İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ...'ın, küçük ... ...'ın annesi olduğunu, gebelik takibi dava dışı Dr. ... ... tarafından yapıldığını, doktorun tıbbi uygulamaya ilişkin ZMSS poliçesi…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1761 KARAR NO : 2025/1889 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/04/2023 NUMARASI : 2020/446 Esas - 2023/297 Karar DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/12/2025 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... ...'ın, küçük ... ...'ın annesi olduğunu, gebelik takibi dava dışı Dr. ... ... tarafından yapıldığını, doktorun tıbbi uygulamaya ilişkin ZMSS poliçesinin davalı Sigorta şirketi tarafından düzenlendiğini, doktorun gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak ... ...'ın down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiğini, gebelikte tespiti mümkün olan, tespiti halinde de 2827 Sayılı Kanun'a göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğunu, tıbbi kötü uygulama olduğunu, bu nedenlerle; müvekkili ... ... için 430.000,00TL iş göremezlik (bakıcı ücreti dahil) maddi tazminat, 40.000,00TL manevi tazminat, müvekkili ... ... için 20.000,00TL manevi tazminat, müvekkili ... ... için 20.000,00TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000,00TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkil şirkete doğrudan dava açma hakkı olmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen delillerin taraflarına tebliğ edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket tarafından 271355366/0 Poliçe numarası ile 17.08.2018 - 17.08.2019 vadeli Tıbbi Kötü Uygulamaya ilişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası ile sigortalı hekim ... ...’a ve bağlı olduğu operasyonların gerçekleştiği hastanesine ihbarı gerektiğini, müvekkili şirket dava konusu tazminatı gerektirdiği iddia edilen olayda taraf olmadığını, davanın zamanaşıma uğraması nedeniyle reddi gerektiğini, rizikonun gerçekleşme tarihinin doğru tespit edilebilmesi için davacının huzurdaki davadan önce hekime başvurusu olup olmadığı, hekim hakkında yapılmış bir şikayet ile tazminat talebinden haberdar olup olmadığı gibi sair hususlarının mutlaka araştırılması gerektiğini, dava konusu olaya ilişkin olarak davacının gebelik takibinde sigortalı doktor tarafından hastanın takip edildiği döneme ilişkin tüm test ve tetkiklerin olması gerektiği gibi eksiksiz yapıldığını, günümüzde hali hazırda kullanılan tıbbi yöntemlerle down sendromu ve benzeri anomalilerin %100 tespiti mümkün olmadığı gibi, eğer test ve tetkiklerde düşük risk çıktı ise bu durumda da hekime kusur atfedilmemesi gerektiğini, tetkik ve tanıma testlerin tespit oranları değişkenlik gösterdiğini, yine her doğum öncesi anomalinin doğumu sonlandırma endikasyonu da bulunmadığını, özellikle hastanın ikili tarama testi vb. yöntemleri yüksek risk grubunda bulunmadığı durumlarda amniyosentez, kordosentez ve CVS gibi işlemlerin yapılmasının tıbbi açıdan mümkün olmadığını, takibin yapıldığı tarihlerde sigortalı hekimin çalıştığı hastanede amniyosentez, kordosentez, CVS gibi invazif işlemlerin yapılıp yapılmadığının ve yapılmadığı takdirde hekimin hastayı bu işlemler için başka bir hastaneye yönlendirip yönlendirilmediğinin araştırılması gerektiğini, SGK’ dan davacı annenin MEDULA kayıtlarının talebi ve gebelik döneminde hangi hastanelerden tetkik ve tedavi olduğuna ilişkin kayıtların, hasta dosyalarının, raporların celbini talep ettiklerini, davacıların maddi tazminat taleplerinin fahiş olduğunu ve reddi gerektiğini, davanın Sigortalı Hekim ... ...' a ihbarına, hasta kayıtlarının celbi akabinde gebelik döneminde muayene olunan başkaca doktorların tespit edilmesi halinde müşterek sorumlulara, her halde sigortalı hekime, hastaneye ve varsa hastane sorumluluk poliçesine de davanın ihbarına, davacı delillerinin tebliğine, hasta/ Hastane kayıtları, SGK Medula kayıtları, Ceza ve idare dosyasının celbi ile konunun teknik inceleme gerektirmesi nedeniyle, kusur ve illiyet bağının tespiti bakımından adli tıp kurumundan rapor alınmasına, müvekkili şirketin, dava açılmasına sebep olmadığından tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Davacı anne ve baba, kendileri için maddi tazminat talep etmemiş olup, sadece çocuk ... adına maddi tazminat talep edilmiştir. Oysa, sigortalı hekimin kusurlu davranışı ile küçük ...'nın engelli olması arasında bir bağ, illiyet bulunmamaktadır. Bu özür nedeniyle çocuk, kazanma gücünden yoksun kalmış ve bakıcıya muhtaç durumda ise de, bu zarar çocuğun varolma hakkını ortadan kaldırmak için haklı neden olmayacak, neden doğmama engel olunmadı gibi bir iddianın haklılığını sağlamayacaktır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/1620 Esas ve 2022/7142 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, " küçük çocuğun davacı olarak yer alması bakımından ise; bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması özürlü doğmuş çocuğun hekime karşı neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamının sona erdirmediğini ileri sürmesi gibi bir iddia ile varolmama hakkının kabulü gibi hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır." Davacı çocuk bakımından az önce açıklanan nedenler ve anılan Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin isabetli kararında belirtildiği üzere, davacı çocuk adına tazminat istenmesi, kusur, zarar ve illiyet bağlantısı üçleminde kabulü mümkün görülmemiştir. Bu talep, tazminat ilkesine aykırı görülmüştür. Bu nedenle mahkememizce davacı çocuk yönünden maddi ve manevi tazminat reddine, anne ve baba yönünden ise kabulüne, davacıların davasının kısmen kabul, kısmen reddine," karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın sigortalıya yöneltilmeden doğrudan sigorta şirketine açıldığını, sigortacının doğrudan davalı yapılmasının, usulen pasif husumet yokluğunu teşkil ettiğini, tıbbi kötü uygulama sigortasında, sigortacıya doğrudan dava açılabilmesinin kanunen mümkün olmadığını, mahkemenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasını doğrudan tıbbi sigorta alanına kıyasen uygulamasının kanuna aykırı olduğunu, pasif husumet yokluğunun, kamu düzeniyle ilgili bir dava şartı olduğunu, ilgili poliçe kapsamında davalının sorumluluğunun tüm masraflarla birlikte 800.000,-TL ile sınırlı olduğunu, davalı tarafın teminat limitini aşacak şekilde faiz, yargılama gideri, harç ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmasının poliçe genel şartlarına ve hukuka aykırı olduğunu, eksik incelemeye dayalı bilirkişi raporunun hükme esasa alınarak karar verilmiş olmasının bozma nedeni olduğunu, mahkemenin resen kusur tespitinin, delil değerlendirme sınırını aştığını, mahkemenin, kusurla illiyet bağı arasında da doğrudan bağlantı kurduğunu, ancak down sendromunun genetik bir anomali olduğunu ve anneye test önerilmemesinin, bu anomalinin meydana gelmesine neden olmayacağını, davalı sigorta şirketinin kusurlu sorumlu olduğunu, sigortalı hekimin kusurlu bulunması halinde şirketin sorumlu olacağı göz önüne alınmaksızın aleyhe hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, kusur bulunmadığı hâlde manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, hükmedilen manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu, aydınlatma ve onam yükümlülüğünün yerine getirildiği belgelerin mahkemece gözardı edildiğini, faiz başlangıç tarihi ve avans faizine hükmedilmesinin de haksız olduğunu, hatalı ve eksik incelemeye dayalı kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE :Dava, tıbbi kötü uygulama nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın sigorta poliçesi kapsamında tazmini davasıdır.İlk derece mahkemesince küçük yönünden talep edilen maddi ve manevi tazminat talebinin reddine, anne ve baba yönünden talep edilen manevi tazminatın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, hekimin tıbbi kötü uygulamada bulunup bulunmadığı noktasındadır.6102 sayılı TTK'nun " Doğrudan Dava Hakkı" başlıklı 1478. Maddesi (1) Zarar gören, uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla, doğrudan sigortacıdan isteyebilir. " sorumluluk sigortalarında zamanaşımını düzenleyen 1482 . Maddesi "(1) Sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar.Tıbbi kötü uygulama ZMSS genel şartlar B1 maddesi ” sigortalının kendisine tazminat talebinde bulunulduğunu öğrendiği yada zarar görenin doğrudan doğruya sigortacıya başvurduğu anda riziko gerçekleşmiş sayılır.” düzenlemesini içermektedir. Bu düzenleme ile riziko olay değil talep anında doğmuş kabul edilmektedir. ( Doç.Dr. Barış Günay Sigorta Hukuku 4. Baskı sayfa 218 vd) bu durumda davalının zamanaşımı süresinin geçtiği ve doğrudan dava açılamayacağına yönelik istinaf sebepleri yerine görülmemiştir. Davacı-küçük ... down sendromu ile doğmuştur. Gebelik süresince annenin davalı sigortalı Dr. ... ... tarafından takip edildiği, doktorun bilgilendirme ve rıza alma yükümlülüklerini ihlal ettiğini ve ileri tetkikleri önermediği iddiasıyla uğranılan zararın Tıbbi Kötü Uygulama sigorta poliçesi kapsamında tazminine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Biyoloji Ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi'nin 5. maddesinde, Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesinde, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 15. Ve 18. maddelerinde tıbbi müdahalenin muhatabını aydınlatma(bilgilendirme) yükümlülüğü düzenlenmiştir. Hukukumuzda, bu yükümlülük aydınlatılmış onam olarak yerleşmiştir. Geçerli bir aydınlatılmış onamdan bahsedilebilmesi için bilgilendirmenin mümkün olduğunca sade şekilde, tereddüt ve şüpheye yer verilmeden, hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekir. Burada tıbbi müdahalenin ne olduğu önem arz etmektedir. Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 4/g maddesinde, tıbbi müdahale; Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi, ifade eder şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, gebelik takibinin de tıbbi müdahale kapsamında bulunduğu açıktır.Bir hastalığa ilişkin risk durumun belirlenmesi ya da teşhisi için yapılması gereken testlere yönelik açıklamalar da aydınlatma kapsamında olup, hekimin bulunduğu yerde söz konusu testlerin yapılmıyor olması da bu hususlarda aydınlatma yükümlülüğünü kaldırır nitelikte değildir.Bilgilendirmenin yapılacağı kişi ise, tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişidir. Ancak, kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Muhatap, çocuk veya kısıtlı ise, bilgilendirme yasal temsilciye yapılır. Gebelikte ise, hem anne sağlığı hem de çocuğun sağlığı söz konusudur. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerekir. Bilgilendirmenin amacı, kişinin tıbbi müdahale ile ilgili olarak serbestçe karar almasını sağlamaktır. Bu nedenle, bir hastalığın tedavisinin mümkün olmamasının hekimin sağlığı koruma ve teşhise ilişkin aydıtlatma (bilgilendirme) yükümlülüğüne bir etkisi bulunmamaktadır. Bilgilendirme sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. bilgilendirmenin yapıldığını ispat yükü TMK'nın 24. maddesi uyarınca hekime ait olup, hekim tarafından aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği her türlü delille ispatlanabilir. Down sendromu 21. kromozomdaki trisomiden kaynaklanan genetik bir bozukluk olup iki tane olması gereken 21. kromozomun üç tane olması ile karakterize edilir. Görüldüğü gibi down sendromu hekim hatası ile oluşan bir hastalık olmadığı gibi, bilinen bir tedavisi de bulunmamaktadır. HGK'nın 22/03/2022 tarih ve 2020/11-592 E. - 2022/356 K. Sayılı kararında; dosyada alınan bilirkişi raporuna göre, down sendromunun gebelik sırasında tanısı için ikili, üçlü, dörtlü test, ense kalınlığı gibi prenatal tarama testleri ve ultrason gibi yöntemlerin kullanıldığı, gebelik döneminin 11 ilâ 14. haftalarında yapılan ikili test, 15 ilâ 20. haftalarında yapılan üçlü/dörtlü testler neticesinde down sendromu ihtimalinin ortaya konulmasının mümkün olduğu, bebeklerde gebelik ultrasonografisinde15 ilâ 20. gebelik haftaları arasında down sendromlu bebeklerin yaklaşık %40-50’sinde artmış ense kalınlığının saptanabileceği, ayrıca tarama testlerine ek olarak detaylı fetal ultrasonografinin tüm gebelere uygulanması gerektiği, hekimin, yapmış olduğu gebelik takibinde, tarama testleri ile ortaya çıkan yeni risk faktörlerini temel risk faktörleriyle çarpmak suretiyle risk belirlemesi sonrasında bir üst seviye olan ve girişimsel müdahale olarak nitelendirilen kesin tanı tetkiklerinin önerilmesi gerektiği, bunların bebeğin plasentasından ya da içerisinde bulunduğu amniyon sıvısından örnek alınarak yapılacak olan CVS veya amniosentez (su alınması) olduğu, prenatal tarama testleri normal çıkan fakat ultrasonda down sendromu açısından risk saptanan gebelikler için de amniosentezin önerilmesi gerektiği, bu yöntemlerle kromozom analizi neticesinde down sendromu teşhisinin kesin olarak konulabileceği ifade edildikten sonra devamla "Görüldüğü üzere gebelik takibi yapan hekim tarafından yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması, riskli bir durum karşısında fetal detaylı ultrasonografi, CVS veya amniosentez yaptırılmasını önerilmesi ve bunlar hakkında bilgi verilmesi gerekmektedir. Ancak hekimin, riskli bir durumun tespit edilmesi karşısında dahi anneyi anılan testleri yaptırmaya veya kesin tanı yöntemlerine başvurmaya zorlaması mümkün değildir. Hekim sadece gerekli aydınlatmayı yaparak gerekli olan işlemlerin yapılması için öneride bulunmalı; ikili, üçlü, dörtlü test gibi prenatal tarama testlerinde risk saptandığında dahi kesin tanı için gerekli olan CVS veya amniosentez işlemlerini yaptırması kararını, bu işlemler bazı riskleri içerdiği için hastaya bırakmalıdır." şeklinde gebelik takibinde hekimin aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin belirleme yapılmıştır. Yukarıda anılan HGK kararında da açıklandığı gibi gebelik takibi yapan hekim tarafından gerekli tarama testlerinin önerilmesi, tarama testleri hakkında hastanın aydınlatılması gereklidir.Hekimin sorumluluğunun tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına göre belirlenmesi gereklidir. Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan gebelik takibine ilişkin rehber, hastaya sunulan hizmetlerin genel çerçevesini oluşturmak üzere düzenlenmiş olup, bağlayıcı değildir.2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun'un “Gebeliğin sona erdirilmesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebeliğin onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olmadığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir. Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir” hükmünü haizdir. Yine Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’ün “On Haftayı Geçen Gebelikte Rahim Tahliyesi” başlıklı 5. maddesi; “Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur” şeklindedir. Anılan Tüzük’e ekli (2) sayılı listede “Down Sendromu”nun da bu kapsamda sayıldığı görülmektedir. Dolayısıyla down sendromu tespit edildikten sonra, bir kurul tarafından düzenlenecek rapor neticesinde, on haftadan sonra da gebelik sonlandırılabilmektedir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde Kanunun 6. Maddesine göre gebe kadının iznine bağlıdır. Eğer hekim aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranmaz ve gerekli hususları kadına açıklar ise davacı ebeveynlerin Kanun tarafından tanınan bu hakkı kullanması mümkün olabilecektir.Somut olayda ispat yükü kendisinde olan davalı tarafın süresinde davaya cevap vermediği, dava dışı sigortalı Dr. ... ...'un sağlık hizmetinin verilmesinde davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği hususunun kanıtlanması gerekir. down sendromu hususunda usulünce bilgilendirildiğine dair belge olması zorunlu olmamakla birlikte, tarama testler ile yaşa bağlı riskleri birlikte değerlendirip hekim gerekli görürse ve ailenin aydınlatılmış onamını alarak tanı testleri ambiyo ve kordosentez yaptırılması gerektiği, hekim üçlü tarama testi sonucunun riskin yüksek çıkması halinde bebeğin down sendromlu olabileceğini kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini, yukarıda izah edilen mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye açıklayarak aydınlattığı hususu ispatlanamadığından davacı anne ve baba'nın gerekirse gebeliği sonlandırma imkanı elinden alınmış olduğundan gebeliği takip eden doktorun tıbbi kötü uygulamada bulunduğunun kabulü gerekir. İhbar olunan hekim tarafından karar tarihinden sonra gönderilen dilekçe ekindeki epikriz formlarında, 13/02/2018 ve 22/03/2018 tarihli olanlarında, üçlü test istendiği ve hastanın bunu istemediğinin yazıl olduğu, hastaneden gelen kayıtlar ile hekimin sundukları arasında farklılık olduğu, bu durumun savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında ve HMK'nın 357/1. Maddesinin "Bölge Adliye Mahkemesince resen gözönünde tutulacaklar dışında, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz." düzenlemesi karışsında davalının bu talebi dinlenemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. 1219 sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un Ek Madde 12 ile Kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanlara, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırma zorunluluğu getirilmiştir. Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.1. maddesi, "Bu sigorta sözleşmesi, 1219 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesi çerçevesinde, serbest ya da kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların poliçe kapsamındaki mesleki faaliyeti ifa ederken, sözleşme tarihinden önceki on yıllık dönemdeki veya sözleşme süresi içinde mesleki faaliyeti nedeniyle verdiği zararlara bağlı olarak sözleşme süresi içinde kendisine yapılan tazminat taleplerine, bu taleple bağlantılı yargılama giderleri ile hükmolunacak faize ve sigortalı aleyhine ileri sürülen tazminat talebine ilişkin makul giderlere karşı poliçede belirlenen limitler dahilinde teminat sağlar." şeklindedir. Genel şartların B.5. maddesinde de zarar görenin doğrudan dava hakkı düzenlenmiştir. 2827 sayılı Kanunun 5/2. Maddesine göre yapılacak rahim tahliyesinde kadının iznine bağlı olup, bu bakımdan doktorun, rahim tahliyesi gerektiren hususları açıklama ve aydınlatma yönünden anneye karşı yükümlülüğü bulunduğu nazara alındığında, rahim tahliyesi konusunda bir hak ve imkanı bulunmayan çocuğa karşı bu bakımdan aydınlatma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Ayrıca bebeğin down sendromlu olduğunun tespit edilemediği ve kürtaj hakkının engellendiği iddiası ile down sendromlu çocuk adına talepte bulunulması, özürlü doğmuş çocuğun, hekime karşı, neden kendisinin dünyaya gelmesine yol açtığı ve henüz cenin olduğu dönemde yaşamını neden sona erdirmediği gibi bir iddia ile var olmama hakkının kabulü şeklinde hukuken korunamaz bir duruma yol açmaktadır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2021/1620 Esas 2022/7142 Karar-Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2024/1106 Esas ve 2024/9341 Karar sayılı kararı) ilk derece mahkemesince de davacı küçük yönünden maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Bu haliyle davalı doktorun sözleşmeye bağlı edimini gereği gibi ifa etmediği anlaşılmaktadır. Ancak, her sözleşmeye aykırılık tek başına manevi tazminatı gerektirmez. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için aynı zamanda TBK'nın 58. maddesinde belirtilen şartlar dahilinde kişilik haklarına yönelik bir saldırının da mevcudiyeti gerekir. Manevi zarar, kişinin duygusal dengesini bozan, yaşama sevincini, yaşama keyfini azaltan, panik, korku, dehşet, yas, öfke, iğrenme, elem, küçük düşme, utanç duyma, moralsizlik, tedirginlik, ümitsizlik, yalnızlık hissi, aşağılık hissi, hayal kırıklığı gibi olumsuz duygular, sarsıntılar veya fiziksel acılar olarak tanımlanabilir (Sözleşmeye Aykırılıktan Doğan Manevi Tazminat, Arzu Genç Arıdemir, İstanbul 2008, s. 184 vd.).(Yargıtay 11. HD'nin 24/09/2019 Tarih, 2018/4239 E - 2019/5756 K sayıl ilamı)Davacı anne-baba davalının kusurlu eylemi nedeniyle stres ve üzüntü duydukları anlaşılmaktadır. Bu durumda manevi zararın oluştuğunun kabulü ile davacı anne-baba yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekir.6098 sayılı TBK hükümleri uyarınca, hakimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek tazminat zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.Somut uyuşmazlıkta; tarafların sosyal ve ekonomik durumları, kusur durumları, ihlal edilen şahsi hakkın niteliği, zararın ağırlık derecesi, olayın oluş şekli ve hakkaniyet ilkesi nazara alındığında, davacı anne ve babanın her biri için 20.000 TL manevi tazminat takdirinin hakkaniyete uygun olduğu sonucuna varılmış olmakla davanın bu yönden kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. 6102 sayılı TTK 3 maddesi gereği bu kanunda düzenlenen hususlar İle bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari iştir. Yine TTK 19/2 maddesi gereği taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözlemeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri içinde ticari iş sayılır. Sigorta hukukuna ilişkin temel düzenlemeler TTK'nın Altıncı kitabında yer almakla ticari işlerdendir.Ticari işlerde temerrüt oluşmayan hallerde faiz ödemek gerekirse 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un “Kanuni Faiz” başlıklı 1. maddesi; “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılır." hükmü gereği uygulanacak yasal (kanuni) faiz oranıdır. Örneğin TTK MADDE 20- (1)" Tacir olan veya olmayan bir kişiye, ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca, tacir, verdiği avanslar ve yaptığı giderler için, ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır." hükmünce temerrüt oluşmadığı halde uygulanacak faiz avans faizi değil 3095 sk. 1. Maddesi gereği belirlenen faizdir. 3095 sayılı yasanın 2/2 fıkrası " Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. " hükmü gereği ticari işlerde temerrüt halinde avans faizi talep edilmesi mümkündür. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; anne ve babanın manevi tazminat talebinin kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş olmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şeklide karar verilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 684,00 TL harcın, alınması gerekli olan 2.732,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.048,40 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy çokluğu ile karar verildi. 11/12/2025 MUHALEFET ŞERHİ Down sendromunun tıbbi uygulama hatasından kaynaklanmadığı, genetik anomaliden kaynaklandığı, erken teşhis halinde bile tedavisinin mümkün bulunmadığı, dolayısıyla Down sendromunun oluşmasında hekimin kusurundan bahsedilemeyeceği gibi erken teşhis halinde bilinen tıbbi bir tedavisinin de bulunmadığı tıbben kesin bir olgudur. Yerleşik yargı kararları hekimin kusuruna değil aydınlatma görevini ihmal etmesi sonucu gebeliğin sonlandırılması seçeneğinin; anne- baba yönünden kullanılma ihtimalini ortadan kaldırması gerekçesine dayanmaktadır. Yine yargı kararları ile hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet sözleşmesi olarak kabul edilmektedir. Güncel yargı kararlarında ve sayın çoğunluğun bu dosyadaki kararında olduğu gibi 'down sendromlu doğan çocuk bakımından doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı, istemin özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal etmekte olduğu, maddi ya da manevi, neticede parasal bir değere tekabül eden bir menfaat, kişilik haklarını ihlal eder şekilde talep ve dava konusu edilemeyeceği,' gerekçeleri ile çocuk yönünden açılan davaların reddine karar verilmektedir.Bu durumda down sendromlu doğan çocuk yönünden aydınlatma görevinin yerine getirilmesi halinde yaşam hakkının elinden alınamayacağına ilişkin gerekçe, anne- baba tarafından talep edilen maddi ve manevi tazminatlar içinde aynen geçerlidir. Bir başka söyleyişle "doktor aydınlatma görevini yapsaydı küçüğün anayasal hakkı olan yaşama hakkını biz elinden alacaktık artık alamıyoruz" gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmakta hukuki yarar yoktur. Bu durumda davanın tümden reddi gerektiği görüşündeyim. Kabule göre de; doktor ile vekalet ilişkisi bulunan, bilgilendirmenin yapılacağı kişi ve tıbbi müdahalenin muhatabı olan kişi annedir. Annenin kendisi yerine bir başkasının bilgilendirilmesini talep etmesi halinde, bu talep kişinin imzası ile yazılı olarak kayıt altına alınmak kaydıyla sadece bilgilendirilmesi istenilen kişilere bilgi verilir. Bu halde de bilgilendirmenin anneye yapılması gerektiği ortada iken doktorun hiçbir yasal ve sözleşmesel yükümlülüğü olmayan babaya karşın tazminat ile sorumlu tutulması isabetli olmadığından sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.