ile üzerinde fikir birliğine vardıkları konularda sözleşme yaptıklarını ve bu sözleşmeleri uyguladıklarını, terkini talep edilen ipoteklerin müvekkili şirket lehine davacılar tarafından özgür iradeyle ve kanuna uygun olarak tesis edildiğini, ipoteklerin fekki ile ancak davacılar ile müvekkili şirket arasındaki sözleşmeler sebebiyle her ne sebeple doğarsa doğsun cezai şart da dâhil olmak üzere bayinin doğmuş ve ileride doğacak tüm borçlarının ödenmesi halinde söz konusu olacağını, davacı taleplerinin hiçbir hukuki dayanağının bulunmadığını, İstanbul 36. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/159 E. ve İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2010/442 E. Sayılı dosyalarının yargılamaları devam etmekte olması nedeniyle, ipoteğin terkininin bu kapsamda talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığını belirterek, karşı davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...davacı şirket ile davalı bayi arasında 27/10/2006 tarihli Bayilik Protokolü düzenlendiği, bu sözleşmenin davalı ... tarafından garantör sıfatıyla imzalandığı, sözleşmelerin Rekabet Kurulu Kararları çerçevesinde 5. yılın sonunda 27/10/2011 tarihinde karşılıklı olarak fesih edildiği tartışmasız olup, asıl dava bakımından, taraflar arasındaki ihtilafın, akaryakıt bayiilik sözleşmesi uyarınca davacı tarafından ödenen bayilik hizmet ve inşaat işleri bedelinin kullanılmayan süreye karşılık gelen tutarının davalılardan talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasında Akaryakıt Bayilik Sözleşmesinin imzalandığı tarihte 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun uyarınca Rekabet Kurulu'nun çıkardığı 2002/2 numaralı tebliğ ile akaryakıt bayilik sözleşmesinin süresinin 5 yıl ile sınırlanmış olup, taraflarca bu husus bilinerek sözleşme imzalandığı, Bayilik Protokolünün 3.2.3 maddesinde, protokolün 3.2.2 maddesinde temin edilmesi kararlaştırılan menkul değer ve hizmetlerin yanı sıra 2. maddesinde tanımlanan amaca yönelik olarak ayrıca toplamda KDV hariç 1.000.000,00-USD tutarındaki bayilik hizmet bedelinin, bayinin ve garantörün üstlendiği edimlere karşılık bayi tarafından düzenlenecek hizmet faturası karşılığında hizmet bedeli olarak ödeneceği, bu ödemenin tamamının intifa ve teminat verme yükümlülüğünün yerine getirilmesini müteakip ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda, bayi tarafından düzenlenen 27/10/2006 tarihli KDV dahil 1.713.006,00-TL tutarında bayilik hizmet bedeli faturası düzenlenmiş olup davacı tarafından bu fatura bedeli davalı firmaya 30/10/2006 tarihinde 856.503,00-TL ve 07/11/2006 tarihinde 849.895,00-TL olarak ödenmiş ve anılan faturaların protokolün 3.2.3 maddesinde belirtilen hizmet bedeli ile uyumlu olduğu, buna göre, davacı tarafından, bayilik hizmet bedeli adı altında yapılan ödemelerin süresi 5 yıl olan bayilik için yapıldığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Dosya kapsamındaki deliller ile davacının davaya konu bayilik hizmet bedeli açıklamalı ödemelerinin 15 yıl süreli intifa hakkı ile ilişkili olduğu hususu da kanıtlanamamıştır. Bu nedenlerle, asıl davada davacı tarafın, bayilik hizmet bedeli talebinin yerinde olmadığı anlaşılarak, bu yöndeki talebin reddine karar verilmiştir. Asıl davada, davacı tarafın diğer talebi kalıcı yatırımlara ilişkin bulunmaktadır. Taraflar arasındaki 27/10/2006 tarihli sözleşme ile başlayan bayilik ilişkisinin 27/11/2011 tarihi itibariyle sona erdiği açık olup, bu durumda davacının bayilik ilişkisinin intifa süresi sonuna kadar devam edeceğine inanarak yaptığı kalıcı yatırımlara ilişkin ödemelerin, yararlanamayacağı süreye karşılık gelen kısmının iadesinin, bu ödemelerle yapılan yatırımların halen davalı bayinin kullanımında olması ve taşınmazına değer katması koşuluyla kabulü gerekecektir(Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 17/10/2019 tarihli 2018/2253 E., 2019/4818 K. sayılı kararı). Bu anlamda davacının davaya konu istasyonun inşaat işleri dolayısıyla dava dışı şirketlere yaptığı ödemelere konu faturalara dayandırdığı bu yatırımların sabit yatırım niteliğinde değerlendirilebileceği anlaşılmıştır. Davacının iddia ettiği sabit yatırımların davalının istasyonunun bulunduğu taşınmazın değerinde bir artış/fayda sağlaması, davalının kalıcı nitelikteki bu yatırımları kullanarak ticari faaliyetinin devam ettiğinin sabit olmasına bağlıdır. İstasyonun faaliyete geçmesi için zaruri olmayan giderlerin geri istenmesi mümkün değildir. Ne var ki, istasyonun işletilmesi için zorunlu olup halen davalıya fayda sağlayan (akaryakıt tankı, tank havuzu, hizmet binası, kanopi-tonoz, vb.) sabit yatırım bedelleri davacı tarafından talep edilebilir. Mahkememizce, mahallinde yapılan keşif sonucu düzenlenen 22/01/2025 tarihli bilirkişi heyeti raporu ile, dava konusu yapılan sabit ekipman yatırımların, işletmede kullanılmaya devam edildiği, işletmenin faaliyetinin gerçekleştirilebilmesi için bu ekipmanların tesiste yardımcı unsur olarak bulunduğu, mevcut taşınmaza değer kattığı, işletmenin ekonomik faaliyetine destek vermesinden dolayı fayda sağladığı, bu yatırımların sözleşme süresi ile kısıtlı olmaksızın akaryakıt istasyonunun faaliyete geçirilmesi için yapılması zorunlu yatırım olduğu tespit edilmiştir. Buna göre; davacı/bayilik verenin, söz konusu sabit ekipman bedeli ödemelerini, davalı/bayi ile aralarındaki bayilik akdi ilişkisinin, bayilik sözleşmesinin her 5 yıllık sürenin sonunda tarafların anlaşmasıyla 20 yıllık intifa hakkı süresinin sonuna kadar yenilenmek suretiyle devam edeceğine güvenerek yapmış olduğu; bu sebeple de, Rekabet Kurumu'nun 12/03/2019 tarihinde yaptığı duyuru ile, taraflar arasındaki bayilik akdi ilişkisinin 27/10/2011 tarihinde sonlandırılmak zorunda kalınmasından dolayı, söz konusu sabit ekipman bedeli ödemelerinin, bayilik akdi ilişkisinin 20 yıllık intifa süresi dolmadan önce sonlandırılması sebebiyle kullanılamayan kısmını sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iadesini talebe hak kazandığı anlaşılmıştır. Bilirkişi heyeti iadeye hak kazanılan bu bedeli, ... usulüne göre yapılan hesaplama sonucu 450.310,95-TL olarak tespit etmiş olup, Mahkememizce de belirlenen bu miktarın, davalıdan tahsili gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu anlamda, asıl davada, davacı tarafça davalılar aleyhine açılan davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilerek, 450.310,95-TL'nin, 04/07/2012 dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ...Ltd. Şti. ve ...'dan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...Anonim Şirketi'ne verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Karşı davada davacılar, maddi ve manevi tazminat talebiyle dava açmış bulunmaktadırlar. 4721 Sayılı TMK'nun 6. maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Karşı davada, ispat yükü üzerinde olan karşı dava davacıları, davalı ile arasında bayilik sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme gereğince davalı lehine ipotek ve intifa hakkı sağladığını, ancak davalı tarafın aralarındaki ticari ilişki sona ermesine rağmen ipotekleri fek etmekten imtina ettiğinden ticari hayatının zora girdiğini teminat göstermekte güçlük yaşadığını ve ticari itibarının zedelendiğini dosya kapsamındaki deliller ile ispat edememiştir. Bu nedenle, karşı davada, davacılar tarafından açılan maddi ve manevi tazminat davasının reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Asıl dava yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi hukuka aykırı olduğundan, kararın aleyhe olan kısımlarının ortadan kaldırılarak davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerektiğini, mahkemenin "bayilik hizmet bedelinin beş yıl süreli bayilik sözleşmesi için verildiğinin kabulü gerekir" gerekçesinin tüm dosya içeriğine, toplanan delillere, petrol mevzuatına ve akte vefa kuralına uygun olmadığını, davalı yana ödenen dava konusu hizmet bedeli, bayilik sözleşme süresi olan 5 yıl için değil, intifa süresi olan 20 yıl için ödendiğini, davalı tarafından bayilik sözleşmesinin intifa hakkına ve süresine bağlı olduğunu ihtarname ve cevap dilekçesinde ikrar edildiğini, mahkemece akde vefa, beklenmeyen hal şartının sözleşmeye etkisinin değerlendirilmemesinin bozma nedeni olduğunu, iş bu davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası olduğu nazara alınmadan hükme esas alınan bilirkişi raporunda denkleştirici adalet ilkesi uyarınca güncel değer hesabı olmaksızın yapılan hesaplamaya itibar edilmesinin ve ödeme tarihleri ile dava tarihi arasında geçen zaman için faiz hesabı yapılmamasının da hatalı olduğunu, 15.03.2016 ve 13.06.2016 tarihli bilirkişi kurul raporunda , sabit yatırım bedeli bakımından intifa süresi dikkate alınarak, bayilik hizmet bedeli bakımından bayilik sözleşmesi süresi dikkate alınarak bakiye kısmı yönünden müvekkil şirkete iade edilmesi gereken tutarlar hesaplanırken bu yatırımların ilgili gayrimenkulün değerinde artış sağlandığı da tespit ve değerlendirilmesi yapıldığını ancak bu tespite rağmen, bu yatırımlara ilişkin paranın davalının malvarlığından sebepsiz zenginleşme yarattığı ve denkleştirici adalet düşüncesiyle banka mevduatına verilen faiz ya da diğer değerleme araçları ile güncellenen değerinin bulunması gerekirken ödeme tarihleri ile dava tarihi arasında geçen zaman için faiz hesaplanmaması hatalı olduğu itirazı üzerine aynı bilirkişi kurulundan alınan 19.12.2016 tarihli raporda "denkleştirici adalet ilkesine göre dava tarihi itibariyle her iki alacak kalemi yönünden bakiye intifa süresi dikkate alınarak güncel değer hesabı yapıldığı" belirtilmiş olup, bu hesaplamaya göre müvekkilinin denkleştirici adalet ilkesine göre talep edebileceği bayilik hizmet bedelinin güncelleştirilmiş değerinin 2.499.997,68 TL, sabit yatırım bedeli yönünden denkleştirici adalet ilkesine göre talep edebileceği güncelleştirilmiş tutarın ise 852.703,14 TL olduğunu, mahkemece kullanılmayan süreye isabet eden tutarın neden güncel değeri üzerinden tahsiline hükmedilmediğine ilişkin gerekçe göstermemesinin de yasaya aykırı olduğunu, davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası olması ve iade edilecek tutarın denkleştirici adalet ilkesine göre güncellenmiş değeri talep edilmişken kararda bu taleplerinin reddine ilişkin bir gerekçeye yer verilmemiş olması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde hukuka aykırı olan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 20.03.2025 tarih 2024/184 E. Ve 2025/198 sayılı Kararında; karşı davanın reddine ilişkin kısmına katılmakla birlikte, asıl davanın kısmen kabulü ile kısmen reddine ilişkin hükmünün usul ve yasaya aykırı olması sebebiyle asıl davada aleyhe olan (reddedilen) kısımlar yönünden kararın ortadan kaldırılarak davanın tümden kabulüne, yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE: Dava, akaryakıt bayilik sözleşmesi kapsamında ödenen bayilik hizmet ve inşaat işleri bedelinin sözleşmenin 5 yılı aşan süre için geçersiz hale gelmesi nedeniyle kullanılamayan süreye tekabül eden tutarın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne ve karşı davanın ise reddine karar verilmiş, asıl davada davanın reddine karar verilen kısım yönünden davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Davacı şirket ile davalı bayi arasında 27.10.2006 tarihli Bayilik Protokolü akdedildiği, bu sözleşmenin davalı ... tarafından garantör sıfatıyla imzalandığı, sözleşmelerin Rekabet Kurulu Kararları çerçevesinde 5. yılın sonunda 27.10.2011 tarihinde karşılıklı olarak feshedildiği ihtilafsızdır. İstinafa gelen uyuşmazlık, akaryakıt bayilik sözleşmesi uyarınca davacı tarafından ödenen bayilik hizmet bedeli ve sabit yatırım bedeline ilişkin ödemelerin, davalılardan talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. 1.Taraflar arasında Akaryakıt Bayilik Sözleşmesinin imzalandığı tarihte 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun uyarınca Rekabet Kurulu'nun çıkardığı 2002/2 numaralı tebliğ ile akaryakıt bayilik sözleşmesinin süresi 5 yıl ile sınırlanmış olup, taraflarca bu husus bilinerek sözleşme imzalandığı görülmüştür. Bayilik Protokolünün 3.2.3 maddesinde, protokolün 3.2.2 maddesinde temin edilmesi kararlaştırılan menkul değer ve hizmetlerin yanı sıra 2. maddesinde tanımlanan amaca yönelik olarak ayrıca toplamda KDV hariç 1.000.000,00 USD tutarındaki bayilik hizmet bedelinin, bayinin ve garantörün üstlendiği edimlere karşılık bayi tarafından düzenlenecek hizmet faturası karşılığında hizmet bedeli olarak ödeneceği, bu ödemenin tamamının intifa ve teminat verme yükümlülüğünün yerine getirilmesini müteakip ödeneceği kararlaştırılmıştır. Bu doğrultuda davalı bayi tarafından 27.10.2006 tarihli KDV dahil 1.713.006,00 TL tutarında bayilik hizmet bedeli faturası düzenlenmiş olup, davacı tarafından bu fatura bedelinin davalı firmaya 30.10.2006 tarihinde 856.503,00 TL ve 07.11.2006 tarihinde 849.895,00 TL olarak ödendiği ve anılan faturaların protokolün 3.2.3 maddesinde belirtilen hizmet bedeli ile uyumlu olduğu anlaşılmıştır.Dairemizin 06.02.2024 tarihli 2020/1649 Esas ve 2024/125 Karar sayılı kararı ile taraflar arasında 27.10.2006 tarihli sözleşme ile başlayan bayilik ilişkisinin 27.11.2011 tarihi itibariyle sona erdiği, davacı tarafından bayilik hizmet bedeli adı altında yapılan ödemelerin süresi 5 yıl olan bayilik için yapıldığı sonucunun ortaya çıktığı, dosya kapsamındaki deliller ile davacının davaya konu bayilik hizmet bedeli açıklamalı ödemelerinin 15 yıl süreli intifa hakkı ile ilişkili olduğu hususunun kanıtlanamadığı (Yargıtay 19. HD nin 15.01.2015 tarih ve 2014/3204 E.-2015/34 karar sayılı ilamı), bu durumda davacının bayilik hizmet bedeline yönelik talebin reddine karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesince bu talebin kabulüne karar verilmesinin isabetli olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Kaldırma ilamı üzerine ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda bayilik hizmet bedeline ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup, verilen bu karar, davacı vekilince ilk istinaf dilekçesinde belirtilen aynı sebeplerle istinaf edilmiş ise de mahkemece yapılan değerlendirmenin Dairemizin kaldırma ilamına uygun olduğu gözetildiğinde davacı vekilinin bayilik hizmet bedeline yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.2.Akaryakıt bayiliği ilişkisinin sona ermesi halinde, dağıtım şirketi, akaryakıt istasyonuna yapmış olduğu sabit yatırım bedellerini koşulları olması halinde sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre isteyebilir. Ancak bunun için dahi bu sabit yatırımların halen bayi tarafından kullanılmaya elverişli olması ve bayinin bundan fayda temin etmesi gerekmektedir. Bu durumda sabit yatırımların talep edilebilmesi için yapılan yatırımın kalıcı niteliğinde kabul edilip edilmeyeceği, akdin feshinden sonra da bayinin aynı kalıcı yatırımı kullanarak ticaretine devam edip etmediği, bir başka deyişle anılan sabit yatırımın taşınmaza değer katıp katmadığı tespit edilerek, şayet bu yatırımın taşınmaza değer kattığının yani davalıların yapılan sabit yatırımı kullanarak ticaretine devam ettiğinin saptanması halinde sabit yatırım bedeli talep edilebileceği gözetilerek karar verilmesi gerekir. (Yargıtay 11 HD. 2020/4907 Esas ve 2021/1346 Karar sayılı kararı)Nitekim Dairemizin 06.02.2024 tarihli 2020/1649 Esas ve 2024/125 Karar sayılı kararı ile davacının bayilik ilişkisinin intifa süresi sonuna kadar devam edeceğine inanarak yaptığı kalıcı yatırımlara ilişkin ödemelerin, yararlanamayacağı süreye karşılık gelen kısmının iadesinin, bu ödemelerle yapılan yatırımların halen davalı bayinin kullanımında olması ve taşınmazına değer katması koşuluyla kabul edilebileceği, istasyonun işletilmesi için zorunlu olup halen davalıya fayda sağlayan (akaryakıt tankı, tank havuzu, hizmet binası, kanopi-tonoz, vb.) sabit yatırım bedellerinin talep edilebileceği belirtilerek mahkemece taşınmaz üzerinde keşif yapılarak davacı tarafından yapılan yatırımların (bina gibi) neler olduğu ve bu yatırımların kullanılmaya devam edilip edilmediği ile ayrıca taşınmaza değer katıp katmadığı yönünde, konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yapılarak sabit yatırımlardan davalıya ekonomik fayda sağlayıp sağlamadığının ve bu yatırımların sözleşme süresi ile kısıtlı olmaksızın akaryakıt istasyonunun faaliyete geçirilmesi için yapılması zorunlu yatırım olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Kaldırma ilamı doğrultusunda ilk derece mahkemesince keşif yapılmış, dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, dava konusu yapılan sabit ekipman yatırımlarının, işletmede kullanılmaya devam edildiği, işletmenin faaliyetini gerçekleştirilebilmesi için bu ekipmanların tesiste yardımcı unsur olarak bulunduğu, mevcut taşınmaza değer kattığı ve işletmenin ekonomik faaliyetine destek vermesinden dolayı fayda sağladığı, bu yatırımların sözleşme süresi ile kısıtlı olmaksızın akaryakıt istasyonunun faaliyete geçirilmesi için yapılması zorunlu yatırımlar olduğu tespit edilmiş ve ... usulüne göre yapılan hesaplama sonucu iadesi gereken bedelin 450.310,95 TL olduğu belirtilmiştir. Ne var ki davacının yaptığı sabit yatırımlardan sözleşmenin bitiminden sonra davalı elinde kalan ve davalı tarafından kullanılarak ekonomik fayda sağlayan bölümlerinin, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre keşfen dava tarihindeki rayiç üzerinden belirlenecek miktarı davalıdan talep edilebilecek olup, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2017/4518 Esas ve 2019/1705 Karar sayılı kararı)davalıya ait taşınmazda yapılan sabit yatırımların imalat tarihlerine göre dava tarihi itibariyle amortisman bedelleri düşülmek suretiyle dava tarihindeki değeri dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/5045 Esas ve 2021/3897 Karar sayılı kararı) mahkemece ... usulüne göre hesaplama yapan bilirkişi raporu doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olmuştur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile işaret edilen hususlarda İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kaldırma sebebine göre davacı vekilinin sair istinaf sebebinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. KARAR :Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 20/01/2026